28 Aralık 2016 Çarşamba

SÖZÜM ONA ATATÜRKÇÜLER

Kendilerini Atatürkçü olarak nitlendiren ama Atatürk’ü, onun ilkelerini, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini tam olarak anlayamamış insanlar var. Onları “sözüm ona Atatürkçü” diye isimlendirdim.

Atatürükçü olmak, onun bize yüklediği birinci görev olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak ile başlar.

Türkiye Cumhuriyeti için iki büyük tehdit söz konusu; bölünme ve irtica.

Bu iki tehditin de arkasında Amerika önderliğindeki Batılı güçler var. Batılı güçler bu amaçla PKK’yı destekliyor, bu amaçla FETO’yu kullanıyor.

VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ

PKK’nın Türkiye’yi bölme niyeti ortada iken, sözüm ona Atatürkçüler zamanın iktidarı ile birlikte açılım veya barış gibi isimlerle yönetilen ve sonu bölünmeye gidecek olan süreçleri desteklediler. Bu süreçlerin BOP’nin bir parçası olduğunu anlamadılar. İnsan hakları, ileri demokrasi filan deyip halkı bu bölünmee giden yolda tepkisiz kılmaya çalıştılar.

24 Temmuz 2015 tarihinde TSK, emniyet  güçleri ve korucularımız PKK’ya karşı amansız bir mücadele başlatınca sözüm ona Atatürkçüler  bundan üzüntü duydular ve bu mücadelenin vatan savaşı olduğunu anlamayıp, başlayan bu harekete “saray savaşı” adını taktılar. Savaş ilerleyip PKK açtığı hendeklere gömülmesine, ve kentlerden, dağlardan çok büyük ölçüde temizlenmesine rağmen bu düşüncelerinden kurtulamadılar.

Amerika Türkiye’yi bölmek için önce Irak’ı ve Suriye’yi bölmeye kalktı. Kısmen da başarılı oldu. Iraktan başlayıp Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz uzanacak bir koridor açmaya başladılar. PKK/PYD’nin hakim oldukları kantonlar kurdular. Türk Ordusu bu koridoru önlemek için Suriye’ye girdi. Girmeye mecburdu, bu koridor açılırsa Türkiye’nin bölünmesi kaçınılmaz olacaktı.

Sözüm ona Atatürkçüler buna da karşı çıktılar. Suriye bataklığında ne işimiz var, Mehmetçik boşuna ölüyor gibi ifadelerele savaşın psikolojik boyutu düşünüldüğünde karşı safta yer almış oldular.

FETO ÇOK BÜYÜK BİR TEHDİTTİ

FETO, Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yerine kendilerine göre şeriat esaslı bir devlet kurmak için yıllarıdr faaliyet gösteren kökü dışrda bir örgüt. Bu örgüt zamanı geldiğine inanarak 15 Temmuz’da büyük bir kalkışma başlattı. Amaçları sadece iktidarı değiştirmek değil, tümüyle devleti değiştirmekti. Bu girişim onların açısından başaşılı olamadı. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir tehlike atletmış oldu.

Bu gerçekler apaçık ortada iken sözüm ona Atatürkçülerin bir kısmı darbe girişimi başarılı olamadı diye üzüldü. Bir kısmı bu darbenin FETO değil de Erdoğan tarafından planlanıp, yapıldığını inkar etti. Yani halkın gözünden FETO’yu ve Amerika’yı kaçırmak istedi. Tehditin kaynağını gizledi.

ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI

Erdoğan ve AKP iktidarı 14 yıl boyunca çok büyük yanlışlıklar yaptı. PKK konusunda, yanlış yaptı, FETO ile yıllarca beraber hareket etti, Suriye ve Irak politikaları çok yanlıştı. Rusya’ya karşı gereksiz yere düşmanca tavırlar içine girdi.

Erdoğan ve AKP iktidarı bu yanlışlardan döndükçe bizim sözüm ona Atatürkçüler bundan mutluluk duyacaklarına üzüldüler. Erdoğan’ı döneklikle suçladılar. Müspet gelişmeler onları adeta üzdü. Döndü diye Erdoğan’ı eleştirmeye başladılar.

BAĞIMSIZLIK ROTASI

Türkiye, Batı Sistemi’nin kendisine ne kadar büyük zararlar verdiğini, vatan topraklarının bir kısmını kendisinden koparıp almak istediğini, ekonomik olarak sürekli sömürdüğünü anladı ve rotasını Avrasya sistemine çevirdi. Bu dönüş Türkiye Cumhuriyeti’ni tam bağımsızlığa götürecek bir rota değişikliği idi.

Bu müspet gelişmeyi sözüm ona Atatürkçüler tam olarak kavrayamadı. Kimisi Batı’dan kopamayız dedi, kimisi Amerika’nın kucağından kalkıp Rusya’nın kucağına oturacağız dedi. Oysa Türkiye zincirlerini kırıp bağımsızlığını sağlamaya çalışıyordu.

ÖNERİLER

Sözüm ona Atatürkçülerin iyi niyetinden asla şüphem yok. Onların Atatürk’ü daha iyi tanımalarını, onun ilkelerini tam olarak kavramalarını diliyorum. Türk milletinin birliğini, vatanın bütünlüğünü, halkın egemenliğini ve ülkenin bağımsızlığını savunmadan Atatürkçülük olmaz.

Bir önemli dileğim de şu: Atatürkçüyüm diyenler olaylara sadece Erdoğan düşmanlığı penceresinden bakmasınlar. Olayları daha geniş bir açıdan izlemeye çalışsınlar.


Çok zorlu bir savaştayız, bu savaşta Türkiye cephesinde yerlerini alsınlar.

24 Aralık 2016 Cumartesi

ATATÜRK’E İHANETİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ

Soruyor insanlar; Türkiye nasıl bu hale geldi? Ne oldu bize? Bu patlayan bombalar nedendir? Kentlerimiz neden harabeye döndü? Gençlerimiz neden şehit oluor? Bu yoksulluk, bu sefalet nerden geliyor?

Cevap basit: İhanet ettik; Atatürk’e ihanet ettik; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine ihanet ettik. Yanlış yollara saptık, yanlış adamların peşinden gittik.

Atatürk “Tam Bağımsızlık” diyordu, biz 1947’den itibaren bağımsızlığımızdan taviz vermeye başladık. Önce Amerika ile iş birliği anlaşması yaptık, sonra NATO ve AB... Karar alma mekanizmalarını başka uluslara veya uluslararası kurumlara bıraktık.

Atatürk bizi padişahın kulu olmaktan çıkarıp, özgür ve eşit vatandaş yapmıştı, biz bunun kıymetini bilemedik. Osmanlı hayallerine kapılıp başımıza padişah arar olduk. Vatandaşlıktan vazgeçip yeniden kul olmanın yollarına saptık.

Atatürk “Egemenlik Milletindir” dedi, biz TBMM’ni tasfiye edip, egemenliği tek adama vermenin hazırlıklarını yaptık ve yapıyoruz.

Atatürk “Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir” dedi. Ülkeyi bilimin ışığı ile aydınlatmaya şalıştı; biz bilimi bir yana koyup, hurafelerin, batıl inançların, dogmatik düşüncelerin karanlığını tercih ettik.

Atatürk savunmamız milli olsun, eğitimimzi milli olsun, iktisadımız milli olsun dedi.

NATO’ya girip,  vatan savunmasını başka milletlerin ordusuna emanet ettik.

Eğitimiz, o kadar millilikten çıkardık ki, okullarda İngilizce eğtim vermeye başladık. Milli eğitimin yerini ya Amerikancı eğitim aldı ya da Arapçı eğitim aldı.

Ekonomik kararlarımızı yabancıların önerilerine, nasihatlarına ve dayatmalarına göre aldık. IMF, Dünya Bankası ve Batılı kapitalistlerin kurumları iktisadımızı yönetir oldu.

Atatürk "Türkiye Cumhuriyetini kuran halka, Türk Milleti denir"  ve "Türk, Kürt, Laz, Çerkez bunlar hepsi aynı soyun evlatları, aynı cevherin damarlarıdır" demiş ve Anadolu halkını Türk Milleti kazanında kaynatıp, birleştirmişti. Biz etnik kimlik, dini inanç ve mezhep farklılıklarını ön planna çıkarıp Türk Milletini parçalamaya çalıştık.  

Atatürk   iktisaden güçlü olmadan bağımsılık olmaz diyerek, tarımı geliştirmeye çalıştı, fabrikalar kurdu, bankalar açtı. Biz tarımı öldürüp saman ithal eder hale geldik. Atatürük’ün kurduğu fabrikaları, bankaları  yok pahasına hem de yabancılara satttık. Üreteceğimize, borç alarak geçinmeye çalıştık. Ne sanayimizi geliştirebildik, ne de tarım ve hayvancılığımızı.

Atatürk vatan topraklarını aziz bildi; biz  topraklarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi yabancılara sattık. Katar şeyhine Trabzon’u, Rize’yi pazarlamaya kalktık.


Türk Milleti yeniden bağımsız ve özgür olmak istiyorsa, egemenlik yeniden kendisinde olsun istiyorsa, yeniden güven ve refah içinde, kardeşce ve dostça yaşamak istiyorsa, kulluğu bir tarafa bırakıp yeniden eşit vatandaş olmak istiyorsa yapacağı tek şey var o da şu: Atatürk ilkelerine sarılmak ve  bu ilkeler doğrultusunda devleti  ve milleti yeniden şekillendirmek. 

23 Aralık 2016 Cuma

KAFALAR KARIŞIK

Kafalar karışık, onun için açık ve net yazmaya çalışacağım.

Amerika’nın BOP isimli, Ortadoğu ile planları var. Bu projeye gereği Amerika Türkiye, Irak, Suriye topraklarının bir kısmını içine alacak yeni bir devlet kurmak istiyor. Bu kukla devletin ismi Kürdistan ama esasında bu ikinci bir İsrail devleti olacak.

Amerika bunun için AKP’nin iktidar olmasını sağladı. Bazı STK’ları maddi ve manevi olarak destekledi.

Amerika bu amaçla PKK, FETO, IŞİD ve islami kisveli bazı terör örgütlerini kullandı ve kullanmakta.

AKP iktidarı’nın yanlış uygulamaları PKK, FETO ve IŞİD’in yurt içinde ve dışında büyümesine ve güçlenmesine neden oldu.

Güneydoğu’da PKK egemen olmaya başladı. FETO devlet dairelerine, eğitim kurumlarına, TSK içine yerleşti.

Türk Amerikan savaşı FETO’ya bağlı savcı, hakim ve polislerin Ergenekon, Balyoz, Casusuluk davaları yolu ile TSK’ni, vatansever aydınları tasfiye etmesi ve hapislere atması ile başladı.

AKP iktidarı, PKK ile birlikte “açılım süreci”adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek uygulamalar yaptı.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KORUMA REFLEKSLER VARDIR

Bir noktadan sonra, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisini koruma reflekleri harekete geçti ve Silivri zindanları yıkılıdı. Subaylarımız, aydınlarımız özgür oldu.

7 Haziran seçimlerinde AKP oranda oy kaybetti. 24 Temmuz 2015 tarihinde Türk jetleri kandili bombalayarak Türkiye Amerika’ya savaş ilan etti.

PKK kendi açtığı hendekler gönülmeye başlandı.

15 Temmuz 2016’da Amerika FETO’yu kullanarak bir darbe teşebbüsünde bulunda. Başarılı olamadı ve  Amerika’nın silahlı güçleri olan FETO’ya bağlı askerler ve PKK tasfiye edilmeye ve yok edilmeye başlandı.

İKİNCİ İSRAİL KORİDURU’NA İZİN VERİLEMEZ

Bu arada Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğü Amerika’nın kullandığı terör örgütleri eli ile kayboldu. Irak’ın kuzeyinde kukla bir devletin nüvesi atıldı. Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD kantonları oluşturuldu.

Amerika ve onun ortağı İsrail’in amacı bu kantonları birleştirerek Irak’tan başlayıp, Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e kadar uzanan bir koridor oluşturmaktı. Bu koridor kurulmak istenen devletin Türkiye’yi güneyden kuşatılmasını ve Akdeniz’e kadar uzanarak bir limana sahip olmasını sağlayacaktı.

Bu amaçla PYD-PKK unsurları Amerika tarafından eğitildi, silahlandırıldı. IŞİD’in elindeki bölgeler PYD’ye teslim edildi.

SURİYE BÖLÜNÜRSE TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİ KAÇINILMAZ OLUR

Suriye bölünürse, Türkiye’nin de bölünmesi kaçınılmaz olacaktı. Kantonların birleşip, ikinci İsrail koridorunun oluşmasına engel olmak gerekiyordu. Bu amaçla “Fırat Kalkanı” harekatı başladı. TSK Suriye’nin kuzeyine girdi ve El Bab’a kadar ilerledi.

Fırat Kalkanı harekatının ikinci hedefi Münbiç olacak ve PKK unsurları Fıratı’ın doğusuna atılacak.

Türkiye bu harekatı yapmaya meburdu, ikinci İsrail Koridorunun oluşması Türkiye için çok büyük tehlikeler içeriyordu.

PSİKOLOJİK SAVAŞA DİKKAT!

Türk ordusu Suriye’de kendi vatan bütünlüğü için savaşıyor. Bu savaş tam bir vatan savaşıdır. Mehmetçkilerimiz canları ve kanları pahasına Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorlar.

Suriye’de ne işimiz var, mehmetçik boş yere şehit oluyor gibiş söylemler Amerika’nın işine yarar. Her silahlı mücadelenin bir de psikolojik tarafı vardır. Bu tip ifadelerin söylenmesi, paylaşılması psikolojik savaşta Amerika’nın işine yarar.

BÖLGESEL İTTİFAKLAR ŞART

Türkiye çok doğru bir hamle yapmış ve Rusya ve İran ile stratejik iş birliği içine girmiştir. Bu işbirliği Suriye, Irak Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetlerini de içine alacak şekilde genişlemelidir.

Amerik ve müttefiklerine karşı yapılan bu savaşta bu tip ittifaklar elzemdir.

İÇ CEPHE ÖNEMLİ

Bu savaşta iç cephe çok önemlidir. Milli birlik içinde hareket etmek şarttır. AKP iktidarı başkanlık diyerek, Osmanlı hayalleri kurarak, Atatürk düşmanlığı yaparak, yanlış eğitim politikalarını millete dayatarak ve asker düşmanlığı yaparak milli birliği sağlayamaz. Erdoğan ve AKP iktidarı bu yanlışlardan en kısa zamanda dönmelidir.

Gelişen şartlar göz önüne alındığında Amerika’nın yenilmeye mahkum olduğu aşikardır. Yeter ki iç cepheyi sağlam tutalım, bölgesel ittifaklardan kaçınmayalım.


Zafer Türk Milletinin olacaktır.

22 Aralık 2016 Perşembe

MEHMETÇİK TARİH YAZIYOR
Türk askeri El Bab'da tarih yazıyor. Tıpkı Çanakkale'deki gibi, tıpkı, Conkbayırı'ndaki gibi, tıpkı Dumlupınar'daki vatan sevgisinin ve serdengeçtiliğin en büyük örneklerini veriyor.

Mehmetçik orada gençliğini ortaya koymuş, geleceğini ortaya koymuş, canının ortaya koymuş  vatanı için kanını, canını veriyor.

Ya bu tarafta neler oluyor?

BU BİR VATAN SAVAŞIDIR

Vatan savunması gerçeğini kavrayamamış, olayları tahlilden aciz bazı insanlar, Mehmetçiğe diyorki, bu senin savaşın değil; sen orada pisi pisine ölüyorsun; sana ne Suriye'den; sen kandırıldın, dön geri gel; çık o bataklıktan.

Bu yorumları yapanlar kime hizmet ettiklerinin farkında mı? Bu sözleri söyleyenler bu vatan savaşının hangi safında duruyor? Türkiye cephesinde duran birisi böyle yorumlar nasıl yapar?

Mehmetçik orada bizim için, vatanın bütünlüğü için, milli varlığımızın devamı için can verirken böyle moral bozucu ve Türk'ten çok Türk düşmanlarına yarayan sözleri söyleyenleri, sosyal medya üzerinden paylaşanları uyarıyorum. Dikkat edin şehit kanlarında boğulabilirisiniz.

VATANI BÖLECEK KILICA KALKAN OLMAK

Harekatın adına dikkat edin; "Fırat Kalkanı", bu isim boşuna verilmemiş. Kalkan, yani vatanımızı bölecek bir kılıca karşı  kalkan oluyor.

Irak'ın kuzeyinden başlayan ve Suriye'nin kuzeyini de içine alıp Akdeniz'e uzanan bir kukla devlet kurma hayali ABD'nin BOP isimli planının en önemli kısmını oluşturuyor. Bu kukla devlet görünüşte

Kürt devleti olacak ama aslında ikinci İsrail olacağı kesin.

Bir kere bu koridor oluşunca sıra bu kukla devleti büyütmeğe gelecek. Bizim Güneydoğumuz da elden çıkacak.

AMERİKA VE İSRAİL'E BEKÇİ LAZIM
Bu devleti ABD kurmak istiyor çünkü Ortadoğu petrollerine bir bekçi lazım. ABD'nin bu bekçisi sadece petrole bekçilik yapmayacak, İsrail'in de güvenliğini sağlayacak.

Bu bölgedeki tüm terör örgütleri bilerek veya bilmeyerek Amerika adına savaşıyor. Amerika'nın emellerine hizmet ediyor. Amerika ve müttefiikleri en fazla güvendikleri iki örgüt IŞİD ve PKK-PYD olduğu için, bunlara sürekli silah ve eğitim desteği veriyorlar.

Bizim Suriye'nin kuzeyinde, Mehmetçiğin canı pahasına verdiğimiz mücadele aslında Amerika'nın ülkemizi bölme planlarına karşı  yaptığımız bir vatan savaşıdır.

Biz orada Amerika ile savaşıyoruz. Suriye'de savaşıyoruz ama Türkiye'miz için savaşıyoruz, vatanımız için savaşıyoruz, bayrağımızın yurdun her köşesinde özgürce dalgalanması için savaşıyoruz.

Beşiktaş'ta polislerimize, Kayseri'de askerlerimize yönelik kahpece saldırılar da bu savaşın parçalarıdır. Bu bombalar sonucu şehit olan polislerimiz,  askerlerimiz nasıl vatan için şehit oldularsa, Suriye'de can veren Mehmetçiklerimiz de vatan için şehit oldular.

Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, yattıkları yer nur olsun. Milletimizin başı sağ olsun.

Tekrar ediyorum; hiç kimse bu savaşı yanlış yorumlamasın, küçümsemesin, kahraman askerlerimizin moralini bozacak yorumlar, paylaşımlar yapmasın.

21 Aralık 2016 Çarşamba

“SİSTEM”DEN ÇIKMALIYIZ

Terör dur durak bilmiyor.  Bir hafta içinde önce polislerimize, sonra askerlerimize saldırılar. Daha sonra da Türkiye-Rusya dostluğunun mimarlarından Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’u katlettiler.

Büyükelçiğe sıkılan kurşun aslında Türkiye’ye sıkıldı. Sıkan da belli, sıktıran da. Türkiye Batı sisteminden uzaklaştıkça kendisine yönelen eylemler de daha kanlı olmaya başladı.

1947 yılından bu yana ‘sistem’in içindeyiz. Bu tarihten bu yana başımıza gelmedik bela kalmadı. Son yıllarda ‘sistem’ giderek daha da azgınlaştı:

PKK terörünü başımıza bela etti, ülkeyi bölmeye kalktı. Binlerce insanımızın kaybına yol açtı.

FETO örgütünü kullanıp Türkiye’yi işgal etmeyi denendi.

Kıbrıs’taki haklarımızdan vaz geçmemiz için baskılar uyguladı.

Ermeni soykırım yalanını kabul etmemiz için bizi zorladı.

Ege adalarından bizi kovmaya kalktı.

Liberal ekonomi, açık kapı ekonomisi, küreselleşme adı altında ekonomik sömürü yolarını açık tutu. Sürekli sömürdü, bizi borç batağına batırdı.

Bütün bu belalardan kurtulmak için öncelikle ‘sistem’den çıkmamız gerek.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ‘sistem’in denetimi altında tuttukça, ne terör durur, ne ekonomi düzelir, ne dış politika Türkiye’nin lehine sonuç verir, ne de demokrasi tam ve gerçek işleyişine kavuşur.

AYDIN CAHİLLİĞİ

Bü gerçekleri göremeyen veya görmek istemeyen insanlarımız var. Kendisine aydın diyen bu insanların üç temel özelliği var:

Bilgileri kıt, kafaları sığ, takıntıları büyük.

Tüm bilgileri okudukları gezatenin yazdıklarından ve izledikleri televizyonun söylediklerinden ibaret. Araştırmadan, sorgulamadan sığ bir mantıkla olayları anlamaya çalışıyorlar; bir türlü gerçeği göremiyorlar.

Bu insanların en büyük zaaflarından birisi de Erdoğan ve AKP takıntısı.

Onlara göre, 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan, terörü silahlı güçlerimizle yok etme  harekatı “Saray savaşı” oluyor. İkinci İsrail (Kürt Koridoru) koridorunu önlemek için başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı “Suriye bataklığına girmek” oluyor. FETO’nun yaptığı darbe girişimi Errdoğan’ın iktidarını pekiştirmek için planladığı bir eylem oluyor.

Çoğunun iyi niyetinden asla şüphe etmediğim bu insanların haklı oldukları taraf elbette var. Erdoğan Vatan Savaşında hatalar yapıyor. Başkanlık dayatması, askeri okulların, hastahanelerin kapatılması, dış politikadaki tutarsızlıklar önemli yanlışlıkları. Bunları eleştirmek ve düzeltebilmek için bu insanlarımızın önce Vatan Savaşı mevzisinde doğru safta olmaları lazım.

YENİDEN MÜDAFAA-İ HUKUK

Temennimiz odur ki, iktidarı ve muhalefeti ile tüm siyasilerimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tüm meslek odalarımız, sendikalarımız, demokratik kitle örgütlerimiz özetle tüm milletimiz ‘sistem’e hayır der ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden tam bağımsız kılarız.


Kurtuluş, “Müdafaa-i Hukuk” doktirinine dönmekten geçer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine dönmekten geçer.
SALDIRI MİLLİ DEVLETE

Kayseri’de gerçekleşen menfur saldırı olduğu zaman Amerika’daydım, yani saldırının düzenlendiği merkezde. Saldırının merkezi diyorum çünkü ülkemde patlatılan bombaların ABD kaynaklı olduğuna şüphe yok.

Kayseri’de olmamadığım için bir hekim olarak yaralı askerlerimize hizmet edemedim, onların yaralarını saramadım. Beni doktor olarak yetiştiren milletime hizmet edemedim; vicdanım sızlıyor.  

Şehitlerimize Allah’tn rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bu evlatlarımıza olan borcunu asla ödeyemeyiz.

BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?

Bombalar patladıkça, şehit haberleri geldikçe halkımız beddualar ediyor, olayları kınıyor, dualar ediyor ama patlamalar devam ediyor. Keşke olayları dualarla, kınamalarla önleyebilsek ama olmuyor; olmaz da zaten.

Bu alçakça saldırılar ancak bilinçli ve gayretli eylemler ve önlemlerle durdurulur.

Önlem alacaksak önce teşhis gerek, kimin ve ne için yaptığını bilmek gerek. 

Halkım şunu bilmelidir: Bu saldırılar ABD ve İsrail’in başını çektiği kapitalist ve emperyalist odakların eseridir. 

Yayılmacılık ve dünyaya hakim olma arzusu kaptilizmin özünde vardır. Sermaye, ürettiğini satacak pazar ister, ucuz iş gücü ister, ucuz hammadde ve enerji ister. 

Bunlar elde etmek için karşısında güçlü, milli demokratik devrimini tamamlamış, halkı bilinçlenmiş devletler olsun istemezler. Böyle ülkeleri ya askerlerini kullanıp işgal ederler ya da parçalar, böler ortada direnecek milli devlet bırakmazlar.

Son yüzyılların dünya ve özellikle Osmanlı tarihi incelenirse konu daha net anlaşılır. Yöntemleri bellidir. Uyguladıkları yöntemin adı da var: “Böl, parçala yönet”.

İÇ CEPHE ÖNEMLİ

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin milli devletidir; onun haysiyetini, onurunu, ırzını, namusunu, egemenliğini, bağımsızlığını, maddi ve manevi tüm değerlerini koruyan kalesidir. Saldırı işte bu kaleyedir. 

Emperyalistler bilirler ki, kale en kolay içerden yıkılır. Onun için öncelikle iç cepheye saldırırlar.

Saldırı öncelikle milli birliği hedef alır. Onun için etnik kimlikleri, dini inançları, mezhep farklılıklarını ön plana çıkarırlar. Bunları toplumları bir birine düşman kılmanın araçları olarak kullanırlar. 

“Demokratik özerklik, halkaların özgürlüğü, inasan hakları” gibi sözcükler  emperyalistlerin kullandığı silahlardır. 

Toplum bir kere ayrışmasın. Kendini farklı hisedenler hemen silahlandırılır. Ortaya mantar gibi terör örgütleri çıkar. Kanlı eylemler başlar. Teröristler silahlandırılır, eğitilir ve siyasi destek verilir.

Türkiye’nin içine düştüğü durum da budur. 

Saldırı iç cepheyedir. Saldırılar anacak iç cephe korunarak önlenir. İç cephe korunursa Türkiye Cumhuriyeti de korunmuş olur. 

İç cephemizi güçlü tutmanın yolu tek vücut halinde emperyalizme karşı mücadele etmekten geçer. En fazla ihtiyaç duyduğumuz husus milli birlike ve beraberliktir. 

Bir olalım, beraber olalım; Türk Millet olmanın bilinci içinde mücadele edelim. 

15 Aralık 2016 Perşembe

EGEMENLİK MİLLETİNDİR, DEVREDİLEMEZ

1921 yılının Ağustos ayının ilk günleri, Yunan Ordusu ile Türk ordusu Sakarya’da karşı karşıya gelmiş durumda. Top atışları Ankara’dan duyuluyor. TBMM’i sürekli toplantı halinde. Meclisin taşınması bile gündemde.

Meclis toplantı halinde ve endişeler içinde çareler aranıyor. Toplantı devam ederken, Mersin Milletvekili Selahattin Köseoğlu oturduğu yerden bağırır: “Mustafa Kemal Paşa başa geçsin”. Bu fikir büyük bir kabul görüyor.

5 Ağustos 1921 tarihinde 3. Oturum başlayınca Sinop mebusu Rıza Nur Bey ve sekiz arkadaşı meclis başkanlığına şu kanun tasarısını Sunarlar:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Başkumandanlık verilmesi hakkında kanun

Madde1. Millet ve memleketin mukeddaratına fiili olarak el koymuş tek büyük kuvvet olan ve azasından herbirinin ve Esas Kanun ve Esas Teşkilat Kanunu (Anayasa) ile hukuk ve dokunulmazlığı tabiatiyle  muhafaza ve manevi şahsiyeti Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclis aşağıdaki kayıtlarla Başkumandanlık fiili vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal Paşa’yı memur eylemiştir.

Madde 2. Başkumandan ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette artırma ve sevk ve idaresini bir kat daha sağlamlaştırmak hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna ait salahiyetini Meclis namına fiili olarak kullanmağa mezundur (izinlidir).

Madde 3. Yukarıdaki maddelerle verilen sıfat ce salahiyet 3 ay müddetle muteberdir. Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin bitmesinden evvel de bu sıfat ve salahiyeti kaldırabilir.

Kanun teklifi aynı gün oy birliği ile kabul edilir.

Ülkenin büyük kısmı işgal altında, düşman Ankara kapılarına kadar dayanmış işte bu şartlarda TBMM yetkilerinin bir kısmını, o da 3 ay süre ile Mustafa Kemal Atatürk’e devrediyor. Atatürk de bu yetkiye dayanarak 7 Ağustos tarihinde  Tekâlif_i Milliye kanunu çıkarıyor.

Türkiye Cumhuriyeti “Hakimiyet-i Milliye” esasına göre kurulmuştur. Başkomutanlık yetkisi meclisindir, kanun yapma yetkisi meclisindir. Milli egemenliğin şartı budur. O zamanki mebuslar bunun bilinci içinde hareket ediyorlar.

O günlerden bu günlere geldik. Şimdi anayasa değiştirilerek Meclis’in birçok yetkisi bir parti başkanına devredilmek isteniyor. Hem de öyle 3 aylığına filan değil, sürekli… Millet egemenliği bitiyor, tek adam egemenliği başlıyor.

Bu meclisin egemenliği halktan alıp tek adama devretme yetkisi de yoktur, hakkı da yoktur. Bırakın meclisi, seçmen kitlesinin tamamı bile böyle bir devir yapamaz.

Millet egemenliği asla ve asla tek adama devredilemez. Bu Türkiye Cumhuriyet’inin sonu demektir. Unutulmasın ki Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçileri vardır. Onların öncülüğünde millet egemenliğine sahip çıkacaktır.

Hiç kimse Osmanlılık ve padişahlık hayallerine kapılmasın. Bu millet egemenliğini savaşarak elde etmiştir, bir kanun değişikliği ile elinden bırakmaz.