20 Aralık 2017 Çarşamba

SEÇİM YAKLAŞIYOR, SAFLAR BELİRGENLEŞİYOR

İster zamanında yapılacak olsun isterse erken olsun cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor. Yaklaştıkça da yarışacak görüş ve adaylar belli olmaya başlıyor.

Bu cumhurbaşkanlığı seçimi eski seçimlere benzemiyor. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artılmış olması ve Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ve dünyamızdaki son gelişmeler seçimi daha da önemli kılyor.

Böylesine önemli bir seçimde saflar da belirmeye başladı. Bizim gördüğümüz 3 oluşumun adayları yarışacak: 1. Erdoğan’a bağlı AKP, 2. Kılıçdaroğlu, Gül, Akşener ve HDP’nin oluşturacağı” Demokrasi Platformu”, 3 Vatan Partisi.

AKP KANADI

Erdoğan’ın aday oacağı kesin gibi birşey. AKP içinde bu konuda çatlaklar olacağa benziyor. Erdoğan karşıtları Gül, Arınç ve Davutoğu ile birlikte “Demokrasi Platformu”na katılabilir.

Bahçeli ve MHP ise Erdoğan’a destek olacağa benziyor.

Erdoğan ve yandaşları her ne kadar Amerika ve NATO aleyhinde konuşsalar bile bunlara karşı somut bir adım atamıyorlar. Batı sisteminden kopmada kararlı değiller.

DEMOKRASİ PLATFORMU

Seçimde yarışacak ikinci gruba “Demokrasi  Platformu” dedik çünkü Kılıçdaroğlu NTV’deki canlı yayında şöyle dedi: “Önümüzdeki süreç zaten bir ittifak süreci olacak. Tek adam rejimi, demokratik parlamenter sistem. Biz demokrasiden yanayız. Saray çevresi demokrasiden yana değil.” Ona göre bir tarafta demokrasi yanlıları, diğer yanda destekçileri olacak.

Bu platformda Akşener ve partisinin de bulunacağı açıkca belli oluyor. Akşener’in şu ifadesi süpheye yer bırakmıyor: “ ...ikinci turda da diyelim ben kalırsam desteklenmem gerektiğini diyelim CHP'nin adayı kaldı biz onu şartsız şurtsuz destekleyeceğimizi ilan ediyorum.”

Başka kimler olabilir derseniz; Tuncay Özkan’nın sözlerine bakacak olursak Demirtaş ve HDP de bu platformda yerini alacak. Özkan şöyle demiş: ''Selahattin Demirtaş'la da diğer arkadaşlarla da kucaklaşacağız, yolumuza devam edeceğiz.”

Bu platformun iki temel özelliği var: Erdoğn karşıtlığı ve Batı İttifakı ve  NATO yanlılığı. Temel amaçları Erdoğan’ın iktidarına son vermek.

Amerika ve Atlantik sistemi hakkında kötü sözlerini ise işitmedik.

VATAN PARTİSİ VE PERİNÇEK

17 Aralık 2017 tarihinde toplanan Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu, 27 Ocak 2018 günü Ankara’da Olağanüstü Genel Kurultay toplama kararı aldı. Bu kurultaya Vatan Partisinin cumhurbaşkanı adayı ilan edilecek. Çok muhtemeldir ki Sayın Doğu Perinçek aday gösterilecek.

Alınan kararda, “Sistem, iktidar ve muhalefetiyle çözümsüzlük içindedir. Türkiye, Tayyip Erdoğan ile Atlantik sisteminin adayları arasında bir seçime mahkûm edilemez. Vatan Partisi programıyla, tecrübeli, genç ve dinamik kadrolarıyla Milli Hükümet görevine hazırdır. Milletimizden yetki istiyoruz” denilmektedir.  

BEN ATATÜRKÇÜYÜM, BEN MİLLİYETÇİYİM DİYENLER NE YAPACAK?

Benim merak ettiğim husus şunlar:

Atatürkçüler, Atatürkçülüğün temel özelliği olan emperyalizme karşı olmayı bir yana bırakarak Amerika’nın desteklediği, reklam panosuna koyduğu bir adaya emperyalizmin piyonu HDP ile birlikte destek verecekler mi?

Milliyetçiyim, ülkücüyüm diyenler, Demirtaş ile yola devam edecek olan CHP’nin adayına oy verecekler mi?

Özellikle Akşener ve partisini destekleyenlere soruyorum: Akşener CHP’nin adayına ki bu muhtemelen HDP’nin de destekledği bir aday olacak, şartsız destekleyeceğini ilan etti, siz de bu adaya oy verecek misiniz?

KENDİLERİNİ BİLDİKLERİNE HAPSEDELER

İnsanlar,  mevcut bilgilerinden ve bu bilgilere dayanan kararlarından oluşan bir çember içine kendilerini hapsetmişler. Bu çemberi yarıp çıkamıyorlar. Çıkamadıkları için de gerçekleri görüp sağlıklı kararlar alamıyorlar.


Halkımıza tavsiyem şu: Kırın bu çemberlerinizi. Bildiklerinizi sorgulayın. Yandaş ve Atlantikçi medyanın sizi ve fikirlerinizi tutsak etmesine izin vermeyin. Önce mevcut bilgilerinizi unutun, sonra da araştırıp, soruşturarak ve farklı kaynaklardan yararlanarak yeni ve gerçek bilgiler edinin. Bu seçimi size öğretilen gerçek dışı bilgilere kurban etmeyin. Lütfen ön yargılarınızdan kurtulun ve seçiminizi özgürce yapın.

19 Aralık 2017 Salı

SURİYE’DE ÖNEMLİ GELİŞMELER OLACAK

Önümüzdeki günlerde Suriye’de çok önemli ve hayırlı gelişmeler olacağı anlaşılıyor. Bunu Sayın Erdoğan ve Esad’ın son konuşmalarından anlıyoruz.

Önce Erdoğan’ı dinleyelim; Karaman’da şöyle diyor:

"Afrin'i teröristlerden temizleyeceğiz, Münbiç'i teröristlerden temizleyeceğiz, Tel Abyad'ı, Rasulayn'ı, Kamışlı'yı teröristlerden temizleyeceğiz, Şemdinli'den Yayla Dağı'na kadar tüm sınırlarımızı teröristlerden temizleyeceğiz. Sınırlarımızın dibinde terör yuvaları kurulmasına izin vermeyeceğiz. Güya müttefikimiz olan birilerinin şımarttığı teröristlerin bugün olduğu gibi bundan sonra da kursaklarında bırakacağız."

“...Bunu adı FETÖ de olsa, PYD, PYG, DEAŞ da olsa, aynı şamdanının kolları gibidir, fark etmez. Karşımıza hangi görünüş altında kim çıkarsa çıksın, terör oluşumlarını birer birer yıkıp geçeceğiz.”

“...Amerika, 4 bin tırla silahlar getirdi. Bu silahlar kime veriliyor. Bize bunu açıklamaları lazım. Aynı şekilde koalisyon güçleri. Açıklamaları lazım. Biz her yapılana eyvallah mı diyeceğiz?”

Şimdi de Suriye tarafına bakalım: Fransız haber ajansı AFP, Beşar Esad'ın Hmeymim Askeri Üssü'nde Rusya Başbakan Yardımcısı Dimitri Rogozin ile görüşmesi sonrası gazetecilere yaptığı açıklamaları aktardı. Bu açıklamlardan öğrendiğimize göre, YPG ile ilgli bir soruya verdiği cevapta Esad YPG’yi vatan haini olarak ilan etmiş ve ilave etmiş:

" 'Kürtler' olarak tanımlananlardan bahsederken aslında sadece Kürtlerden bahsetmiyoruz. Başta ABD olmak üzere yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet edenler, vatan hainidir".

“...Herhangi bir yabancı devletin komutasında çalışan, vatanına, halkına ve ordusuna karşı olan herkes diğer taraflarca adlandırılmasının önemi olmaksızın vatan hainidir”

TESPİTLER AYNI, NİYETLER AYNI

Birbirine parelel iki tespit ve bu tespiti ilan eden iki konuşma. İki lidere göre, başta Amerika olmak üzere yabancı güçlerle işbirliği yapan PKK, YPG, IŞİD, El Nusra gibi örgütler vatan hainidir ve Türkiye’nin ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit etmektedirler.

Bu beyanatlarla iki lider birbirlerine mesaj da veriyor. Bize göre mesaj şu: Mademki bu örgütler her iki ülke için de birir tehdittir, beraber hareket edelim ve bunları askeri işbirliği içinde ortadan kaldıralım.

Bu beyanatların ve mesajların somut sonuçlarını yakın bir zamanda göreceğimiz anlaşılıyor. Her iki ülke  askeri hazırlıklarını artırıyor. TSK Suriye sınırındaki askeri yığınağını güçleniriyoe. İDLİB’deki kontrol noktalarını artırırken, Suriye sınırına yeni zırhlı araçler sevk ediyor.

PERİNÇEK’İN HAKLILIĞI BİR KERE DAHA GÖRÜLDÜ

Millet olarak sevinmemiz lazım. Artık Batı destekli terörün sonu göründü.  Batı Asya’da Amerika ve İsrail yeniliyor. Çok yakında PKK beyaz bayrak çekecek ve Amerika da pılısını pırtısını toplayayıp gidecek. Terör örgütlerine verdikleri silahlar da Türk ve Suriye ordusuna kalacak.

Zaman gene Vatan Partisi’ni ve onun genel başkanı Sayın Doğu Perinçek’i haklı çıkardı. Sayın Erdoğan’nın BOP eş başkanlığını üstlendiği ve açılımlar yaptığı ve ana muhalafet partisi CHP ile birlikte terör sorunu silahla çözülmez dedikleri zaman Sayın Perinçek terör sorunu ancak devletin yaptırım gücü ile son bulur diyordu. Ve şöyle ilave ediyordu: “Türkiye, İran, Irak ve Suriye elele verise, PKK Kandil’e beyaz bayrak çeker.

Yakın zamanda bu beyaz bayrağı göreceğiz. Sıra Güneydoğumuzdaki yaraların sarılmasına gelecek. Huzura ve güvene kavuşan bölge halkı ekonımik olarak da daha ferah günler görecek. Yeter ki, bu gidişat Atalantik İttifakı’nın Türkiye’deki adamları tarafından durdurulmasın ve Erdoğan yalpalamasın ve kararlı davransın.

SEÇİM ÖNEMLİ

Bu bakımdan önümüzdeki cumhurbaşkanı seçimi çok önemli. Türkiye, sürekli yanlışlıklar yapan ve gerekli adımları atmada tereddütler gösteren ve yalpalayan Erdoğan ve Atlantik sisteminin adayına mahkum olmaması gerek.


Bu seçimim sonucunda geleceği okuyabilen, sadece ufku değil, ufkun ötesini de görebilen, milleti için her türlü  fedakarlığı yapmış, kararlı ve mücadeleci bir adayın cumhurbaşkanı olması gerek. Kimdir bu aday derseniz elbette Doğu Perinçek’tir derim.

18 Aralık 2017 Pazartesi

VATAN PARTİSİ : “BİZ DE VARIZ”

Baştan söyleyelim; medya özgür değilse, o ülkede özgürlük de yoktur, demokrasi de yoktur.

Türkiye’de televizyonlar, gazeteler belirli ellerde toplanmış durumda. Kimisi Doğan’nın, kimisi Ciner’in kontrolünde. Büyük kısmı ise iktidarın sesi olmuş durumda.

Bu televizyon ve gazetelerin en büyük görevi halkın gözünden bazı gerçekleri saklamak. İnsanlarımız gözlerini açınca TV ekranı ve renk renk basılmış kağıtları görüyor ve dünya buymuş sanıyor.

Ön plana çıkarılan partiler var, gizlenen partiler var. Akşener başkanlığında bir parti kruldu, Batı’cı medya bu partinin reklam kokan haberleri ile doldu. Yandaşlar da ise tam bir sessizlik ve görmemezlik.

YA ERDOĞAN YA DA ATLANTİK SİSTEMİNİN ADAYI!

Yazılanlar, söylenenler, gösterilenler hep önümüzdeki cumhurbakanlığı seçimlerine hazırlık niteliğinde. Adaylardan söz ediliyor, Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Gül ve Akşener’den başka isim geçmiyor. Anlaşılan yarışın Erdoğan ve muhalifleri yani Kılıçdaroğlu, Gül ve Akşaner arasında olması planlanıyor. MHP Erdoğan’nın, HDP de muhaliflerin yanında görülüyor.

Bir tarafta Erdoğan, diğer tarafta Atlantik sisteminin adayı. Sanki başka ihtimal yokmuş gib!..

Oysa bu ülkede bu iki kesime oy vermek istemeyen milyonlarca seçmen var. Ve en önemlisi Vatan Partisi ve onun değerli genel başkanı sayın Doğu Perinçek var.

Türkiye’yi yönetmeye talip olan bu partinin MKK 17 Aralık 2017 tarihinde toplandı ve önemli bir duyuru yaptı ve parti olarak bir aday göstereceğini duyurdu. Her zamanki gibi ana akım medyada çıt yok, haber yok.

Vatan Partisi’ni bu kararını bari biz duyuralım:

“Bugün toplanan Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu, 14 Ocak 2018 günü Ankara’da Olağanüstü Genel Kurultay toplama kararı almıştır.

Türkiye vatan savaşı koşullarında ve üretim ekonomisinin kapıya dayandığı bir süreçte Cumhurbaşkanlığı seçimine gitmektedir. Seçeceğimiz Cumhurbaşkanı, bu süreci yönetecek birikim ve yetenekte olmalıdır.

Türkiye köklü değişiklikler ve büyük kararlar dönemine girmiştir. Vatan Partisi’nin programı bir bir gündeme gelmektedir. Türkiye’nin mecburiyetlerini içeren bu programı kararlı ve tutarlı olarak hayata geçirebilecek olan ancak Vatan Partisi’dir.

Sistem, iktidar ve muhalefetiyle çözümsüzlük içindedir. Türkiye, Tayyip Erdoğan ile Atlantik sisteminin adayları arasında bir seçime mahkûm edilemez.

Vatan Partisi vatan bütünlüğü ve huzuru sağlayacak, üretim ekonomisini, komşularımızla işbirliğini ve Avrasya birliğini gerçekleştirecek, çağdaş ve aydınlanmış toplumu kuracak tek partidir.

 Vatan Partisi programıyla, tecrübeli, genç ve dinamik kadrolarıyla Milli Hükümet görevine hazırdır.

Vatan Partisi Türkiye’yi yönetmek amacıyla kurulmuştur. Cumhurbaşkanı seçimine hükümeti kurmak için, milletimizden yetki almak için katılacaktır.

Türkiye’nin bir karar sürecine girdiği koşullarda, Vatan Partisi’nin iktidar mücadelesinde başarı kazanmasının zamanı gelmiştir.

Bu durumda Ocak ayında yapacağımız Olağanüstü Kurultay’la Cumhurbaşkanı seçimindeki strateji ve siyasetlerimizi belirleyecek, Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayımızı kamuoyuna açıklayacağız.

 Milletimizden yetki istiyoruz.”


Umarım bu çağrı ve talep karşılık bulur ve milliyetçiler, halkçılar, devrimciler bir araya gelip Kemalist devrimi tamamlama görevini üstlenecek bir yönetimi işbaşına getirirler. 

15 Aralık 2017 Cuma

CHP-YCHP ÇELİŞKİSİ

Tuncay Özkan’I CHP’nin vitrinine koymuşlar, sürekli konuşuyor. O konuştukça biz de YCHP’yi tanımış oluyoruz.

“Adalet” yürüyüşü öncesi Demirtaş ile görüşmüş ve “Ben Demirtaş’ın çığlığıyım” demişti. Demirtaş çığlık atıyor, ses Tuncay Özkan’dan çıkyıyor.

Demirtaş çığlık atıyor çünkü uğraştı, didindi Türkiye’yi bölemedi. Sırtını dayadığı PKK hendeklere gömüldü. Anlaşılan arkasını yaslayacak PKK kalmayınca çığlık atıp Tuncay Özkan’a sığınmış. Benim feryadım duyulmuyor, ahımı, acımı sen dile getir demiş.

Bunlarla yetinmeyen Tuncay Özkan, Habertürk TV'de Kübra Par'ın konuğu olmuş. ABD'nin Türkiye'nin düşmanı olmadığını savunmuş, aynı dakikalarda da kendisinin anti-emperyalist olduğunu iddia etmiş.  HDP'li Selahattin Demirtaş’ı ‘kucaklayarak’ yeni Türkiye'yi yaratacaklarını söylemiş.

Sözleri aynen şöyle: “ABD bizim düşmanımız değil. Biz ABD ile birlikte bir sürü paktta birlikteyiz. İyi ki de birlikteyiz. Bizim düşmanımız falan değiller. Biz Türkiye'nin bağımsızlığını egemenliğini ödün vermez şekilde savunan bir kadroyuz. Tüzüğümüz Kuvayi Milliye'den geliyor. Anti-emperyalist duruşumuz Atatürkçülüğümüz demek."

Çelişki, çelişki üstüne. Böyle saçma ve çarpık sözler ancak Tuncay Özkan’dan çıkabilirdi.

AMERİKA İLE DOSTANE BİR ŞEKİLDE SAVAŞIYORUZ!

Amerika dünyanın en büyük emperyalist gücüdür. Ona karşı olmadan antiemperyalist nasıl olunur?

Amerika Türkiye’nin dostu filan değil; tam tersi en büyük düşmanı. Şu anda da namlu namluya Amerika ile savaşıyoruz. Amerika bize saldırdı, saldırmaya devam ediyor. PKK olup saldırı, FETO olup saldırdı, IŞİD oldu saldırdı, liberal liboş oldu saldırdı. Bizi bölmeye, vatan topraklarımızı işgale kalktı. Neyimiz varsa, neyimiz yoksa onu da sömürmeye çalışıyor.  

Amerika’yı dost gören bir CHP emperyalistlerin bu saldırılarına Demirtaş ile birlikte mi karşı duracak?

NEREDEN NEREYE!

En büyük çelişki ise, CHP’nin özü ile Kılıçdaroğullarının, Özkanların YCHP’si arasında.

CHP “Müdafa-i Hukuk” doktrini esas alınarak kurıldu. Müdafa-i Hukuk, yani başta Türk millet olmak üzere mazlum milletlerin haklarını emperyalist güçlere karşı savunmak ve korumak. Bunun için de iki esas ilke vardı: Tam bağımsızlık ve millet egemenliği. Tam bağımsızlığı ve millet egemenliğini devam ettirmek için de sömürüden uzak milli ekonomi esas alınmıştı.

CHP, onun lideri Atatürk ile bir büyük  savaş kazandı. Peki kime karşı kazandı? O zamanki emperyalist güçlere ve onların içimizdeki işbrlikçi ve yardakçılarına karşı Kuvvayi Milliye’yi seferber ederek kazandı.

Kılıçdaroğullarının ve Özkan’ların YCHP’si ise en büyük emperyalist gücü dost biliyor.

Amerika ile yaptığımız savaşı gözlerden uzak tutuyor.

Emperyalistlerin piyonu ve yardakçısı Demirtaş’a sahip çıkyor.

Hapse atılan FETO ve KK mensuparı hapishanelerden salınsın istiyor.

FETO ve PKK’lı oldukları için kamudan uzaklaştırılanlar devlet hizmetine geri dönsün istiyor.

Türkiye’nin ekonomisini Amerikan sermayesinin has adamı Kemal Derviş’e emanet edeceğim diyor.

Batı Asya’nın mazlum halklarına emperyalistlerin yaptıkları katliamlardan söz etmiyor, halkını ve vatanını korumaya çalışan Esad’a katil diyor. Amerika Suriye’yi bombalayınca bundan memnuniyet duyduğunu belitiyor. Suriye ve Irak’I bölmek için Amerika’nın kullandığı PYD’ye özgürlük savaşçısı gözü ile bakıyor.

Emperyalizm ile savaşan bir CHP’den emperyalizme dost ve müttefik olduğunu beyan eden ve eylemleri ile bunu doğruluyan bir CHP’ye geldik.

YAZIKLAR OLSUN!

Yazıklar olsun Atatürk’ün ve gerçek kuvvayi milliyecilerin partisini bu hale getiren Kılıçdaroğullarına, Özkanlara, Tanrıkullarına.

Yazıklar olsun “Atatürkçüyüm” deyip de Atatürk’ün partisine sahip çıkmayan ama YCHP’yi desteklemeye devem eden partililere.

AKP iktidarını da ayakta tutan işte bu CHP-YCHP çelişkisidir. Erdoğan yönetimine ancak gerçek anlamıyla 6 okta birleşenler son verebilir.


12 Aralık 2017 Salı

ATIF HOCA VE YUSUF AKÇURA

Gazetelerden öğreniyoruz; İstanbul’da bir okuldaki mescite İskilipli Atıf adı verilmiş ve kapısında onun resmi asılmış. Buna benzer haberleri defalarca okuduk. Cumhuriyetin okullarına, hastahanelerine, parklarına bu şahsın adı verliyor.

İstiklal savaşımıza ve bu savaşın sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne şiddetle karşı koyan ve karşı koymayı hainlik mertebesine yükselten bir kişinin adının cumhuriyetin kurumlarına verilmesi kadar yanlış bir şey olamaz. Verilen her isim kurtuluş savaşı şehitlerimizim kemiklerini sızlatıyordur.

Siyasal islamcılar İskilipli Atıf’a böyle sahip çıkarken halkçıların, devrimcilerin, milliyetçilerin ve Atatürkçülerin Yusuf Akçura’yı unutup anmamaları da çok vahim.

Yusuf Akçura ve İskilipli Atıf birbirine zıt iki görüşün ve mücadelenin temsilcileri. Neden zıt dediğim ikisini ayrı ayrı hatırlatınca anlaşılacaktır.

İSKİLİPLİ ATIF HOCA KİMDİR?

Öncelikle şunu söyleyelim: Atıf Hoca Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti'nin kurucusu ve yöneticisidir. Kurtuluş Savaşı sırasında yayınladıkları bildiride Kuvayı Milliye mensuplarına 'İngilizleri kızdırdınız' diyerek çıkışan İskilipli Atıf, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına ise 'eşkiya' diyerek 'katlerinin vacip' olduğunu söylemiştir.

Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele’ye ve Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kurulmuştur. İslamcılık ile İngiliz yandaşlığını beraber sürdürür. Bağımsızlık savaşına karşıdır çünkü bu cemiyete göre Yunanlılar ve İngilizler iyidir. Bu savaşı da bunlar kazanacaktır çünkü onların arkasında Kuvvayı Milliye gibi "cahilce bir cesaret" değil, uygarlık zekâsı vardır.

Atıf Efendinin Teali İslam Cemiyeti Başkanı (Reisi Evvel) olarak yayınladığı bildiriden birkaç satır aktaralım:

"Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere 'siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim' diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor.” “ ...Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.”

“Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?”

“Elinize aldığınız bu fetva Allah'ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur."

YUSUF AKÇURA KİMDİR?

Yusuf Akçura Türkçülük akımının önde gelen liderlerinden birisidir. Fikirleri ile, önerileri ile, söylemleri ve eylemleri ile bağımsızlık savaşının kazanılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük emeği geçmiştir. Atatürk’ün en yakınındaki kişilerden birisidir.

Milli mücadeleye bakış açısını şu cümlelerden öğrenebiliriz: “Anadolu’da oluşan Türk milli kuvveti, Türk milliyetini imhaya uğraşan İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni istilacılarını Türk ilinden kovmayı başardı. Onlarla işbirliği yapmış olan Osman hanedanını da arkalarından gönderdi. Bu suretle Türkiye’de ne İstilacı yabancı ne de ferdi saltanat ve hilafet kaldı: Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti doğdu.

Atıf Hoca, Türk Ordusu’nı ve onun başkomutanını "Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları” diye nitelendirirken Akçura bakın bir konferansında neler söylemiş: “Vazifesini tarihte emsali az bulunur bir maharet ve fedakârlıkla başaran muzazzez ordumuza ve onun en yüce harp erlerinden olduğuna şühe kalmayan dâhi başbuğuna şükran ve hürmet arz etmek, bugün her işin başlangıcında milli bir vazifemizdir. Onun için muhterem dinleyicileri, ilim müesselerinin üslup ve geleneğine uygun olarak, ordu ve babuğumuzu üç defa alkışlamaya davet ediyorum:
Yaşasın muzeffer ordumuz ve dâhi başbuğu!”

İSYAN EDİYORUM, KINIYORUM VE KUTLUYORUM

Cumhuriyet kurumlarına Atıf Hoca gibi bir cumhuriyet ve Türklük düşmanının adını verenler varken Yusuf Akçura gibi bir cumhuriyet aydının ve Türk milliyetçisinin anılmamasına isyan ediyorum.

Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanıp, cumhuriyet karşıtı bir hainin ismini cumhurşyet kurumlarına veren AKP iktidarını kınıyorum.

CHP’nin fikir babalarından olan Akçura’ya karşı kayıtsız kalan CHP’lileri kınıyorum.

Türkçülük akımının önde gelen düşünürlerinden olan, Türk milletinin bağımsızlığı ve egemenliği için mücadele eden Akçura’yı yeteri kadar anmayan milliyetçileri ve Türkçüleri kınıyorum.


Akçura’ya Kaynak Yayınları sahip çıktı ve onun söylev ve makalelerini toplayarak “Türk Devriminin Programı” ismi ile kitaplaştırdı. Kitabın tanıtımını ise Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek yaptı. Sayın Perinçek’i ve Kaynak Yayınevini de kutluyorum. 

10 Aralık 2017 Pazar

ÖNCE LOZAN’A SAHİP ÇIK!

Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Erdoğan’ın Lozan konusunda kafası karışık. Gün oluyor, ‘Lozan’I zafer olarak yutturmaya çalıştılar’ diyor, gün oluyor ‘İstiklal savaşını Lozan ile taçlandırdık’ diyor. Son olarak da, Yunanistan’da ‘Lozan’I revize etmek gerek’ demiş ve bu büyük siyasi zaferi tartışmaya açmış.

Lozan’I tarışmaya açarsanız Sevr’I getirir sizin önünüze koyarlar. Nitekim Yunanistan Savunma bakanı da Erdoğan’a cevaben ‘O halde Sevr’e dönelim’ demiş

KİMLER LOZAN DEĞİŞSİN DİYOR?

Lozan’ı beğenmeyip değişmesini isteyen çok çevreler var: 17 Aralık 2004 AB Zirvesi'nde, İlerleme Raporu ile önümüze konan şartların başında "Lozan Antlaşması'nın gözden geçirilmesi" maddesi vardı; hâlâ da duruyor. Barzani, ders kitaplarında; Lozan Kürdistan'ın engelidir. Sevr'e göre Devleti kurmak hakkımızdır, diyor. Teröristbaşı Öcalan ve PKK, yayınladığı her bildiride Sevr'i savunuyor, Lozan'a karşı çıkıyor.

Zaten Lord Curzon da antlaşmayı imzaladıktan sonra şunları söylemiş: "Lozan görüşmeleri sırasında sunduğum her öneriye itiraz ettiniz; saygı duyarım; hatta bunları bu gün için cebime koyuyorum, fakat ekonomik sıkıntılar yüzünden bize başvuracağınızda, teker teker gündeme getireceğim."

LOZAN CUMHURİYET DEMEKTİR

Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tescil belgesidir. Lozan’I tartışmaya açarsanız Cumhuriyet’I ve onun kazanımlarını da tartışmaya açmış olursunuz. Oysa bir devlet adamının görevi öncelikle Cumhuriyet’I korumaktır.

Peki siz bunu yapabildiniz mi? Dönüp 15 yıllık iktidarınıza bakalım:

Lozan ile bu toprakların ebediyyen Türk milletinin vatanı olduğu tescil edildi. Siz ise, açılım yapacağız diye vatan topraklarını bir kukla devlete devretmenin eşiğine kadar geldiniz.

Türk milleti bu topraklarda Lozan ile egemen oldu. Siz, FETO’nun paralel devlet olmasına göz yumdunuz, yardımcı oldunuz ve dolayısyla Amerika’yı egemenliğimize ortak ettiniz. Hâlâ bir takım cemaatler egemenliğimizi ihlal ediyorlar ve siz en azından göz yumuyorsunuz.

Türk ordusunun destanlaşan mücadelesi ve muhteşem zaferi sonucu Lozan imzalandı. Siz bu orduya sahip çıkamadınız. FETO polis oldu, hâkim oldu, siz savcı oldunuz ordumuzu tasfiye etmeye kalktınız.

Cumhuriyet hukukun üstünlüğü demektir, yargı bağımsızlığı demektir. Siz 12 Eylül’de anayasayı değiştirip, yargıyı cemaat isimli bir terör örgütüne teslim ettiniz.

Lozan ile vatan kıldığımız bu topraklara, yer altı ve yer üstü zenginliklerimize sahip çıkamadınız. Yabancılara toprak satışını kolaylaştırıdız; madenlerimizi yabancılar çıkarıyor, derelerimizi onlar kullanıyor.


Cumhuriyet ile birlikte kurulan sanayi işletmelerimizi sattınız, yabancılara verdiniz. Kendi ülkemizde yabancıların fabrikalarında çalışan işçiler haline geldik.

Haberleşme, sağlık, bankacılık, sigortacılık, sağlık gibi hizmet sektörleri yabancı fonların oldu; Bunlara da sahip çıkamadınız.

Cumhuriyet laiklik demektir, bilimin aydınlığı demektir. Siz iktidar olur olmaz laiklik ile sorunlar yaşamaya başladınız. Eğitimin bilimsel ağırlığını azaltıp, dinselleştirmeye başladınız.

Çocuklarımızın geleceğine de sahip çıkamadınız. Sorular çalındı, sınavlarda haksızlıklar oldu; çocuklarımızı, gençlerimizi mağdur ettiniz.

HATALARINIZIN BEDELİNİ MİLLET ÖDÜYOR

Sayın Erdoğan, PKK ve FETO konusunda hata yaptığınızı ve aldatıldığınızı kabul ettiniz ve bunlarla ilgili yanlış politikalardan vaz geçtiniz ama bu hataların bedelini milletimiz ödedi ve ödemeye devam ediyor. Mehmetçiklerimiz, polislerimiz bu hataların sonucu şehit oldu. Gencecik çocuklarımızı genç yaşta toprağa verdik.


Lozan konusunda da artık gerçeği görün. Sizi yanıltmalarına izin vermeyin. Bu millete tekrar bedeller ödettirmeyin.

Lozan’ı tarışmayı bırakın ve onun bize kazandırdıklarını korumaya çalışın. Cumhurbaşkanı olarak bu millet sizden bunu bekliyor.


İktidarda kalmanızın anahtarı da budur. Ya Lozan’a sahip çıkarsınız ya da bu millet size o makamdan indirmesini bilir.  

9 Aralık 2017 Cumartesi

ZALİMLERİN SALDIRISI BİTMİYOR

Yüzyıllardır süren bir mücadele var: Bir tarafta zalimler, diğer yanda mazlumlar. Savaşlar hep bu çelişki üzerine çıkıyor. Ya zalimler mazlumlara saldırıyor ya da zalimler arasında paylaşım harpleri çıkıyor. I. Cihan Harbi Osmanlı’nın paylaşım savaşıdır.

Amaç ise hep aynı: Para, daha çok para. Çünkü para en büyük siyasi ve ekonomik güç…

Kim mi bu zalimler? Elbette büyük Amerika’nın, İsrail’in, İngiltere’nin ve tüm batılı ülkelerin büyük sermaye sahipleri.

DÜNYAYA EGEMEN OLMAK İSTERLER

Bu büyük sermayedarlar tüm dünyaya sermayenin egemen olmasını isterler. Kendi hükümetlerini, ordularını, medyayı hep kontrol altında tutarlar. Bunu da başarırlar çünkü para bunlarda, güç bunlarda.

Vatandaşlarının büyük çoğunluğu bunların işçisi durumundadır. Mühendisi de, doktoru da, avukatı da, yazarı da, hata küçük sermayedarlar da böyledir. Herkes bunlar için çalışır.

Bunlara ucuz işçi, ucuz hammadde, uygun pazar gerekir. Onun için diğer ülkelerden ve halklardan faydalanırlar. Gözleri paraya doymadığı için insanların yoksulluktan, açlıktan, hastalıktan ölmesine, sürünmesine, sürülmesine aldırmazlar. Onlar için bir damla petrol binlerce insanın kanından daha kıymetlidir.

Ne yazık ki, sömürmek istedikleri ülkelerde kendilerine hizmet edecek yardakçıları ve işbirlikçileri kolaylıkla bulurlar. Bunlar siyaset adamı olur, iş adamı olur, yazar olur; onlar için ne lazımsa o olur. Ülkelerin başına istedikleri yöneticileri getirirler, ülkenin istedikleri gibi yönetilmesini sağlarlar.

ATATÜRK NELER YAPTI?

Bu zalimlere karşı en büyük mücadeleyi Atatürk önderliğinde Türk milleti verdi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Diğer mazlum milletlere de örnek oldu.

Atatürk, bu zalimlere fırsat vermemek için milli politikalar geliştirdi: Savunma milli olsun, eğitim milli olsun, ekonomi milli olsun istedi. Bunu da başardı.

Bu zalimlerden sadece Türk milletini değil, diğer mazlum ülkeleri de koruyacak bir dış politika yürüttü. Bu politika üç esas üzerine kurulmuştu: 1. Sovyetler’le yakın dostluk ve işbirliği, 2. Balkan Antantı, 3. Saadabat paktı. Dikkat edilirse, Atatürk Türkiye’yi Batı’ya karşı koruma altına almaya çalıştığı görülüyor. Hatta sadece Türkiye’yi değil, komşu ülkeleri de korumayı düşünüyor.

LİBERAL EKONOMİ FACİASI

1940’lı yıllardan sonra bu politikalardan vazgeçilmesi sonucu Türkiye Batı’nın sömürüsüne açık hale geldi. Özellikle 1980 darbesi ile yarı sömürge durumuna düştü. Planlamaya ve devletçiliğe dayanan iktisat politikalarının yerini liberal ekonomi ve açık kapı siyasetleri aldı.

Liberal ekonomi ve açık kapı siyaseti tam da zalim sermayedarların istediği şeydi.

MİLLİ DEVLETLER BİRER KALEDİR

Mazlum milletler için ‘milli devletler’ onları zalimler koruyan birer kale gibidir. Bu nedenle emperyalist Batı milli devletlere saldırıyor. Ekonomik, siyasi ve kültürel dayatmalarda bulunuyor. Yetmezse, askerlerini kullanıp ölüm kusuyor.

Özellikle gelişmekte olan ülkelerin milli devlet olma özelliği tırpanlanıyor ve küresel güçlere hizmet edecek hale getiriliyor.

Küresel güçler milli devletlerin şu yönlerde değişmesini sağlamaya çalışıyor:

Milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerinden taviz verilecek.

Devlet piyasanın ve Uluslararası şirketlerin hizmetine girecek.

Mal ve sermayenin dolaşımı için gümrük duvarları yıkılacak.

Sosyal devlet ilkeleri terk edilecek.

Ülke topraklarının yabancılara satışındaki engeller kaldırılacak.

Devlet yatırımları özelleştirilecek.


Bu istekler karşılanmazsa, onları parçalayıp, yutulabilir kolay lokma haline getirmeye çalışıyor. Gerekirse askeri yöntemlere baş vuruyor.

Türkiye’ye, Irak’a, Suriye’ye, İran’a, Libya’ya bu nedenle saldırdı.

ÇARE ATATÜRK’TE

Bunlara karşı uygulanacak politikalar bellidir. Atatürk bu konuda da yol göstericimiz olmalıdır. Atatürk’ün neler yaptığını yukarıda yazdım.


Bunları uygulayacak bir iktidarın yönetimi muhakkak AKP’den devralması gerek. Türk aydınına düşen görev de bu iktidarı oluşturmaktır.