6 Ocak 2017 Cuma

ORTAK AKIL GEREK

Çok zor günlerden geçiyoruz. Toplumda karamsarlık artıyor. Terör saldırılarının nedenlerini bile toplum olarak tam anlamış değiliz. Çare üretmede sıkıntılar yaşıyoruz. 

Şunu bilmemiz lazım; çare ancak olaylara tam teşhis koymakla mümkün olur. Teşhisi doğru koyamayınca tedaviyi de yapamıyoruz. 

Eksik olan ortak akıl. Ortak aklı geliştiremiyoruz. 

Ortak aklı yani toplumun içinde bulunduğu durumu doğru değerlendirmek gereken iş birliğini oluşturamıyoruz.  

Orta akıl gelişmiyor çünkü özgür düşünce yok. Beyinler bağlı, zihinler bulanık. 

Sorun yobazlığın yaygın olmasında. İnsanlar bir düşünceye inanmış, bir partiye oy vermiş; asla vazgeçemiyor. 

Peşin fikirler o kadar yaygın ki, özeleştiri yapan insan çok az. 

Dindar ve kindar nesil yetiştirme gayretleri insanları adeta robotlaştırdı.

Bilgisizliğin ve bilgi kirliliğinin olması da ortak aklın oluşmasını önlüyor.  

TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖNEMLİ

Ortak akıl oluşmayınca toplumsal dayanışma da ortaya çıkmıyor. 

Toplumda dayanışma olmayınca halkımız politik ve ekonomik gücün kölesi oluyor. Para toplumda en önemli güç haline geliyor. Emperyalizm toplumları esir alıyor. 

Ekonomik güç politik güce dönüşüyor. Millet ve sınıf bilinci gelişmiyor. Milletler sömürülüyor, parçalanıyor tepki veremiyor. Emekçiler yoksulluk içinde ama tercihini sermayeden yana yapıyor.

Teröriste kızıyor ama Türkiye'yi terör batağına sokan zihniyeti desteklemeye devam ediyor. 

BAĞIMSIZLIĞIMIZI ORTAK AKLA BORÇLUYUZ

İstiklal harbini ortak akıl ve toplumsal dayanışma ile kazandık. Birinci Meclis'te farklı düşüncede insanlar vardı ama tüm mebuslar "Müdafa-i Hukuk" düşüncesi etrafında birleşmişti. 

Müdafa-i Hukuk yani, vatan topraklarının işgalden kurtarılması, millet egemenliği ve tam bağımsızlık. Bunları sağlamak içinde emperyalistlere karşı kararlı mücadele. 

Oratk aklın tecelli ettiği yer TBMM idi. Millet hukukunu korumak için seferber olmuştu. Meclis de milliydi, Hükumet de milliydi.

Düşman İngilizdi, Fransızdı, Yunandı yani emperyalist batılı güçlerdi.  Herkes bu konuda hemfikirdi. 

Günümüzün problemi bu, hala düşmanın emperyalist güçler olduğunu, Amerika olduğunu, İsrail olduğunu bir türlü anlayamadık. 

Anlayamadık çünkü ortak akıl yok. 

ÇARE MİLLİ SEFERBERLİKTE

Yapılacak iş bellidir. Aydınlarımıza büyük görev düşüyor, siyasi partilerimize büyük görev düşüyor. 

AKP iktidarı özgür düşünceyi yok eden, toplumu yobazlığa iten söyelemlerden ve eylemlerden vazgeçmelidir. Anayasa ile oynamamalıdır. Lakiliğin değerini anlamlı ve icraatlarına buna göre yön vermelidir. 

Medya, terörün arkasındaki güçleri topluma gösterecek bir ayna haline gelmelidir. Bilgi kirliliği yaratmaktan vazgeşmelidir. 

Şu anlaşılmıştır; AKP iktidarı terörü önlemede ve toplumu esenliğe çıkarmada yetersiz kalmaktadır. 

Çare "müdafa-i hukuk" düşüncesi etrafında ortak akıl oluşturmaktır. 

Çare milli seferberlik ve milli hükumettir. 

AKP, CHP, MHP ve Vatan Partisi müşterek bir hükumet kurmalı ve emperyalizmle mücedeleyi bir milli seferberlik anlayışı ile yürütmelidir. 
İÇ CEPHE VE 6 OK

Saldırı büyük, amaç belli: Türkiye Cumhuriyeti yıkılmak isteniyor.

Saldırının kaynağı belli: ABD ve diğer batılı emperyalist güçler. Saldıranlar belli: PKK, PYD, FETO ve IŞİD

Ordumuz, polisimiz bu saldırılara karşı canı pahasına mücadele ediyor. Anadolu'nun her köşesinde ediyor, Suriye'de ediyor, Irak'da ediyor. Yeter mi? Yetmez. İç cephe sağlam olmalı.

İç cephemiz de tehlike altında. Dört husus iç cepheyi zayıflatıyor:

Etnik ırkçılık, mezhepçilik, sosyal ve ekonomik eşitsizlik ve vurdumduymazlık.  

ÇARE 6 OK

İç cepheyi sağlam tutmanın yolu Atatürk'ün belirlediği, Türkiye Cumhuriyeti'nin de temeli olan 6 oka sahip çıkmaktan geçer. Nedir onlar?

Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devletçilik ve devrimcilik. 

Her ne kadar bu 6 ok CHP'nin simgesi haline gelmişse de tüm partilerin bu ilkelere sahip çıkması gerekir. Bunlar elbetteki CHP'nin tekelinde değildir. 

Son yıllarda bu ilkelerden önemli ölçüde tavizler verlidi. Bu yüzden de iç cepheyi sağlam tutmada güçlüklerle karşılaşıyoruz. 


Cumhuriyetçilik: 

Türkiye Cumhuriyeti'nin iki temel özelliği var: Milli egemenlik ve tam bağımsızlık. 

AKP iktidarı milli egemenliği zedeleyecek ve TBMM'ni işlevlerinden mahrum bırakacak anayasa değişikliğinden hızla vazgeçmelidir. AKP vargeçmezse, MHP bu değişikliğe verdiği desteği geri çekmelidir. 

Tam bağımsızlığı sağlamak için, NATO, AB bağlantılarımız gözden geçirilmelidir. Ülke içinde yabancı silahlı güçlere ait üsler, tesisler kapatılmalıdır. 

Laiklik:

Yasalarımızı, eğitim sistemimizi ve söylemlerimizi laiklik esasına göre belirlemeliyiz. Devlet düzenini belirli bir mezhepin din anlayışına göre kurmaya kalkmak en büyük bölücülüktür. Yasalar, dinin gereği budur, Allah bunu emrediyor diye çıkarılamaz. Çıkarılan yasaların uygulanmasında eşitlik sağlanmalı, yargı başımsız olmalıdır. Herkes din ve inanç özgürlüğü içinde yaşayabilmelidir. 

AKP iktidarı bu konuda sınıfta kaldı. Bugün iç cepheyi güçlü tutamıyorsak bunun bir sebebi de iktidarın laiklik anlayışı içinde hareket etmemesindendir. 

Halkçılık ve Devletçilik:

Sosyal ve ekonomik eğitliği sağlamak için,  ekonomimizi devletçilik esası üzerine yeniden düzenlemeliyiz. Üretimi artırmalı ve artan üretimin sağladığı refahı halka yaymalıyız. Liberal ekonomik politikalardan ve açık kapı siyasetinden vaz geçmeliyiz. Uluslarüstü denilen ama esasında ABD'nin ekonomik dayatmalarının silahı olan Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü'nün etkisinden çıkmalıyız. Emekçilerin haklarını sağlayacak yeni yasal düzenlemeler yapmalıyız. 

Milliyetçilik:

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" anlayışı toplum düzenimize yeniden hâkim kılınmalıdır. Etnik kökeni, dini inancı ne olursa olsun tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Türk Milletinin birer ferdidir. Türkiye farklı milletlerin kurduğu ve yaşadığı bir ülke değildir. Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk Milletiyiz. 

AKP iktidarı'nın Türk milliyetini ayaklar altına alma siyaseti ve millet yerine ümmet anlayışını egemen kılma uygulamaları ve söylemleri iç cepheyi zedeledi. İktidar bunlardan vaz geçmelidir. CHP de artık PKK-HDP'ye hami görünümünden uzaklaşmalıdır. 

Savunmamız, eğitimimiz ve ekonomimiz muhakak milli olmalıdr. Son yıllardaki sapmalar düzeltilmelidir.

Devrimcilik:

1876 yılında başlayan Türk Devrimi, Türk Milletinin "İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" haline gelmesine kadar devam etmelidir.  Yol göstericimiz bilim olmalıdır. 

31 Aralık 2016 Cumartesi

2016 YILI DEĞERLENDİRMESİ

2016 yılı geride kaldı. Amerika ve Avrupa dünya egemenliğini keybetmemek için yıllardır verdikleri savaşta ağır yenilgler almaya başladı.

Amerika ve Avrupa yani “Atlantik Sistemi” yüzyıllarca dünyaya egemen oldular. Yönettiler, sömürdüler; bunun için devletler kurup devletler yıktılar. Ama 2016 yılı onlar için yolun sonu olmaya başladı.

Bölgemizdeki ve Türkiyedeki olayların büyük çoğunluğu bu Sistem’in yürüttüğü savaşın sonucu.

Bu egemeniği koruma savaşının temelinde kapitalizmin “kazanç artırma” hırsı yatıyor. Para eşittir başarı ve güç olduğu sürece böyle savaşların bitmeyeceği anlaşılıyor.

 SİSTEM YENİLİYOR

Sistem Türkiye’de yenildi. Türkiye’yi bölemedi. 2015 Temmuz’unda TSK tarafından başlatılan savaş sonucunda PKK gücünü büyük oranda kaybetti.

Sistem’in Türkiye’de tam egemen olamak için kullandığı FETO çok büyük darbe aldı. Ordu ve polis içindeki silahlı gücü yok oldu. Yargıdaki egemenliği kalmadı. Medyaya yerleştirdikleri gazeteci kılıklı ajanlar insanlarımızın beynini yıkıyamaz oldu. Okulları dershaneleri kapandı.

Bölge ülkelerinde de Sistem yenilgiler almaya başladı. Türkiye, Rusya, Suriye, İran işbirliği Sistem’in planlarını bozdu. Sistem’in desteklediği Terör örgütleri ağır darbeler aldı. Halep kurtarıldı.

Bu savaşta patlayan bombalar, sıkılan kurşunlar, atılan roketler yüzünden insanlarımızı kaybettik. Şehitler verdik. Gazilerimiz ve şehitlerimiz sayesinde Vatan bütünüğünü koruduk. Hepsine minnettarız.


ÖNEMLİ SORUNLARIMIZ

Türkiye 2016 yılında da önemli sorunlarını tartışamadı, gündeme alamadı.

Fert başına gelir az da olsa bile gelir dağılımındaki çok ciddi eşitsilik geniş kitlelerin yoksul kalmasına neden oldu.

Enerji sorunu çok tartışılmadı, 10 yıl içinde bu sorunu nasıl çözeceğimize dair bir bilgi yok.

Sanayimiz yeterli katma değer üretemiyor. İleri teknoloji gerektiren endüstriyi geliştiremedik.

Eğitim sitemimiz çağın gerektirdiği insanı yetiştirmekten uzak kaldı.

Bilim ve teknoloji üretimimiz bu yılda çok yetersizdi.

Tarımı, hayvancılığı geliştiremedik. Toprak erozyonu konusunda önemli adımlar atılmadı.

Türkiye ekonomisi önemli oranda borçlandı. Bu borçları nasıl ödeyeceğimize dair meclisteki iktidar ve muhalefet partilerinin bir planını duymadık.

İnsana verdiğimiz değer bu yılda artmadı. Trafik ve iş kazalarında binlerce insanımız öldü, çare aranmadı.

Cehalet ve ahlak anlayımızdaki yetersizlik bu yıl da devem etti. Ahlak kavramını kadın-erkek ilişkileri
dışına çıkaramadık.

KEMALİZME DÖNECEĞİZ

2016 yılında Osamanlıyı ve Cumhuriyetin ilk yılları çok tartışıldı. Bu tartışma eninde sonunda bizi Kemalizme götürecektir. 2017 yılında Kemalizm çok daha aktif bir şekilde hayatımıza etkili olacaktır.

2017 yılında Türkiye’nin Atlantik Sistemi’nin etkisinden kurtularak çok daha güzel günlere geçişin başlangıcı olacağına inanıyorum.

Karamsar değilim, ileriye dönük büyük umutlarım var. Türk milleti’ne Atatürk’ün sözleri ile sesleniyorum:

" Müstemlekecilik ( sömürgecilik ) ve emperyalizm yer yüzünden yok olacak ve yerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır..."

" Şark'tan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün Şark milletlerinin uyanışını da öyle görüyorum.”


“...milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş doğacaktır.”

30 Aralık 2016 Cuma

“CELÂLED GÖSTERİNİZ EFENDİLER”  
 
Yıl başı mesajlarına bakıyorum, sosyal medya paylaştıklarını okuyorum, genel olarak bir karamsarlık ve çaresizlik havası hâkim. İnsanlar ülkenin durumunu iyi görmüyor, ileriye doğru beklentileri de hep karamsar. Battık, batıyoruz havası var. Üstelik mücadele
 
Durumu Mütareke dönemine benzetenler de var. Doğrudur, şimdiki durumumuz o karanlık günleri hatırlatıyor. O zaman da emperyalizm tüm gücüyle üstümüze geliyordu, şimdi de. Tek fark, o zaman emperyalizm İngiltere komutasındaydı, şimdi Amerika.
 
Üstelik ülkenin büyük kısmı işgal altındaydı,  ordusuz, silahsız kalmıştık. Yıllarca süren savaşlardan dolayı  halk yorgun, bitab ve hasta haldeydi. Ülke içinde isyanlar sürüp gidiyordu.  
 
Atatürk’ün o kötü günlerde söylediği şu sözünü bu güne ışık tutması açısından hatırlatmak isterim:
 
Müteareke’nin o karanlık günlerinde, çaresizlik içinde ‘ne yapabiliriz ki?’ diye soranlara Mustafa Kemal öfke ile cevap verir: “Celâdet gösteriniz efendiler”.
 
Celâdet yani mevcut duruma karşı bir öfke ve isyan; durumu kabullenme ve mücadele etme azmi. Atatürk’ün kastettiği işte bu.
 
Mustafa Kemal celâdet gösterdiği için Samsun’a çıktı, bağımsızlık savaşını başlattıve milli mücadeleyi hep celâdet içinde yürüttü.
 
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları çaresizlik içinde, yapacak bir şey kalmadı, ülke elden gitti; hiç olmazsa, İngiliz himayesine girelim veya Amerikan mandasını kabul edelim deselerdi, Türkiye Cumhuriyeti kurulamazdı.
 
Biz Cumhuriyetimizi, bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, vatanımızı, özgürlüğümüzü bu celâdet duygusuna ve çok kötü şartlarda bile kötümserliğe kapılmayıp geleceğe iyimser olarak bakan kahramanalara borçluyuz.
 
Karamsarlık, teslimiyet demektir, durumu kabullenmek demektir.
 
Yeter artık! Bırakalım  bu memleket battı, batıyor söylemlerini. Atatürk’ün ektiği bağımsızlık, egemenlik, özgürlük, bilimim aydınlığı tohumları halen yeşermeye devam ediyor.
 
Tek yapacağımız şey milletimize güvenmek ve “Celâdet” göstermektir. 

28 Aralık 2016 Çarşamba

SÖZÜM ONA ATATÜRKÇÜLER

Kendilerini Atatürkçü olarak nitlendiren ama Atatürk’ü, onun ilkelerini, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini tam olarak anlayamamış insanlar var. Onları “sözüm ona Atatürkçü” diye isimlendirdim.

Atatürükçü olmak, onun bize yüklediği birinci görev olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak ile başlar.

Türkiye Cumhuriyeti için iki büyük tehdit söz konusu; bölünme ve irtica.

Bu iki tehditin de arkasında Amerika önderliğindeki Batılı güçler var. Batılı güçler bu amaçla PKK’yı destekliyor, bu amaçla FETO’yu kullanıyor.

VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ

PKK’nın Türkiye’yi bölme niyeti ortada iken, sözüm ona Atatürkçüler zamanın iktidarı ile birlikte açılım veya barış gibi isimlerle yönetilen ve sonu bölünmeye gidecek olan süreçleri desteklediler. Bu süreçlerin BOP’nin bir parçası olduğunu anlamadılar. İnsan hakları, ileri demokrasi filan deyip halkı bu bölünmee giden yolda tepkisiz kılmaya çalıştılar.

24 Temmuz 2015 tarihinde TSK, emniyet  güçleri ve korucularımız PKK’ya karşı amansız bir mücadele başlatınca sözüm ona Atatürkçüler  bundan üzüntü duydular ve bu mücadelenin vatan savaşı olduğunu anlamayıp, başlayan bu harekete “saray savaşı” adını taktılar. Savaş ilerleyip PKK açtığı hendeklere gömülmesine, ve kentlerden, dağlardan çok büyük ölçüde temizlenmesine rağmen bu düşüncelerinden kurtulamadılar.

Amerika Türkiye’yi bölmek için önce Irak’ı ve Suriye’yi bölmeye kalktı. Kısmen da başarılı oldu. Iraktan başlayıp Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz uzanacak bir koridor açmaya başladılar. PKK/PYD’nin hakim oldukları kantonlar kurdular. Türk Ordusu bu koridoru önlemek için Suriye’ye girdi. Girmeye mecburdu, bu koridor açılırsa Türkiye’nin bölünmesi kaçınılmaz olacaktı.

Sözüm ona Atatürkçüler buna da karşı çıktılar. Suriye bataklığında ne işimiz var, Mehmetçik boşuna ölüyor gibi ifadelerele savaşın psikolojik boyutu düşünüldüğünde karşı safta yer almış oldular.

FETO ÇOK BÜYÜK BİR TEHDİTTİ

FETO, Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yerine kendilerine göre şeriat esaslı bir devlet kurmak için yıllarıdr faaliyet gösteren kökü dışrda bir örgüt. Bu örgüt zamanı geldiğine inanarak 15 Temmuz’da büyük bir kalkışma başlattı. Amaçları sadece iktidarı değiştirmek değil, tümüyle devleti değiştirmekti. Bu girişim onların açısından başaşılı olamadı. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir tehlike atletmış oldu.

Bu gerçekler apaçık ortada iken sözüm ona Atatürkçülerin bir kısmı darbe girişimi başarılı olamadı diye üzüldü. Bir kısmı bu darbenin FETO değil de Erdoğan tarafından planlanıp, yapıldığını inkar etti. Yani halkın gözünden FETO’yu ve Amerika’yı kaçırmak istedi. Tehditin kaynağını gizledi.

ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI

Erdoğan ve AKP iktidarı 14 yıl boyunca çok büyük yanlışlıklar yaptı. PKK konusunda, yanlış yaptı, FETO ile yıllarca beraber hareket etti, Suriye ve Irak politikaları çok yanlıştı. Rusya’ya karşı gereksiz yere düşmanca tavırlar içine girdi.

Erdoğan ve AKP iktidarı bu yanlışlardan döndükçe bizim sözüm ona Atatürkçüler bundan mutluluk duyacaklarına üzüldüler. Erdoğan’ı döneklikle suçladılar. Müspet gelişmeler onları adeta üzdü. Döndü diye Erdoğan’ı eleştirmeye başladılar.

BAĞIMSIZLIK ROTASI

Türkiye, Batı Sistemi’nin kendisine ne kadar büyük zararlar verdiğini, vatan topraklarının bir kısmını kendisinden koparıp almak istediğini, ekonomik olarak sürekli sömürdüğünü anladı ve rotasını Avrasya sistemine çevirdi. Bu dönüş Türkiye Cumhuriyeti’ni tam bağımsızlığa götürecek bir rota değişikliği idi.

Bu müspet gelişmeyi sözüm ona Atatürkçüler tam olarak kavrayamadı. Kimisi Batı’dan kopamayız dedi, kimisi Amerika’nın kucağından kalkıp Rusya’nın kucağına oturacağız dedi. Oysa Türkiye zincirlerini kırıp bağımsızlığını sağlamaya çalışıyordu.

ÖNERİLER

Sözüm ona Atatürkçülerin iyi niyetinden asla şüphem yok. Onların Atatürk’ü daha iyi tanımalarını, onun ilkelerini tam olarak kavramalarını diliyorum. Türk milletinin birliğini, vatanın bütünlüğünü, halkın egemenliğini ve ülkenin bağımsızlığını savunmadan Atatürkçülük olmaz.

Bir önemli dileğim de şu: Atatürkçüyüm diyenler olaylara sadece Erdoğan düşmanlığı penceresinden bakmasınlar. Olayları daha geniş bir açıdan izlemeye çalışsınlar.


Çok zorlu bir savaştayız, bu savaşta Türkiye cephesinde yerlerini alsınlar.

24 Aralık 2016 Cumartesi

ATATÜRK’E İHANETİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ

Soruyor insanlar; Türkiye nasıl bu hale geldi? Ne oldu bize? Bu patlayan bombalar nedendir? Kentlerimiz neden harabeye döndü? Gençlerimiz neden şehit oluor? Bu yoksulluk, bu sefalet nerden geliyor?

Cevap basit: İhanet ettik; Atatürk’e ihanet ettik; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine ihanet ettik. Yanlış yollara saptık, yanlış adamların peşinden gittik.

Atatürk “Tam Bağımsızlık” diyordu, biz 1947’den itibaren bağımsızlığımızdan taviz vermeye başladık. Önce Amerika ile iş birliği anlaşması yaptık, sonra NATO ve AB... Karar alma mekanizmalarını başka uluslara veya uluslararası kurumlara bıraktık.

Atatürk bizi padişahın kulu olmaktan çıkarıp, özgür ve eşit vatandaş yapmıştı, biz bunun kıymetini bilemedik. Osmanlı hayallerine kapılıp başımıza padişah arar olduk. Vatandaşlıktan vazgeçip yeniden kul olmanın yollarına saptık.

Atatürk “Egemenlik Milletindir” dedi, biz TBMM’ni tasfiye edip, egemenliği tek adama vermenin hazırlıklarını yaptık ve yapıyoruz.

Atatürk “Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir” dedi. Ülkeyi bilimin ışığı ile aydınlatmaya şalıştı; biz bilimi bir yana koyup, hurafelerin, batıl inançların, dogmatik düşüncelerin karanlığını tercih ettik.

Atatürk savunmamız milli olsun, eğitimimzi milli olsun, iktisadımız milli olsun dedi.

NATO’ya girip,  vatan savunmasını başka milletlerin ordusuna emanet ettik.

Eğitimiz, o kadar millilikten çıkardık ki, okullarda İngilizce eğtim vermeye başladık. Milli eğitimin yerini ya Amerikancı eğitim aldı ya da Arapçı eğitim aldı.

Ekonomik kararlarımızı yabancıların önerilerine, nasihatlarına ve dayatmalarına göre aldık. IMF, Dünya Bankası ve Batılı kapitalistlerin kurumları iktisadımızı yönetir oldu.

Atatürk "Türkiye Cumhuriyetini kuran halka, Türk Milleti denir"  ve "Türk, Kürt, Laz, Çerkez bunlar hepsi aynı soyun evlatları, aynı cevherin damarlarıdır" demiş ve Anadolu halkını Türk Milleti kazanında kaynatıp, birleştirmişti. Biz etnik kimlik, dini inanç ve mezhep farklılıklarını ön planna çıkarıp Türk Milletini parçalamaya çalıştık.  

Atatürk   iktisaden güçlü olmadan bağımsılık olmaz diyerek, tarımı geliştirmeye çalıştı, fabrikalar kurdu, bankalar açtı. Biz tarımı öldürüp saman ithal eder hale geldik. Atatürük’ün kurduğu fabrikaları, bankaları  yok pahasına hem de yabancılara satttık. Üreteceğimize, borç alarak geçinmeye çalıştık. Ne sanayimizi geliştirebildik, ne de tarım ve hayvancılığımızı.

Atatürk vatan topraklarını aziz bildi; biz  topraklarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi yabancılara sattık. Katar şeyhine Trabzon’u, Rize’yi pazarlamaya kalktık.


Türk Milleti yeniden bağımsız ve özgür olmak istiyorsa, egemenlik yeniden kendisinde olsun istiyorsa, yeniden güven ve refah içinde, kardeşce ve dostça yaşamak istiyorsa, kulluğu bir tarafa bırakıp yeniden eşit vatandaş olmak istiyorsa yapacağı tek şey var o da şu: Atatürk ilkelerine sarılmak ve  bu ilkeler doğrultusunda devleti  ve milleti yeniden şekillendirmek. 

23 Aralık 2016 Cuma

KAFALAR KARIŞIK

Kafalar karışık, onun için açık ve net yazmaya çalışacağım.

Amerika’nın BOP isimli, Ortadoğu ile planları var. Bu projeye gereği Amerika Türkiye, Irak, Suriye topraklarının bir kısmını içine alacak yeni bir devlet kurmak istiyor. Bu kukla devletin ismi Kürdistan ama esasında bu ikinci bir İsrail devleti olacak.

Amerika bunun için AKP’nin iktidar olmasını sağladı. Bazı STK’ları maddi ve manevi olarak destekledi.

Amerika bu amaçla PKK, FETO, IŞİD ve islami kisveli bazı terör örgütlerini kullandı ve kullanmakta.

AKP iktidarı’nın yanlış uygulamaları PKK, FETO ve IŞİD’in yurt içinde ve dışında büyümesine ve güçlenmesine neden oldu.

Güneydoğu’da PKK egemen olmaya başladı. FETO devlet dairelerine, eğitim kurumlarına, TSK içine yerleşti.

Türk Amerikan savaşı FETO’ya bağlı savcı, hakim ve polislerin Ergenekon, Balyoz, Casusuluk davaları yolu ile TSK’ni, vatansever aydınları tasfiye etmesi ve hapislere atması ile başladı.

AKP iktidarı, PKK ile birlikte “açılım süreci”adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek uygulamalar yaptı.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KORUMA REFLEKSLER VARDIR

Bir noktadan sonra, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisini koruma reflekleri harekete geçti ve Silivri zindanları yıkılıdı. Subaylarımız, aydınlarımız özgür oldu.

7 Haziran seçimlerinde AKP oranda oy kaybetti. 24 Temmuz 2015 tarihinde Türk jetleri kandili bombalayarak Türkiye Amerika’ya savaş ilan etti.

PKK kendi açtığı hendekler gönülmeye başlandı.

15 Temmuz 2016’da Amerika FETO’yu kullanarak bir darbe teşebbüsünde bulunda. Başarılı olamadı ve  Amerika’nın silahlı güçleri olan FETO’ya bağlı askerler ve PKK tasfiye edilmeye ve yok edilmeye başlandı.

İKİNCİ İSRAİL KORİDURU’NA İZİN VERİLEMEZ

Bu arada Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğü Amerika’nın kullandığı terör örgütleri eli ile kayboldu. Irak’ın kuzeyinde kukla bir devletin nüvesi atıldı. Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD kantonları oluşturuldu.

Amerika ve onun ortağı İsrail’in amacı bu kantonları birleştirerek Irak’tan başlayıp, Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e kadar uzanan bir koridor oluşturmaktı. Bu koridor kurulmak istenen devletin Türkiye’yi güneyden kuşatılmasını ve Akdeniz’e kadar uzanarak bir limana sahip olmasını sağlayacaktı.

Bu amaçla PYD-PKK unsurları Amerika tarafından eğitildi, silahlandırıldı. IŞİD’in elindeki bölgeler PYD’ye teslim edildi.

SURİYE BÖLÜNÜRSE TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİ KAÇINILMAZ OLUR

Suriye bölünürse, Türkiye’nin de bölünmesi kaçınılmaz olacaktı. Kantonların birleşip, ikinci İsrail koridorunun oluşmasına engel olmak gerekiyordu. Bu amaçla “Fırat Kalkanı” harekatı başladı. TSK Suriye’nin kuzeyine girdi ve El Bab’a kadar ilerledi.

Fırat Kalkanı harekatının ikinci hedefi Münbiç olacak ve PKK unsurları Fıratı’ın doğusuna atılacak.

Türkiye bu harekatı yapmaya meburdu, ikinci İsrail Koridorunun oluşması Türkiye için çok büyük tehlikeler içeriyordu.

PSİKOLOJİK SAVAŞA DİKKAT!

Türk ordusu Suriye’de kendi vatan bütünlüğü için savaşıyor. Bu savaş tam bir vatan savaşıdır. Mehmetçkilerimiz canları ve kanları pahasına Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorlar.

Suriye’de ne işimiz var, mehmetçik boş yere şehit oluyor gibiş söylemler Amerika’nın işine yarar. Her silahlı mücadelenin bir de psikolojik tarafı vardır. Bu tip ifadelerin söylenmesi, paylaşılması psikolojik savaşta Amerika’nın işine yarar.

BÖLGESEL İTTİFAKLAR ŞART

Türkiye çok doğru bir hamle yapmış ve Rusya ve İran ile stratejik iş birliği içine girmiştir. Bu işbirliği Suriye, Irak Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetlerini de içine alacak şekilde genişlemelidir.

Amerik ve müttefiklerine karşı yapılan bu savaşta bu tip ittifaklar elzemdir.

İÇ CEPHE ÖNEMLİ

Bu savaşta iç cephe çok önemlidir. Milli birlik içinde hareket etmek şarttır. AKP iktidarı başkanlık diyerek, Osmanlı hayalleri kurarak, Atatürk düşmanlığı yaparak, yanlış eğitim politikalarını millete dayatarak ve asker düşmanlığı yaparak milli birliği sağlayamaz. Erdoğan ve AKP iktidarı bu yanlışlardan en kısa zamanda dönmelidir.

Gelişen şartlar göz önüne alındığında Amerika’nın yenilmeye mahkum olduğu aşikardır. Yeter ki iç cepheyi sağlam tutalım, bölgesel ittifaklardan kaçınmayalım.


Zafer Türk Milletinin olacaktır.