11 Nisan 2015 Cumartesi

YOKSULLUK ARTIYOR

Dün akşam eve gelirken bir süpermarkete uğrayıp balık aldım. Balık seçimi yaparken tezgah görevlisi alabalıklara baktığımı görünce “ Çupralar da çok taze, isterseniz onlardan vereyim” dedi. Ben de alabalık daha ucuz, çupra benim için pahalı olur diyince görevli, “ beyim siz şanslısınız biz eve ekmeği zor götürüyorsunuz. Çalıştığımız bu mağazadan alışveriş bile yapamıyoruz.” Dedi. Nedenini sorunca da asgari ücretle çalıştığını, yol parası vermemek için her gün 2 saate yakın yürüdüğünü ve eve boş gitmenin üzüntüsünü yaşadığını söyledi.

İşte AKP iktidarının uyguladığı ve CHP yetkilileri tarafından beğenilen ekonomik politikalarının Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Milyonlarca insan işsiz; milyonlarca insan yoksul ve hatta milyonlarca insan açlık sınırının altına yaşıyor. Bu tezgahtar tek değil, milyonlarca insan evine ekmek götürmede zorlanıyor, milyonlarca insan ekmeğini katıksız yiyor. Bunların hepsi işsiz de değil, çalışıyor veya emekli ama durumları bu. İşsizlerin durumu daha da kötü.  Gerçek işsizlik de % 18’ler civarında.  

Son 13 yılda 60 milyar dolar özelleştirme yapılmış. Yani, milletin fabrikaları, ormanları, şirketleri, tesisleri ona buna satılmış ve 60 milyar dolar hazineye para girmiş. Türkiye’nin dış borcu 440 milyar dolara yükselmiş. Ekonomi büyümüş ama millet aç.

Borçlanma ve ithalata dayalı ekonomi uygularsanız ve ekonominizi dış güçlerin etkisine açık tutarsanız sonunuz bu olur. Sürekli dış ticaret açığı verirsiniz, sürekli cari işlem açığı verirsiniz. Büyüme sağlasanız bile bu büyüme zengin tabakaya, yandaşlara,  yabancılara ve yabancıların işbirlikçilerine yarar. Halkınızdan çok, uluslar arası şirketleri zengin ederisiniz. Türkiye’de olan budur.

"2014 yılı rakamlarına baktığımızda, gelişmekte olan diğer ülkelere göre büyümenin daha az olduğu görülür. Diğer ülkeler ortalama % 4.3 oranında büyürken Türkiye’nin büyüme oranı % 3.3’de kalmıştır. Bunun sebebi, Türkiye yıllardır yatırım yapamıyor. Hem iç tasarruf açığı var, hem de yatırım ortamı yok. 2013 yılında gelişmekte olan ülkelerde ortalama tasarruf oranı (toplam tasarrufların milli gelire oranı) yüzde 26.3 iken bizde 15.1’dir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde ortalama yatırım oranı yüzde 25.1 iken bizde 22.9 olmuştur."
Tasarruf yaratamayan, sürekli dış kaynaklara ihtiyacı olan bir ekonomide büyüme sağlanamaz. Bizde bu olgu yeni değil, 2001 IMF programları ile başladı ve AKP bunu devam ettirdi.

Türkiye halkını zenginleştirmek istiyorsa, ithalata, dış borca ve sıcak paraya dayalı ekonomik programlardan vazgeçmeli ve üretime ve ihracata dayalı ekonomik uygulamalara başlamalıdır. Bunun için planlı kalkınma programları yapmak ve uygulamak şarttır.  Devlet eli ile yandaş zengin etme devri bitmelidir. Vergi yükü az ve orta gelirli vatandaşlardan alınıp zenginlere verilmelidir. Artan refah taban yayılmalıdır. Türkiye’ye yeniden sosyal devlet özelliği kazandırılmalı, eğitim ve sağlık hizmetlerinden halkın ücretsiz yararlanması sağlanmalıdır.



Halkımız da artık uyanmalı, din ile, iman ile kendisini kandırıp oy toplayıp zengin olan ama halkı fakir bırakan bu AKP’ye oy vermemelidir. Sadakalara kanmamalıdır. Üreten ve ürettikçe zenginleşen Türkiye için Vatan Partisi’ni desteklemelidir.

9 Nisan 2015 Perşembe

YENİ TÜRKİYE DEĞİL; YENİDEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ

AKP ve CHP yetkililerinin ve sözcülerinin ağzında “yeni” sözcüğü eksik olmuyor. Birincisi “Yeni Türkiye”yi kuracağını ilan ediyor. İkincisi ise, 1930’ların CHP’sini beğenmediği için “Yeni CHP”yi kuruyor. Aslında AKP’nin beğenmediği Türkiye de, CHP’nin beğenmediği eski CHP de Türkiye Cumhuriyetidir. Amaç Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmektir.

AKP 13 yıldır iktidarda ve bu süre çerisinde zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri ile oynadı durdu. Atatürk’ün kurup da ilkelerini belirlediği Cumhuriyet’in özünü değiştirdi. Şimdi de İmralı’daki cani,  Kandildeki eşkıya sürüsü ve TBMM’deki hainlerle birlikte Türk Milleti’ne anayasa hazırlamakla meşgul.

Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin neler olduğunu anlamak için kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine bakmak gerekir.  Atatürk, “Yurtdaşlarım, Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek  Türk Kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.” Ey AKP’liler, Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye edip yerine yeni Türkiye’yi koymak için bu iki temele saldırdınız. Türk kahramanlığının özü olan Türk Silahlı Kuvvetlerini, cemaat ile bir olup tasfiye etmeye kalktınız. Kahraman askerlerimizi yıllarca tutsak ettiniz. TSK’nin en gizli bilgilerini aşikâr ettiniz. Yetmedi, Türk kültürüne de saldırdınız. Türk milliyetini ayaklar altına almaya kalktınız ki milliyetin özü kültürdür.

Atatürk, “Cumhuriyetimizin mesnedi Türk topluluğudur”  Siz Cumhuriyet’in dayanağı olan Türklüğü unutturmaya kalktınız. Türk sözcüğünü ağzınıza alamadınız. Türklüğü etnik kimliğe indirgediniz.

Cumhuriyet’in iki temeli vardır: Tam bağımsızlık ve milli egemenlik. 13 yılda ne bağımsızlık bıraktınız ne de milli egemenlik. Milli egemenliğin yerine tek kişi diktasını yerleştirmeye çalıştınız. Tam bağımsızlık için şart olan iktisadi bağımsızlık sizin zamanınızda yok oldu. Sanayileşme, tarım, para politikalarını yabancılar belirler oldu. Milli şirketler, bankalar, fabrikalar yabancıların eline geçti. Ülkeyi batı kaynaklı finans çevrelerinin arzularına terk ettiniz.

 Atatürk şöyle diyor:  “Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.” Beğenmediğiniz Türkiye Cumhuriyetinin özü işte bu bağımsızlık anlayışıdır. Sizin yok etmek istediğiniz ve kısmen de yok ettiğiniz bu bağımsızlık anlayışıdır.

Ey AKP’liler siz zaten Türkiye Cumhuriyetinin özünü kaybettirip farklı bir Türkiye meydana getirdiniz. Daha neyin yenisini istiyorsunuz. Türkiye Cumhuriyetini yeteri kadar yıkmadınız mı? PKK ile birlikte Türkiye Cumhuriyetini tamamen tasfiye edip yerine yeni devletler kurmak istiyorsanız buna izin vermeyiz.

Yazımın başında CHP’ye de değinmiştim. Unutmayalım ki, CHP Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin devamı olan bir partidir. CHP demek, Türkiye Cumhuriyeti demektir. 1930’ların CHP’sini beğenmiyorum demek, Türkiye Cumhuriyetini beğenmiyorum anlamı taşır. Bu haliyle CHP’nin AKP’den farkı kalmaz. Bu partinin özünde de bağımsızlık vardır, özgürlük vardır ve Türk Milleti’nin haklarını emperyalizme karşı koruma vardır.

Maalesef Y-CHP’de tam bağımsızlık ve müdafaa-i hukuk anlayışı zayıflamış durumda. Bu parti karar vermelidir; CHP, Mustafa Kemal Atatürk’ün Heyet-i Temsiliye Reisliğini uhdesinde bulundurduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti midir; yoksa İngiliz himayesine, o olmazsa Amerikan mandasına taraftar Hürriyet ve İhtilaf Fırkası mıdır?


Türkiye Cumhuriyetinin bekçileri Vatan Partisi’nde birleşmeye devam ediyor. Bizler AKP’nin açıkça ve CHP’nin örtülü olarak değiştirmeye kalktığı Türkiye Cumhuriyeti’ni korumaya ve kollamaya kararlıyız. Bu görevi de yüce Atatürk’ten aldık. Bugüne kadar yapılan yanlışlıklar sonucu yara alan Cumhuriyetimizi onarmaya kararlıyız. Onun için diyoruz ki, “yeni Türkiye değil, Yeniden Türkiye Cumhuriyeti”

8 Nisan 2015 Çarşamba

NEDEN VATAN PARTİSİ

Hayatımı düzenlerken, Mustafa Kemal Atatürk ve rahmetli babam tarafından bana verilen büyük görev beni yönlendiren en büyük etken oldu: Cumhuriyet’i korumak ve kollamak.

Tıp fakültesini bitirip de diplomamı alınca, babamın elin öpmüş ve ben bu diplomayı senin sayende aldım; hakkını nasıl ödeyeceğim bilemiyorum dediğimde babam, “Hayır oğlum, sen bu diplomayı Cumhuriyet sayesinde aldın. Sen bana değil, Türk Milleti’ne ve Cumhuriyet’e borçlusun. Eğer ömür boyu Cumhuriyeti korur ve kollarsan, milletine zengin fakir demeden hizmet edersen, ancak o zaman borcunu ödeyebilirsin” dedi. 

Babam haklı idi. Ben Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde doğmuşum. Çocukluğum baba memleketi olan Hozat ve Çemişgezek’te geçti. Büyüklerimden 1938 öncesi Tunceli’nin durumu hakkında çok şey diledim. O yıllarda Devlet otoritesi tam olarak tesis edilemediği için başta Seyit Rıza ve ona bağlı eşkıyalar yöre halkına çok zulüm ve katliamlar yapmışlar. Askerlerimizi, devlet memurlarını öldürmüşler. Cumhuriyet’in imkânlarının yöre halkına sunulmasına mani olmaya çalışmışlar. 1938 yılından sonra isyanın bastırılması ile birlikte yöre halkı Cumhuriyet’in nimetlerine kavuşmuş. Babam da bu dönemde gerekli eğitimi alarak polis olmuş.

Eğitimin önemini kavrayan babam benim Tıp Fakültesini bitirmem için çok fedakârlıkta bulundu. Ben bu sayede doktor oldum, öğretim üyesi oldum. Eğer Cumhuriyet olmasaydı, ben şimdi Tunceli’de bir ağanın veya şıhın yanaşması olacaktım. Cumhuriyet sadece beni değil tüm yöre halkını kulluktan kurtarıp, özgür bir vatandaş yaptı. Bize haysiyet ve onur kazandırdı. Rahmetli babam onun için her fırsatta biz çocuklarına Cumhuriyet’in önemini ve faydasını anlatmış ve Cumhuriyet’in birer bekçisi olarak yetiştirmişti.

Babam, orta okulu bitirdiğimde, “Maarif Vekaleti” tarafından basılan Atatürk’ün Büyük Nutku’nu hediye etti. Nutuk 3 cilt halinde basılmıştı. İkinci cildin sonunda Atatürk’ün gençliğe hitabesi vardı. Bu hitabedeki “Birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet Muhafaza ve müdafaa etmektir” ifadesini defalarca okumuşumdur. Babamın doktor olmamı Cumhuriyet’e borçlu olduğumu söylediği o anı ve Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bizlere verdiği talimatı hiç unutmadım. Verdiğim siyasi kararlarda bu iki hususu hep göz önünde tuttum.

Vatan partisine girmemin ana sebebi de Cumhuriyeti koruma ve kollama arzusudur.  Bu kararı vermeden önce,  Türkiye’nin AKP iktidarı zamanında sürüklendiği son durumu değerlendirdim. Gördüğüm manzara şöyle idi:
Özellikle son 12 yıl içinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğine kurduğumuz Cumhuriyet’in temelleri sarsıldı. Hainler kahraman, kahramanlar hain olarak gösterildi. Atatürk ve İnönü “ayyaş” diye nitelendirildi.

AKP iktidar döneminde, Türk Milleti’nin karşı karşıya kaldığı tehditler arttı ve büyüdü; sorunlar dev boyutlara ulaştı.

Çözüm süreci adı altında, emperyalizmin uşağı PKK’ya ve bölücü çevrelere verilen tavizler sonucu milli birliğimiz bozuldu. Vatan toprakları bölünmenin tehdidi altına girdi.

Demokratik devlet yapımız bozuldu. İrticai bir diktanın kurulmasının adımları atıldı ve bu adımları atanlar çok yol aldı.

Devlet eli ile insanlar zengin edildi. Yoksulluk arttı. İnsanlar bir kilo makarnaya, bir kilo bulgura, bir çuval kömüre muhtaç hale geldi. Borç arttı, tarım ve sanayi büyüyemedi. Eti, samanı dışarıdan almaya mahkûm olduk. Pazarlar ithal mallardan geçilmez oldu.

Dereler, ormanlar, yer altı zenginliklerimiz ona buna peşkeş çekildi. Devletin elindeki iktisadi kuruluşlar yok pahasına yandaşlara veya yabancılara satıldı. Bankaların büyük kısmı yabancıların eline geçti. Haberleşme sistemleri, limanlar bizim olmaktan çıktı.

Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet iddiaları çok ciddi kanıtları ile birlikte başbakan, bakanlara kadar uzandı.

Medya susturuldu, fikir ve basın özgürlüğü yok edildi. Üniversiteler bilimsellikten uzaklaşmaya başladı.

Cumhuriyeti,  Atatürk ilkelerini, ulusal çıkarları, özgürlüğü, bağımsızlığı savunan aydınlar, bilim adamları, yazarlar ve yüzlerce subay tutsak edilip susturulmaya çalışıldı.

Emperyalizmin sömürüsü artarak devam ediyor. Cumhuriyet’in eserleri, sanayi kuruluşları, tarım alanları, ormanlar, dereler, doğal zenginlikler yabancıların veya onların işbirlikçilerinin eline geçiyor. Sendikalar etkisizleştirilip, işçiler sahipsiz bırakılıyor. Yoksulluk artıyor, gelir dağılımı bozuluyor. İşçi, memur, esnaf ve çalışanlar ekmek ve hak için direnemez hale geliyor.

Türkiye bölünmeye ve bir etnik cehenneme doğru sürükleniyor. Ülkenin bir bölümünde yaşayan yurttaşlarımız eli kanlı terör örgütünün insafına terk ediliyor. Milli birlik bozuluyor, sınırlar tartışılır hale geliyor.

İktidar medyayı ele geçirmiş;  televizyonlara, gazetelere yerleşmiş etki ajanları tarafından halk kandırılıyor uyutuluyor. İslâm inancı aldatmanın vasıtası haline getiriliyor. Eğitim bilimsellikten uzaklaştırılıp, sorgulayan, araştıran, bilimi yol gösterici olarak kabul edilen nesiller yerine biat etmeyi alışkanlık haline getiren nesiller yetiştiriliyor.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’i kuran ve bize bağımsız, özgür bir vatan hediye eden büyüklerimiz aşağılanıyor. Mütareke döneminde ve bağımsızlık savaşımızı verdiğimiz zamanlarda emperyalistlerle işbirliği yapan hainler kahraman olarak tanıtılmaya çalışılıyor.

Bütün bu olumsuz gelişmelerin sebebi batı emperyalizminin ve onun işbirlikçilerinin yönettiği veya en azından yönlendirdiği partilerin icraatları sonucu oluştu. Şunu bilmek gerekir: Türk devriminin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmasındaki amacı “Müdafaa-i Hukuk”u sağlamaktı. Yani, Türk Milleti’nin haklarını emperyalizme karşı korumak esastı. Bunun için gerekli olan da “istiklâli-i tam” ve “hâkimiyet-i milliye” idi. Türk Milleti’nin haklarını emperyalizme karşı savunamayan, tam bağımsızlığı ve milletin egemenliğini kayıtsız şartsız gerçekleştirmeyi kendisine hedef edemeyen hiçbir parti Cumhuriyet’i savunamazdı.

Mustafa Kemal, batılı emperyalist güçlere çok açık bir şekilde tavır koymuş, açık ve seçik olarak demiştir ki :

“…İstiklâl-i tam, bizim bugün, deruhte ettiğimiz vazifenin ruh-u aslisidir; bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı deruhte edilmiştir. (…) İstiklâl-i tam denildiği zaman, bittabi siyasi, mali, iktisadi, askeri, harsi, ve ilh, her hususta istiklâl-i tam ve serbesti demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet, millet ve memleketin mana-yı hakikisiyle bütün istiklâlden mahrumiyet demektir….”

Son yıllarda gelişen olaylar ve içinde bulunduğumuz durum dikkate alındığında, Cumhuriyet’i korumak ve kollamak arzusu içinde olan bir kimse sessiz kalamazdı. Ben de vatan, millet ve Cumhuriyet düşmanları ile mücadele etme kararı aldım. Mücadelenin ancak bir siyasi parti içinde yapılırsa başarılı olacağını düşündüm ve mevcut partileri yukarıda anlatmaya çalıştığım esaslar dâhilinde değerlendirdim.

Yıllarca içinde bulunduğum MHP ilk değerlendirdiğim parti oldu. Bu değerlendirmeyi yaparken özellikle Devlet Bahçeli’nin söylemlerine değil, icraatlarına baktım. Çünkü biliyordum ki, “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” Bu değerlendirmeye, 57. Hükümetin icraatlarına bakarak yapmak gerekiyor.

DSP-MHP-ANAP hükümetin ilk icraatlarından birisi Türkiye’yi AB kapısına bağlamak oldu. Kopenhag Kriterleri’nin eksiksiz yerine getirilme şartı konan Helsinki belgesine imza atıldı. Kopenhag belgesine göre ‘azınlık haklarının korunması’ önem taşıyordu. Bu belge Türkiye açısından sıkıntı yaratabilecek özellikte idi. AB çevreleri bu ifadeden yola çıkarak Türkiye’deki Kürtlere azınlık hakları tanınması gündeme getirebilirdi. Nitekim gelişmeler de bu yönde oldu.

Bahçeli, Helsinki’de attığı imza ile “ulusal egemenlikten” vazgeçtiğini şu cümlelerle açıkladı:

“Bir devlet egemenlik haklarının bir kısmından feragat ederek bu uluslararası topluluğun eşit hak sahibi bir üyesi olmaktadır.” Bu ifade Cumhuriyet’in temeli olan tam bağımsızlık ve milli egemenlik ilkesine aykırı bir tutumu gösteriyordu ve adeta bir itiraf belgesiydi.

Helsinki imzasına en çok sevinenler ise ayrılıkçı Kürtler oldu. Bu imzadan sonra,  PKK, Türkiye’nin AB’ne alınması için gösteriler yaptı. 57. Hükümet PKK’yı sevindirmişti.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nin içeriği doğrultusunda hazırlanan Ulusal Program’ın Kıbrıs ile ilgili kısmında Denktaş’ın sürekli vurguladığı “iki egemen devlet” kavramı yerine, “ortaklık” kavramı kullanılmaktadır.  Bu belgeden sonra Denktaş giderek yalnızlığa itilmiştir.

Güneydoğu’da kurulması düşünülen kukla devletin adım adım gerçekleşmesinde Çekiç Güç’ün büyük rolü oldu. Çekiç Güç’ün süresi Devlet Bahçeli’nin başbakan yardımcısı olduğu hükümetlerin teklifi ile tam 7 kere uzatıldı. Çekiç Güç’ün Irak’ın parçalanmasını ve orada kukla bir devletin kurulmasını kolaylaştırdığı, dolayısıyla da Türkiye’nin parçalanmasına yol açan gelişmeleri hazırladığı unutulmamalıdır.

Bahçeli’nin Cumhuriyet’in temellerini sarsan icraatlarına daha fazla örnek vermek mümkündür. Apo’yu asacağım diye milliyetçilerden oy toplamış ama sözünde durmayarak, Apo’nun asılması için gerekli olan TBMM kararının alınmasını Ecevit ve Yılmaz ile birlikte önlemiştir.

Bahçeli, MHP içindeki Enis Öksüz, Ali Güngör, Abdülhaluk Çay, Sadi Somuncuoğlu, Ozan Arif gibi Türkçüleri partiden uzaklaştırmıştır. 8. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultay’ının Kıbrıs’ta toplanmasını önlemiş ve Rauf Denktaş’a verilecek olan büyük desteği engellemiştir. Bu kurultay en son Antalya’da toplanmış ve daha sonra da toplanmaz olmuştur.

Tayyip Erdoğan iktidarını başlatan 3 Kasım seçimleri de Bahçelinin aldığı bir karar sonucudur. “11. Kocayayla Türkmen Kurultayı”ında çadır içinde otururken kendisine gelen bir telefon üzerine dışarı çıkmış ve konuşmasını tamamladıktan donra içeri girip 3 Kasım’da seçime gidileceğini açıklamıştır. Bu seçim sonucu oluşan AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği nokta da ortadadır.

Bahçeli, MHP’nin yurt dışındaki Türklerle olan ilgisini azaltmıştır. Ortaya çıkan boşluğu da Fethullah Hoca ve ekibi almıştır. Bu ilgisizliği o boyuta ulaştırmıştır ki,  Türkmenler  ABD askerleri  tarafından Telafer’de katledilirken sesini bile çıkarmamıştır.

Bu örnekler dikkat alınca yıllarca desteklediğim, parti programının yazılmasında katkıda bulunduğum partinin artık Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edemeyeceğine ve temel amacım olan Cumhuriyet’i koruyacak adımlar atamayacağına karar verdim.

Cumhuriyeti kuran ve kurucusu Atatürk olan CHP, özellikle son yıllarda bir değişim gösterdi.  Başkanları tarafından açıkça 1930’ların partisi olmadıkları, eski CHP’nin gittiği ve yeni CHP’nin geldiği ifade etti.   Y-CHP, çözüm adı verilen bölünme sürecini daha iyi gerçekleştireceğini ilan etti. Partinin üst kademelerine Atatürk çizgisinde olmayan insanlar getirildi.

Cumhurbaşkanı adayı olarak CHP ile yakından uzaktan ilgisi olmayan birisi seçildi. Mahalli seçimlerde gösterilen adaylar CHP’nin ilkelerinden uzak kimseler oldu. Gidişattan memnun olmayan insanlara umut olamadı. ABD ve F tipi cemaat ile olan ilişkiler sıkılaştırıldı. “Dersimli Kemalim” diye bağırarak adeta Cumhuriyet’e isyan etti.

Vatan Partisine kaydımı yaptırırken, kararımı belirleyen hususlar sadece bu iki partinin ve genel başkanlarının özellikleri değildi. Cumhuriyeti savunduğunu iddia eden bir partinin, bu iddiasını gerçekçi olduğunu kabul etmem için, bazı özeliklerinin bu partide olması gerekirdi.

Cumhuriyet’i savunmak ancak Kemalist Devrimi devam ettirmek ile mümkündür. Bunu başaracak partinin, Kemalizmin prensipleri diyebileceğimiz 6 Ok’un işret ettiği ilkeleri programına alması gerekir. Bu ilkelere inanmayan ve bu ilkeler doğrultusunda çalışmayan hiçbir parti Kemalist Devrimi sürdüremez. Cumhuriyetimizin sonsuza kadar yaşamasının sırrı bu 6 Ok’ta gizlidir. 6 Ok rehber olmaya devam etmelidir.

Kemalizmin ilkelerinin özünde “müdafaa-i hukuk” yani emperyalizme karşı milletin egemenliğini, milletin maddi, manevi değerlerini savunmak vardır. Bunun yolu da tam bağımsızlıktan geçer. Kurtuluş Savaşı sonrasında Müdafaa-i Hukuk ruhuna uygun olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından, tam bağımsız sanayileşmeden yana tutumları, sonraki yıllarda antiemperyalist ve tam bağımsız özelliğini kaybetmiş ve ‘milli İktisat’ devri kapanmıştır. Bu devrin tekrar açılması gerekir.

Üretmeden, sanayii ve tarımı geliştirmeden tam bağımsızlık olmaz. Mustafa Kemal endüstrinin gelişmesine, üretime büyük önem vermiştir. 1937 yılında şöyle diyor:

“Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayii kuracağız, işleteceğiz. En başta vatan müdafaası olmak üzere, mahsullerimizi kıymetlendirebilmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı  Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zarurettir. Bu kanaatle, beş yıllık ilk  sanayi planının geri kalan ve bütün hazırlıkları bitirilmiş olan birkaç fabrikasını da süratle başarmak ve yeni plan için hazırlanmak icabeder.
“…Bundan sonrası için, bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava sanayimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder.”

Üretmeden güçlü olmak, güçlü olmadan bağımsız kalmak mümkün değildir. Kemalist devrimi sürdürme gayesini taşıyan bir partinin ‘planlı ekonomiyi’,  ‘milli iktisadı’, sanayileşmeyi,  karma ekonomiyi, üretimi programının esası yapmalıdır.


Atatürk İlkelerinden milliyetçiliğin özünde emperyalizme karşı mücadele etmek vardır. Biz bu ülkede milliyetçiyim diyerek iktidara gelen siyasetçilerin, topraklarımızda yabancılara üs verdiğini; ikili anlaşmalarla egemenliğimizi yabancılarla paylaştığını, ekonomimizi yabancıların arzularına terk ettiğini; milli ordumuzu yabancıların iradesine bağladığını biliyoruz. Böyle bir milliyetçilik anlayışını kabul etmemiz mümkün değildir. Milliyetçiliğe yeniden emperyalizme karşı tam bağımsızlık içeriğinin kazandırılması gerekir.

Özgürlüğün özünde özgür düşünce vardır. Ülkeler, düşünce özgürlüğünü sağladıkları ve bilimin yol göstericiliğini kabullendikleri oranda ileri giderler ve bağımsız toplumlar olurlar. Laiklik bunun için gereklidir. Kemalist devrimi sürdürmenin yolu da laiklik ilkesine uymakla mümkündür.

Başta Doğu Perinçek Rahmetli babamın ve Türk’ün büyük Ata’sının bana yüklediği, Türk Cumhuriyet’ini ve Türk İstiklâl’ni koruma ve kollama görevini yapabilmem için içinde bulunmam gereken partinin özelliklerini böylece sıralamış oldum. Bu özelliklere sahip tek parti vardı: Vatan Partisi.

olmak üzere tüm yöneticileri Kemalist Devrim için bedel ödemiş, Türkiye Cumhuriyet’inin bağımsızlığını, Türk Milleti’nin özgürlüğünü savunmada zafiyet göstermemiş kimselerdi. Parti programının özünü ise, 6 Ok oluşturuyordu; amblemi ise, bilimin aydınlığını ve üretimi temsil ediyordu.  Yukarıda yazdığım özelliklerinin tamamına sahip yegâne parti Vatan Partisi idi. Bu nedenle Vatan Partisi’ne gönül rahatlığı ile ve gurur duyarak kaydımı yaptırdım.

Tüm vatanseverleri, özgürlüğe, bağımsızlığa, bilimin aydınlığına, barışa, kardeşliğe inanları ve sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni değil, tüm mazlum milletleri emperyalizme karşı savunmak isteyenleri Vatan Partisi’ne davet ediyorum.


7 Nisan 2015 Salı

PKK SİLAH DAĞITIYOR


Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu hafta başında çok önemli açıklamalarda bulundu. Perinçek’in verdiği bilgiye göre PKK Güneydoğu’da halka silah dağıtmaktadır. Bu durumu son birkaç günde meydana gelen olaylarla birlikte değerlendiren Doğu Perinçek özetle şöyle söyledi:

“Son bir hafta içerisinde yaşadığımız önemli gelişmeleri sıralayalım:

1.     Bölge halkından edindiğimiz bilgilere göre, PKK Güneydoğu’da vatandaşa silah dağıtıyor.
2.     Rizespor maçı sonrasında Trabzon Havalimanı’na hareket eden, Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüs silahlı saldırıya uğradı.
3.     Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz, İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki makam odasında katledildi.
4.     Tüm Türkiye’de etkisini gösteren bir günlük elektrik kesintisi, ülkemizde bugüne kadar görülmemiş bir yaygınlıkta yaşandı.

Bu olayların tek bir ortak özelliği vardır: toplumda genel bir güvensizlik ve tedirginlik ortamı yaratmak. Sıradan insanı kaygıya iten bu tür olaylar, Türkiye’yi hedef alan bir ABD operasyonuna işaret ediyor.

ZORBA DEVLET SEÇENEĞİ

Türkiye ekonomik krize girmiştir. AKP ekonomisi iflas etmiştir. Kendileri de itiraf ediyorlar. Öte yandan ABD’nin Türkiye’yi bölme planı bozguna uğradı. Bölme girişiminde çıkmaza girdikleri için şimdi onlar bölünüyorlar. AKP yönetimi kendi içinde bölünüyor. Bu koşullarda ABD, Türkiye’yi Tayyip Erdoğan yönetimiyle denetim altında tutamayacağını biliyor.

Bu açıdan bakıldığında, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin önünde iki seçenek vardır. Birinci seçenek; ABD güdümünde zorba devlet seçeneğidir. Kemer sıkma politikalarının uygulanabilmesi için halk baskı altına alınacak ve özgürlükler yok edilecek. ABD’nin bölgedeki menfaatleri uğruna Türkiye iç kargaşalıklara sürüklenecek. Bu aşamada darbeyi Türk ordusunun kucağına bırakmayı planlıyor olabilirler. Amerikancı bir darbe içinse koşullar büyük kışkırtmalarla yaratılabilir. Ancak biz Türk ordusuna güveniyoruz. Türk ordusu böyle bir senaryoda rol almayacaktır.

HALKA DAYANAN GÜÇLÜ DEVLET

İkinci seçenek; Vatan Partisi’nin “Halka Dayanan Güçlü Devlet” seçeneğidir. Vatan Partisi Türkiye’yi krizden çıkaracak. Krizden disiplinle çıkılır. Vatan Partisi üretim ekonomisini kuracak. Üretim ekonomisi disiplinle olur.

Türkiye, üretime yönelmek, yerli üreticiyi gümrüklerle korumak, sanayiciyi ve tarımı desteklemek, iç pazarı genişletmek, paranın giriş çıkışını denetlemek, özetle Karma Ekonomiye geçmek zorundadır.

Vatan Partisi devleti dolar vurguncusunun, sıcak para komisyoncusunun, rantçının elinden kurtaracak, halkı yoksullaştıran aciz devlete son verecek, yoksulun ve kimsesizin yardımına koşan güçlü devleti kuracak. Devlet otoritesi, her alan ve düzlemde halka dayandırılarak ve adalet reformu yapılarak güçlendirilecektir.

Vatan Partisi Cumhuriyet yıkıcılığına, bölücülüğe, teröre, mafyaya ve sokakta şiddete aman vermeyecek, vatandaşın huzur ve güvenini sağlayacaktır.  Vatan Partisi, vatanımızı hedef alan yabancı devlet operasyonlarına izin vermeyecektir. Bugün devlet teröre karşı acz içindedir. Vatan Partisi’nin kuracağı Milli Hükümet, bölücü teröre karşı, devletin yaptırım gücünü, milletin bütün olanaklarını seferber ederek, kararlı ve etkin biçimde uygulayacaktır. Devleti çaresizlikten ve çözülmeden kurtaracağız! Güçlü devleti kuracağız! Vatanı bölücüden, yıkıcıdan kurtaracağız!”


Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. PKK’nın silah dağıtmasına ve dağıttığı silahların markalarına ilişkin soruyu Perinçek şöyle yanıtladı:

“Bu bir kesin bilgidir. Doğrudan doğruya Güneydoğu’daki yurttaşlarımızdan aldığımız bilgidir. Bir bölgeden de değil, çeşitli yörelerden aldığımız ve doğrulattığımız kesin bilgidir. Şu an bu illerde bir tedirginlik yaratmamak için illerin isimlerini söylemiyorum ama gerçek şu ki PKK Güneydoğu’da silah dağıtıyor. Bizim bildiğimiz bu gerçeği mevcut Hükümet’in bilmemesi mümkün değil. Zaten hıyanet de burada başlıyor. Hıyanet de burada başlıyor!

Silah dağıtan bir örgütü silahsızlandıracağım masallarıyla Türk Milleti’ni aldatmaya kalkıyorlar. Ne diyorlar? Açılım: PKK silah bırakacak. Bırakmayacağı ortaya çıktı. Bırakmamanın ötesinde ABD’den aldıkları silahları Irak’tan getirip, sınırımızdan geçirerek bölgeye dağıtıyorlar. Önümüzdeki basın toplantısında size o silahların cinsleri, markaları hakkında da bilgi vereceğim ama o markadan daha önemli olan Tayyip Erdoğanlar’ın markası. BOP yazıyor üzerinde. O bir enstrüman markası. İnsanların markası olmaz. Aletlerin markası olur.”  


3 Nisan 2015 Cuma

SEÇİMLERE AZ KALDI

Ey benim güzel halkım! Sana sesleniyorum:

7 Haziran seçimlerine az bir zaman kaldı. Bu seçimde sen sadece milletvekillerini belirlemeyeceksin, verdiğin oylarla geleceğini, çocuklarının geleceğini, torunlarının geleceğini, Türk Milletinin geleceğini tayin edeceksin. Dikkatli ol. Yanlış yapma. Unutma medya iktidar tarafından ya satın alındı ya da baskı ile susturuldu. Bu yandaş medya senden gerçekleri gizliyor. Türkiye’nin durumu iyi değil. Geleceğimiz karanlık gözüküyor. Bu iktidar yaklaşık 13 başımızda hüküm sürüyor. Geldiğimiz noktada Türkiye çökmüş durumda.

Milli birlik bozuldu, vatan topraklarının bir kısmı bizden kopma noktasına geldi. Kardeşliğimiz zedelendi.

İleri demokrasi söylemleri ile diktaya doğru götürülüyoruz. Senin hakların elinden alınıyor. Özgürlüğün kısıtlanıyor.

ABD’nin, AB’nin Türkiye üzerinde oynadığı kirli oyunlar sonucu TSK tasfiye edilmeye çalışıldı. Kahraman subaylarımız tutsak edildi. Vatansever aydınlarımız hapislere atıldı.

Utanmadan eli kanlı terör örgütü ile masaya oturulup Türk milletine anayasa hazırlıyorlar. Anayasa’nın nasıl olacağını sen bilmiyorsun ama Kandil’deki hainler biliyor.

Ekonomi çöktü. Dış borçlarımız 400 milyar doları çok aştı. Enflasyon yukarı doğru çıkıyor. Milyonlarca insan yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Milyonlarca insan işsiz durumda. Milyonlarca insan asgari ücretle geçinmeye çalışıyor.

Tarım çöktü. Samanı, eti, temel gıda maddelerini dışarıdan alır olduk. Üretici perişan durumda.
Sanayi gelişmedi. Her şeyi dışarıdan alır olduk. Dış ticaret açığımızı ancak borç alarak kapatabiliyoruz.

Sen geçim derdindesin, çocuğun okul, iş derdinde ama iktidara yakın olanların, zenginlerin böyle bir derdi yok. Bir senin çocuklarının gittiği okula bak, bir senin çocuğunun okuluna bak. Bir senin gittiğin hastaneye bak, bir de parası çok olanların gittiği hastanelere bak. Eşitsizliği görmüyor musun?

Dış politikamız iflas etti. İşbirliği yapacak komşu kalmadı. Ortadoğu’ya terör ihraç eder olduk. Emperyalistlerin oyununa ortak olduk. Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesine sebep olduk. Türkiye’nin içi göçmenlerle doldu. Milyarlarca dolarımızı bunlar için harcıyoruz. Sana para kalmıyor.

Yargıya güven kalmadı. Hukukun üstünlüğü yok oldu. Keyfilik arttı.

Eğitim sistemi bozuldu. Üniversiteler bilimden uzaklaştı. Hastaneler ticarethane oldu.

13 senedir AKP iktidarda; bütün bunların sorumlusu bu iktidardır. Şimdi bir de iktidardakilerin ve onların yandaşlarının durumuna bak. 13 senede nasıl zenginlediklerini gör. Şimdi senden gelip gene oy isteyecekler. Çünkü doymadılar. Doyacakları da yok. Senin bu iktidara vereceğin her oy, seni değil bunları zengin edecek. Bunu unutma!

Oyunu senin için karşılıksız çalışacak olanlar ver. Yıllardır aynı partilere, aynı isimlere oy verip durdun. Geldiğimiz nokta bu. Düşün taşın, pati tutmaktan vazgeç. Tarafsız olarak düşün ve oyunu öyle ver.  

Oyunu ülkeyi böleceklere değil, birleştireceklere ver.
Oyunu seni borçlandıranlara değil, üretimi artırarak seni zengin edeceklere ver.
Oyunu birlikten, kardeşlikten, özgürlükten, bağımsızlıktan yana olanlara ver.
Oyunu milli değerlere sahip çıkanlara var.


Oyunu öyle kullan ki, emperyalistler ve onların iş birlikçileri değil, Türkiye kazansın. Sen kazan.

28 Mart 2015 Cumartesi

BORÇLANMA EKONOMİSİNİN SONUNA GELDİK


1980’li yılarda başlayan borç ekonomisinin sonu görüldü. Deniz bitti, gemi karaya oturdu. Küreselleşme sevdası ve buna paralel uygulanan sömürüye açık ekonomik programlar Türkiye’yi borç batağına sapladı.


Halkımız borçlandı; kredi kartları hariç Aralık 2014 itibariyle 282 milyar TL’ye ulaşan tüketici kredisi borçları kredi kartlarının da ilavesiyle, 356 milyar TL’ye yaklaşmış durumda. 2002 yılında 85.5 milyar dolar uluslararası yatırım pozisyon açığımız varken, 2014 yılında bu açık  431.2 milyar dolara yükseldi. 12 yılda 345.7 milyar dolar arttı. Uluslar arası yatırım pozisyonu açığı MB tarifi ile, Türkiye’nin yabancılardan  alacakları ile yabancılara olan borçları arasındaki farktır. Bu borcun yaklaşık 280 milyar doları özel sektöre ait, kanlı ise kamunun borcu. Bu yıl içinde ödenmesi gereken borç miktarı ise 200 milyar dolar civarında; buna 50 milyar dolar da cari açığın finansmanını eklersek yıl sonuna kadar 250 milyar dolara ihtiyaç var.


Biz bu borçlanma ekonomisine 1980 İhtilâlini takiben görev başına gelen Özal ile başladık. Küresel güçlerin telkini ile uygulanan ekonomik politikalar Türkiye’nin para kaybetmesine, yani sömürülmesine yol açtı.


Özal döneminde gider bütçesi, bilinçli olarak gelir bütçesine göre çok yüksek tutuldu. Fark, yüksek faizli borçlanma ile kapatıldı. En önemli kayıp bu yüksek faizli kredilerin alınması ile oldu. Aynı yıllarda İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kuruldu. Batılı finans çevreleri, bu borsa yolu ile de Türkiye’den dolar çektiler ve çekmeye de devam ediyorlar. Türk Lirası döviz karşısında değerli tutuldu ve bu şekilde ithalat arttı, ihracat o oranda artmadı. Dış ticaret açığı yolu ile de para kaybettik. Özelleştirmeler ve satışlar sonucu birçok işletme ve şirket yabancıların eline geçti. Bu yabancıların kar transferi yapması de döviz kaybına neden olmakta.


Özal ile başlayan, ABD’nin ve AB’nin bize dikte ettirdiği ekonomik programlar özellikle son yıllarda daha da kötü bir tablo oluşmasına neden oldu. Borç arttı, cari işlem açığı arttı; tasarruf ve yatırım ise yeteri kadar artmadı. Sonuçta artan sadece borç olmadı, yoksulluk da, işsizlik de arttı. Bu millet artık bu yükü taşıyamaz duruma geldi.


Kurtuluş, borç ekonomisini terk edip, üretim ekonomisini başlatmaktan geçiyor. Bunun için, halkın refahına öncelik veren milli direnme ekonomisini yapılandırmak gerekir.
Planlı kalkınma modeli uygulanmalıdır.
İMF ve küresel güçlerin diğer araçları ile irtibat kesilmelidir.
Türk Lirası gerçek değerini bulmalıdır.
 Borsa’ya çeki düzen verilmelidir.
Bankacılık yeniden düzenlenmelidir.
Nereden buldun kanunu çıkarılmalıdır.
Vergi reformu yapılıp vergi yükü yoksul ve orta gelirli insanlardan zenginlere aktarılmalıdır. Özellikle ileri teknoloji gerektiren ve yüksek katma değerli mal üreten sanayi geliştirilmelidir.
Özelleştirmelere son verilmeli, KİT’nin verimli çalışması sağlanmalıdır.
Tarım desteği üretimi artırıcı yönde olmalı ve bu destek artırılmalıdır. 
Kamu sektörü yeniden canlandırılmalıdır.
Taşımacılıkta, deniz ve demir yoları ağırlık kazanmalıdır.
Doğal kaynaklar ve madenler insan yararı gözetilerek değerlendirilmelidir.
Ücret ve maaş politikaları çalışanlar lehine yeniden düzenlenmelidir.


Bu politikaları uygulayacak tek parti VATAN Partisidir.

22 Mart 2015 Pazar

AKP YAPMADI, SEN YAPTIN

AKP’ye oy veren arkadaşım, sana sesleniyorum. Sen aslında oy vermedin vekâlet verdin. AKP bir şey yapmadı, sen yaptın. Vekilin yaptığı her icraat sana yazılır. Sen yaptın kabul edilir.

Bak, ülke adım adım bölünmeye gidiyor. Dün bebek katili dediğimiz Apo şimdilerde Türk milletinin geleceğini planlıyor. TBMM’ne, hükümete emirler veriyor. Tehditler savuruyor. Hem de bunu meydanlarda Türk polisinin koruması altında düzenlenen mitinglerde yapıyor. Buna bu imkânı sen verdin. Ülkeyi sen bölüyorsun. Bebek katilini sen şımartıyorsun.

Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpası sen kurdu. Çok değerli subaylarımızı sen tutsak ettin. Ordumuzu sen tasfiye etmeye kalktın. Aydınlarımız sen hapsettin. Yazarları, gazetecileri sen susturdun. Haber alma özgürlüğünü sen yok ettin. F tipi örgüte ne istedilerse verdin. Milletini değil, CIA’yı sevindirdin. Milletin güzide evlatlarına tuzakları sen kurdun. Yargıya güveni sen yok ettin.

Cumhuriyet’in temellerini sen sarstın. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye utanmadan sen ayyaş dedin. Atatürk’ü, sen Yezit ilan ettin.

Yoksulluğu, sefaleti sen artırdın. Gelir, fırsat ve servet eşitsizliğini sen artırdın. Parası olmayanın gittiği okula bak, parası olanın gittiği okula bak. Bu farkı sen yarattın. Yoksulun çocuğu üniversite önlerinde beklerken, zenginin çocuğu özel üniversiteleri bitirip meslek sahibi oluyor. Fakirin çocuğu üniversiteyi bitirse bile iş bulmak için aylarca, yıllarca bekliyor. Parası olan çok donanımlı, lüks hastanelerde tedavi görüyor. Parası olmayan sıralarda bekliyor. Bütün bu durumlara sen sebep oldun.

Devlet, millet borca batmış durumda. Ülke sömürge ülkesine döndü. Sürekli dış ticaret açığı veriyoruz. Açığı borçla kapatıyoruz. Sanayi üretimi yavaşladı, tarım üretimi geriledi. Dışarıdan yiyecek almazsak aç kalacağız. Bunu yapan da sensin. Ekonomiyi sen bu hale getirdin.

Kamuya ait ne varsa yok pahasına sattın. Fabrikaları, işletmeleri, bankaları, hastaneleri,  ormanları, dereleri, madenleri yok pahasına ona buna verdin. Eli zengin ettin, kendini fakir düşürdün. Devlet eliyle zengin yarattın. İhaleleri hep belirli kişilere yüksek fiyattan verip devleti zarara uğrattın.

Komşularımızla arayı sen bozdun. Irak’ta yüz binlerce insan katledilirken, Müslüman kadınların ırzına geçilirken ABD askerleri için sen dua ettin. Onlara sen yardım ettin. Suriye’nin iç işlerine karıştın,  terörü besledin, binlerce insanın ölümüne, binlerce insanın evinden yurdundan göç etmesine sen sebep oldun. Ermenistan ile iyi geçineceğim diye Azeri kardeşlerimizi sen küstürdün.

Egedeki 16 edayı sen Yunanistan’a verdin. Bak şimdi oralarda Yunan bayrağı dalgalanıyor. Bunu sen yaptın. Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ı sen yalnız bıraktın. Güney Kıbrıs’ı sen AB üyesi yaptın.

Rüşveti yöneticiler almadı, sen aldın, hırsızlığı vekillerin değil sen yaptın. Yalanı sen söyleyip halkı kandırdın. Bunları vekilin yaptı ama aslında sen yaptın. Vebalin çok büyük.

 Bak, senin seçtiğin Cumhurbaşkanı "aldatıldım" diyor. Aslında aldatılan o değil, sen aldatıldın; sen aldatılıyorsun. 7 Haziran senin için bir dönüm noktası olsun. Artık aldatılma, gerçekleri gör. Unutma, "sözkonsu olan VATAN ise gerisi teferruattır."


Önümüzde 7 Haziran seçimleri var. Senin kabahatin çok. Kendini bağışlatmak istiyorsan vekilini iyi seç Unutma, vekilin her yapacak olduğunu aslında sen yapacaksın. Siyaseti meslek edinip, halkı kandırarak oy toplayıp sonra da cebini dolduranlara vekâlet verme. Ülkeyi bölmeye çalışanlara vekalet verme. Katillerle birlikte Türk’e anayasa yapanlara vekâlet verme. Ülkenin kıymetlerini, sermayesini, topraklarını yabancılara teslim edenlere vekâlet verme. Türkiye’nin geleceğini karartanlara vekâlet verme. Eğer verirsen olacaklardan sen sorumlusun. Unutma vekil ne yaparsa yapsın o yapılanların hesabını asil verir.