30 Mayıs 2018 Çarşamba

KÜRESEL SİSTEMİN TAŞERONLARI

Atatürk Bandırma vapuruna bindiğinde aklına İstiklal-i Tam ve hakimiyet-i milliye esasına dayanan yeni bir devlet kurma fikri vardı. İstiklal mücadelesi tam bağımsız Türkiye devletini kurmak için yapıldı.

Sınırlarınız bellidir, o sınırlar içinde bayrağınız en yüksek noktalarda dalgalanır, önümüze sandık koyarlar, siz de sizi yönetenleri seçersiniz ama bu sizi tam bağımsız yapmaz. Tam bağımsızlık olmayınca, sizin seçtikleriniz küresel sistemin taşeronu olur, başka da bir şey olmaz.

Atatürk tam bağımsızlığı şöyle açıklar:

“Tam bağımsızlık demek; siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam serbestlik demektir. Tam bağımsızlık, devletimizin başka bir devletin veya herhangi bir uluslararası kuruluşun kesin etkisi ya da vesayeti altında bulunmaması demektir. Bir diğer yönüyle Tam Bağımsızlık “yabancılar hiçbir ayrıcalık tanınmaması” demektir. Bütün bu alanlarda meclis, cumhurbaşkanı ve hükümetin, yargının bütün karar ve tercihlerinin, serbestçe ve Milli İrade’ye uygun olarak gerçekleştirilmesidir.”

TAM BAĞIMSIZLIKTAN UZAKLAŞTIK

1938’de Atatürk’ün vefatından bu yana Tam Bağımsızlık ilkesi darbeler aldı, yaralandı, yok oldu. Bağımsızlığımızı bir kenara atıp Batı Sistemi’ne bağlanmamız bugün karşılaştığımız sorunların ana sebebidir. 

Batı Sistemi’ne bağımlılıkta dönüm noktası  12 Temmuz 1947 tarihli Türkiye-ABD antlaşmasıdır. İnönü elini Amerika’ya verdi, Türkiye kolunu kurtaramadı. Ne varsa elimizden gitti.

Önce bağımsızlığımız gitti, arkasından babrikalar, işletmeler, şirketler, bankalar, sigortalar, ormanlar, dereler, topraklar yabancıların eline geçti.

Felaketin kökleri İnönü’ye kadar uzanıyor. Sonrasında ise Batı’nın etkisi artarak devam etti. Taşeronlar birbirini takip etti. En önemli ve etkin taşeron Özal’dı.

Bir Amerikan darbesi ile başa gelen Özal, dünyaya açılıyoruz adı altında Türkiye’yi küresel güçlerin insafına terk etti. Yabancı sermaye kontrolsüz bir şekilde Türkiye’ye aktı, geriye dönerken de yüksek kârlarla döndü. Yüksek faizle aşırı borçlanma onunla başladı. Cumhuriyet’in birikimlerini özelleştirme adı altında yurt dışına pazarladı. Bugünkü borca batmış ekonominin ilk mimarı Özal’dır.

1995 Gümrük Birliği Antlaşması ile kapılarımız sonuna kadar yabancı mallara açıldı. Türkiye ithal mal cenneti oldu. Dış ticaret ve cari işlem açığı sürekli hale geldi. Çiller hükümeti de bunu halkımıza bir zafer gibi sundu ve kutladı.

Amerika,1999 yılında kurulan Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümetini Kemal Derviş’in yardımı ile taşerona dönüştürdü. Neo-liberal ekonomi adı altında yürütülen programlarla ülke küresel güçlere teslim oldu. 2002 yılında bir Amerikan projesi olarak kurulan Erdoğan hükümetleri de Kemal Derviş ekonomisini uygulamaya devam etti.

BATI’YA BAĞLANMANIN SONUCU: DEPREM

Bütün bunların sonucunda gelinen durum Erdoğan’ın deyimi ile tam bir ekonomik deprem.

Küresel güçler fabrikalarımızı, tarlalarımızı, işletmelerimizi, bankalarımızı aldıkları yetmiyormuş gibi vatanımıza da göz koydular. Amerika ve İsrail PKK oldu, FETÖ oldu, IŞİD oldu üstümüze saldırdı. Etnik ayırımcılığı silah olarak kullandı. Kurmak istedikleri ikinci İsrail devleti için bizim Güneydoğu’muza el koymaya kalktı.

Erdoğan, Gül, FETÖ üçlüsü beraber hükümet kurup, Amerika’nın bu projesine taşeron oldu. Bu taşeronlar TSK’nin değerli komutanlarını, vatansever aydınları hapislere attılar. Türk ordusunu tasfiye etmeye çalıştılar. PKK ile açılım yapmaya, Apo ile birlikte Türk milletine anayasa yapmaya kalktılar. Bu açılımın amacı, önce demokratik özerklik, daha sonra Kürdistan adı altında kurulacak ikinci İsrail devletine giden yolu açmaktı ama başaramadılar.

ZORLUKLARLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Türkiye Amerikan’ın taşeronları yüzünden 1915 yılına geri döndü. Ekonomi borç batağında; Amerikan silahlarının namluları Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Irak’ta Türkiye’ye yönelmiş durumda. PKK/YPG’yi sürekli silahlandırıyor, her türlü lojistik desteği veriyor. Ve biz bu Amerika’ya karşı vatan savaşı veriyoruz.

24 Haziran’da yapılacak seçime büyük zorluklar içinde giriyoruz. Bu zorluklar ancak Atatürk devrimlerinin rotasına girilerek aşılabilir. Öncelikle siyasi, askeri, mali, iktisadi bağımsızlık yeniden sağlanmalıdır. Temel ilke tam bağımsızlık olmalıdır.

BAĞIMLI LİDERLERLE TAM BAĞIMSIZLIK OLMAZ

Bu sorunlar Amerika’ya göbekten bağlı parti ve liderlerle aşılamaz.

Dindarlığı ön plana çıkarıp sonra da uzun yıllar Amerikan projelerine eşbaşkanlık yapanlar ve Müslümanları katleden Amerikan askerlerine sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua edenler, Cumhuriyet ve Atatürk ile hesaplaşma içinde olanlar, Türk milletinin maddi birikimlerini yabancılara kaptıranlar tam bağımsızlığı sağlayamaz.

Atatürkçü geçinip sonra da Atatürk’ün vatan kıldığı bu toprakları bölmek için Amerika’nın hazırladığı projelere hizmet arzusu içinde yerel özerklikten söz edenler, etnik kimliklere eşitlik isteyenler, ana dilde eğitimi savunanlar, açılım sürecine yeniden dönmek isteyenler, PKK’yı meclise sokmaya çalışanlar, Kemal Derviş ekonomisini savunanlar tam bağımsızlığımızı sağlayamaz.

Milliyetçi söylemlere sığınıp da sonra Türk milletinin savunmasını NATO’ya emanet edeceklerini programlarına yazanlar, Türk milletinin baş düşmanı Amerika ve diğer emperyalist güçlerle ilgili tek bir söz etmeyenler, Batı ittifakından yanayız diyenler, yeterli oy alırsa HDP’nin meclise girmesinde sakınca yok diyenler, Demirtaş’a özgürlük isteyenler tam bağımsızlığımızı sağlayamaz.

Amerika’nın taşeronlarından bu ülkeye fayda değil hep zarar geldi. Türk milleti bu gerçeği göz önünde tutmalı ve Amerikan projelerine cepheden karşı koyan partiye ve onun liderine oy vermelidir ve verecektir de. Amerika’nın iktidar belirleme yeteneği ve gücü artık kalmamıştır. Tam bağımsız Türkiye günleri başlamaktadır.

26 Mayıs 2018 Cumartesi


YENİ BOP EŞ BAŞKANI: KILIÇDAROĞLU

CHP seçim Bildirgesi’ni Kılıçdaroğlu’nun konuşması ile açıkladı. Bu bildirge ile CHP kendisini muhalefete mahkûm etti.

Bu bildirge, eminim en çok Sayın Erdoğan’ı sevindirmiştir. Erdoğan ve AKP, yıllardır ülkeyi çok kötü yönetiyor ama iktidarlarını sürdürebiliyor. Sebebi CHP’nin yanlışlıkları ve milletin eğilimlerini dikkate almadan yürüttükleri politikalardır.

Haziran seçimleri sonucu oyu azalan Erdoğan, açılımdan ve BOP eş başkanlığından vazgeçti. TSK ve emniyet güçlerimiz PKK’ya karşı çok ciddi bir mücadele başlattı. BOP eş başkanlığı boşalmış oldu. Anlaşılan o ki, Sayın Kılıçdaroğlu bu boşluğu doldurmak istiyor ve bildirge ile bazı yerler mesaj gönderiyor.

CHP’NİN TERÖRE BAKIŞI HDP İLE AYNI!

Terör sorununa bakış açısının HDP/PKK ile bir farkı yok.

Bu bildiriyi PKK yazsaydı o da “Yerel Yönetim Özerklik Şartını” uygulamaya sokacağız derdi.

Bu bildiriyi PKK yazsaydı, anadilde eğitimi başlatacağız derdi.

Bu bildiriyi PKK yazsaydı, “Kürt sorununu” eşit yurttaşlık temelinde çözeceğiz derdi.

Bu üç hususu yan yana getirin, ortaya federasyon çıkar. Federasyondan sonra ne olacağı da belli!

“EŞİT YURTTAŞLIK”

Geçenlerde HDP’nin ihanet kokan kongresi Ankara’da yapıldı. Orada bir pankart vardı. Pankartın bir yanında Apo’nun fotoğrafı, diğer yanda ise şu ibare vardı:

“Eşit yurttaşlık, Ortak Vatan”

Bu bildirge ile HDP ve CHP ayı potaya girmiş oldu.

Anayasamızın 1. Maddesi’nde zaten eşitlik ilkesi var; istenen nedir?

“Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz…”

Anayasamızda bu madde varken CHP ve HDP nasıl bir eşit yurttaşlık istiyor? Cevabı basit: burada istenen fertlerin eşitliği değil, etnik toplulukların eşitliği.

Doğu ve Güneydoğu’da bir Kürt devleti, geri kalan kısımda da Türk devleti olacak; Türkiye devleti de bu iki devletten oluşan federatif bir yapıya dönüşecek. Böylece “Kürt Sorunu” çözülecek!

KÜRT SORUNU YOK VATAN SORUNU VAR

Siyasi bir hedef olmadan terör olmaz. PKK terörünün hedefi, adına Kürdistan denilen ikinci İsrail devletinin kurulmasıdır. Amerika ve İsrail, bu amaçla Batı Asya’da PKK ve diğer terör örgütlerini kullanıyor.  Etnik ayrıştırmalar bunun için yapılıyor.

Amerika bizden Güneydoğumuzu istiyor. PKK bunun için var. 40 bin insan bunun için öldü.

Kılçdaroğlu’na göre bu terörün çözümü mecliste imiş. Yani TBMM öyle bir kanun çıkaracak, öyle bir düzenleme yapacak ki terör filan kalmayacak.

Kılıçdaroğlu ve onun gibi düşünenler şunu bilmeli: Bir devlet veya bir örgüt, vatan toprağımızı bizden koparmak için bombalarla, silahlarla saldırıyorsa, çözüm yeri meclis değil, cephededir. Biz bu toprakları silahla vatan kıldık, korumak için de silah kullanırız.

YOK BİRBİRLERİNDEN FARKLARI

CHP “eşit yurttaşlık”, AKP ise “eşit vatandaşlık” diyor. Yok aslında birbirlerinden farkları. Birisi kendisine “dindar”, diyor, diğeri de “Atatürkçü” diyor.

Elbette eşitlik gerek ama “eşit yurttaşlık” değil, etnik toplulukların eşitliği değil; tek tek fertlerin eşitliği ki o da zaten anayasamızda garanti altına alınmış durumda.

23 Mayıs 2018 Çarşamba


AMERİKAN GEMİSİ VEYA BANDIRMA VAPURU


İngiltere, Fransa, İtalya ve Çarlık Rusya bir olup Osmanlı’yı mağlup etmiş ve Mondros Mütarekesi’ni imzalamak mecburiyetinde bırakmış. İstanbul, İzmir, Adana, Antep, Urfa işgal altında. İstanbul’daki bazı insanlar çareyi İngiliz himayesinde veya Amerikan mandasında arıyor. Yani düşmanın şerrinden düşmana sığınmayı çare görüyor. Bir bakıma Amerikan veya İngiliz gemisine binip selamete doğru yol alacağını sanıyor.


Mustafa Kemal ise farklı düşünüyor. Çareyi düşmana sığınmakta değil, düşmana karşı savaşmakta buluyor ve bir avuç vatansever kahraman ile birlikte Bandırma vapuruna binip Anadolu’ya geçiyor.


AMERİKAN GEMİSİNDE FORSA OLMAK!


Bir tarafta Amerikan gemisine forsa olup ellerine kürek almak isteyenler, diğer yanda Bandırma vapuruna binen, tam bağımsızlık için parmakları tetikte olanlar.


Bütün bunlar Muharrem İnce’nin Osmaniye’deki konuşmasını okuyunca aklıma geldi. Haber şöyle:


“Muharrem İnce, seçim mitingleri kapsamında Osmaniye'de konuştu. Gündemdeki konuları değerlendiren İnce, bir kez daha Amerika ile müttefikliğe devam edeceklerini söyledi. Daha önce yönümüz 'kesinlikle batı olacak' diyen İnce, hedefinin Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmak olduğunu açıkladı.”


Sayın Muharrem İnce böyle düşünüyor ama Amerika bizim kuyumuzu kazmakla meşgul. Dostluk yok, düşmanlık çok.


İster NATO deyin, ister Batı deyin isterseniz Amerika deyin fark etmez, bize saldıran, vatanımızı bölmek isteyen, bizi sömüren gücün adını vermiş olursunuz. Dosttu değil, düşmanı anmış olursunuz.


AMERİKA DÜŞMAN


Şu tespitlere katılmamak mümkün mü?


“ABD yönetimi, Bölücü Terör Örgütünü ve yasal kollarını desteklemeye, eğitmeye, silahla donatmaya devam ediyor. Geçen yıllarda ABD bütçesinde 10 bin PKK ve IŞİD elemanı maaşa bağlayan tahsisat konuyordu. Önümüzdeki yıl 65 ine çıkartıldı. CIA şefleri Selahattin Demirtaş’ı “Kürt Mandelası” yapacaklarını ilan ettiler.


ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, 19 Mart-29 Mart 2018 tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de Türkiyemizi hedef alan askerî tatbikat yaptılar.


İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs başbakanları, 8 Mayıs 2018 günü Güney Kıbrıs’ta buluştular ve Doğu Akdeniz doğalgazına elkoyma yollarını görüştüler. Hedeflerinde Mavi Vatanımız var. Deniz kaynaklarımızı tehdit ediyorlar.


ABD, Ermenistan’da bir Turuncu Darbe tezgâhlayarak Nikol Paşinyan’ı iktidar koltuğuna oturttu. Türkiye, Kafkaslar’dan da baskı altına alınıyor.”


Buna 15 Temmuz gecesi FETÖ’yu kullanarak uygulamaya çalıştıkları Tükiye’yi işgal girişiminide eklemek gerek.


İşte NATO bu, Amerika bu, Batı bu! İnce’nin vazgeçilmezi bunlar.


Sayın İnce’nin Batı ve Amerika tercihi, mütareke dönemindeki Amerikan mandasını isteyenlerin tercihine benziyor.


Bizim İnce’ye tavsiyemiz şu: Sayın Muharrem İnce, Amerikan gemisinde forsa olmak size yakışmaz. Türkiye Cumhuriyeti, tam bağımsızlık ilkesini gerçekleştirmek için Bandırma vapuruna binen kahramanlarca kuruldu. Siz de Amerikan gemisini bırakın ve gelin Bandırma vapuruna binin. Düşmana sığınarak düşman yenilmez.


YA DİĞERLERİ?


İnce ve CHP bu da ya diğer aday ve partiler nasıl?


Erdoğan zaten Amerikan gemisine binip, ktidara geldi. Şimdi de insem mi, inmesem mi diye çırpınıp duruyor.


İyi Parti, programında NATO ve AB’ne devam diyor. Savunmamızı NATO’ya emanet edecekmişiz. Anlaşılan Akşener de Bandırma Vapuru yerine Amerikan gemisine binmeyi terch etmiş. Zaten ağzından Amerika aleyhine bir söz çıktığını da görmedim, duymadım...


Bandırma vapurunda Vatan Partisi var. “Bugün Amerika’ya kafa tutabilecek başka bir parti yok” dedi ve Vatan partisi’ne destek kararı aldı. Şimdi artık Bandırma vapurunda hem Vatan Partisi hem de HEPAR var.


Bandırma vapuru yolcuları ile birlikte Tam Bağımsızlık limanına doğru yola çıkmıştır; limana varması da yakındır.



20 Mayıs 2018 Pazar


VATAN PARTİSİ SEÇİM BİLDİRGESİNİ AÇIKLADI

Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Dr. Doğu Perinçek partisinin seçim bildirgesini basın toplantısında açıkladı. Bildirgeyi şöyle özetleyebiliriz:

ÇÖZÜM YOLLARI
Planlı ve karma ekonomi ile toplum zenginleştirilecek. Borç dilenenlerin yönetimine son verilecek, Perinçek önderliğinde üreticilerin hükümeti kurulacak. Sadak dağıtımına son verilecek, herkese iş sağlanacak;
Hortumlanan kaynaklar milletin kaynağına dönüştürülecek. Küçük ve orta sanayi desteklenecek.
Özelleştirmeye son verilecek, kritik sektörler kamulaştırılacak. Üretici gümrüklerle korunacak. Merkez bankası güçlendirilecek.
Devlet işletmelerinde Türk Lirası ve tabancı ülkelerle milli paralarla ticaret yapılacak; İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kapatılacak, emtia borsaları güçlendirilecek; Kredi kartı borçları ertelenecek;
Yazılım ve bilişimde atılım yapılacak. Yenilebilir enerjiye önem verilecek.
Mavi Vatan için deniz bakanlığı kurulacak;
Taşeron uygulamasına son verilecek; Çağdaş yaşamı destekleyecek kadar asgari ücret verilecek; İş güvenliği ve sendika özgürlüğü sağlanacak. Emeklilere intibak yasası çıkarılacak.
Herkese parasız ve nitelikli sağlık hizmeti verilecek. Engellilerimiz ve yaşlılarımız güvence içinde olacak.

BÖLÜCÜ TERÖRE SON

Güçlü Ordu ve Güçlü Güvenlik, Güçlü Türkiye’nin anahtarıdır.
AKP iktidarı tarafından kapatılan Harp Okullarımızı ve askerî okullarımızı, Ordumuzun geleneksel örgütlenme ve anlayışına göre yeniden açılacak.
Türkiye’deki bütün ABD üsleri, ABD’ye kapatılacak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetimi altına alınacaktır.
Kandil’e beyaz bayrak çektirilecek.
Bakanlar Kurulu kararıyla ve Adalet Bakanı’nın istemiyle HDP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na talepte bulunulacak.
Kürt yurttaşlarımızı milletimizin ve vatanımızın birliği için seferber edilecek. Türk de biziz Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz.
Yurdumuzun ekonomik açıdan geri bölgelerine devlet yatırımı yaparak ülke çapında dengeyi ve bütünlüğü sağlayacağız.

EĞİTİM VE BİLİM
Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir. Devlet ve toplum hayatı, din kurallarına göre düzenlenemez. Vicdan ve ibadet özgürlüğü, gönül rahatlığı içinde yaşamanın koşuludur.
Anaokulundan üniversite sonuna kadar parasız eğitim, kültür ve spor hizmeti sağlanacaktır.
Millî Hükümet, Cumhuriyet’in devrimci felsefesi kılavuzluğunda, bağımsız, toplumcu, demokratik, laik, bilimsel ve halkçı ekonominin ihtiyaçlarına cevap veren, tek bir eğitim sistemi uygulayacaktır.
Zorunlu temel eğitim altı yaşında ana sınıfında başlatılacak, kesintisiz 13 yıl olacaktır.
Spor ve düzenli bedensel faaliyet, her yurttaş için yaşamın vaz geçilmez parçasıdır. Beden eğitimi programı, bu anlayışa göre oluşturulacaktır.
Cumhuriyet Devrimi Kanunları’na göre yasadışı olan tarikatlara ve vakıflara ait okullar ve yurtlar ile bütün özel okullar ve özel eğitim kurumları kamulaştırılarak.
Millî plana göre, ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmanın ihtiyaçlarına cevap veren meslek eğitimi geliştirilecektir.
Üniversitelerimizi, bilimsel araştırma ve bilim eğitimi yanında, halka sundukları hizmetlerle, Milletin geleceğinin kurulmasına katkıda bulunan Cumhuriyet kurumları olarak yeniden düzenleyeceğiz.
Üniversitelerimizde, Atatürk Devrimini tamamlama amacının gereği olarak, idarî, malî özerklik ve bilimsel özgürlük hayata geçirilecek ve iç işleyiş demokratik bir yapıya kavuşturulacaktır.
Bilimsel çalışmanın özgürleştirilmesi ve araştırmanın özendirilmesiyle yurtdışına beyin göçünü durduracağız ve dışardan yurdumuza beyin göçünün koşullarını yaratacağız.
Yazılı, sözlü ve görsel basını, yabancı ve yerli tekellere bağımlılıktan kurtaracak ve özgürleştireceğiz. Basında yabancı sermaye yasaklanacaktır.

TÜRKÇEMİZ VE MİLLİ KÜLTÜR

Millî Hükümet, bütün yurttaşlarımızın güzel Türkçemizi iyi bilmesini sağlamak için seferberlik yürütecektir. Anaokulundan üniversite sonuna kadar eğitim ve öğretim dili Türkçe olacaktır. Yabancı diller, yetkin ölçülerde öğretilecektir.
Türkiye’de kurulan bütün şirketler, basın kuruluşları, dernekler ve diğer kurumlar, Türkçe isim, unvan ve marka kullanacaktır.
ABD güdümlü cemaatçiliğin ve bölücülüğün iç çatışma olanaklarını ortadan kaldırmak, millî birliği sağlamlaştırmak, çağdaş bir ekonominin insan gücünü yaratmak ve yurttaşlarımızın yeteneklerini geliştirmek amacıyla bütün toplumu kucaklayan bir Aydınlanma Seferberliği yürüteceğiz.
Vatan Partisi, insanı vatanına, topluma, üretime ve kendisine yabancılaştıran emperyalist kültüre karşı sürekli mücadele yürütecektir.

BATI ASYA’DA BİRLİK AVRASYA’DA GÜVENLİK VE ZENGİNLİK

Savaşı önleyecek hükümet kurulacak. ABD-İsrail koridoruna geçit verilmeyecek.
Bölgedeki bölücü ve yobaz terör örgütlerini etkisiz kılmak, iki kardeş ülkenin toprak bütünlüğünü sağlamak ve barış için, Suriye hükümetiyle her alanda Ortak Eylem içinde olunacak.
Filistin’in toprak bütünlüğü ve bağımsızlık için verdiği mücadele, Türkiye’nin de mücadelesidir.
Vatan Partisi, Batı Asya Birliği’ni adım adım inşa etmeye devam edecek ve Türkiye’nin başı dik yaşama planını hayata geçirecek. Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya, bizin enerji güvenliğimizi sağlayan ülkelerdir. Onlarla Vatan partisi olarak her alanda işbirliğini geliştirilecek.
Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olunacak.

Ve bütün bunları yapmak için Atatürk gibi olunacak ve Atatürk gibi yapılacak.

19 Mayıs 2018 Cumartesi


NASIL ATATÜRKÇÜ OLUNUR

Öncelikle Türk milletinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.
Bu bayramın ruhunu göz önüne alarak, Atatürk’ün farklı zamanlarda söylediği sözlerden yararlanıp gerçek Atatürkçülüğün nasıl olunacağını anlatmağa çalışayım:

ATATÜRKÇÜ ÖNCE VATANINI SAVUNUR

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır”, çünkü; vatan olmazsa bağımsızlık olmaz, vatan olmazsa özgürlük olmaz, vatan olmazsa millet egemenliği olmaz, vatan olmazsa adalet olmaz, vatan olmazsa demokrasi olmaz, vatan olmazsa hukuk olmaz; özetle vatan olmazsa cumhuriyet olmaz.

MİLLİ EGEMENLİĞE İNANIR VE ONUN İÇİN MÜCADELE EDER

“Yeni Türkiye Hükümetinin öz cevheri millî hâkimiyettir. Milletin kayıtsız ve şartsız hâkimiyetidir. “
«Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir»
“Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez.”
«Hiç şüphe yok, devletimizin ebedi müddet yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve nihayet her şeyimiz için mutlaka en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz.»

TAM BAĞIMSIZLIKTAN YANADIR

“Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.”
“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz.”

EMPERYALİZME KARŞIDIR, MAZLUM MİLLETLERİN YANINDADIR

«Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir...»
«... biz Batı emperyalizmine karşı yalnız ve kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla iktifa etmiyoruz; aynı zamanda Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen vasıtalarıyla Türk milletini emperyalizme vasıta olarak kullanmak istemelerine de engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimiz inanıyoruz...”
“... müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır” “Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabût edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir halet-i İçtimaiyeye kavuşacaktır

MİLLİ BİRLİĞİ SAVUNUR

Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”
“Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri, propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar birkaç düşman aleti, mürteci, beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde elemden başka bir tesir hasıl etmemiştir.” 

DEVLETÇİ OLUR, MİLLİ EKONOMİYİ SAVUNUR

«… Efendiler, bu devlet, bu millet ekonomik egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki, artık bunu yerinden oynatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, gerçek düşmanlarımızın bir türlü rıza göstermediği de budur.” “…Memleketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe, her bakımdan, yürek istirahati duymamıza imkân yoktur.”
“Dünyada iki mühim iktisadi ekol tatbik edilmektedir. Büyük harbin sonunda komünizm tatbik edildi. Fakat halka vadedilen şeyler aynen temin edilemedi. Ruslar bazı prensiplerden geri döndüler. Bir devrime teşebbüs edip sonradan dönmektense ağır ağır ilerlemek en doğru yoldur. İkinci ekol liberalizmdir. Bu da eskimiştir. Bizim tatbik ettiğimiz ekol devletçiliktir.”

DEVRİMCİ OLUR

«…millet zikrettiğim tahavvül ve inkılâpların tabii ve zaruri bir hakikat olarak, umumi idarenin ve bütün kanunların, ancak dünya ihtiyaçlarından ilham almasını; ve ihtiyaçların gelişme ve değişmeleriyle aralıksız gelişip değişmesini kabul eden, ‘dünyevi bir idare’ anlayışını ‘hayati’ saymıştır.
“…tekamülün gayesi insanları birbirine benzetmektir. İnsanlar arasında sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gitgide azalmaktadır. Birliğe yürüyüş sulhe doğru da yürüyüş demektir”.

MİLLLİYETÇİ OLUR, MİLLİ SİYASETLERE İNANIR

“Bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.”
“… milletimizin kuvvetli, mes’ut, müstekâr yaşaması için, devletin tamamiyle milli bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin iç teşkilatımıza tamamiyle uygun olması ve ona dayanması lazımdır. ‘Milli siyaset’ dediğim zaman, kastettiğim mana şudur: milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetlerimize dayanarak varlığımızı koruyup, memleketin dahili saadetine ve imarına çalışmak.”

HALKÇI OLUR

“Halkçılık sosyal düzenini emeğine hukuken dayandırmak isteyen bir siyasettir. Biz bu hakkımızı saklı bulundurmak, istikbalimizi emin bulundurmak için heyet-i umumiyemizce, heyeti-i milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir siyaseti izleyen insanlarız.”

“Bizim görüşümüz ki halkçılıktır, kuvvetin, gücün, egemenliğin yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Şüphe yok ki bu dünyanın en geçerli anlayışıdır.”

DAHASI VAR

Bunlara ek olarak iyi bir Atatürkçü bilimin aydınlığına inanır; batılılaşmayı değil, çağdaşlaşmayı hedef alır; milletine güvenir ve onun için çalışmayı ülkü edinir; mücadelenin örgütlü olması gereğini bilir.

17 Mayıs 2018 Perşembe


ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

Amerika başta Türkiye olmak üzere Batı Asya ülkelerine saldırıyor ve yeni saldırıların hazırlığını yapıyor.

Amerika’nın esas hedefi Türkiye; bölüp parçalamak ve Kürdistan isimli ikinci İsrail devletine toprak almak istiyor. Açık ve net yazalım: Vatan bütünlüğü tehdit altında.

Mevcut iktidarın ve Erdoğan’ın yanlış uygulamaları tehdidi büyüttü, Perinçek hariç, diğer cumhurbaşkanı adayları ise Amerika projelerine hayır diyecek halde değiller.

DÜŞMAN AMERİKA!

Amerika’nın Türkiye’yi bölmek için yaptığı hazırlıklar Vatan Partisi’nin Seçim Bildirgesi’nde açıkça yazılıyor:

“ABD yönetimi, Bölücü Terör Örgütünü ve yasal kollarını desteklemeye, eğitmeye, silahla donatmaya devam ediyor. Geçen yıllarda ABD bütçesinde 10 bin PKK ve IŞİD elemanı maaşa bağlayan tahsisat konuyordu. Önümüzdeki yıl 65 ine çıkartıldı. CIA şefleri Selahattin Demirtaş’ı “Kürt Mandelası” yapacaklarını ilan ettiler.

ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, 19 Mart-29 Mart 2018 tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de Türkiyemizi hedef alan askerî tatbikat yaptılar.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs başbakanları, 8 Mayıs 2018 günü Güney Kıbrıs’ta buluştular ve Doğu Akdeniz doğalgazına elkoyma yollarını görüştüler. Hedeflerinde Mavi Vatanımız var. Deniz kaynaklarımızı tehdit ediyorlar.

ABD, Ermenistan’da bir Turuncu Darbe tezgâhlayarak Nikol Paşinyan’ı iktidar koltuğuna oturttu. Türkiye, Kafkaslar’dan da baskı altına alınıyor.

ABD, İran ile Nükleer Anlaşma’dan çekildiğini açıkladı. Trump, İran’a karşı silahlı uygulamalarda bulunacağını belirtti. Tehdit, yalnız İran’a değildir. Türkiye de hedef tahtasında.

ABD’nin Türkiye’ye yönelik kargaşalık planları açık açık konuşuluyor.

Tayyip Erdoğan yönetimi çıkmazdadır.

Sözde “Millet İttifakı” ise, ABD’nin kaos planı içindedir.

Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Seçimlerine bu ortamda gidiyoruz.”

MUHALEFETİN ADAYLARI

Amerika’nın başını çektiği Batı İttifakı Türkiye’yi bölmek ve sömürmek için bu denli saldırırken ve saldırının şiddetini artıracağına dair kanıtlar ortada iken Sayın İnce bir televizyon kanalında sorulan sorulara şöyle cevaplar veriyor:

“ Soru: Kürt bir başkan yardımcısı yapacak mısınız?
Cevap: Elbette yapacağım. Kürt Başkan yardımcım da olacak, muhafazakâr yardımcım da
Soru: Kürt sorunu bu ülkenin en büyük sorunu. Açılım politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Açılım gibi çağdaş çözümleri, Türkiye'nin en gerici partisi olan AKP yapmaya kalktı ve elbette olmadı. Böyle çağdaş ve cesur adımları biz atabiliriz.
Soru: Eğitim sisteminizde herhangi bir ideolojiye yer olacak mı?
Cevap: Hayır
Soru: Kürtlerin anadilde eğitim talepleri var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Bu konuda elbette bir fikrim var fakat burada bunu açıklamayı doğru bulmuyorum. Bu meseleyi pedagoglar ele almalı ve kamuoyu önünde tartışılarak çözülmeli.”

YENİ BOP EŞ BAŞKANI, YENİDEN AÇILIM

Bu ifadelerden anlaşılacağına göre İnce cumhurbaşkanı olursa Demirtaş ve Karamollaoğlu başkan yardımcıları olacak. Birlikte “Kürt sorunu”nu açılım yaparak çözecekler.

Nasıl bir açılım yapacaklar da Amerika silahlandırdığı ve eğittiği PKK/YPG’yi üstümüze salmaktan vaz geçecek. Bunlara verdiği binlerce ton askeri malzemeyi geri alacak.

Amerika, adı Kürdistan, başkenti de Diyarbakır olan ikinci İsrail devletini kurmayı kafaya koymuş. Bunu gerçekleştirmek için askerlerini ve silahlı örgütleri kullanıyor. Bu tabloya “Kürt “sorunu” demek en azından gaflettir. İnce’yi birlerinin uyarması gerekir.

Sayın Akşener ve Sayın Karamollaoğlu da Demirtaş’a özgürlük istemiş. Aynı isteği CIA ajanı Henry Barkey de dile getirmiş. Amerikalının bunu istemesi normal de bizimkilere ne oluyor? Bu adamın neye ve kime hizmet ettiği gün gibi ortada iken bu isteğin arkasında ne var? Amerika’ya selam mı var? Yeni BOP eş başkanı adayları çoğaldı galiba!

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin içinden geçtiği bu zor dönemde tek tutarlı ve gerçekçi lider Sayın Perinçek. Umarız halkımız bu gerçek doğrultusunda oy kullanır.


15 Mayıs 2018 Salı


ERDOĞAN YÖNETEMİYOR

Uyguladığı ekonomik programla ülkeyi borç batağına sokup devleti iflas noktasına taşıyan Erdoğan ve AKP iktidarı dış politikada da yanlışlıklar ve yetersizlikler içinde çırpınıp duruyor. Uyguladığı dış politikalar Türk milletinin haklarını korumaktan çok uzak. Ayrıca ülkenin ve bölgenin istikrara kavuşması için atılması gerekli adımları atamıyor veya atmıyor.  

İki önemli konu var: Birincisi, Kıbrıs’ı ve Doğu Akdeniz’i bizden koparmak için yoğun çabalar devam ediyor. İkincisi, İsrail ve Amerika’nın başını çektiği pis ve katliamcı güçler Batı Asya’yı kana bulamaya devam ediyor.

KIBRIS VATANDIR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Türkiye'nin adadaki garantörlüğünü sona erdiren Guterres Belgesini kabul ettiğini açıkladı, bizim hükümetten ses seda yok. Eskiler “sükût ikrardan gelir” derler. Anlaşılan Akıncı ile Erdoğan Kıbrıs’taki Türk egemenliğini sonlandırma konusunda Akıncı ile aynı fikirde.

İktidar Kıbrıs’taki hak ve çıkarlarımızı savunmaya mecburdur. KKTC’nin diğer ülkelerce tanınması için her türlü diplomatik faaliyete hızla başlanmalıdır. Unutmayalım ki, Kıbrıs, Kıbrıslı Türkler kadar hatta daha fazla Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.

Türk milletini hak ve çıkarları Mehmet Ali Talat, Mustafa Akıncı, Özdil Nami gibi kime ve neye hizmet ettiği bilinmeyen insanların eline bırakılmaz.

DOĞU AKDENİZ DE VATANDIR

Vatan sadece toprak değildir. Denizler de vatandır, mavi vatandır. Nasıl vatan toprağından bir taş verilemezse, mavi vatandan da bir avuç su verilemez.

Mavi vatanımız da tehdit altında ve iktidar bu konuda da yeterli adımları atmaktan çok uzak.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun yakın bir geçmişte 3’lü liderler zirvesi çerçevesinde Güney Kıbrıs’ta bir araya geldi. Doğu Akdeniz’in petrol ve doğal gaz rezervlerini nasıl paylaşacaklarını konuştular.

Vatan bizim ama petrol ve doğal gaz onların olacak. Bu asla kabul edilecek bir durum değil. İktidar en kısa zamanda Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgemizi (MEB) ilan etmeli ve onu gerekirse askeri tedbirlerle korumalıdır. Bundan sonraki aşama ise Türkiye ve KKTC’nin ortak bir MEB ilan etmesi olmalıdır.

FİLİSTİN’DE KATLİAM VAR

İsrail Amerika’nın da desteği ile vatanlarını savunmaya çalışan Filistin halkını çocuk, yaşlı, erkek, kadın demeden katlediyor. Son iki günde 50’nin üzerinde ölüm ve binlerce yaralı var. Bu alçaklığa dur diyecek güç, başta Türkiye olmak üzere bölge devletleri ve halklarıdır.

Bu konuda Sayın İlker Yücel’in Aydınlık gazetesindeki baş yazısını hatırlamak lazım:

“1980Temmuz’u. Yaser Arafat kendisini sıkıştırmaya çalışan Spiegel muhabirine “Bu görüşme bittikten sonra nereye gideceksiniz?” diye sorar. Muhabir “evime” der. Arafat’ın cevabı vicdanı olan herkesi sarsacak etkidedir: “Benim evim yok. Vatanımı çaldılar. İşte Filistin faciası budur!”

Filistinliler evlerinden kovulduğunda Suriye devleti kucak açar. Milyonlarca Filistinli Suriye’nin ekmeğini yer, suyunu içer. Yaşam kampları kurulur. Yoksul Suriye halkı imkanlarını Filistinlilerle paylaşır. Sağlık hizmeti verilir. Şam, Lazkiye ve Halep üniversitelerini ziyaret ettiğimizde Filistinli gençlerin “Suriye olmasaydı yaşama tutunamazdık” cümlesini duymuştuk. Filistinli aydınlar, sanatçılar, yazarlar Suriye’nin olanaklarıyla dünyaya seslenir.

İsrail bir orduyla değil bir halkla savaşıyor. Filistin halkıyla. Ve o mazlum halkın sığınağı Suriye devleti, 1948’den bu yana İsrail’in saldırısına uğruyor.

Kudüs’te İsrail’in Filistinlileri katlettiği ve yerinden ettiği saatlerde Tayyip Erdoğan da Beşar Esad’ı “yerinde kalmasını istemiyorum” diyerek hedef aldı. AKP hükümeti ABD ve İsrail’in Suriye’yi bölme planının parçası oldu ve Filistin davasını zayıflattı. Ya Esad’ı hedef alma çizgisiyle İsrail’in yanında durmaya devam edecek ya da tarihi bir adım atarak Suriye merkezi hükümetiyle siyasi ilişkileri başlatacak. Kudüs hamlesine verilecek en etkili cevap budur.”

ÇARE VATAN PARTİSİ VE LİDERİNDE

Görülüyor ki, bu iktidar ülkeyi iyi yönetemiyor ve mutlaka gitmesi gerek. Maalesef Cumhur İttifakı adı altında birleşen partilerin başkanları ise, sürekli Demirtaş’ın sazını çalıyor. Uğraştıkları en önemli konu Demirtaş’ı hapisten çıkarmak. Bu kafadaki bir ittifak Erdoğan’ı yerinden edemez. Demirtaş sazı çalanları bu millet iktidara taşımaz.

Erdoğan’ı yerinden edecek ve ülkeyi düzlüğe çıkaracak Lider Sayın Doğu Perinçek, parti ise Vatan partisi ve program da Vatan Partisi’nin Milli Hükümet Programıdır.