31 Temmuz 2026 Cuma

 ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 3

Dünkü yazımda egemen devletlerin kendi insanlarını ve diğer ülke halklarını etkileyip istedikleri doğrultuda seçimler yapmasını, kararlar almasını yumuşak gücü nasıl kullandıklarını anlatmıştım; bugün yumuşak gücün araçlarından söz edeceğim.
YUMUŞAK GÜCÜN ARAÇLARI
Yumuşak gücü en etkin kullanan ülkelerin ilk sırasında ABD var. Bazı AB ülkeleri de Amerika ile birlikte hareket ediyor.
ABD’nin kullandığı yumuşak güç araçlarının başında Sinema filmleri, diziler gelir. Walt Disney Pictures, Warner Bros. Entertainment Inc., Netflix , Universal City Studios LLC, Paramount Pictures, HBOmax , 20th Century Studio gibi film üreticilerinin çoğu dünyaya egemen olmak isteyen emperyalist güçlerin kontrolü altında çalışır.
ABD’de yayınlanan Boston Globe, Chicago Tribune, Los Angeles Times, The New York Times, The Washington Post, USA Today, Wall Street Journal gibi gazeteler de televizyonlar gibi Amerikan yumuşak gücünün araçlarıdır.
İletişim teknolojisi gelişti ve X, TikTok, YouTube, Instagram, Facebook, WhatsApp, Reddit, Quara ve Telegram gibi sosyal medya siteleri de birer yumuşak güç odağı haline geldi.
Amerikan büyük sermayenin elinde olan ABD medyası ve sosyal medyası her yıl milyonlarca haber, fotoğraf, yorum, başyazı, köşe yazısı ve makaleleriyle hem kendi ülkesinin hem de diğer ülkelerin halklarını etkiler. CIA ülke içinde 200’den fazla gazete, dergi, haber ajansı ve yayınevinin bizzat sahibidir. Ayrıca diğer gazeteler ve dergiler aracılığı ile yanlış ve taraflı haberler yayar. Amaçları, Amerikan büyük sermayesinin çıkarlarını korumak, Amerika’nın yaptıklarına meşruiyet kazandırmak ve dış kamuoyu oluşturmaktır. Amerikan medyası, Amerikan halkını da etkiler ve onları büyük zenginlerin çıkarlarını savunur duruma getirir.
Ulusal Demokrasi Vakfı ve Uluslararası Gelişme Örgütü gibi ABD hükümetinin parasal destek verdiği kuruluşlar ile Ford, Soros Vakfı ve diğer organizasyonlar diğer ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarına ve üniversitelere yardımda bulunur. Üniversitelere yapılan yardımlar piyasa ekonomisi ideolojisini destekleyen akademik programlara, sosyal bilim enstitülerine, araştırmalara, burslara ve ders kitaplarına gider. Paraları alan STK’lar ise Amerika’nın gönüllü hizmetçisi haline dönüşür.
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye’deki STK’ların ve medyanın bir kısmı az ya da çok, bilerek ya da bilmeyerek Amerikan yumuşak gücü olarak çalışmaktadır. Bazı medya kuruluşları ve STK’lar Amerika’nın ve diğer Batılı ülkelerin ajansları ve fonları tarafından beslenir. Bunlar Türk kamuoyunu emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda oluşturmaya çalışır.
Bu ‘fonlama’ işi genellikle ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), SOROS vakfı, Ayrıca Avrupa Demokrasi Vakfı (EED), Heinrich Böll Vakfı, Chrest Vakfı, Guardian Vakfı, The Swedish International Development Cooperation Agency (SIDA) ve bazı ülkeleri dışişleri bakanlığı aracıyla yapılır.
Türkiye’de yabancı vakıf ve ajans ve devletlerden para alan bazı STK ve medya kurumlarını sıralayalım: Bianet, Medyascope, Yeni Medya Akademisi, Dijital Medya Araştırmaları Derneği, Denge Denetleme Ağı, Oy ve Ötesi Derneği, Kadın Adayları Destekleme Derneği, Kaos Gey ve Lezbiyen Derneği.
Şu da dikkate alınmalıdır; Türkiye’deki bazı Televizyon ve gazetelerin sahipleri ya yabancılardır ya da yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarıdır. Bu medya kurumları da sahiplerinin istediği yayın politikasını izleler.
Bu yayın kuruluşlarının etkisinde kalanları anlamak kolaydır. Son yıllarda 4 büyük olay oldu; Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi, İsrail’in Gazze’de katliam yapması, Venezuela devlet başkanının kaçırılması ve Amerika'nın İran'a saldırısı. Bu 4 olayı yorumlayanlara bakılırsa kimlerin ABD, İsrail yumuşak gücü etkisinde olduğu anlaşılır.
Bana kalırsa herkesin, “Benim bu düşüncelerimi ve duygularımı acaba Amerikan, İsrail ve diğer ülkelerin yumuşak güç araçları mı oluşturuyor?” “Acaba ben özgür ve özerk bir fert miyim ya da bazı güçlerin robotu muyum ” diye düşünmesi gerek.
Özellikle sadece Halk TV, Sözcü TV ve gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, Birgün gibi medya organlarından başkasını takip etmeyenlerin bu soruyu daha sık sorması gerekir.
100 yıllık CHP’yi zayıflatmak, hatta yıkmak için İmamoğlu’nun partisine katılanlar ve bu partiyi destekleyenlerin büyük çoğunluğu yukarıda saydığım medya kuruluşlarının ve İmamoğlu’nun beslediği trollerin etkisinde kalanlardır.
Dikkat edilirse, “Devlet Yok AHBAP var” diyenlerin nerdeyse hepsi İmamoğlu’nun partisini Atatürk’ün partisine tercih etti.

29 Temmuz 2026 Çarşamba

 ATATÜRK’ÜN PARTİSİ’NDEN İMAMOĞLUNUN PARTİSİNE 2

Nasıl oldu da "CHP'den ancak cenazem çıkar benim. Atatürk'ün partisini terk etmeye ne yürek ne de vicdan izin verir..."  diyen yığınla insan Atatürk’ün partisinden ayrıldı ve İmamoğlu’nun partisine gitti.

Bu sorunun cevabını doğru vermek lazım. Aslında olay CHP’lilerin büyük kısmının Atatürk’e ve kendilerine yabancılaşması ile başladı.  İnsanlar gerçek Atatürk’ten uzaklaştırıldı ve algılarla oluşturulan hayalî bir Atatürk’e taşındı. Bu insanlar gerçek Atatürk’ün izinde gittiklerini sanıp belirli odakların piyonu haline geldiler.

Bütün bunlar ülkemize karşı Batı’nın emperyalist güçleri tarafında uygulanan ‘yumuşak güç’ nedeniyle oldu. Batı, egemen olmak istediği ülkelere karşı her zaman sert güç uygulamaz, çoğu zaman yumuşak güç kullanır.

Bir ülke yumuşak güç kullanılarak kendi amaçlarını başka ülkelerin halklarına benimsetirse, daha masraflı olan sert güç kullanmasına gerek kalmaz.

YUMUŞAK GÜÇ

Yumuşak güç uluslararası ilişkilerde nispeten yeni bir kavramdır. İlk defa Amerikalı siyaset bilimci Joseph S. Nye tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Yumuşak güç, istediğini zor kullanma ve para verme yerine muhatabını kendine yaklaştırma, benimsetme becerisidir. Diğerleri, sizin ideallerinize, düşüncelerinize hayran olunca ve sizin isteklerinizin onların da isteği haline gelince, onları kendi kontrolünüz altına girmesi için zor kullanmanıza ya da para ile kandırmanıza gerek kalmaz.

Daha net bir ifadeyle, ‘yumuşak güç’ bir milletinin ya da bir grup insanın beynini ve gönlünü ele geçirmek için kullanılan güçtür. Bu gücün etkisinde olanlar beyinlerini ve kalplerini kiraya vermiştir. O beyin ve kalp, güç sahibi tarafından kullanılır. 

Siz bu gücün etkisi altına girdiyseniz, ne düşüneceğinize, neden hoşlanacağınıza ya da neden ve kimden nefret edeceğinize o güç sahibi karar verir; siz de bunu kendi düşünceleriniz ve duygularınız sanırsınız.

Son 30 yılda internet, haberleşme teknolojisinde ve sosyal medya platformlarında yaşanan gelişmeler hem sosyal hayatımızı hem de uluslararasındaki ilişkileri güvenlik ve savunma temelinde büyük değişiklikler yaptı. Bu değişimler halen devam edip gitmektedir. Bunun sonucunda yumuşak gücün etkinliği daha da arttı.

Yumuşak gücün etkinliği artınca ‘toplum siyaseti’ kavramı ortaya çıktı. Uluslararası arenada sadece devletlerin değil, kamuoyunun da önemli bir aktör olabileceği anlaşıldı. Geleneksel diplomasi yönetimin tek başına yeterli olmadığı görüldü. Devletler arasındaki bürokratik süreçlere sivil toplum örgütleri ve halk kitleleri de eklendi.

Toplum siyaseti, bir devletin kendi milli çıkarlarını gerçekleştirmek ve etki alanını genişletmek için yoğun biçimde uygulanmaktadır.  Özellikle büyük devletler, yumuşak gücün bir aracı olan toplum siyasetini diğer ülkelerin halklarını derinden etkilemek, onları uzun vadede kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek için toplum siyasetini etkin şekilde kullanmaktadır.

Günümüzde de dünya egemenliği peşinde olan Amerika, emperyalist emellerini gerçekleştirmek için yumuşak güç kullanıyor ve başta İngilizce olmak üzere kendi kültürünü tüm dünyaya yaymaya çalışıyor. Kendisine evet diyecek iktidarları oluşturmaya çalışıyor. Bunda da çok başarılı oluyor.

Amerika, kültürel üstünlüğü siyasi ve ekonomik üstünlüğün takip edeceğini biliyor. Kendi kültürünü, kendi yaşama biçimini halklara benimsetiyor.  Diğer ülkelerdeki Amerikan kültürü benimseyen ve Batı hayranlığı içine giren insanlar, robotlaşıyor ve Attilâ İlhan’ın dediği gibi Batı’nın manevi ajanı haline geliyor.

Yumuşak gücün etkisinde kalarak, kendilerini Atatürkçü sanan ve Batı’nın kültürel üstünlüğüne boyun eğen insanlar CHP’den koparak Yeni Parti’ye gittiler ve bir projenin hizmetçisi oldular. Ne yaptıklarının, kime hizmet ettiklerinin farkında bile değiller.

28 Temmuz 2026 Salı

 ATATÜRK’ÜN PARTİSİNDEN İMAMOĞLU’NUN PARTİSİNE 1

Daha düne kadar, baba ocağımız, biz 3 kuşak CHP’liyiz, Atatürk’ün Partisinden ayrılmayız diyenler bir de baktık ki, Atatürk’ün partisini terk edip İmamoğlu’nun partisine gitmişler.
Bu geçiş, çok önemli bir sosyolojik ve psikolojik olay; üzerinde durulması gerek. Tam bir toplum mühendisliği.
Bu geçişin nasıl gerçekleştiğini, bu toplum mühendisliğinin nasıl yapıldığı konusunu irdelemek için bir yazı dizisi kaleme alıyorum. Yazının tamamı uzun olacağı için kısım kısım paylaşacağım.
Amerika bir ülkede kendi planlarına, tekliflerine evet diyecek iktidar oluşturmak isterse öncelikle yumuşak güç kullanır. Kendi amaçlarını hedef ülke insanlarına benimsetir. Bu insanlar Amerikan çıkarlarının savunucusu haline gelirler ve seçimlerini bilerek ya da bilmeyerek Amerika’ya hizmet ederler.
NAYMAN ANA EFSANESİ
Kendisine, ülkesine, halkına yabancılaşmış insanlara ‘mankurt’ deniyor. Bu mankurt sözcüğünün kaynağı Büyük Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Değer’ isimli romanında anlattığı Nayman Ana efsanesindir. Anlatalım:
Juan-Juanlar Sarı Özek’i işgal ederler. Kazakların topraklarına, su kuyularına, hayvanlarına el koyarlar. Kazaklarla Juan-Juanlar arasında savaşlar olur. Juan-juanlar esir aldıkları kazaklara çok büyük işkenceler yaparlarmış ve satarlarmış. En acımasız işkenceyi, satmadıkları genç ve güçlü olan tutsaklara yaparlarmış. İnsanların hafızasını, aklını yitirmesine yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken bir kasap oracıkta bir deveyi keser, derisini yüzermiş. Deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Buna “Deri Geçirme işkencesi” derlermiş. Bu işkenceye maruz kalan esir ya acılar içinde kıvranarak ölür ya da hafızasını, aklını, bilincini yitirerek ‘mankurt’ olurmuş.
Başına deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek yakan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz yakan güneşine altında öylece birkaç gün bırakırlarmış. Onları öldüren açlık, susuzluk değil, deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Ölen ölür kalanlar mankurt olurmuş.
Bu işkenceden sonra mankurtlar, hafızalarını, geçmişlerini, ailelerini, kabilelerini, unuturmuş. Akılları başlarından gider, düşünemez olurlarmış. Kendi insiyatiflerini yitiren bu mankurtlar, Juan-Juanların birer kölesi olurmuş; Juan-Jaunlar ne derse, onu sorgusuz sualsiz yaparlarmış.
Juan-Juan’larla yapılan bir savaşta Nayman Ana’nın oğlu yaralanır ve atı onu düşmanların içine doğru alır götürür. Bir daha da ondan haber alınamaz. Savaş meydanında cesedi bulanamayınca öldü kabul edilir. Nayman Ana, oğlunun öldüğüne inanmaz ve onu aramaya çıkar. Sarı-Özek bozkırlarında oğlunu görür ve devesini ona doğru sürer. Mankurtlaşan oğlu onu tanımaz ve ilgi göstermez. Bu sırada birkaç Juan-Juan kendilerine doğru geldiğini gören Nayman Ana kaçar ve gizlenir. Juan-Juanlar Nayman Ana’yı görmüştür. Mankurt oğlana kadını öldür emrini verirler. Juan-Juanlar uzaklaşınca Nayman Ana tekrar oğlunun yanına gelir. Yaklaşınca oğlunun yayını gerdiğini ve okunu kendisine doğrulttuğunu görür ama kaçamaz. Ok böğrüne saplanır ve devesinden düşer ana, oracıkta hemen ölür.
Aklı, başından gitmiş, hafızasını yitirmiş, muhakeme edemez hale gelmiş, kendisine söylenenleri sorgusuz sualsiz kabullenmiş olan oğlan; gece gündüz demeden, dağlarda, bozkırlarda, soğuk sıcak demeden kendisini arayan anasını öldürdüğünü nereden bilsin?
ZAMANIMIZIN MANKURTLARI
Günümüzün Juan-Juan’ı da Amerika. Toprağımıza göz koyan o; bizi sömürmeye kalkan o, zenginliklerimize el koymaya çalışan o, bizi bölmeye kalkan o. Amerika Juan-Juan olur da bazılarımızı mankurta çevirmek istemez mi? İster elbette! İstediğini de yapmıştır; vatanımız mankurt dolu.
Amerika’nın deve derisi kullanacak hali yok. Televizyonları kullanıyor, gazeteleri kullanıyor, yazdırıyor, söyletiyor; insanlarımızın beynini esir alıyor. Beyni esir alınanlar da mankurtlaşıyor. Mankurtlaşanlar akıl yürütemez oluyor, Amerika ne isterse onu düşünüyor, onu söylüyor.
İnsanlar mankurtlaştıkça, kendi kendine yabancılaşmış, milletine yabancılaşmış, halkına yabancılaşmış acayip bir mahlûka dönüşüyor.
Amerikancı televizyonlarda akşam ne duyduysa, sabah onu tekrar ediyor; gündüz Amerikancı yazarlardan ne okuduysa, akşam onu söylüyor. Amerika’nın papağanı olmuş, ötüyor.
Kendisine sosyal medyadan ulaşan ne kadar fitne, fesat, bozgun içeren yalanlar, uydurma haberler, Amerikancı yorumlar varsa onu paylaşıp duruyor.
Bunlar ne olduklarının da farkında değiller. Kimisi kendisini Atatürkçü sanıyor, kimisi milliyetçi sanıyor, kimisi solcu sanıyor, kimisi de dindar…
Atatürk’ün CHP’sinden İmamoğlu’un partisine geçenlerini çoğu az veya çok mankurt hale dönüşmüş insanlar. Nayman Ana’nın oğlu anasını öldürdüğü gibi bu insanlar da CHP’yi parçaladılar. Yoğun propagandalara kanarak İmamoğlu’nun partisine katıldılar. Buna rağmen hâlâ kendilerini Atatürkçü, devrimci sanıyorlar. Oklarını da Atatürk’ün CHP’sine atıyorlar.