ATATÜRK’ÜN PARTİSİ’NDEN İMAMOĞLUNUN PARTİSİNE 2
Nasıl oldu da "CHP'den ancak cenazem çıkar benim. Atatürk'ün partisini
terk etmeye ne yürek ne de vicdan izin verir..." diyen yığınla insan Atatürk’ün partisinden
ayrıldı ve İmamoğlu’nun partisine gitti.
Bu sorunun cevabını doğru vermek lazım. Aslında olay
CHP’lilerin büyük kısmının Atatürk’e ve kendilerine yabancılaşması ile
başladı. İnsanlar gerçek Atatürk’ten
uzaklaştırıldı ve algılarla oluşturulan hayalî bir Atatürk’e taşındı. Bu
insanlar gerçek Atatürk’ün izinde gittiklerini sanıp belirli odakların piyonu
haline geldiler.
Bütün bunlar ülkemize karşı Batı’nın emperyalist güçleri
tarafında uygulanan ‘yumuşak güç’ nedeniyle oldu. Batı, egemen olmak istediği
ülkelere karşı her zaman sert güç uygulamaz, çoğu zaman yumuşak güç kullanır.
Bir ülke yumuşak güç kullanılarak kendi amaçlarını başka
ülkelerin halklarına benimsetirse, daha masraflı olan sert güç kullanmasına
gerek kalmaz.
YUMUŞAK GÜÇ
Yumuşak güç uluslararası ilişkilerde nispeten yeni bir
kavramdır. İlk defa Amerikalı siyaset bilimci Joseph S. Nye tarafından
kullanılmaya başlanmıştır. Yumuşak güç, istediğini zor kullanma ve para verme
yerine muhatabını kendine yaklaştırma, benimsetme becerisidir. Diğerleri, sizin
ideallerinize, düşüncelerinize hayran olunca ve sizin isteklerinizin onların da
isteği haline gelince, onları kendi kontrolünüz altına girmesi için zor
kullanmanıza ya da para ile kandırmanıza gerek kalmaz.
Daha net bir ifadeyle, ‘yumuşak güç’ bir milletinin ya da
bir grup insanın beynini ve gönlünü ele geçirmek için kullanılan güçtür. Bu
gücün etkisinde olanlar beyinlerini ve kalplerini kiraya vermiştir. O beyin ve
kalp, güç sahibi tarafından kullanılır.
Siz bu gücün etkisi altına girdiyseniz, ne düşüneceğinize,
neden hoşlanacağınıza ya da neden ve kimden nefret edeceğinize o güç sahibi
karar verir; siz de bunu kendi düşünceleriniz ve duygularınız sanırsınız.
Son 30 yılda internet, haberleşme teknolojisinde ve sosyal
medya platformlarında yaşanan gelişmeler hem sosyal hayatımızı hem de
uluslararasındaki ilişkileri güvenlik ve savunma temelinde büyük değişiklikler
yaptı. Bu değişimler halen devam edip gitmektedir. Bunun sonucunda yumuşak gücün
etkinliği daha da arttı.
Yumuşak gücün etkinliği artınca ‘toplum siyaseti’ kavramı
ortaya çıktı. Uluslararası arenada sadece devletlerin değil, kamuoyunun da
önemli bir aktör olabileceği anlaşıldı. Geleneksel diplomasi yönetimin tek
başına yeterli olmadığı görüldü. Devletler arasındaki bürokratik süreçlere
sivil toplum örgütleri ve halk kitleleri de eklendi.
Toplum siyaseti, bir devletin kendi milli çıkarlarını
gerçekleştirmek ve etki alanını genişletmek için yoğun biçimde
uygulanmaktadır. Özellikle büyük
devletler, yumuşak gücün bir aracı olan toplum siyasetini diğer ülkelerin
halklarını derinden etkilemek, onları uzun vadede kendi çıkarları doğrultusunda
değiştirmek için toplum siyasetini etkin şekilde kullanmaktadır.
Günümüzde de dünya egemenliği peşinde olan Amerika,
emperyalist emellerini gerçekleştirmek için yumuşak güç kullanıyor ve başta
İngilizce olmak üzere kendi kültürünü tüm dünyaya yaymaya çalışıyor. Kendisine
evet diyecek iktidarları oluşturmaya çalışıyor. Bunda da çok başarılı oluyor.
Amerika, kültürel üstünlüğü siyasi ve ekonomik üstünlüğün
takip edeceğini biliyor. Kendi kültürünü, kendi yaşama biçimini halklara
benimsetiyor. Diğer ülkelerdeki Amerikan
kültürü benimseyen ve Batı hayranlığı içine giren insanlar, robotlaşıyor ve
Attilâ İlhan’ın dediği gibi Batı’nın manevi ajanı haline geliyor.
Yumuşak gücün etkisinde kalarak, kendilerini Atatürkçü sanan
ve Batı’nın kültürel üstünlüğüne boyun eğen insanlar CHP’den koparak Yeni
Parti’ye gittiler ve bir projenin hizmetçisi oldular. Ne yaptıklarının, kime
hizmet ettiklerinin farkında bile değiller.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder