ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 5
Eyup S. Karakaş
1 Ağustos 2026 Cumartesi
ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLUNUN PARTİSİNE 4
31 Temmuz 2026 Cuma
ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 3
29 Temmuz 2026 Çarşamba
ATATÜRK’ÜN PARTİSİ’NDEN İMAMOĞLUNUN PARTİSİNE 2
Nasıl oldu da "CHP'den ancak cenazem çıkar benim. Atatürk'ün partisini
terk etmeye ne yürek ne de vicdan izin verir..." diyen yığınla insan Atatürk’ün partisinden
ayrıldı ve İmamoğlu’nun partisine gitti.
Bu sorunun cevabını doğru vermek lazım. Aslında olay
CHP’lilerin büyük kısmının Atatürk’e ve kendilerine yabancılaşması ile
başladı. İnsanlar gerçek Atatürk’ten
uzaklaştırıldı ve algılarla oluşturulan hayalî bir Atatürk’e taşındı. Bu
insanlar gerçek Atatürk’ün izinde gittiklerini sanıp belirli odakların piyonu
haline geldiler.
Bütün bunlar ülkemize karşı Batı’nın emperyalist güçleri
tarafında uygulanan ‘yumuşak güç’ nedeniyle oldu. Batı, egemen olmak istediği
ülkelere karşı her zaman sert güç uygulamaz, çoğu zaman yumuşak güç kullanır.
Bir ülke yumuşak güç kullanılarak kendi amaçlarını başka
ülkelerin halklarına benimsetirse, daha masraflı olan sert güç kullanmasına
gerek kalmaz.
YUMUŞAK GÜÇ
Yumuşak güç uluslararası ilişkilerde nispeten yeni bir
kavramdır. İlk defa Amerikalı siyaset bilimci Joseph S. Nye tarafından
kullanılmaya başlanmıştır. Yumuşak güç, istediğini zor kullanma ve para verme
yerine muhatabını kendine yaklaştırma, benimsetme becerisidir. Diğerleri, sizin
ideallerinize, düşüncelerinize hayran olunca ve sizin isteklerinizin onların da
isteği haline gelince, onları kendi kontrolünüz altına girmesi için zor
kullanmanıza ya da para ile kandırmanıza gerek kalmaz.
Daha net bir ifadeyle, ‘yumuşak güç’ bir milletinin ya da
bir grup insanın beynini ve gönlünü ele geçirmek için kullanılan güçtür. Bu
gücün etkisinde olanlar beyinlerini ve kalplerini kiraya vermiştir. O beyin ve
kalp, güç sahibi tarafından kullanılır.
Siz bu gücün etkisi altına girdiyseniz, ne düşüneceğinize,
neden hoşlanacağınıza ya da neden ve kimden nefret edeceğinize o güç sahibi
karar verir; siz de bunu kendi düşünceleriniz ve duygularınız sanırsınız.
Son 30 yılda internet, haberleşme teknolojisinde ve sosyal
medya platformlarında yaşanan gelişmeler hem sosyal hayatımızı hem de
uluslararasındaki ilişkileri güvenlik ve savunma temelinde büyük değişiklikler
yaptı. Bu değişimler halen devam edip gitmektedir. Bunun sonucunda yumuşak gücün
etkinliği daha da arttı.
Yumuşak gücün etkinliği artınca ‘toplum siyaseti’ kavramı
ortaya çıktı. Uluslararası arenada sadece devletlerin değil, kamuoyunun da
önemli bir aktör olabileceği anlaşıldı. Geleneksel diplomasi yönetimin tek
başına yeterli olmadığı görüldü. Devletler arasındaki bürokratik süreçlere
sivil toplum örgütleri ve halk kitleleri de eklendi.
Toplum siyaseti, bir devletin kendi milli çıkarlarını
gerçekleştirmek ve etki alanını genişletmek için yoğun biçimde
uygulanmaktadır. Özellikle büyük
devletler, yumuşak gücün bir aracı olan toplum siyasetini diğer ülkelerin
halklarını derinden etkilemek, onları uzun vadede kendi çıkarları doğrultusunda
değiştirmek için toplum siyasetini etkin şekilde kullanmaktadır.
Günümüzde de dünya egemenliği peşinde olan Amerika,
emperyalist emellerini gerçekleştirmek için yumuşak güç kullanıyor ve başta
İngilizce olmak üzere kendi kültürünü tüm dünyaya yaymaya çalışıyor. Kendisine
evet diyecek iktidarları oluşturmaya çalışıyor. Bunda da çok başarılı oluyor.
Amerika, kültürel üstünlüğü siyasi ve ekonomik üstünlüğün
takip edeceğini biliyor. Kendi kültürünü, kendi yaşama biçimini halklara
benimsetiyor. Diğer ülkelerdeki Amerikan
kültürü benimseyen ve Batı hayranlığı içine giren insanlar, robotlaşıyor ve
Attilâ İlhan’ın dediği gibi Batı’nın manevi ajanı haline geliyor.
Yumuşak gücün etkisinde kalarak, kendilerini Atatürkçü sanan
ve Batı’nın kültürel üstünlüğüne boyun eğen insanlar CHP’den koparak Yeni
Parti’ye gittiler ve bir projenin hizmetçisi oldular. Ne yaptıklarının, kime
hizmet ettiklerinin farkında bile değiller.
28 Temmuz 2026 Salı
ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 1
18 Haziran 2026 Perşembe
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
Descartes'ın
felsefesinin mizaha dönüşmüş şeklidir aslında Nasrettin Hoca fıkraları.
Mantık yürütme konusunda çıkarılacak derslerle yüklüdür. Mantık hatalarımızı
abartılı örneklerle bize anlatır ve bu hataları yapanlarla alay ederek bize
sağlıklı düşünmenin yollarını açar. Birkaç örnek vermekte fayda var. Çok
bilinenlerden birkaç tane sunalım:
Meşhur hikayedir;
hocanın komşusu tenceresinin doğurduğuna inanmış ama öldüğüne inanmamış.
İnsanların sık yaptığı bir mantık hatasıdır bu. İşine gelen yalanı hemen
benimser ama işine gelmeyen gerçeği kabullenemez. Bazı konuşmaları dinlediğimde
veya sosyal paylaşımları gördüğümde aklıma hemen bu fıkra gelir. Koca koca
insanlar işlerine geldiğinde koca koca koca yalanlara kolaylıkla inanıyorlar ve
hemen arkadaşları ile paylaşmaya başlıyorlar. Çok doğru sözleri ise işlerine
gelmediği için ret ediyorlar. Doğrular onlar için yalana dönüşüyor.
Bindiği dalı
kesen adam düşünce koşa koşa Hoca’ya gelmesi ve “Sen benim düşeceğimi bildin,
ne zaman öleceğimi de bilirisin” demesi ise sık yaptığımız bir mantık
hatasıdır. Bu bir otorite kaymasıdır.
Bir konuda uzman
olan bir kişinin, uzmanlık alanı dışında verdiği bilgileri de peşinen doğru
kabul ediyoruz. Mademki uzmandır, her şeyi bilir sanıyoruz. Televizyonlar,
gazete sütunları böyle otoritelerle dolu. Esas branşı iktisattır ama sağlık
konusunda da ahkam keser, dış siyaset ile ilgili büyük büyük laflar eder;
halkımız da bu büyük otoriteye (!) hemen inanır.
Bir diğer örnek
de söylenen bir söze veya ileri sürülen bir görüşe olduğundan farklı ve öte
anlamlar yüklemektir. Nasrettin Hoca şu fıkra ile böyle yapanlarla alay eder.
Hocanın karısı yatakta Hoca’ya biraz öteye gider misin deyince Hoca kalkmış
komşu köye gitmiş ve hanımına biraz daha gideyim mi diye haber yollamış. Bu
mantık hatası da günlük hayatta ve siyasi tartışmalarda sıkça yapılıyor.
Önyargılarımız, arzularımız, nefretlerimiz duyduğumuz bir söze, okuduğumuz bir
yazıya taşıdığından daha öte anlamlar vermemize neden oluyor. Yanlış
değerlendirmeler yanlış kararlara yol açıyor.
Komşusu Hoca’dan
ödünç çamaşır ipi ister. Hoca veremem, bizim hatun ipe un sermiş der. Adamcağız
da “Hoca hiç ipe un serilir mi” diye sormuş. Aslında ipe un serilir, günlük
hayatta, farkında olmadan sürekli ipe un sereriz. İşimize gelmeyin fikirleri
olmadık bahanelerle ret ederiz de farkına bile varmayız. Hep komşuyu kandırmak
için ipe un serecek değiliz ya, bazen de kendimizi farkında olmadan ipe un
sererek kandırırız.
Bilinen bir
hikayedir; komşusuna gelen mektubu okuyamayınca komşusu şu başındaki kavuktan
utan der. Hoca da marifet kavuktaysa, al sen tak sen oku der. Değer verdiğimiz
bir insanın her dediğini doğu sayarız. Oysa bir sözün doğruluğu söyleyenin
kimliğine değil, içeriğine bağlıdır. Başında “Prof” unvanı olan birisinin
düşüncelerindeki değer onun unvanın değil, edindiği bilgi ve tecrübelerinin
eseridir.
Nasrettin Hoca’da
fıkra çok ama biz lafı fazla uzatmayalım, sözü burada keselim.
SONUÇ
Hayatımızın her
anında kararlar veririz ve seçimler yaparız. Bu karar ve seçimler bizim
davranışlarımızı belirler. Descartes’ın felsefesi ve Nasrettin Hoca’nın
fıkraları bizi mantık hatalarından koruyabilir. Sağlıklı düşünmemizi
sağlayabilir. Davranışlarımızı düzeltebilir.
Ön yargılardan
uzak ve isteklerinizin, tutkularınızın, nefretlerinizin ve daha önce
edindiğimiz bilgilerin esaretinin bizi yanlış kararlara itmediği günler dileği
ile…
1 Mayıs 2026 Cuma
1 MAYISI İYİ DEĞERLENDİRELİM
Yılın 364 günü işçiyi sömürüp, yılda bir gün işçilerin
bayramını kutlayanların ağzından riya akıyor.
Her 1 Mayıs’ta meydanları doldurup gösteri yapanlar da artık
şunu bilmeli; vahşi kapitalist sistem içinde kalıp, her seçimde bu sistemin partilerini destekleyip,
günde bir gün pankart açmakla, sloganlar
söylemekle, gösteri yapmakla hiçbir hak
elde edemezsiniz.
Farkında mısınız bilmem ama her yıl milli gelirden
sermayenin aldığı pay yükselirken, emeğin payı küçülmekte.. Bunun sorumlusu sizsiniz. Bu sistem
partilerini desteklemekten vaz geçin artık.
Mücadelenizi bu
sisteme ait olmayan, gerçek anlamıyla emekçiden, üreticiden yana olan bir parti içinde örgütlenerek yapmalısınız. Siyasi mücadeleden başka çıkar yol yok; bunu bilin ve gereğini yapın artık… Ancak bu
şekilde 1 Mayıs’ın hakkını vermiş olursunuz.