MEHMETÇİK TARİH YAZIYOR
Türk askeri El Bab'da tarih yazıyor. Tıpkı Çanakkale'deki gibi, tıpkı, Conkbayırı'ndaki gibi, tıpkı Dumlupınar'daki vatan sevgisinin ve serdengeçtiliğin en büyük örneklerini veriyor.
Mehmetçik orada gençliğini ortaya koymuş, geleceğini ortaya koymuş, canının ortaya koymuş vatanı için kanını, canını veriyor.
Ya bu tarafta neler oluyor?
BU BİR VATAN SAVAŞIDIR
Vatan savunması gerçeğini kavrayamamış, olayları tahlilden aciz bazı insanlar, Mehmetçiğe diyorki, bu senin savaşın değil; sen orada pisi pisine ölüyorsun; sana ne Suriye'den; sen kandırıldın, dön geri gel; çık o bataklıktan.
Bu yorumları yapanlar kime hizmet ettiklerinin farkında mı? Bu sözleri söyleyenler bu vatan savaşının hangi safında duruyor? Türkiye cephesinde duran birisi böyle yorumlar nasıl yapar?
Mehmetçik orada bizim için, vatanın bütünlüğü için, milli varlığımızın devamı için can verirken böyle moral bozucu ve Türk'ten çok Türk düşmanlarına yarayan sözleri söyleyenleri, sosyal medya üzerinden paylaşanları uyarıyorum. Dikkat edin şehit kanlarında boğulabilirisiniz.
VATANI BÖLECEK KILICA KALKAN OLMAK
Harekatın adına dikkat edin; "Fırat Kalkanı", bu isim boşuna verilmemiş. Kalkan, yani vatanımızı bölecek bir kılıca karşı kalkan oluyor.
Irak'ın kuzeyinden başlayan ve Suriye'nin kuzeyini de içine alıp Akdeniz'e uzanan bir kukla devlet kurma hayali ABD'nin BOP isimli planının en önemli kısmını oluşturuyor. Bu kukla devlet görünüşte
Kürt devleti olacak ama aslında ikinci İsrail olacağı kesin.
Bir kere bu koridor oluşunca sıra bu kukla devleti büyütmeğe gelecek. Bizim Güneydoğumuz da elden çıkacak.
AMERİKA VE İSRAİL'E BEKÇİ LAZIM
Bu devleti ABD kurmak istiyor çünkü Ortadoğu petrollerine bir bekçi lazım. ABD'nin bu bekçisi sadece petrole bekçilik yapmayacak, İsrail'in de güvenliğini sağlayacak.
Bu bölgedeki tüm terör örgütleri bilerek veya bilmeyerek Amerika adına savaşıyor. Amerika'nın emellerine hizmet ediyor. Amerika ve müttefiikleri en fazla güvendikleri iki örgüt IŞİD ve PKK-PYD olduğu için, bunlara sürekli silah ve eğitim desteği veriyorlar.
Bizim Suriye'nin kuzeyinde, Mehmetçiğin canı pahasına verdiğimiz mücadele aslında Amerika'nın ülkemizi bölme planlarına karşı yaptığımız bir vatan savaşıdır.
Biz orada Amerika ile savaşıyoruz. Suriye'de savaşıyoruz ama Türkiye'miz için savaşıyoruz, vatanımız için savaşıyoruz, bayrağımızın yurdun her köşesinde özgürce dalgalanması için savaşıyoruz.
Beşiktaş'ta polislerimize, Kayseri'de askerlerimize yönelik kahpece saldırılar da bu savaşın parçalarıdır. Bu bombalar sonucu şehit olan polislerimiz, askerlerimiz nasıl vatan için şehit oldularsa, Suriye'de can veren Mehmetçiklerimiz de vatan için şehit oldular.
Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, yattıkları yer nur olsun. Milletimizin başı sağ olsun.
Tekrar ediyorum; hiç kimse bu savaşı yanlış yorumlamasın, küçümsemesin, kahraman askerlerimizin moralini bozacak yorumlar, paylaşımlar yapmasın.
22 Aralık 2016 Perşembe
21 Aralık 2016 Çarşamba
“SİSTEM”DEN ÇIKMALIYIZ
Terör dur durak bilmiyor.
Bir hafta içinde önce polislerimize, sonra askerlerimize saldırılar.
Daha sonra da Türkiye-Rusya dostluğunun mimarlarından Rusya Büyükelçisi Andrey
Karlov’u katlettiler.
Büyükelçiğe sıkılan kurşun aslında Türkiye’ye sıkıldı. Sıkan
da belli, sıktıran da. Türkiye Batı sisteminden uzaklaştıkça kendisine yönelen
eylemler de daha kanlı olmaya başladı.
1947 yılından bu yana ‘sistem’in içindeyiz. Bu tarihten bu
yana başımıza gelmedik bela kalmadı. Son yıllarda ‘sistem’ giderek daha da azgınlaştı:
PKK terörünü başımıza bela etti, ülkeyi bölmeye kalktı. Binlerce
insanımızın kaybına yol açtı.
FETO örgütünü kullanıp Türkiye’yi işgal etmeyi denendi.
Kıbrıs’taki haklarımızdan vaz geçmemiz için baskılar
uyguladı.
Ermeni soykırım yalanını kabul etmemiz için bizi zorladı.
Ege adalarından bizi kovmaya kalktı.
Liberal ekonomi, açık kapı ekonomisi, küreselleşme adı
altında ekonomik sömürü yolarını açık tutu. Sürekli sömürdü, bizi borç batağına
batırdı.
Bütün bu belalardan kurtulmak için öncelikle ‘sistem’den
çıkmamız gerek.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ‘sistem’in denetimi altında
tuttukça, ne terör durur, ne ekonomi düzelir, ne dış politika Türkiye’nin
lehine sonuç verir, ne de demokrasi tam ve gerçek işleyişine kavuşur.
AYDIN CAHİLLİĞİ
Bü gerçekleri göremeyen veya görmek istemeyen insanlarımız
var. Kendisine aydın diyen bu insanların üç temel özelliği var:
Bilgileri kıt, kafaları sığ, takıntıları büyük.
Tüm bilgileri okudukları gezatenin yazdıklarından ve
izledikleri televizyonun söylediklerinden ibaret. Araştırmadan, sorgulamadan
sığ bir mantıkla olayları anlamaya çalışıyorlar; bir türlü gerçeği
göremiyorlar.
Bu insanların en büyük zaaflarından birisi de Erdoğan ve AKP
takıntısı.
Onlara göre, 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan, terörü
silahlı güçlerimizle yok etme harekatı “Saray
savaşı” oluyor. İkinci İsrail (Kürt Koridoru) koridorunu önlemek için
başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı “Suriye bataklığına girmek” oluyor. FETO’nun
yaptığı darbe girişimi Errdoğan’ın iktidarını pekiştirmek için planladığı bir
eylem oluyor.
Çoğunun iyi niyetinden asla şüphe etmediğim bu insanların haklı
oldukları taraf elbette var. Erdoğan Vatan Savaşında hatalar yapıyor. Başkanlık
dayatması, askeri okulların, hastahanelerin kapatılması, dış politikadaki
tutarsızlıklar önemli yanlışlıkları. Bunları eleştirmek ve düzeltebilmek için
bu insanlarımızın önce Vatan Savaşı mevzisinde doğru safta olmaları lazım.
YENİDEN MÜDAFAA-İ
HUKUK
Temennimiz odur ki, iktidarı ve muhalefeti ile tüm
siyasilerimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tüm meslek odalarımız,
sendikalarımız, demokratik kitle örgütlerimiz özetle tüm milletimiz ‘sistem’e
hayır der ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden tam bağımsız kılarız.
Kurtuluş, “Müdafaa-i Hukuk” doktirinine dönmekten geçer,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine dönmekten geçer.
SALDIRI MİLLİ DEVLETE
Kayseri’de gerçekleşen menfur saldırı olduğu zaman Amerika’daydım, yani saldırının düzenlendiği merkezde. Saldırının merkezi diyorum çünkü ülkemde patlatılan bombaların ABD kaynaklı olduğuna şüphe yok.
Kayseri’de olmamadığım için bir hekim olarak yaralı askerlerimize hizmet edemedim, onların yaralarını saramadım. Beni doktor olarak yetiştiren milletime hizmet edemedim; vicdanım sızlıyor.
Şehitlerimize Allah’tn rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bu evlatlarımıza olan borcunu asla ödeyemeyiz.
BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?
Bombalar patladıkça, şehit haberleri geldikçe halkımız beddualar ediyor, olayları kınıyor, dualar ediyor ama patlamalar devam ediyor. Keşke olayları dualarla, kınamalarla önleyebilsek ama olmuyor; olmaz da zaten.
Bu alçakça saldırılar ancak bilinçli ve gayretli eylemler ve önlemlerle durdurulur.
Önlem alacaksak önce teşhis gerek, kimin ve ne için yaptığını bilmek gerek.
Halkım şunu bilmelidir: Bu saldırılar ABD ve İsrail’in başını çektiği kapitalist ve emperyalist odakların eseridir.
Yayılmacılık ve dünyaya hakim olma arzusu kaptilizmin özünde vardır. Sermaye, ürettiğini satacak pazar ister, ucuz iş gücü ister, ucuz hammadde ve enerji ister.
Bunlar elde etmek için karşısında güçlü, milli demokratik devrimini tamamlamış, halkı bilinçlenmiş devletler olsun istemezler. Böyle ülkeleri ya askerlerini kullanıp işgal ederler ya da parçalar, böler ortada direnecek milli devlet bırakmazlar.
Son yüzyılların dünya ve özellikle Osmanlı tarihi incelenirse konu daha net anlaşılır. Yöntemleri bellidir. Uyguladıkları yöntemin adı da var: “Böl, parçala yönet”.
İÇ CEPHE ÖNEMLİ
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin milli devletidir; onun haysiyetini, onurunu, ırzını, namusunu, egemenliğini, bağımsızlığını, maddi ve manevi tüm değerlerini koruyan kalesidir. Saldırı işte bu kaleyedir.
Emperyalistler bilirler ki, kale en kolay içerden yıkılır. Onun için öncelikle iç cepheye saldırırlar.
Saldırı öncelikle milli birliği hedef alır. Onun için etnik kimlikleri, dini inançları, mezhep farklılıklarını ön plana çıkarırlar. Bunları toplumları bir birine düşman kılmanın araçları olarak kullanırlar.
“Demokratik özerklik, halkaların özgürlüğü, inasan hakları” gibi sözcükler emperyalistlerin kullandığı silahlardır.
Toplum bir kere ayrışmasın. Kendini farklı hisedenler hemen silahlandırılır. Ortaya mantar gibi terör örgütleri çıkar. Kanlı eylemler başlar. Teröristler silahlandırılır, eğitilir ve siyasi destek verilir.
Türkiye’nin içine düştüğü durum da budur.
Saldırı iç cepheyedir. Saldırılar anacak iç cephe korunarak önlenir. İç cephe korunursa Türkiye Cumhuriyeti de korunmuş olur.
İç cephemizi güçlü tutmanın yolu tek vücut halinde emperyalizme karşı mücadele etmekten geçer. En fazla ihtiyaç duyduğumuz husus milli birlike ve beraberliktir.
Bir olalım, beraber olalım; Türk Millet olmanın bilinci içinde mücadele edelim.
Kayseri’de gerçekleşen menfur saldırı olduğu zaman Amerika’daydım, yani saldırının düzenlendiği merkezde. Saldırının merkezi diyorum çünkü ülkemde patlatılan bombaların ABD kaynaklı olduğuna şüphe yok.
Kayseri’de olmamadığım için bir hekim olarak yaralı askerlerimize hizmet edemedim, onların yaralarını saramadım. Beni doktor olarak yetiştiren milletime hizmet edemedim; vicdanım sızlıyor.
Şehitlerimize Allah’tn rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bu evlatlarımıza olan borcunu asla ödeyemeyiz.
BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?
Bombalar patladıkça, şehit haberleri geldikçe halkımız beddualar ediyor, olayları kınıyor, dualar ediyor ama patlamalar devam ediyor. Keşke olayları dualarla, kınamalarla önleyebilsek ama olmuyor; olmaz da zaten.
Bu alçakça saldırılar ancak bilinçli ve gayretli eylemler ve önlemlerle durdurulur.
Önlem alacaksak önce teşhis gerek, kimin ve ne için yaptığını bilmek gerek.
Halkım şunu bilmelidir: Bu saldırılar ABD ve İsrail’in başını çektiği kapitalist ve emperyalist odakların eseridir.
Yayılmacılık ve dünyaya hakim olma arzusu kaptilizmin özünde vardır. Sermaye, ürettiğini satacak pazar ister, ucuz iş gücü ister, ucuz hammadde ve enerji ister.
Bunlar elde etmek için karşısında güçlü, milli demokratik devrimini tamamlamış, halkı bilinçlenmiş devletler olsun istemezler. Böyle ülkeleri ya askerlerini kullanıp işgal ederler ya da parçalar, böler ortada direnecek milli devlet bırakmazlar.
Son yüzyılların dünya ve özellikle Osmanlı tarihi incelenirse konu daha net anlaşılır. Yöntemleri bellidir. Uyguladıkları yöntemin adı da var: “Böl, parçala yönet”.
İÇ CEPHE ÖNEMLİ
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin milli devletidir; onun haysiyetini, onurunu, ırzını, namusunu, egemenliğini, bağımsızlığını, maddi ve manevi tüm değerlerini koruyan kalesidir. Saldırı işte bu kaleyedir.
Emperyalistler bilirler ki, kale en kolay içerden yıkılır. Onun için öncelikle iç cepheye saldırırlar.
Saldırı öncelikle milli birliği hedef alır. Onun için etnik kimlikleri, dini inançları, mezhep farklılıklarını ön plana çıkarırlar. Bunları toplumları bir birine düşman kılmanın araçları olarak kullanırlar.
“Demokratik özerklik, halkaların özgürlüğü, inasan hakları” gibi sözcükler emperyalistlerin kullandığı silahlardır.
Toplum bir kere ayrışmasın. Kendini farklı hisedenler hemen silahlandırılır. Ortaya mantar gibi terör örgütleri çıkar. Kanlı eylemler başlar. Teröristler silahlandırılır, eğitilir ve siyasi destek verilir.
Türkiye’nin içine düştüğü durum da budur.
Saldırı iç cepheyedir. Saldırılar anacak iç cephe korunarak önlenir. İç cephe korunursa Türkiye Cumhuriyeti de korunmuş olur.
İç cephemizi güçlü tutmanın yolu tek vücut halinde emperyalizme karşı mücadele etmekten geçer. En fazla ihtiyaç duyduğumuz husus milli birlike ve beraberliktir.
Bir olalım, beraber olalım; Türk Millet olmanın bilinci içinde mücadele edelim.
15 Aralık 2016 Perşembe
EGEMENLİK
MİLLETİNDİR, DEVREDİLEMEZ
1921 yılının Ağustos ayının ilk günleri, Yunan Ordusu ile
Türk ordusu Sakarya’da karşı karşıya gelmiş durumda. Top atışları Ankara’dan
duyuluyor. TBMM’i sürekli toplantı halinde. Meclisin taşınması bile gündemde.
Meclis toplantı halinde ve endişeler içinde çareler aranıyor.
Toplantı devam ederken, Mersin Milletvekili Selahattin Köseoğlu oturduğu yerden
bağırır: “Mustafa Kemal Paşa başa geçsin”. Bu fikir büyük bir kabul görüyor.
5 Ağustos 1921 tarihinde 3. Oturum başlayınca Sinop mebusu
Rıza Nur Bey ve sekiz arkadaşı meclis başkanlığına şu kanun tasarısını
Sunarlar:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Resisi Mustafa Kemal Paşa
Hazretlerine Başkumandanlık verilmesi hakkında kanun
Madde1. Millet ve
memleketin mukeddaratına fiili olarak el koymuş tek büyük kuvvet olan ve
azasından herbirinin ve Esas Kanun ve Esas Teşkilat Kanunu (Anayasa) ile hukuk
ve dokunulmazlığı tabiatiyle muhafaza ve
manevi şahsiyeti Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclis
aşağıdaki kayıtlarla Başkumandanlık fiili vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal
Paşa’yı memur eylemiştir.
Madde 2. Başkumandan
ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette artırma ve sevk ve idaresini
bir kat daha sağlamlaştırmak hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna ait
salahiyetini Meclis namına fiili olarak kullanmağa mezundur (izinlidir).
Madde 3. Yukarıdaki
maddelerle verilen sıfat ce salahiyet 3 ay müddetle muteberdir. Meclis lüzum
gördüğü takdirde bu müddetin bitmesinden evvel de bu sıfat ve salahiyeti
kaldırabilir.
Kanun teklifi aynı gün oy birliği ile kabul edilir.
Ülkenin büyük kısmı işgal altında, düşman Ankara kapılarına
kadar dayanmış işte bu şartlarda TBMM yetkilerinin bir kısmını, o da 3 ay süre
ile Mustafa Kemal Atatürk’e devrediyor. Atatürk de bu yetkiye dayanarak 7
Ağustos tarihinde Tekâlif_i Milliye
kanunu çıkarıyor.
Türkiye Cumhuriyeti “Hakimiyet-i Milliye” esasına göre
kurulmuştur. Başkomutanlık yetkisi meclisindir, kanun yapma yetkisi meclisindir.
Milli egemenliğin şartı budur. O zamanki mebuslar bunun bilinci içinde hareket
ediyorlar.
O günlerden bu günlere geldik. Şimdi anayasa değiştirilerek Meclis’in
birçok yetkisi bir parti başkanına devredilmek isteniyor. Hem de öyle 3
aylığına filan değil, sürekli… Millet egemenliği bitiyor, tek adam egemenliği
başlıyor.
Bu meclisin egemenliği halktan alıp tek adama devretme
yetkisi de yoktur, hakkı da yoktur. Bırakın meclisi, seçmen kitlesinin tamamı
bile böyle bir devir yapamaz.
Millet egemenliği asla ve asla tek adama devredilemez. Bu
Türkiye Cumhuriyet’inin sonu demektir. Unutulmasın ki Türkiye Cumhuriyeti’nin
yılmaz bekçileri vardır. Onların öncülüğünde millet egemenliğine sahip
çıkacaktır.
Hiç kimse Osmanlılık ve padişahlık hayallerine kapılmasın. Bu
millet egemenliğini savaşarak elde etmiştir, bir kanun değişikliği ile elinden
bırakmaz.
13 Aralık 2016 Salı
İYİMSER OLMALIYIZ
Kendisini aydın diye nitelendirenler arasında yaygın bir
karamsarlık var. “Ne olacak bu memleketin hali”, “ülke batıyor”, “bu ülkede
yaşanmaz artık” gibi sözler dillerden eksik olmuyor.
Doğrudur, ülkede şartlar iyi değil ama gidiş kötüye değil,
iyiye doğru.
Bombalar patlıyor, şehitler veriyoruz ama şunu bilelim ki,
biz bir savaşın içindeyiz ve maalesef savaşlar şehit vermeden kazanılmıyor.
Temennimiz artık akan kanın durmasıdır.
Şu belli olmuştur artık, Türkiye’yi bölmeye hiçbir devletin,
hiçbir kimsenin gücü yetmez.
BUGÜN DÜNDEN İYİ
Dün ülkeyi bölmek için kentlerde hendekler açan PKK açtığı
hendeklere gömülmüştür.
Dün “PKK sizi tükürüğü ile boğar” diyen HDP’liler şimdi
yargının pençesine yakalanmış, hücrelerinde tükürükleri yutmakla meşguller.
Dün PKK’ya her türlü desteği veren belediye başkanları, HDP’li
milletvekilleri, il, ilçe başkanları bugün teker teker evlerinden toplanıp
layık oldukları yerler götürülüyorlar.
Dün kahraman askerlerimizi, vatansever aydınlarımızı
zindanlara atanlar ya aynı zindanlarda yatıyorlar ya da uşaklıklarını
yaptıkları ülkelere sığındılar.
Dün TSK’nin içine yerleşerek ülkeyi işgal etmeye kalkan ABD’nin
FETO üniformalı askerleri bugün hapishanelerde akıbetlerini bekliyorlar.
Dün açtığı okullar, yurtlar, dershaneler sayesinde
çocuklarımızı ülkesine, milletin düşman hale getirip CIA’nın hizmetine sokan
FETO’nun gerçek yüzü ortaya çıktı, çocuklarımız bu hain ve zalim örgütün
elinden kurtuldu.
EMPERYALİZM YENİLİYOR
Türkiye artık Batı emperyalizminin etkisinden ve
sömürüsünden kurtuluyor. ABD artık Ortadoğu projelerinde kullanacak bir Türkiye
bulamıyor. Türkiye BOP’un ülkeyi bölme
projesi olduğunu anladı ve gerekli cevabı ABD’ye verdi.
ABD, Ortadoğu’da yenildi. Türkiye’yi bölemedi; Suriye’nin
kuzeyinde koridor oluşturamadı; beslediği terör örgütleri birer birer yok
oluyor ve Suriye yeniden birliğine ve dirliğine kavuşuyor.
Türkiye gözünü açtı, Dünyanın sadece Batı olmadığı gördü.
Yüzünü Doğu’ya çevirdi. Batı’nın Türkiye üzerindeki egemenliği bitiyor artık.
EGEMENLİK MİLLETİNDİR
Türk Milleti artık ayağa kalktı. Genci ihtiyarı, sağcısı
solcusu Türk Bayrağı altında birleşti. Milli bilinç milli birliği oluşturdu.
Milli birlik milli direnci artırdı.
Gençlik elinde bayraklarla dün kendisine su sıkan, gaz sıkan
polislerle kucaklaşıyor. Polis, gençlik tek vücut oldu, terörün karşına dimdik
dikiliyor.
Erdoğan artık Türkiye’yi yönetmiyor, Türkiye Erdoğan’ı
yönetiyor. Türk Millet, 7 Haziran’da Erdoğan’a PKK ile açılım yapma dedi; FETO’yu
bitir dedi; millet tektir, ayırma dedi; devlet tekdir bölme dedi.
Erdoğan
Türkiye’yi değiştirmedi, Türkiye Erdoğan’ı değiştirdi, daha da değişecek.
Yakın bir gelecekte Türk Milleti, Erdoğan’a başkanlık
konusunda da talimatını ve dersini verecek. Egemenliğin kendisinde olduğunu,
ona göz dikmesinin çok yanlış olduğunu öğretecek.
12 Aralık 2016 Pazartesi
EMPERYALİZM KANA DOYMUYOR
Bu dökülen kanlar, bu akan göz yaşları, bu ölümler, bu
sürgünler, bu yuvasız kalmış aileler, bu babasız, annesiz kalmış evlatlar, bu
evladının arkasından ağlayan anneler, babalar; bütün bunların tek sebebi var: Kar,
daha çok kar; para, daha çok para; her şeye rağmen kazanmak, daha çok kazanmak.
Emperyalizm, dünya tarihinin son beş yüzyıllık diliminde
bütün kıtaları, bütün ülkeleri, bütün insanları iliğine kadar sömürdü. Yerli
halklara zulmetti, tüm uygarlıkları kuruttu. Sömürmek için ya öldürdü ya da
insanları birbirine kırdırdı.
Emperyalizm, bir ülkenin siyasi ve iktisadi hayatına egemen
olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak, kendi cüzdanlarını şişirmek
için başka halkların toprağına, toprak altı zenginliklerine, emeğine,
hammaddesine ve ceplerindeki paraya el koyma hadisesidir.
Kapitalizm olduğu için emperyalizm var, mülkiyet olduğu için
emperyalizm var.
EMPERYALİZMİ
KAPİTALİZM BESLİYOR
Kapitalizmin olmazsa olmazıdır yayılmacılık. Kapitalizm yayılır,
ayırım yapmadan yayılıp her yere yerleşir. Yerleştiği yerlerdeki insanları
hakları ellerinden alınmış işçilere dönüştürür.
Yayılır çünkü onun fabrikasına ucuz hammadde lazımdır. Ona
ucuz enerji lazımdır.
Yayılır çünkü ona ucuz işçi lazımdır. Bunun için fabrikasını
gider az vergi vereceği, çalışma şartlarının yük olmayacağı, sendikaların güçlü
olmadığı, çevre koruma yasalarının olmadığı yerlere kurar.
Yayıldığı yerlerde refah gelmez, barış gelmez, özgürlük
gelmez; gelse de kapitalistlerin izin verdiği kadar gelir.
Gelişmiş ülke dediklerimiz sömürerek gelişti. Bu ülkelerin
zenginleri kendi halklarını da sömürdü ve sömürüyor. Bu ülkelerin zengini de
orta hallisi de fakiri de beraberce “gelişmemiş ülke” halklarını sömürüyor. Emperyalistlerin
işçileri de emperyalist.
EMPERYALİZM
ACIMASIZDIR
Emperyalizm, direnenlerden hoşlanmaz. Direnen halkların,
milletlerin gözünün yaşını bir yana bırakın akan kanına bile bakmaz. İnsanları öldürür,
halkları vatanından sürer, kültürleri yok eder.
Daha fazla kazanmak duygusu her zaman için adalet ve
merhamet duygusunda daha güçlüdür.
Soymak için, sömürmek için, ezmek için uluslararası
kurumları kullanır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü emperyalizmin silahsız
ordularıdır. Bunların mensuplarının elinde belki top, tüfek yoktur ama içi
evrak dolu çantalar vardır. Üniformaları ise siyah takım elbisedir.
Emperyalizmin silahlı orduları da vardır. Amerika’nın kendi
ülkesi dışında, tüm dünyaya yayılmış, 400’den fazla üssü ve yarım milyondan
fazla askeri vardır. Füzeleri vardır, uçakları vardır, gemileri vardır, nükleer
silahları vardır.
EMPERYALİZMİN
PİYONLARI
Kapitalizm her zaman kendi ordusunu kullanmaz. Özellikle son
yıllarda piyon askerleri, piyon örgütleri kullanır oldu. Bu amaçla ya terör
örgütlerini ya da paralı askerleri kullanır oldu. PKK, odur, FETO odur, IŞİD
odur.
Ülkelere dirlik düzenlik vermez. Etnik kimlik üzerinden,
dini inançlar üzerinden oyunlar oynar. Milletleri böler, parçalar; milli devletleri
yok eder.
Türkiye’de akan bu kanların müsebbibi de emperyalizmdir ve
onun uşağı olan, kompradorlar, bölücüler, inanç sömürücüleridir.
ZAFER BİRLİKTEN GEÇER
Saldırı milli devletimizedir, milli birliğimizedir,
vatanımızadır, toprağımızadır, zenginliklerimizedir, derelerimizedir,
ormanlarımızadır, canlarımızadır, evlatlarımızadır.
Para için, kâr için, daha fazla kazanç için canlarımıza
kıyan bu emperyalizme karşı tek yürek, tek bilek olmalıyız.
Bu dış düşmana karşı durmak için içimizdeki hainlere karşı
uyanık olmalıyız. Unutmayalım, iç cephe düşmeden dış cephe düşmez.
Emperyalizm bize karşı cephe almış; etrafına bölücüleri, hainleri,
vatansızları toplamış. Biz de tüm vatanseverler olarak etnik kimlik, mezhep,
siyasi parti ayırımı yapmadan Türkiye cephesinde birleşelim.
Zafer, haksızlığa karşı bir ve beraber savaşanların
olacaktır.
EMPERYALİZM KANA DOYMUYOR
Bu dökülen kanlar, bu akan göz yaşları, bu ölümler, bu
sürgünler, bu yuvasız kalmış aileler, bu babasız, annesiz kalmış evlatlar, bu
evladının arkasından ağlayan anneler, babalar; bütün bunların tek sebebi var: Kar,
daha çok kar; para, daha çok para; her şeye rağmen kazanmak, daha çok kazanmak.
Emperyalizm, dünya tarihinin son beş yüzyıllık diliminde
bütün kıtaları, bütün ülkeleri, bütün insanları iliğine kadar sömürdü. Yerli
halklara zulmetti, tüm uygarlıkları kuruttu. Sömürmek için ya öldürdü ya da
insanları birbirine kırdırdı.
Emperyalizm, bir ülkenin siyasi ve iktisadi hayatına egemen
olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak, kendi cüzdanlarını şişirmek
için başka halkların toprağına, toprak altı zenginliklerine, emeğine,
hammaddesine ve ceplerindeki paraya el koyma hadisesidir.
Kapitalizm olduğu için emperyalizm var, mülkiyet olduğu için
emperyalizm var.
EMPERYALİZMİ
KAPİTALİZM BESLİYOR
Kapitalizmin olmazsa olmazıdır yayılmacılık. Kapitalizm yayılır,
ayırım yapmadan yayılıp her yere yerleşir. Yerleştiği yerlerdeki insanları
hakları ellerinden alınmış işçilere dönüştürür.
Yayılır çünkü onun fabrikasına ucuz hammadde lazımdır. Ona
ucuz enerji lazımdır.
Yayılır çünkü ona ucuz işçi lazımdır. Bunun için fabrikasını
gider az vergi vereceği, çalışma şartlarının yük olmayacağı, sendikaların güçlü
olmadığı, çevre koruma yasalarının olmadığı yerlere kurar.
Yayıldığı yerlerde refah gelmez, barış gelmez, özgürlük
gelmez; gelse de kapitalistlerin izin verdiği kadar gelir.
Gelişmiş ülke dediklerimiz sömürerek gelişti. Bu ülkelerin
zenginleri kendi halklarını da sömürdü ve sömürüyor. Bu ülkelerin zengini de
orta hallisi de fakiri de beraberce “gelişmemiş ülke” halklarını sömürüyor. Emperyalistlerin
işçileri de emperyalist.
EMPERYALİZM
ACIMASIZDIR
Emperyalizm, direnenlerden hoşlanmaz. Direnen halkların,
milletlerin gözünün yaşını bir yana bırakın akan kanına bile bakmaz. İnsanları öldürür,
halkları vatanından sürer, kültürleri yok eder.
Daha fazla kazanmak duygusu her zaman için adalet ve
merhamet duygusunda daha güçlüdür.
Soymak için, sömürmek için, ezmek için uluslararası
kurumları kullanır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü emperyalizmin silahsız
ordularıdır. Bunların mensuplarının elinde belki top, tüfek yoktur ama içi
evrak dolu çantalar vardır. Üniformaları ise siyah takım elbisedir.
Emperyalizmin silahlı orduları da vardır. Amerika’nın kendi
ülkesi dışında, tüm dünyaya yayılmış, 400’den fazla üssü ve yarım milyondan
fazla askeri vardır. Füzeleri vardır, uçakları vardır, gemileri vardır, nükleer
silahları vardır.
EMPERYALİZMİN
PİYONLARI
Kapitalizm her zaman kendi ordusunu kullanmaz. Özellikle son
yıllarda piyon askerleri, piyon örgütleri kullanır oldu. Bu amaçla ya terör
örgütlerini ya da paralı askerleri kullanır oldu. PKK, odur, FETO odur, IŞİD
odur.
Ülkelere dirlik düzenlik vermez. Etnik kimlik üzerinden,
dini inançlar üzerinden oyunlar oynar. Milletleri böler, parçalar; milli devletleri
yok eder.
Türkiye’de akan bu kanların müsebbibi de emperyalizmdir ve
onun uşağı olan, kompradorlar, bölücüler, inanç sömürücüleridir.
ZAFER BİRLİKTEN GEÇER
Saldırı milli devletimizedir, milli birliğimizedir,
vatanımızadır, toprağımızadır, zenginliklerimizedir, derelerimizedir,
ormanlarımızadır, canlarımızadır, evlatlarımızadır.
Para için, kâr için, daha fazla kazanç için canlarımıza
kıyan bu emperyalizme karşı tek yürek, tek bilek olmalıyız.
Bu dış düşmana karşı durmak için içimizdeki hainlere karşı
uyanık olmalıyız. Unutmayalım, iç cephe düşmeden dış cephe düşmez.
Emperyalizm bize karşı cephe almış; etrafına bölücüleri, hainleri,
vatansızları toplamış. Biz de tüm vatanseverler olarak etnik kimlik, mezhep,
siyasi parti ayırımı yapmadan Türkiye cephesinde birleşelim.
Zafer, haksızlığa karşı bir ve beraber savaşanların
olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)