21 Aralık 2016 Çarşamba

“SİSTEM”DEN ÇIKMALIYIZ

Terör dur durak bilmiyor.  Bir hafta içinde önce polislerimize, sonra askerlerimize saldırılar. Daha sonra da Türkiye-Rusya dostluğunun mimarlarından Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’u katlettiler.

Büyükelçiğe sıkılan kurşun aslında Türkiye’ye sıkıldı. Sıkan da belli, sıktıran da. Türkiye Batı sisteminden uzaklaştıkça kendisine yönelen eylemler de daha kanlı olmaya başladı.

1947 yılından bu yana ‘sistem’in içindeyiz. Bu tarihten bu yana başımıza gelmedik bela kalmadı. Son yıllarda ‘sistem’ giderek daha da azgınlaştı:

PKK terörünü başımıza bela etti, ülkeyi bölmeye kalktı. Binlerce insanımızın kaybına yol açtı.

FETO örgütünü kullanıp Türkiye’yi işgal etmeyi denendi.

Kıbrıs’taki haklarımızdan vaz geçmemiz için baskılar uyguladı.

Ermeni soykırım yalanını kabul etmemiz için bizi zorladı.

Ege adalarından bizi kovmaya kalktı.

Liberal ekonomi, açık kapı ekonomisi, küreselleşme adı altında ekonomik sömürü yolarını açık tutu. Sürekli sömürdü, bizi borç batağına batırdı.

Bütün bu belalardan kurtulmak için öncelikle ‘sistem’den çıkmamız gerek.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ‘sistem’in denetimi altında tuttukça, ne terör durur, ne ekonomi düzelir, ne dış politika Türkiye’nin lehine sonuç verir, ne de demokrasi tam ve gerçek işleyişine kavuşur.

AYDIN CAHİLLİĞİ

Bü gerçekleri göremeyen veya görmek istemeyen insanlarımız var. Kendisine aydın diyen bu insanların üç temel özelliği var:

Bilgileri kıt, kafaları sığ, takıntıları büyük.

Tüm bilgileri okudukları gezatenin yazdıklarından ve izledikleri televizyonun söylediklerinden ibaret. Araştırmadan, sorgulamadan sığ bir mantıkla olayları anlamaya çalışıyorlar; bir türlü gerçeği göremiyorlar.

Bu insanların en büyük zaaflarından birisi de Erdoğan ve AKP takıntısı.

Onlara göre, 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan, terörü silahlı güçlerimizle yok etme  harekatı “Saray savaşı” oluyor. İkinci İsrail (Kürt Koridoru) koridorunu önlemek için başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı “Suriye bataklığına girmek” oluyor. FETO’nun yaptığı darbe girişimi Errdoğan’ın iktidarını pekiştirmek için planladığı bir eylem oluyor.

Çoğunun iyi niyetinden asla şüphe etmediğim bu insanların haklı oldukları taraf elbette var. Erdoğan Vatan Savaşında hatalar yapıyor. Başkanlık dayatması, askeri okulların, hastahanelerin kapatılması, dış politikadaki tutarsızlıklar önemli yanlışlıkları. Bunları eleştirmek ve düzeltebilmek için bu insanlarımızın önce Vatan Savaşı mevzisinde doğru safta olmaları lazım.

YENİDEN MÜDAFAA-İ HUKUK

Temennimiz odur ki, iktidarı ve muhalefeti ile tüm siyasilerimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tüm meslek odalarımız, sendikalarımız, demokratik kitle örgütlerimiz özetle tüm milletimiz ‘sistem’e hayır der ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden tam bağımsız kılarız.


Kurtuluş, “Müdafaa-i Hukuk” doktirinine dönmekten geçer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine dönmekten geçer.
SALDIRI MİLLİ DEVLETE

Kayseri’de gerçekleşen menfur saldırı olduğu zaman Amerika’daydım, yani saldırının düzenlendiği merkezde. Saldırının merkezi diyorum çünkü ülkemde patlatılan bombaların ABD kaynaklı olduğuna şüphe yok.

Kayseri’de olmamadığım için bir hekim olarak yaralı askerlerimize hizmet edemedim, onların yaralarını saramadım. Beni doktor olarak yetiştiren milletime hizmet edemedim; vicdanım sızlıyor.  

Şehitlerimize Allah’tn rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bu evlatlarımıza olan borcunu asla ödeyemeyiz.

BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?

Bombalar patladıkça, şehit haberleri geldikçe halkımız beddualar ediyor, olayları kınıyor, dualar ediyor ama patlamalar devam ediyor. Keşke olayları dualarla, kınamalarla önleyebilsek ama olmuyor; olmaz da zaten.

Bu alçakça saldırılar ancak bilinçli ve gayretli eylemler ve önlemlerle durdurulur.

Önlem alacaksak önce teşhis gerek, kimin ve ne için yaptığını bilmek gerek. 

Halkım şunu bilmelidir: Bu saldırılar ABD ve İsrail’in başını çektiği kapitalist ve emperyalist odakların eseridir. 

Yayılmacılık ve dünyaya hakim olma arzusu kaptilizmin özünde vardır. Sermaye, ürettiğini satacak pazar ister, ucuz iş gücü ister, ucuz hammadde ve enerji ister. 

Bunlar elde etmek için karşısında güçlü, milli demokratik devrimini tamamlamış, halkı bilinçlenmiş devletler olsun istemezler. Böyle ülkeleri ya askerlerini kullanıp işgal ederler ya da parçalar, böler ortada direnecek milli devlet bırakmazlar.

Son yüzyılların dünya ve özellikle Osmanlı tarihi incelenirse konu daha net anlaşılır. Yöntemleri bellidir. Uyguladıkları yöntemin adı da var: “Böl, parçala yönet”.

İÇ CEPHE ÖNEMLİ

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin milli devletidir; onun haysiyetini, onurunu, ırzını, namusunu, egemenliğini, bağımsızlığını, maddi ve manevi tüm değerlerini koruyan kalesidir. Saldırı işte bu kaleyedir. 

Emperyalistler bilirler ki, kale en kolay içerden yıkılır. Onun için öncelikle iç cepheye saldırırlar.

Saldırı öncelikle milli birliği hedef alır. Onun için etnik kimlikleri, dini inançları, mezhep farklılıklarını ön plana çıkarırlar. Bunları toplumları bir birine düşman kılmanın araçları olarak kullanırlar. 

“Demokratik özerklik, halkaların özgürlüğü, inasan hakları” gibi sözcükler  emperyalistlerin kullandığı silahlardır. 

Toplum bir kere ayrışmasın. Kendini farklı hisedenler hemen silahlandırılır. Ortaya mantar gibi terör örgütleri çıkar. Kanlı eylemler başlar. Teröristler silahlandırılır, eğitilir ve siyasi destek verilir.

Türkiye’nin içine düştüğü durum da budur. 

Saldırı iç cepheyedir. Saldırılar anacak iç cephe korunarak önlenir. İç cephe korunursa Türkiye Cumhuriyeti de korunmuş olur. 

İç cephemizi güçlü tutmanın yolu tek vücut halinde emperyalizme karşı mücadele etmekten geçer. En fazla ihtiyaç duyduğumuz husus milli birlike ve beraberliktir. 

Bir olalım, beraber olalım; Türk Millet olmanın bilinci içinde mücadele edelim. 

15 Aralık 2016 Perşembe

EGEMENLİK MİLLETİNDİR, DEVREDİLEMEZ

1921 yılının Ağustos ayının ilk günleri, Yunan Ordusu ile Türk ordusu Sakarya’da karşı karşıya gelmiş durumda. Top atışları Ankara’dan duyuluyor. TBMM’i sürekli toplantı halinde. Meclisin taşınması bile gündemde.

Meclis toplantı halinde ve endişeler içinde çareler aranıyor. Toplantı devam ederken, Mersin Milletvekili Selahattin Köseoğlu oturduğu yerden bağırır: “Mustafa Kemal Paşa başa geçsin”. Bu fikir büyük bir kabul görüyor.

5 Ağustos 1921 tarihinde 3. Oturum başlayınca Sinop mebusu Rıza Nur Bey ve sekiz arkadaşı meclis başkanlığına şu kanun tasarısını Sunarlar:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Başkumandanlık verilmesi hakkında kanun

Madde1. Millet ve memleketin mukeddaratına fiili olarak el koymuş tek büyük kuvvet olan ve azasından herbirinin ve Esas Kanun ve Esas Teşkilat Kanunu (Anayasa) ile hukuk ve dokunulmazlığı tabiatiyle  muhafaza ve manevi şahsiyeti Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclis aşağıdaki kayıtlarla Başkumandanlık fiili vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal Paşa’yı memur eylemiştir.

Madde 2. Başkumandan ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette artırma ve sevk ve idaresini bir kat daha sağlamlaştırmak hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna ait salahiyetini Meclis namına fiili olarak kullanmağa mezundur (izinlidir).

Madde 3. Yukarıdaki maddelerle verilen sıfat ce salahiyet 3 ay müddetle muteberdir. Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin bitmesinden evvel de bu sıfat ve salahiyeti kaldırabilir.

Kanun teklifi aynı gün oy birliği ile kabul edilir.

Ülkenin büyük kısmı işgal altında, düşman Ankara kapılarına kadar dayanmış işte bu şartlarda TBMM yetkilerinin bir kısmını, o da 3 ay süre ile Mustafa Kemal Atatürk’e devrediyor. Atatürk de bu yetkiye dayanarak 7 Ağustos tarihinde  Tekâlif_i Milliye kanunu çıkarıyor.

Türkiye Cumhuriyeti “Hakimiyet-i Milliye” esasına göre kurulmuştur. Başkomutanlık yetkisi meclisindir, kanun yapma yetkisi meclisindir. Milli egemenliğin şartı budur. O zamanki mebuslar bunun bilinci içinde hareket ediyorlar.

O günlerden bu günlere geldik. Şimdi anayasa değiştirilerek Meclis’in birçok yetkisi bir parti başkanına devredilmek isteniyor. Hem de öyle 3 aylığına filan değil, sürekli… Millet egemenliği bitiyor, tek adam egemenliği başlıyor.

Bu meclisin egemenliği halktan alıp tek adama devretme yetkisi de yoktur, hakkı da yoktur. Bırakın meclisi, seçmen kitlesinin tamamı bile böyle bir devir yapamaz.

Millet egemenliği asla ve asla tek adama devredilemez. Bu Türkiye Cumhuriyet’inin sonu demektir. Unutulmasın ki Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçileri vardır. Onların öncülüğünde millet egemenliğine sahip çıkacaktır.

Hiç kimse Osmanlılık ve padişahlık hayallerine kapılmasın. Bu millet egemenliğini savaşarak elde etmiştir, bir kanun değişikliği ile elinden bırakmaz.


13 Aralık 2016 Salı

İYİMSER OLMALIYIZ

Kendisini aydın diye nitelendirenler arasında yaygın bir karamsarlık var. “Ne olacak bu memleketin hali”, “ülke batıyor”, “bu ülkede yaşanmaz artık” gibi sözler dillerden eksik olmuyor.

Doğrudur, ülkede şartlar iyi değil ama gidiş kötüye değil, iyiye doğru.

Bombalar patlıyor, şehitler veriyoruz ama şunu bilelim ki, biz bir savaşın içindeyiz ve maalesef savaşlar şehit vermeden kazanılmıyor. Temennimiz artık akan kanın durmasıdır.

Şu belli olmuştur artık, Türkiye’yi bölmeye hiçbir devletin, hiçbir kimsenin gücü yetmez.

BUGÜN DÜNDEN İYİ

Dün ülkeyi bölmek için kentlerde hendekler açan PKK açtığı hendeklere gömülmüştür.

Dün “PKK sizi tükürüğü ile boğar” diyen HDP’liler şimdi yargının pençesine yakalanmış, hücrelerinde tükürükleri yutmakla meşguller.

Dün PKK’ya her türlü desteği veren belediye başkanları, HDP’li milletvekilleri, il, ilçe başkanları bugün teker teker evlerinden toplanıp layık oldukları yerler götürülüyorlar.

Dün kahraman askerlerimizi, vatansever aydınlarımızı zindanlara atanlar ya aynı zindanlarda yatıyorlar ya da uşaklıklarını yaptıkları ülkelere sığındılar.

Dün TSK’nin içine yerleşerek ülkeyi işgal etmeye kalkan ABD’nin FETO üniformalı askerleri bugün hapishanelerde akıbetlerini bekliyorlar.

Dün açtığı okullar, yurtlar, dershaneler sayesinde çocuklarımızı ülkesine, milletin düşman hale getirip CIA’nın hizmetine sokan FETO’nun gerçek yüzü ortaya çıktı, çocuklarımız bu hain ve zalim örgütün elinden kurtuldu.

EMPERYALİZM YENİLİYOR

Türkiye artık Batı emperyalizminin etkisinden ve sömürüsünden kurtuluyor. ABD artık Ortadoğu projelerinde kullanacak bir Türkiye bulamıyor.  Türkiye BOP’un ülkeyi bölme projesi olduğunu anladı ve gerekli cevabı ABD’ye verdi.

ABD, Ortadoğu’da yenildi. Türkiye’yi bölemedi; Suriye’nin kuzeyinde koridor oluşturamadı; beslediği terör örgütleri birer birer yok oluyor ve Suriye yeniden birliğine ve dirliğine kavuşuyor.

Türkiye gözünü açtı, Dünyanın sadece Batı olmadığı gördü. Yüzünü Doğu’ya çevirdi. Batı’nın Türkiye üzerindeki egemenliği bitiyor artık.

EGEMENLİK MİLLETİNDİR

Türk Milleti artık ayağa kalktı. Genci ihtiyarı, sağcısı solcusu Türk Bayrağı altında birleşti. Milli bilinç milli birliği oluşturdu. Milli birlik milli direnci artırdı.

Gençlik elinde bayraklarla dün kendisine su sıkan, gaz sıkan polislerle kucaklaşıyor. Polis, gençlik tek vücut oldu, terörün karşına dimdik dikiliyor.

Erdoğan artık Türkiye’yi yönetmiyor, Türkiye Erdoğan’ı yönetiyor. Türk Millet, 7 Haziran’da Erdoğan’a PKK ile açılım yapma dedi; FETO’yu bitir dedi; millet tektir, ayırma dedi; devlet tekdir bölme dedi. 

Erdoğan Türkiye’yi değiştirmedi, Türkiye Erdoğan’ı değiştirdi, daha da değişecek.


Yakın bir gelecekte Türk Milleti, Erdoğan’a başkanlık konusunda da talimatını ve dersini verecek. Egemenliğin kendisinde olduğunu, ona göz dikmesinin çok yanlış olduğunu öğretecek.

12 Aralık 2016 Pazartesi

EMPERYALİZM KANA DOYMUYOR

Bu dökülen kanlar, bu akan göz yaşları, bu ölümler, bu sürgünler, bu yuvasız kalmış aileler, bu babasız, annesiz kalmış evlatlar, bu evladının arkasından ağlayan anneler, babalar; bütün bunların tek sebebi var: Kar, daha çok kar; para, daha çok para; her şeye rağmen kazanmak, daha çok kazanmak.

Emperyalizm, dünya tarihinin son beş yüzyıllık diliminde bütün kıtaları, bütün ülkeleri, bütün insanları iliğine kadar sömürdü. Yerli halklara zulmetti, tüm uygarlıkları kuruttu. Sömürmek için ya öldürdü ya da insanları birbirine kırdırdı.

Emperyalizm, bir ülkenin siyasi ve iktisadi hayatına egemen olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak, kendi cüzdanlarını şişirmek için başka halkların toprağına, toprak altı zenginliklerine, emeğine, hammaddesine ve ceplerindeki paraya el koyma hadisesidir.

Kapitalizm olduğu için emperyalizm var, mülkiyet olduğu için emperyalizm var.

EMPERYALİZMİ KAPİTALİZM BESLİYOR

Kapitalizmin olmazsa olmazıdır yayılmacılık. Kapitalizm yayılır, ayırım yapmadan yayılıp her yere yerleşir. Yerleştiği yerlerdeki insanları hakları ellerinden alınmış işçilere dönüştürür.

Yayılır çünkü onun fabrikasına ucuz hammadde lazımdır. Ona ucuz enerji lazımdır.

Yayılır çünkü ona ucuz işçi lazımdır. Bunun için fabrikasını gider az vergi vereceği, çalışma şartlarının yük olmayacağı, sendikaların güçlü olmadığı, çevre koruma yasalarının olmadığı yerlere kurar.

Yayıldığı yerlerde refah gelmez, barış gelmez, özgürlük gelmez; gelse de kapitalistlerin izin verdiği kadar gelir.

Gelişmiş ülke dediklerimiz sömürerek gelişti. Bu ülkelerin zenginleri kendi halklarını da sömürdü ve sömürüyor. Bu ülkelerin zengini de orta hallisi de fakiri de beraberce “gelişmemiş ülke” halklarını sömürüyor. Emperyalistlerin işçileri de emperyalist.

EMPERYALİZM ACIMASIZDIR

Emperyalizm, direnenlerden hoşlanmaz. Direnen halkların, milletlerin gözünün yaşını bir yana bırakın akan kanına bile bakmaz. İnsanları öldürür, halkları vatanından sürer, kültürleri yok eder.

Daha fazla kazanmak duygusu her zaman için adalet ve merhamet duygusunda daha güçlüdür.

Soymak için, sömürmek için, ezmek için uluslararası kurumları kullanır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü emperyalizmin silahsız ordularıdır. Bunların mensuplarının elinde belki top, tüfek yoktur ama içi evrak dolu çantalar vardır. Üniformaları ise siyah takım elbisedir.

Emperyalizmin silahlı orduları da vardır. Amerika’nın kendi ülkesi dışında, tüm dünyaya yayılmış, 400’den fazla üssü ve yarım milyondan fazla askeri vardır. Füzeleri vardır, uçakları vardır, gemileri vardır, nükleer silahları vardır.

EMPERYALİZMİN PİYONLARI

Kapitalizm her zaman kendi ordusunu kullanmaz. Özellikle son yıllarda piyon askerleri, piyon örgütleri kullanır oldu. Bu amaçla ya terör örgütlerini ya da paralı askerleri kullanır oldu. PKK, odur, FETO odur, IŞİD odur.

Ülkelere dirlik düzenlik vermez. Etnik kimlik üzerinden, dini inançlar üzerinden oyunlar oynar. Milletleri böler, parçalar; milli devletleri yok eder.

Türkiye’de akan bu kanların müsebbibi de emperyalizmdir ve onun uşağı olan, kompradorlar, bölücüler, inanç sömürücüleridir.

ZAFER BİRLİKTEN GEÇER

Saldırı milli devletimizedir, milli birliğimizedir, vatanımızadır, toprağımızadır, zenginliklerimizedir, derelerimizedir, ormanlarımızadır, canlarımızadır, evlatlarımızadır.

Para için, kâr için, daha fazla kazanç için canlarımıza kıyan bu emperyalizme karşı tek yürek, tek bilek olmalıyız.

Bu dış düşmana karşı durmak için içimizdeki hainlere karşı uyanık olmalıyız. Unutmayalım, iç cephe düşmeden dış cephe düşmez.

Emperyalizm bize karşı cephe almış; etrafına bölücüleri, hainleri, vatansızları toplamış. Biz de tüm vatanseverler olarak etnik kimlik, mezhep, siyasi parti ayırımı yapmadan Türkiye cephesinde birleşelim.


Zafer, haksızlığa karşı bir ve beraber savaşanların olacaktır. 
EMPERYALİZM KANA DOYMUYOR

Bu dökülen kanlar, bu akan göz yaşları, bu ölümler, bu sürgünler, bu yuvasız kalmış aileler, bu babasız, annesiz kalmış evlatlar, bu evladının arkasından ağlayan anneler, babalar; bütün bunların tek sebebi var: Kar, daha çok kar; para, daha çok para; her şeye rağmen kazanmak, daha çok kazanmak.

Emperyalizm, dünya tarihinin son beş yüzyıllık diliminde bütün kıtaları, bütün ülkeleri, bütün insanları iliğine kadar sömürdü. Yerli halklara zulmetti, tüm uygarlıkları kuruttu. Sömürmek için ya öldürdü ya da insanları birbirine kırdırdı.

Emperyalizm, bir ülkenin siyasi ve iktisadi hayatına egemen olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak, kendi cüzdanlarını şişirmek için başka halkların toprağına, toprak altı zenginliklerine, emeğine, hammaddesine ve ceplerindeki paraya el koyma hadisesidir.

Kapitalizm olduğu için emperyalizm var, mülkiyet olduğu için emperyalizm var.

EMPERYALİZMİ KAPİTALİZM BESLİYOR

Kapitalizmin olmazsa olmazıdır yayılmacılık. Kapitalizm yayılır, ayırım yapmadan yayılıp her yere yerleşir. Yerleştiği yerlerdeki insanları hakları ellerinden alınmış işçilere dönüştürür.

Yayılır çünkü onun fabrikasına ucuz hammadde lazımdır. Ona ucuz enerji lazımdır.

Yayılır çünkü ona ucuz işçi lazımdır. Bunun için fabrikasını gider az vergi vereceği, çalışma şartlarının yük olmayacağı, sendikaların güçlü olmadığı, çevre koruma yasalarının olmadığı yerlere kurar.

Yayıldığı yerlerde refah gelmez, barış gelmez, özgürlük gelmez; gelse de kapitalistlerin izin verdiği kadar gelir.

Gelişmiş ülke dediklerimiz sömürerek gelişti. Bu ülkelerin zenginleri kendi halklarını da sömürdü ve sömürüyor. Bu ülkelerin zengini de orta hallisi de fakiri de beraberce “gelişmemiş ülke” halklarını sömürüyor. Emperyalistlerin işçileri de emperyalist.

EMPERYALİZM ACIMASIZDIR

Emperyalizm, direnenlerden hoşlanmaz. Direnen halkların, milletlerin gözünün yaşını bir yana bırakın akan kanına bile bakmaz. İnsanları öldürür, halkları vatanından sürer, kültürleri yok eder.

Daha fazla kazanmak duygusu her zaman için adalet ve merhamet duygusunda daha güçlüdür.

Soymak için, sömürmek için, ezmek için uluslararası kurumları kullanır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü emperyalizmin silahsız ordularıdır. Bunların mensuplarının elinde belki top, tüfek yoktur ama içi evrak dolu çantalar vardır. Üniformaları ise siyah takım elbisedir.

Emperyalizmin silahlı orduları da vardır. Amerika’nın kendi ülkesi dışında, tüm dünyaya yayılmış, 400’den fazla üssü ve yarım milyondan fazla askeri vardır. Füzeleri vardır, uçakları vardır, gemileri vardır, nükleer silahları vardır.

EMPERYALİZMİN PİYONLARI

Kapitalizm her zaman kendi ordusunu kullanmaz. Özellikle son yıllarda piyon askerleri, piyon örgütleri kullanır oldu. Bu amaçla ya terör örgütlerini ya da paralı askerleri kullanır oldu. PKK, odur, FETO odur, IŞİD odur.

Ülkelere dirlik düzenlik vermez. Etnik kimlik üzerinden, dini inançlar üzerinden oyunlar oynar. Milletleri böler, parçalar; milli devletleri yok eder.

Türkiye’de akan bu kanların müsebbibi de emperyalizmdir ve onun uşağı olan, kompradorlar, bölücüler, inanç sömürücüleridir.

ZAFER BİRLİKTEN GEÇER

Saldırı milli devletimizedir, milli birliğimizedir, vatanımızadır, toprağımızadır, zenginliklerimizedir, derelerimizedir, ormanlarımızadır, canlarımızadır, evlatlarımızadır.

Para için, kâr için, daha fazla kazanç için canlarımıza kıyan bu emperyalizme karşı tek yürek, tek bilek olmalıyız.

Bu dış düşmana karşı durmak için içimizdeki hainlere karşı uyanık olmalıyız. Unutmayalım, iç cephe düşmeden dış cephe düşmez.

Emperyalizm bize karşı cephe almış; etrafına bölücüleri, hainleri, vatansızları toplamış. Biz de tüm vatanseverler olarak etnik kimlik, mezhep, siyasi parti ayırımı yapmadan Türkiye cephesinde birleşelim.


Zafer, haksızlığa karşı bir ve beraber savaşanların olacaktır. 

10 Aralık 2016 Cumartesi

MİLLET EGEMENLİĞİ DEVREDİLEMEZ

AKP’ ve MHP’nin anayasayı değiştirerek milli egemenliği yok etme teşebbüsünden dolayı bu iki partiyi şiddetle kınıyoruz.

Bu teklif ile millet egemenliği yok edilmeye çalışılıyor çünkü TBMM’nin yetkileri kısıtlanıyor. Meclis cumhurbaşkanını ve hükumeti siyasal olarak denetleyemez hale getiriliyor.

Bu teklif ile millet egemenliği yok edilmeye çalışılıyor çünkü 5 yıllığına seçilen cumhurbaşkanı TBMM’ne ait olması gereken yasama yetkisini KHK’lerle kullanabiliyor.

Bu teklif ile millet egemenliği yok edilmeye çalışılıyor çünkü yüksek yargı mensuplarının yarısını partili cumhurbaşkanı seçiyor, diğer yarısını ise cumhurbaşkanının partisi belirliyor. Yargı bağımsızlığı yok ediliyor.

Bu teklif ile millet egemenliği yok edilmeye çalışılıyor çünkü devletin yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri tek kişide toplanıyor ve bu tek kişinin siyasal sorumluluğu olmuyor. Kuvvetler ayrılığı olmadan milli iradeden söz edilemez.

Bu teklif ile millet egemenliği yok edilmeye çalışılıyor çünkü hükumet milli iradenin tecelli ettiği TBMM’ne karşı sorumsuz hale getiriliyor.

AKP ve MHP’nin en kısa süre içinde bu teklifi geri çekmesini diliyoruz.

Millet egemenliğini tek adam egemenliğine dönüştürmek isteyenlere Mustafa Kemal Atatürk’ün ağzından ve aynı kararlılıkla sesleniyoruz ve uyarıyoruz:

“Millet egemenliğini almıştır ve isyan ederek almıştır. Alınmış egemenlik, hiçbir neden ve biçimde terk edilemez; geri verilemez. Bırakılamaz. Bu egemenliği tekrar geri alabilmek için; almak için kullanılmış olan araçları kullanmak gerekir.”