7 Mart 2026 Cumartesi

 SAKARYA SAVAŞI

Ordunun Yunanlılar karşısında direnemeyip Sakarya'nın doğusuna çekilmesi üzerine TBMM’de, özellikle muhalifler, kötümser nutuklarla feryada başladılar: “Ordu nereye gidiyor; millet nereye götürülüyor? Bu gidişin elbette bir sorumlusu vardır; o nerededir? Onu göremiyoruz. Bugünkü acıklı ve korkunç durumun asıl sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik” diyorlardı. Bu şekilde konuşan kimselerin dolaylı yoldan kastettikleri şahsın Mustafa Kemal Paşa olduğuna dair şüphe yoktu. Diğer bir grup ise durumun vahameti karşısından gerçekten zaferin tek çıkış noktasının Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığı olduğunu öne sürüyordu.

Yaşanan tartışmalardan sonra 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya, üç aylığına Başkomutanlık yetkisi verildi.  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, meclisin verdiği yetkiyle Tekâlifi Milliye Emirlerini (7-8 Ağustos) yayınlayarak, Sakarya Savaşı öncesinde ordunun takviyesine başladı.

 

T.B.M.M. REİSİ MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNE BAŞKUMANDANLIK TEVCİHİNE DAİR KANUN

 Kabul Tarihi : 5 Ağustos 1337 (1921)

Madde 1.

(Millet ve memleketin geleceğini bilfiil elinde bulunduran, Kanunuesasi ve Teşkilatı Esasiye kanunu ile yönetme ve yürütme yetkisini kullanan dolayısıyla Başkumandanlık yetkisini de elinde bulunduran Türkiye Büyük Millet Meclisi, aşağıdaki şartlar altında Başkumandanlık görevini, kendi reisi Mustafa Kemal Paşaya vermiştir.)

Ve orduyu donatmak için Mustafa Kemal Paşa Tekalif-i Milliye kararnamesini yayınlar:


Tekalif-i Milliye kararları

 

Tüm ilçelerde bir komisyon Tekalif-i Milliye emirlerini düzenleyecek ve kontrol edecektir.

– Cephane ve silah bulunduran halk bunları orduya verecektir.

– Askerlerin giyim ihtiyacı halk tarafından desteklenecektir.

– Devlet halkın mevcut yiyecek ve içeceklerinin %40’ına el koymaktadır.

– Devlet iş adamlarının mevcut giyeceklerinin %40’ına el koymaktadır.

– Devlet tüm taşıtların %40’ına el koymaktadır.

– Sahibi olmayan herşey devletindir.

– Orduya faydası olacak tüm meslekler ordu emrine girmiştir.

– Ordunun lojistik desteğinde halk ücretsiz yardım edecektir.

 

MECLİSİN KAYSERİ'YE TAŞINMASI

 

Yunan Ordusunun Sakarya’ya kadar ilerlemesi üzerine TBMM'de tartışmalara neden oldu. Genel olarak bir karamsarlık hali vardı.

Bu ortamda, Mustafa Kemal paşa kürsüye çıkar ve şunları söyler:

“Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyleyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.”

Düşman Polatlı’ya kadar gelmesi ve top seslerinin Ankara’dan işitilmeye başlaması üzerine, Hükümet, Meclisin Kayseri’ye taşınması için meclise teklif sundu. Bunun üzerine Erzurum milletvekili Durak Bey söz alır ve tarihi bir konuşma yapar:

“…Ordu şehir bekçisi değil, ordu istiklâl bekçisidir. Nerede canı isterse orada harbini yapar, ikinci meseleye gelince Büyük Millet Meclisi buradan gitmemelidir. …Büyük Millet Meclisi azaları birer tüfek alsınlar, burada top patlayıncaya kadar burada kalsın. “Kanımızı, canımızı feda etmek için geldik… Biz bu kürsüyü bekliyoruz… Ankara’yı bekliyoruz. …Millete biz heyecan vermeyelim, metin olalım, ölürsek ölürüz. Yedi senenin içinde milyonlarca insan telef ettik, biz o milyonlarla insanlardan büyük değiliz. Biz de feda olalım. “

O güne kadar söz alıp hiç konuşmamış olan Dersim Mebusu Diyab Ağa (anne tarafından hısımımız olur) Meclis’te kürsüye çıkar ve şöyle der: “Meclisi taşımak istiyorsanız, buyrun gidin. Ben tek başıma da kalsam son kurşunuma kadar savaşırım. Son kurşunu da kendime sıkarım!"

Ve meclis Ankara’da kalır.

Milletvekillerinden bir heyet ordunun durumunu görmek için cephe hattına gider. Dönüşte meclise bilgi veren milletvekillerinden İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey'in şöyle söyler: “…Ordunun ihtiyaçlarından birisi de kumandanların ifadesine nazaran yiyeceği, içeceği yok. Ordu ricat ettiği zaman kâfi derecede erzakını alamamış. …Bir kaç nefere tesadüf ettim. Onlarla görüştüm. …Biz düşmanı yenmeye geldik, Zararı yok biraz da aç dövüşürüz dediler. …Yalınayak bir nefer yanıma geldi. Heyetle ben neferin önünde yere bakmaya mecbur olduk ve sıkıldık. Burada haykırarak istemediğime utandım. 

Düşman Sakarya’ya kadar gelip, Ankara’yı tehdit ettiği o zor günlerde, «Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti» Meclise şöyle seslenir: “Giydiğimiz kefen, yediğimiz zehir olsun… Yeter ki düşmanı kovunuz”.

 

“SAKARYA MELHAME-i KÜBRASI”

 

23 Ağustos 1921 günü Yunan ordusu taarruz başlatır. 100 km uzunluğundaki bir cephede muharebe devam eder. Savaşın başında Mustafa Kemal Paşa şu emirnameyi yayınlar:

 “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütam, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.”


Sonucu Büyük Nutuk'ta Atatürk şöyle anlatıyor: 13 Eylûl günü Sakarya nehrinin şarkında düşman ordusundan eser kalmadı. Bu suretle 23 Ağustostan 13 Eylûl gününe kadar, bugünlerde dahil olmak üzere, yirmi iki gün ve yirmi iki gece bilafâsıla devam eden  ‘Sakarya Melhame-i Kübrası’ yeni Türk devletinin tarihine; cihan tarihinde ender olan büyük bir meydan muharebesi misali kaydetti.” 

“..Subaylarımızın kahramanlığı hakkında söyleyecek söz bulamam. Ancak doğru ifade edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş subay savaşı olmuştur.”

“..ön safta katılan subayların yüzde 80’i, erlerin yüzde 60’ı ya şehit olmuş ya da yaralanmıştı. 42. Alayın bütün rütbeli subayları şehit olduğu için” Alay'ın komutasını bir yedek subay üstlenmişti. 4. Tümen hücum taburunda bir tek subay kalmıştı. Yalnızca Çal dağı çarpışmalarında “3 alay komutanı, 82 subay,ve 900 er şehit olmuştu.” “Karadağ tepesini almak için, yarım tümen şehit verilmişti. 8 Tümen komutanı süngü savaşında şehit olmuştu.”

13 Eylül bittiğinde savaş da sona ermişti. Birkaç gün içinde Ankara’ya gireceğini söyleyen Yunan Ordusu çekildi, gitti. Yunan ordusu Sakarya’da yok edilemedi, ama büyük darbe vuruldu. Azaltılmış rakamlarla ve yalnızca ölü olarak subay-er 18 bin kayıp vermişti.

Sakarya Savaşı’nın zaferle sonuçlanması üzerine, TBMM, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’ya Müşür (Mareşal) ve Gazi unvanı verdi…

Hiç yorum yok: