29 Temmuz 2026 Çarşamba

 ATATÜRK’ÜN PARTİSİ’NDEN İMAMOĞLUNUN PARTİSİNE 2

Nasıl oldu da "CHP'den ancak cenazem çıkar benim. Atatürk'ün partisini terk etmeye ne yürek ne de vicdan izin verir..."  diyen yığınla insan Atatürk’ün partisinden ayrıldı ve İmamoğlu’nun partisine gitti.

Bu sorunun cevabını doğru vermek lazım. Aslında olay CHP’lilerin büyük kısmının Atatürk’e ve kendilerine yabancılaşması ile başladı.  İnsanlar gerçek Atatürk’ten uzaklaştırıldı ve algılarla oluşturulan hayalî bir Atatürk’e taşındı. Bu insanlar gerçek Atatürk’ün izinde gittiklerini sanıp belirli odakların piyonu haline geldiler.

Bütün bunlar ülkemize karşı Batı’nın emperyalist güçleri tarafında uygulanan ‘yumuşak güç’ nedeniyle oldu. Batı, egemen olmak istediği ülkelere karşı her zaman sert güç uygulamaz, çoğu zaman yumuşak güç kullanır.

Bir ülke yumuşak güç kullanılarak kendi amaçlarını başka ülkelerin halklarına benimsetirse, daha masraflı olan sert güç kullanmasına gerek kalmaz.

YUMUŞAK GÜÇ

Yumuşak güç uluslararası ilişkilerde nispeten yeni bir kavramdır. İlk defa Amerikalı siyaset bilimci Joseph S. Nye tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Yumuşak güç, istediğini zor kullanma ve para verme yerine muhatabını kendine yaklaştırma, benimsetme becerisidir. Diğerleri, sizin ideallerinize, düşüncelerinize hayran olunca ve sizin isteklerinizin onların da isteği haline gelince, onları kendi kontrolünüz altına girmesi için zor kullanmanıza ya da para ile kandırmanıza gerek kalmaz.

Daha net bir ifadeyle, ‘yumuşak güç’ bir milletinin ya da bir grup insanın beynini ve gönlünü ele geçirmek için kullanılan güçtür. Bu gücün etkisinde olanlar beyinlerini ve kalplerini kiraya vermiştir. O beyin ve kalp, güç sahibi tarafından kullanılır. 

Siz bu gücün etkisi altına girdiyseniz, ne düşüneceğinize, neden hoşlanacağınıza ya da neden ve kimden nefret edeceğinize o güç sahibi karar verir; siz de bunu kendi düşünceleriniz ve duygularınız sanırsınız.

Son 30 yılda internet, haberleşme teknolojisinde ve sosyal medya platformlarında yaşanan gelişmeler hem sosyal hayatımızı hem de uluslararasındaki ilişkileri güvenlik ve savunma temelinde büyük değişiklikler yaptı. Bu değişimler halen devam edip gitmektedir. Bunun sonucunda yumuşak gücün etkinliği daha da arttı.

Yumuşak gücün etkinliği artınca ‘toplum siyaseti’ kavramı ortaya çıktı. Uluslararası arenada sadece devletlerin değil, kamuoyunun da önemli bir aktör olabileceği anlaşıldı. Geleneksel diplomasi yönetimin tek başına yeterli olmadığı görüldü. Devletler arasındaki bürokratik süreçlere sivil toplum örgütleri ve halk kitleleri de eklendi.

Toplum siyaseti, bir devletin kendi milli çıkarlarını gerçekleştirmek ve etki alanını genişletmek için yoğun biçimde uygulanmaktadır.  Özellikle büyük devletler, yumuşak gücün bir aracı olan toplum siyasetini diğer ülkelerin halklarını derinden etkilemek, onları uzun vadede kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek için toplum siyasetini etkin şekilde kullanmaktadır.

Günümüzde de dünya egemenliği peşinde olan Amerika, emperyalist emellerini gerçekleştirmek için yumuşak güç kullanıyor ve başta İngilizce olmak üzere kendi kültürünü tüm dünyaya yaymaya çalışıyor. Kendisine evet diyecek iktidarları oluşturmaya çalışıyor. Bunda da çok başarılı oluyor.

Amerika, kültürel üstünlüğü siyasi ve ekonomik üstünlüğün takip edeceğini biliyor. Kendi kültürünü, kendi yaşama biçimini halklara benimsetiyor.  Diğer ülkelerdeki Amerikan kültürü benimseyen ve Batı hayranlığı içine giren insanlar, robotlaşıyor ve Attilâ İlhan’ın dediği gibi Batı’nın manevi ajanı haline geliyor.

Yumuşak gücün etkisinde kalarak, kendilerini Atatürkçü sanan ve Batı’nın kültürel üstünlüğüne boyun eğen insanlar CHP’den koparak Yeni Parti’ye gittiler ve bir projenin hizmetçisi oldular. Ne yaptıklarının, kime hizmet ettiklerinin farkında bile değiller.

Hiç yorum yok: