28 Temmuz 2026 Salı

 ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 1

Daha düne kadar, baba ocağımız, biz 3 kuşak CHP’liyiz, Atatürk’ün Partisinden ayrılmayız diyenler bir de baktık ki, Atatürk’ün partisini terk edip İmamoğlu’nun partisine gitmişler.
Bu geçiş, çok önemli bir sosyolojik ve psikolojik olay; üzerinde durulması gerek. Tam bir toplum mühendisliği.
Bu geçişin nasıl gerçekleştiğini, bu toplum mühendisliğinin nasıl yapıldığı konusunu irdelemek için bir yazı dizisi kaleme alıyorum. Yazının tamamı uzun olacağı için kısım kısım paylaşacağım.
Amerika bir ülkede kendi planlarına, tekliflerine evet diyecek iktidar oluşturmak isterse öncelikle yumuşak güç kullanır. Kendi amaçlarını hedef ülke insanlarına benimsetir. Bu insanlar Amerikan çıkarlarının savunucusu haline gelirler ve seçimlerini bilerek ya da bilmeyerek Amerika’ya hizmet ederler.
NAYMAN ANA EFSANESİ
Kendisine, ülkesine, halkına yabancılaşmış insanlara ‘mankurt’ deniyor. Bu mankurt sözcüğünün kaynağı Büyük Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Değer’ isimli romanında anlattığı Nayman Ana efsanesindir. Anlatalım:
Juan-Juanlar Sarı Özek’i işgal ederler. Kazakların topraklarına, su kuyularına, hayvanlarına el koyarlar. Kazaklarla Juan-Juanlar arasında savaşlar olur. Juan-juanlar esir aldıkları kazaklara çok büyük işkenceler yaparlarmış ve satarlarmış. En acımasız işkenceyi, satmadıkları genç ve güçlü olan tutsaklara yaparlarmış. İnsanların hafızasını, aklını yitirmesine yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken bir kasap oracıkta bir deveyi keser, derisini yüzermiş. Deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Buna “Deri Geçirme işkencesi” derlermiş. Bu işkenceye maruz kalan esir ya acılar içinde kıvranarak ölür ya da hafızasını, aklını, bilincini yitirerek ‘mankurt’ olurmuş.
Başına deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek yakan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz yakan güneşine altında öylece birkaç gün bırakırlarmış. Onları öldüren açlık, susuzluk değil, deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Ölen ölür kalanlar mankurt olurmuş.
Bu işkenceden sonra mankurtlar, hafızalarını, geçmişlerini, ailelerini, kabilelerini, unuturmuş. Akılları başlarından gider, düşünemez olurlarmış. Kendi insiyatiflerini yitiren bu mankurtlar, Juan-Juanların birer kölesi olurmuş; Juan-Jaunlar ne derse, onu sorgusuz sualsiz yaparlarmış.
Juan-Juan’larla yapılan bir savaşta Nayman Ana’nın oğlu yaralanır ve atı onu düşmanların içine doğru alır götürür. Bir daha da ondan haber alınamaz. Savaş meydanında cesedi bulanamayınca öldü kabul edilir. Nayman Ana, oğlunun öldüğüne inanmaz ve onu aramaya çıkar. Sarı-Özek bozkırlarında oğlunu görür ve devesini ona doğru sürer. Mankurtlaşan oğlu onu tanımaz ve ilgi göstermez. Bu sırada birkaç Juan-Juan kendilerine doğru geldiğini gören Nayman Ana kaçar ve gizlenir. Juan-Juanlar Nayman Ana’yı görmüştür. Mankurt oğlana kadını öldür emrini verirler. Juan-Juanlar uzaklaşınca Nayman Ana tekrar oğlunun yanına gelir. Yaklaşınca oğlunun yayını gerdiğini ve okunu kendisine doğrulttuğunu görür ama kaçamaz. Ok böğrüne saplanır ve devesinden düşer ana, oracıkta hemen ölür.
Aklı, başından gitmiş, hafızasını yitirmiş, muhakeme edemez hale gelmiş, kendisine söylenenleri sorgusuz sualsiz kabullenmiş olan oğlan; gece gündüz demeden, dağlarda, bozkırlarda, soğuk sıcak demeden kendisini arayan anasını öldürdüğünü nereden bilsin?
ZAMANIMIZIN MANKURTLARI
Günümüzün Juan-Juan’ı da Amerika. Toprağımıza göz koyan o; bizi sömürmeye kalkan o, zenginliklerimize el koymaya çalışan o, bizi bölmeye kalkan o. Amerika Juan-Juan olur da bazılarımızı mankurta çevirmek istemez mi? İster elbette! İstediğini de yapmıştır; vatanımız mankurt dolu.
Amerika’nın deve derisi kullanacak hali yok. Televizyonları kullanıyor, gazeteleri kullanıyor, yazdırıyor, söyletiyor; insanlarımızın beynini esir alıyor. Beyni esir alınanlar da mankurtlaşıyor. Mankurtlaşanlar akıl yürütemez oluyor, Amerika ne isterse onu düşünüyor, onu söylüyor.
İnsanlar mankurtlaştıkça, kendi kendine yabancılaşmış, milletine yabancılaşmış, halkına yabancılaşmış acayip bir mahlûka dönüşüyor.
Amerikancı televizyonlarda akşam ne duyduysa, sabah onu tekrar ediyor; gündüz Amerikancı yazarlardan ne okuduysa, akşam onu söylüyor. Amerika’nın papağanı olmuş, ötüyor.
Kendisine sosyal medyadan ulaşan ne kadar fitne, fesat, bozgun içeren yalanlar, uydurma haberler, Amerikancı yorumlar varsa onu paylaşıp duruyor.
Bunlar ne olduklarının da farkında değiller. Kimisi kendisini Atatürkçü sanıyor, kimisi milliyetçi sanıyor, kimisi solcu sanıyor, kimisi de dindar…
Atatürk’ün CHP’sinden İmamoğlu’un partisine geçenlerini çoğu az veya çok mankurt hale dönüşmüş insanlar. Nayman Ana’nın oğlu anasını öldürdüğü gibi bu insanlar da CHP’yi parçaladılar. Yoğun propagandalara kanarak İmamoğlu’nun partisine katıldılar. Buna rağmen hâlâ kendilerini Atatürkçü, devrimci sanıyorlar. Oklarını da Atatürk’ün CHP’sine atıyorlar.