16 Ağustos 2024 Cuma

 


İNSANLIĞIN YOK OLDUĞU YER: GAZZE

‘İnsanlık dramı’, ‘vahşet’ gibi kelimeler Gazze’deki olayları isimlendirmede çok hafif kalıyor. Emperyalizmin en büyük terör örgütü olan İsrail, Filistin halkını öldürülerek, yakılarak, sürülerek yok etmeye çalışılıyor.

Batı Şeria yakılıyor, yıkılıyor; Filistin halkının kendi topraklarında, kendi evlerinde yaşama hakkı ellerinden alınıyor.

Gazze, atılan 70 bin ton bombanın sonucu olarak beton yığınına dönmüş durumda. Çoluk, çocuk, kadın demeden 40 binin üzerinde insan katledilmiş. Henüz daha ölmemiş olanlar ise evsiz, aşsız, ilaçsız çok kötü şartlar altında ve başlarına ne zaman bomba düşecek bilemeden yaşamaya çalışıyor.

 Azgınlaşmış katilleri insanlık sadece izliyor ve arada sırada ‘yapmayın’, ‘yazıktır’, ‘sizi kınıyoruz’ gibi sözler edip insan olmanın sorumluluğundan kurtulduğunu sanıyor. Kimilerinin de keyfi yerinde, müziklerle, oyunlarla, danslarla eğleniyor…

Gazete haberi:

“ABD, İsrail’e 21 milyar dolarlık yeni bir silah paketi daha gönderiyor. Batılı siyasetçiler ve medya ise siyonist rejimin Gazze’de yaptığı katliamı perdeleyip İran ve Hamas’ı hedef gösteriyor.”

Mahmut Abbas’ın TBMM’de yaptığı konuşmada söylediği şu sözler milletvekilleri tarafında uzunca süre alkışlanıyor:

“ABD veto hakkını kullandı tam 3 kez. Yani İsrail’in saldırılarına dünya dur derken ABD güvenlik konseyinden gelip veto hakkını kullanabiliyor. 14 ülke savaş dursun derken. ABD bir felakettir, felaket devam ediyor”.

“ABD bir felakettir, felaket devam ediyor” ifadesi bir tespittir.  Yukardaki gazete haberi ile birlikte değerlendirildiğinde, esas katilin Amerika olduğunun ilanıdır. Milletvekilleri alkışlarla bu tespiti kabullenmiştir. Yukarıdaki gazete haberi de bunun göstergesidir. Amerika’yı felaketlerin kaynağı haline dönüştüren de onun çok büyük sermayesidir.

Katil, ‘Kapitalizm’dir; kana ve paraya doymayan ‘Emperyalizm’dir.

Şimdi 104 yıl öncesine gidelim ve Ankara’da, Milli Mücadele yıllarında yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazetesini okuyalım¸ o zamandan bu zamana felaketin kaynağının değişmediğini görelim:

HÂKİMİYET-İ MİLLİYE (ANKARA) GAZETESİ’NİN BAŞMAKALESİ

20 Temmuz 1336/1920

EN BÜYÜK DÜŞMAN

“…en büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filan ne da falan milletler; bilâkis bu, âdete her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan ‘Kapitalizm’ afeti: ve onun çocuğu ‘emperyalizm’dir…”

“…artık, bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat, bizde de idrâk ediliyor. Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman âleminin parçasından başka bir şey değildir; daha doğrusu, ‘Kapitalim Saltanatı’nın, ‘mazlum milletler’e karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur. Nitekim bundan önce, üzerimize ordular saldırmış olan düşmanlar, yine böyle ‘Kapitalizm Saltanatı’nın ordularından başka bir şey değildi: Moskof orduları, İtalyan orduları, Bulgar ve Yunan orduları; kısaca bütün düşmanlarımız, ‘Kapitalizm’ tarafından ayaklandırıldı…”

“…tarihin eski devirlerinde, dünya bir takım zalim hükümdarların, istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler, bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa onların yerini ‘para’nın, sermâye’nin zulmü geçti…”

“…’Sermaye’, bugüne kadar dünyada yapılmış bütün fenalıkların yegâne müsebbibi, yegâne mes’ûlü idi; bugün de odur; eğer dünyayı sür’atle istilâ eden, ‘Kapitalizm Aleyhtarlığı’ olmasaydı, bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür zulüm devrinin son günlerindeyiz. ‘Kapitalizm’ sadece falan veya filan milletin düşmanı değildir. Bilâkis bütün dünyanın bütün milletlerin müşterek düşmanıdır: milletleri birbirine düşüren, kuvvet o; kardeş kanlar döktüren fesatlar ondan; dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi; hülâseten bütün insaniyeti inleten zulmün yegâne zalimi odur…”

Bu zalimin, muvaffak olmak için, arada sırada müracaat ettiği muharebeler, yegâne kuvvetleri, yegâne silahları değildir. Bankalar, sendikalar, onun en kuvvetli silahlarıdır. Ve bütün milletleri, bu silahla mağlup eder. Memleketimize bakınız: reji’ler, düyun-u omomiyeler, kapitülasyonlar, şimendiferler, limanlar, gemiler, ticarethaneler… Bütün bu müesseseler, ‘Avrupa Kapitalizmi’nin, bizi mahvetmek için senelerden beri kullandığı, ibilisâne bir makinenin parçalarıdır…”

“…Sadece bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe, sadece biz değil bütün dünya, zulüm altında ezilecek, sefâlet arşa çıkacak, insan felâketten felâkete yuvarlanacaktır. Bize bugün, hudut itibarıyla dünyanın en güzel, en hayale sığmaz sulh şartlarını verseler; ‘Kapitalizm dolabı’ memlekette, bugünkü şekilde kaldığı takdirde, mahvımız muhakkaktır…”

4 Ağustos 2024 Pazar

 

BATI EMPERYALİZMİ ORTADOĞU’DA SAVAŞ İSTİYOR

İsrail bugüne kadar çocuk, kadın, genç taşlı, hasta sağ demeden 40 bin Filistinliyi katletti. 2 milyondan fazla insanı evsiz, yuvasız, yiyeceksiz, ilaçsız bıraktı. Yaptıklarının tek bir adı var; o da soykırım.

İsrail’in yaptığı bu katliamı neden yaptığı, kimin adına yaptığı, arkasındaki güçlerin nihai hedefinin ne olduğu halkımıza tam olarak anlatılmadı. Bütün bu alçaklıkların sadece Netanyahu ve onun başında bulunduğu hükümetin bir icraatı olarak gösterildi. Halkımıza, Netanyahu iktidardan düşerse akan kan ve gözyaşı duracakmış gibi anlatıldı. Katliamların, vahşetin esas sorumluları kamuoyundan gizlendi.

 Olaylar dinler arası bir savaş gibi gösteriliyor. Oysa bu savaş Müslümanlarla Yahudiler arasında değil, mazlumlarla zalimler arasında cereyan ediyor. Hem de yüzyıllardır devam ediyor. Kimdir bu zalimler derseniz söyleyelim; Batı’nın sömürgeci güçleri ve vahşi kapitalizmin emperyalist para babaları. Mazlumlar ise, Ortadoğu coğrafyasına yayılmış, halklar, milletler…

Netanyahu kiralık katildir,  İsrail ordusu ise kiralık katiller sürüsüdür. Bunları kiralayan ve kullanalar ise başta Amerika olmak üzere emperyalist ülkeleri yönetenlerdir. Bu ülkeleri, sahnede görünenler değil, sahne gerisindeki o ülkenin en zengin %1’lik kesimi yönetir. Katliamı planlayan ve uygulayanlar da bunlardır.

TARİHE DÖNÜP BAKALIM

Sömürgeci güçlerin Batı Asya’ya (Ortadoğu) ilk saldırısı Haçlı Seferleri ile oldu. Dün sömürgeciler vardı, bugün de emperyalist güçler var. Saldırı ise o zamandan bu zaman devam edip gidiyor.

Osmanlı’nın Asya’nın batısına (Ortadoğu) egemen olması uzunca bir süre Batı’yı bu bölgeden uzak tuttu. Ne zaman ki Osmanlı zayıfladı, Batı’nın Ortadoğu merakı alevlendi, iştahı kabardı. Bu coğrafyada çok zengin petrol yataklarının bulunduğunun anlaşılması ile birlikte İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerin ilgisi daha da arttı. I. Cihan Savaşı’nın Ortadoğu’yu paylaşmak için yapıldığını söylemek yanlış olmaz.

Bu toprakları Osmanlı Devleti’ne ve Almanya’ya bırakmak istemeyen İtilaf devletleri savaşı başlattı. Savaş devam ederken, İngiltere ve Fransa arasında Sykes–Picot antlaşması imzalandı. Bu iki ülke kendi aralarında Ortadoğu’yu bölüşmeye karar verdi. Daha sonra İtalya’ya da bazı topraklar vadedildi.

Osmanlı Devleti ve Almanya bu savaşta yenildi. Ortadoğu’da İtilaf devletleri egemen oldu. Türkiye’ye Sevr dayatıldı ama Türk milleti, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği milli mücadele ile Sevr Antlaşmasını yırttı ve Lozan’ı emperyalist güçlere kabul ettirdi. Artık Osmanlı yoktu, Türkiye Cumhuriyeti vardı.

II. Cihan harbi de bir bakıma Ortadoğu’yu paylaşma savaşıydı. Savaştan gene İngiltere Fransa, Amerika ve müttefikleri galip geldi. Ortadoğu’ya Amerika’da iyice yerleşti. Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve İran petrolleri büyük oranda Amerika’nın kontrolüne girdi.

İSRAİL NEDEN KURULDU?

Batı’nın emperyalist güçleri Ortadoğu’daki egemenliklerini perçinlemek için bu coğrafyada tamamen kendilerine ait olan  bir devlet kurmaları gerektiğini anladılar. İsrail bu amaç doğrultusunda kuruldu. Dünyanın birçok ülkesine yayılmış Yahudiler, Arz-ı Mevud hayali ile Filistin topraklarını işgale başladılar. Böylece Batı emperyalizminin vahşi güçleri Ortadoğu’da bir köprübaşı oluşturmuş oldu. İsrail’e göç eden Yahudilerin büyük kısmı emperyalizmin paralı askeri haline geldi.

Bu Yahudiler, İsrail’in kurulduğu günden bu yana, bilerek veya bilmeyerek kapitalist ülkelerdeki %1’lik kesimin emellerine hizmet ediyor. İsrail de Amerika ve diğer emperyalist ülkelerin Ortadoğu’ya müdahale etmek için kullandığı bir üs olmaya devam ediyor.

Yani İsrail, 1948 yılında, Yahudilerin bir yurdu olsun veya bir toprağı olsun diye kurulmadı. Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin %1’lik kesimin bütün Ortadoğu coğrafyasını ele geçirmesini ve bölgedeki bütün petrol ve doğal gaz rezervlerine hâkim olmasını ve bu hâkimiyeti sürdürmesini sağlamak için kuruldu. Siyonizmin ana amacı da budur. Zengin Siyonistler de zaten İsrail’de yaşamazlar.

BATI ASYA’DA AMERİKAN EGEMENLİĞİ

Zamanla Batı Asya’da (Ortadoğu) Amerika egemenliği arttı. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn petrollerini büyük oranda Amerikan şirketleri çıkarmaya ve pazarlamaya başladı. Hem Amerikalı petrolcüler para kazandı hem de bölgedeki krallar, prensler, şeyhler zenginledi. Halkı hiç sormayın; onlara da sus payı verildi.

Bu düzene karşı gelen Irak’ta Saddam Hüseyin’in ve Libya’da Kaddafi’nin yönetimine son verildi ve ikisi de katledildi.

Geçmişte İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar Ortadoğu’ya şekil vermeye çalışmışlar;  sınırlarını ve yöneticilerini kendilerinin belirlediği devletler kurmuşlardı. Amerika bunun benzerini 2004 yılında uygulamaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi ile (daha sonra proje genişletildi ve ismi “Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika” olarak değiştirildi) yapmaya çalıştı. Bugünkü olayları da bu proje kapsamında değerlendirmek gerekir.

Bu proje ile 22 ülkenin sınırlarının ve yöneticilerinin değişmesi planlanmıştı. Sınırları değişecek ülkeler arasında Türkiye’de vardı. Kürdistan adı altında ikinci İsrail devleti kurulmak isteniyordu. Bu devlet, İran’dan başlayıp bizim güneydoğumuzu, Irak ve Suriye’nin kuzeyini içine alarak Akdeniz’e kadar uzanacaktı.

Amerika, Türkiye’de bu devlete evet diyecek bir yönetimin başa geçmesi için 15/16 Temmuz gecesi FETÖ aracılığı ile bir darbe yapmaya kalktı ama o gece Amerika yenildi ve Amerika’nın askerleri hapislere atıldı.

Bu darbe kalkışmasına Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ile cevap verdi. Bu harekâtlarla ikinci İsrail devletinin kurulmasına izin verilmedi.

İkinci İsrail devleti kurulmuş olsaydı, Amerika’nın bu bölgede kullanacağı iki devleti olacaktı. Her türlü kötülüğü bunlara yaptıracaktı. Yahudiler ve Kürtler Amerika için öldürecek ve öleceklerdi.

Şunu da göz önünde tutalım, Amerika ikinci İsrail projesinden vazgeçmiş değil. Onun için PKK/YPG’ye tırlar dolusu silahlar veriyor, teröristleri eğitiyor, maddi olarak destekliyor. Türkiye’ye yönelik terör eylemleri yaptırıyor.  Ayrıca, Türkiye’de kendisine evet diyecek bir iktidarı oluşturmak için bazı partilere şu ya da bu şekilde destek veriyor, mevcut iktidarı yıpratmaya çalışıyor.

Amerika’nın emperyalist güçleri Ortadoğu için hazırladıkları planlardan vaz geçmiş değil. İsrail’in Filistin’i işgal etmesini, Filistinlilere soykırım uygulamasını hep bu Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesinin gereği olarak düşünmek lazım.  Yani proje halen yürürlükte…

BATI ASYA’DA AMERİKA’NIN ETKİSİ AZALIYOR

Yukarıda anlattıklarıma ek olarak, Ortadoğu’daki Amerika’nın aleyhine olan bazı gelişmeler onun bölgeye müdahale etmesini kendi açısında gerekli kıldı. Bunlardan bazılarını sıralayalım.

Türkiye ve Suriye yakınlaşmaya başladı. Rusya’nın da desteği ile bu iki ülke askeri işbirliğine gidecek zemin oluşturmaya başladı. Amerika, bu işbirliğinin Suriye’nin kuzeyindeki varlığını tehdit edeceğini anladı.

Irak, Amerikan askerlerinin ülkeyi terk etmesini istedi.

İran, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de ve Lübnan’da daha etkili bir duruma geldi.

Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtarılması ile Batı Kafkaslarda güç kaybetti.

Husiler Yemen’de güç kazanmaya başladı.

Hizbullah Lübnan’a iyice yerleşti ve İsrail için önemli bir tehdit kaynağı oldu.

Suudi Arabistan ve Amerika arsasındaki Petrol satışlarının ABD doları üzerinden fiyatlandırılmasına dair anlaşmanın süresi doldu ve Suudi Arabistan bu anlaşmayı yenilemedi. Çin’in arabuluculuğu ile Suudi Arabistan ve İran yakınlaştı. Suudi Arabistan Şanghay İşbirliği Örgütüne üye oldu. Suudi Arabistan ve Çin merkez bankaları ile 50 milyar değerinde ikili takas anlaşması yaptı.

Batı’nın Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri üzerindeki etkisi giderek azalmaya başladı.

AMERİKA ÇÖZÜMÜ SİLAHLA ARIYOR

Amerika, Batı Asya’daki egemenliğini giderek yitirmekte olduğunu ve bölgede Çin ve Rusya’nın geçmişe göre daha fazla söz sahibi olmaya başladığını gördü. Bu gidişatı siyasi, ekonomik baskılarla, iktidar değişiklikleriyle, durduramayacağını anladı ve askeri seçeneği devreye soktu.

İsrail’in Filistin’e saldırmasının esas olarak örgütleyen Amerika ve Batı’nın diğer kapitalist ülkeleridir. İran’ı savaşa zorlaması ve suikastlardan sonra Doğu Akdeniz’deki ve bölgedeki askeri gücünü artırmaya başlaması kanlı bir senaryoyu devreye sokacağının işaretleridir.

Önümüzdeki günlerde çok daha kanlı olaylar olabilir. Amerika bunun hazırlığı içindedir. Bunu önlemenin yolu, bölge ülkelerinin Çin ve Rusya ile birlikte güçlü bir ittifak oluşturmasıdır. Askeri, ekonomik,, siyasi birliktelik Amerika ve müttefiklerini çılgınca hareketler yapmasını önleyebilir. Caydırıcılık olmazsa, savaşlar kaçınılmaz hale gelecektir. Umarız bölge ülkeleri durumun ciddiyeti anlar ve aklıselim ile hareket ederler.

Kan ve gözyaşı dökülmesinin Batılı canavarlara göre hiçbir önemi yok. Onlar için “Bir damla petrol, bir damla kandan çok daha değerli”.

 

23 Haziran 2024 Pazar

 

DEVLETİ KİM YÖNETİYOR KİMİN İÇİN YÖNETİYOR

Türkiye’de 1980 yılından bu yana “Serbest Piyasa Ekonomisi” uygulanıyor. Son zamanlarda, bu ekonominin karanlık yanları gün ışığına çıkmaya başladı.

Giderek büyüyen servet, gelir ve fırsat eşitsizliği sosyal dokumuzu bozmaya devam ediyor. Zenginler giderek daha zenginleşirken, geri kalanlar yoksulluğun zorluklarını yaşıyor. Toplumda iktidara ve devlete olan güven azalıyor.

Türkiye’nin şu andaki durumunu basitçe şöyle anlatmak mümkün: Zenginler zenginleşmekte, zenginlerin en zenginleri daha da zenginleşmekte, yoksullar sayıca artmakta ve giderek daha da yoksullaşmakta ve orta sınıfın içi boşalmaktadır. Orta sınıfın gelirleri ya azalmakta ya da aynı seviyede kalmakta ve zenginlerle aradaki uçurum giderek artmaktadır.

Son gelişmeler gösterdi ki ekonomik kararlar üsttekilerin lehine, alttakilerin aleyhine alınmakta. Ekonomik yük çalışana, emekçiye ve emekliğe yüklenmekte. Sermayenin milli gelirden aldığı pay artmakta, emekçinin ve emeklinin aldığı pay ise azalmakta.

Vergilerde yapılacak değişikliklerin de bu gidişi hızlandıracağı anlaşılıyor.

Akla şu soru gelmektedir: Ekonomik kararları kim alıyor? Erdoğan ve Kabinesi kendi sonlarını hazırlayan bu kararlara nasıl imza atıyor. Devleti kim yönetiyor?

Daha açık soralım: Güç kimde, siyasilerde mi, büyük zenginlerde mi?

Bu gidişin sonunda AKP’nin ANAP gibi olacağını söylemek büyük bir kehanet değil. 31 Mart bunun habercisiydi ama görünen o ki, durum iktidar çevrelerince tam anlaşılmadı.

16 Mart 2024 Cumartesi

RAMAZAN AYI BİRLİK AYI:  “AYNI VARDAN VAR OLMUŞUZ”

Her türlü zulüm, katliam, sömürü bütün gücüyle ve hızıyla devam ediyor.

Yeni de değil! Bu kötülükler insanoğlunun ben sen ayırımı yapıp, bu senin değil, benim dediği gün başladı. Malik olma arzusu ve egemen olma hırsı devam ettiği müddetçe de devam edip gidecek.

Bütün kötülüklerin kaynağı olan,  arzu ve istek yüklü bu nefis yok edilmedikçe ya da dizginlenmedikçe insanlık çok daha büyük felaketler yaşayacak.

Kapitalizmin ve onun yarattığı emperyalizm işte bu nefisin eseridir.  

İslamiyet’in özünde nefsin kontrolü vardır. Nefis yok olursa, sen ben olmaz, biz olur, birlik olur.

Ramazan ayı nefsin isteklerine dur deme ayı olmalı diyoruz ama bu kutsal ay da özel çıkarcılığa teslim olmuş durumda. Gösterişli iftar sofraları, yoksulun acısını dindirmeyen, tam tersi artıran sadakalar bu ayın özelliği hiç değil…

Toplum, o gösterişli iftar sofralarında sadaka verenlerle sadaka alanlar arasında bir kez daha iki sınıfa ayrılmış durumda.

Vahşi kapitalizmin egemen olduğu toplumlarda insanların büyük çoğunluğu nefsinin esiri olmuştur.  Birlik yoktur, senlik-benlik vardır.

İslamiyet, Allah’tan başkasına kulluğu reddeder; bir olmayı, eşitliği, kardeşliği esas alır. Birliği beraberliği bozan,  kötülüklerin anası olarak kabul edilen nefsin terbiye edilmesini ister.

Ramazan ayı nefsimizi terbiye ettiğimiz aydır, daha doğrusu öyle olmalıdır. Nefsin istekleri bencilliktir, menfaatperestliktir, bireyciliktir. Nefsini terbiye edenlerde sen ben olmaz; biz olur.

Bizim bu gerçekleri haykıran ozanlarımız var; Yunus Emre’miz var:

“Adımız miskindir bizim düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmazız kamu âlem birdir bize”

**

“Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan

 Halka müderris ise hakîkatde âsıdur.”

**

“Niderüz biz hayat suyun, canı yağmaya verdik

Cevherleri sarraflara, madeni yağmaya verdik

 

Benim ol bezirgan kim, hiçbir assı gözetmedim

Çünki assıdan da geçtik, ziyanı yağmaya verdik

 

Bu yolun arifleri geçirmezler her metaı

Biz şöyle uryan gideriz, cihanı yağmaya verdik

 

Küfür ile iman dahi, hicap imiş bu yolda

Safalaştık küfürle, imanı yağmaya verdik

 

Senlik benlik olucağız, iş ikilikte kalır

Çıktık ikilik evinden, sen beni yağmaya verdik

 

Bu bizim pazarımızda, yokluk olur müşteri

Geçtik bitmez sağınçtan, zamanı yağmaya verdik

 

Payanlı devr ü zaman, nice anlasın Yunus'u

Payansız devre erdik, devranı yağmaya verdik”

**

Bizim Şah Hataî’miz var:

“Bunda kibr ü kin olmaz

Hem sen olup hem ben olmaz

Âdem öldürsen kan olmaz

Nefis öldürsen kan olur”

**

Bizim Aşık Veysel’imiz var:         

Ne var ise sende bende

Aynı varlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım?

 

Kimi molla kimi derviş

Allah bize neler vermiş?

Kimi arı, çiçek dermiş

Sen balsın da ben çec miyim?

 

Topraktandır cümle beden

Nefsini öldür ölmeden

Böyle emretmiş Yaradan

Sen kalemsin, ben uç muyum?

 

Tabiata Veysel âşık

Topraktan olduk, kardaşık

Aynı yolcuyuz, yoldaşık

Sen yolcusun, ben baç mıyım?

**

Bizim Edip Cansever’imiz var:

“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele”

Karanfillerin elden ele dolaştığı günlerin gelmesi dileklerimle birlikte Ramazan Ayı’nın kutlu olmasını diliyorum.

 

14 Aralık 2023 Perşembe

 

BÜYÜK SERMAYENİN PARALI ASKERLERİ: ABD VE İSRAİL (3)

PSİKOLOJİK SAVAŞ

Amerika’nın ve Batı’nn para babaları, soygunlar, katliamlar yaparken bir yandan da kendisini haklı göstermek ve yaptıklarını gizlemek için psikolojik savaş yürütür. Büyük sermayenin elinde olan ABD medyası her yıl milyonlarca haber, fotoğraf, yorum, başyazı, köşe yazısı ve makaleleriyle diğer ülkeleri ve kendi halkını etkiler. Sermayenin kanlı örgütü CIA, ülke içinde 200’den fazla gazete, dergi, haber ajansı ve yayınevinin bizzat sahibidir. Ayrıca diğer gazeteler ve dergiler aracılığı ile yanlış ve taraflı haberler yayar. 

Batı, bu yöntemleri sadece Amerika içinde değil, diğer birçok ülkede de başarı ile uygular. Türkiye’de de Batı’nın beslediği, meşhur ettiği medya kuruluşları, yazarlar, gazeteciler vardır. Bunlar dolaylı ya da açıkça Amerikan propagandası yapmaktadırlar.

Halkımızın büyük kısmı, yıllardır dost ve müttefik olarak takdim edilen Amerika’nın ve diğer Batılı ülkelerin gerçek yüzlerini görmeye başladı. Dost değil düşman olduklarını anladı. Ama ne yazık ki azımsanmayacak sayıda insanımız Batı’nın propaganda tuzağından kurtulamadı. Bunların bir kısmı, Batı yandaşlığını çağdaşlık sanıp Amerika’nın bilerek ya da bilmeyerek piyonu olmaya devam ediyor.

Emperyalistlerin bir silahı da üçüncü dünya ülkelerinde kurdukları veya destekledikleri demokratik kitle örgütleridir. Bu örgütleri maddi yünden destekler. Bazı yazarlara, sanatçılara ödüller vererek kamuoyunda itibar kazanmalarını sağlarlar.

Birçok ülkedeki Protestan misyoner teşkilatları CIA’nın kontrolündedir. Buradaki rahipler birer ajan gibi çalışır. Ayrıca bazı tarikatlar, cemaatler de CIA tarafından kullanılır. Fethullah Cemaati adı altında faaliyet gösteren FETÖ terör örgütü, bunun en iyi örneğidir.

Ulusal Demokrasi Vakfı (The National Endowment for Democracy (NED)) ve Uluslararası Gelişme Örgütü  (International Development Organisations (IDOs)  gibi ABD hükümetinin parasal destek verdiği kuruluşlar ile Ford, Soros Vakfı, Heinrich Böll vakfı, Kondrad Adenaeur Vakfı ve diğer organizasyonlar diğer ülkelerdeki üniversitelere ve sivil toplum kuruluşlarına yardımda bulunur. Bu yardım serbest piyasa ekonomisi ideolojisini destekleyen akademik programlara, sosyal bilim enstitülerine, araştırmalara, burslara ve ders kitaplarına gider.

SİYASİ LİDERLERİ DE KULLANIRLAR

Gazeteler ve gazeteciler aracılığı ile oluşturdukları kamuoyu sayesinde siyasi partilerin yönetimlerini kendi istedikleri gibi oluşmasına gayret ederler. Gerekirse CD’li, kasetli komplolar düzenlerler, liderleri istifaya ve siyasetten çekilmeye zorlarlar. .

ABD ve onunla birlikte hareket eden İngiltere ve Almanya gibi ülkeler, başka ülkelerde, egemen büyük sermaye için çalışacak işadamlarını ve siyasetçileri okullarında eğitirler ve kendi ülkelerinde Batı’nın bir adamı halinde çalışmalarını sağlarlar. 

İngiltere, özellikle Batı Asya (Ortadoğu) politikalarını uygulamada kendisine yardım edecek liderleri ve fikir adamlarını Exeter üniversitesinde eğitir,  yetiştirir. Ortadoğu’daki birçok politik lider ki aralarında çok sayıda devlet başkanı, başbakan ve bakan olmuş kişiler var, Exeter’de şu veya bu şekilde eğitim almıştır.  Abdullah Gül, şimdiki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Eski Maliye bakanı Naci Ağbal, Ekmeleddin İhsanoğlu, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yalçın, Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Prof. Dr. Mehmet Hasan Eken, Prof Dr. Nevzat Yalçıntaş Exeter’de lisansüstü eğitim almış kişilerden sadece birkaçıdır.

Amerika’daki Uluslararası Ziyaret Liderlik Programı’nı (The International Visitor Leadership Program) bilmeden ABD’nin diğer ülkeleri nasıl etki altına aldığını hatta yönettiğini anlamak mümkün değildir:

 Programın tarihçesi de epey derin. 1940’da Nelson Rockefeller tarafından ilk olarak Latin Amerika için başlatılmış ve 130 gazeteci ABD’ye getirilmiş. Gelişerek, devam eden program daha sonra Truman doktrini kapsamında Muhabere Bilgi, ardından Uluslararası Bilgi ve Eğitim Değişim bürosuna dönüştürülmüş. 1952’de de ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesine alınmış. 1953’te Başkan Eisenhower tarafından ABD Bilgi Ajansı adı verilen program, daha sonra sırasıyla Eğitim ve Kültür İlişkileri Bürosu, ABD Uluslararası İletişim Ajansı, Uluslararası Ziyaretçi Programı ve son olarak 2004’te Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı ismini almış.

Resmi rakamlara göre, toplam 290’nın üzerinde mevcut ya da eski başbakan ve cumhurbaşkanı ile 2 bin bakan bu programa katılmış ve mezun olmuş.

Eski kursiyerlerden birkaç örnek verelim: Filipinler Cumhurbaşkanı Arroyo ve Avusturya Cumhurbaşkanı Fischer 1964, Hindistan Cumhurbaşkanı Patiel 1968, Kosta Rica Cumhurbaşkanı Sanchez 1971, Sri Lanka Başbakanı Wickemanyake 1975, Güney Kore Başbakanı Seung Soo 1977, Portekiz Cumhurbaşkanı Silva da 1978’de kurs görmüş.

Taze kursiyerlerin başında ise Kırgızistan Cumhurbaşkanı Bakiyev geliyor. Bakiyev 2004’te kursa alınmış. Şu isimlerin yılları da şöyle: Makedonya Başbakanı Gruevski 2000, Togo Cumhurbaşkanı Gnassingbe 2001, İsveç Başbakanı Reinfeldt 2002.

Kurs görenler listesine, Danimarka eski Başbakanı, yeni NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakasvili, Yunanistan’ın eski Başbakanı Karamanlis’i de eklemek mümkün.

Abdullah Gül bu kursa 1995 yılında seçilmiş ama kayıtlarda bu kursun özel mi, genel mi olduğu belirtilmemiş. İlginç olan Abdullah Gül’ün özgeçmişinde birçok önemsiz huşu varken bu kurstan hiç söz edilmemiş.

Türkiye’deki olayları değerlendirirken bu gerçekler hep göz önünde olmalıdır. Emperyalizm kanlı ve çirkin yüzü ile ülkemize ve komşularımıza çok büyük kötülükler etmektedir.

Kurtuluşu bu emperyalist ülkelerin insafına ve yardımına sığınarak aramak en büyük gaflettir. Tam bağımsız milli devletimizi bu emperyalist güçlere karşı korumamız için, Türk kimliği altında tek bir millet olarak yaşamamız gerekir. Tek millet olarak mücadele etmeden ülkemizi de, devletimizi de ABD’ye ve onun yerli işbirlikçilerine karşı koruyamayız.

ATATÜRK’E GÜVENİYORUZ

Karamsar değiliz, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yenidünyada Amerika’nın ve dolayısıyla Batı’nın büyük sermayedarlarının dünyaya egemen olma arzuları son bulacaktır. Yeni kurulacak dünyada sömürenlerle sömürülenler arasındaki çelişki bitecek ve Atatürk’ün müjdelediği günler er veya geç gelecektir:

“... müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır...”

”…insanlığa müteveccih fikir hareketi er geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabût edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir halet-i İçtimaiyeye kavuşacaktır. “

10 Aralık 2023 Pazar

BÜYÜK SERMAYENİN PARALI ASKERLERİ: ABD VE İSRAİL (2)

BU KATİLAMLAR KİMİN VE NE İÇİN?

Başkan Wilson’un 1907 yılında söylediği şu sözlerde bu sorunun cevabı veriliyor:

“Ticaret ulusal sınır tanımadığı ve üretici de dünyayı bir Pazar olarak görmekte ısrar ettiği için ülkesinin bayrağı da onu izlemeli, ona kapalı olan ülke kapıları kırılıp devrilmelidir. Sermayedarların elde ettiği imtiyazlar devletin bakanlarınca güvence altına alınmalıdır, gönülsüz ülkelerin egemenlik hakları süreç içerisinde çiğnense bile. Koloniler oluşturulmalı ve ele geçirilmelidir, öyle ki dünyanın sağılmaya elverişli hiçbir köşesi es geçilmiş ya da bakir bırakılmış olmasın.”

ABD’nin politik hedeflerinden biri, küresel sermaye birikimi için dünyayı güvenli hale getirmektir. Herhangi bir şekilde ekonomik bağımsızlık ya da halkçı yeniden dağıtım politikası izleyenler, ekonominin artık değerini halkın yararına kullanarak kâr amacı gütmeyen hizmetlere ayırmak isteyen yönetimler Amerika’nın müdahale ya da işgal şeklinde gazabına uğramaktadır.

Bu müdahalelerden, bu katliamlardan amaç, uluslararası finans sisteminin güvenliğini korumaktır. Hiçbir ülkenin, bağımsız bir ekonomi politikası izlemesine ve kendisini geliştirmesine izin verilmez. Böyle ülkeler ambargolarla, müdahalelerle ve hatta işgallerle cezalandırılır ve tuttuğu yoldan gitmesi önlenir.

EMPERYALİZM KANA DOYMUYOR

Gazze’de bugüne kadar 7 bin çocuk katledildi. Emperyalizm yedi bin insan evladını, masum yavruyu, bebeği katletti. Emperyalist katiller, gözlerimizin içine baka baka, güle oynaya katliam yapıyor. Topraklarını, evlerini ve vatanlarını çaldıkları Filistin halkının çocuklarını tek tek yok ediyor.

Bu dökülen kanlar, bu akan gözyaşları, bu ölümler, bu sürgünler, bu yuvasız kalmış aileler, bu babasız, annesiz kalmış evlatlar, bu evladının arkasından ağlayan anneler, babalar; bütün bunların tek sebebi var: Kar, daha çok kar; para, daha çok para; her şeye rağmen kazanmak, daha çok kazanmak.

Emperyalizm, dünya tarihinin son beş yüzyıllık diliminde bütün kıtaları, bütün ülkeleri, bütün insanları iliğine kadar sömürdü. Yerli halklara zulmetti, tüm uygarlıkları kuruttu. Sömürmek için ya öldürdü ya da insanları birbirine kırdırdı.

EMPERYALİZMİ KAPİTALİZM BESLİYOR

Emperyalizm, siyasi ve iktisadi hayatına egemen olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak, kendi cüzdanlarını şişirmek için başka halkların toprağına, toprak altı zenginliklerine, emeğine, hammaddesine ve ceplerindeki paraya el koyma hadisesidir.

Kapitalizm olduğu için emperyalizm var, mülkiyet olduğu için emperyalizm var.

Kapitalizmin olmazsa olmazıdır yayılmacılık. Kapitalizm yayılır, ayırım yapmadan yayılıp her yere yerleşir. Yerleştiği yerlerdeki insanları hakları ellerinden alınmış işçilere dönüştürür.

Yayılır çünkü onun fabrikasına ucuz hammadde lazımdır. Ona ucuz enerji lazımdır.

Yayılır çünkü ona ucuz işçi lazımdır. Bunun için fabrikasını gider az vergi vereceği, çalışma şartlarının yük olmayacağı, sendikaların güçlü olmadığı, çevre koruma yasalarının olmadığı yerlere kurar.

Yayıldığı yerlerde refah gelmez, barış gelmez, özgürlük gelmez; gelse de kapitalistlerin izin verdiği kadar gelir.

Gelişmiş ülke dediklerimiz sömürerek gelişti. Bu ülkelerin zenginleri kendi halklarını da sömürdü ve sömürüyor.

EMPERYALİZM ACIMASIZDIR

Emperyalizm, direnenlerden hoşlanmaz. Direnen halkların, milletlerin gözünün yaşını bir yana bırakın akan kanına bile bakmaz. İnsanları öldürür, halkları vatanından sürer, kültürleri yok eder.

Bu emperyalist güçlerde, daha fazla kazanmak arzusu her zaman için adalet ve merhamet duygusundan daha güçlüdür.

Soymak için, sömürmek için, ezmek için uluslararası kurumları kullanır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü emperyalizmin silahsız ordularıdır. Bunların mensuplarının elinde belki top, tüfek yoktur ama içi evrak dolu çantalar vardır. Üniformaları ise siyah takım elbisedir.

BÜYÜK SERMAYENİN KATİL BEKÇİLERİ

Dünyaya büyük sermayenin egemen olmasını sağlamak için Amerikan Ordusu her an nöbettedir. Bu ordunun ölüm makinesi özelliğini yitirmemesi için her yıl milyarlarca dolar para harcanır. Amerika’nın 35’den fazla ülkede 400’den fazla üssü vardır. Bu üslerde 500.000 üstünde asker vardır. Bu ülke adeta bir nükleer bomba deposu gibidir. Dünyanın her yanına yetişebilecek binlerce stratejik ve taktik uçakları, binlerce füzesi vardır.

NATO’da emperyalist sistemin en güçlü bekçisidir.

Bu kadar güçlü bir orduya sahip Amerika, özellikle son yıllarda, terör örgütlerini de kullanıyor. Amerika’ya yakın devletlerin askerleri, polisleri ve teröristler CIA ve buna benzer diğer birimlerce eğitiliyor. Onlara gözetim, soruşturma, işkence, gözdağı ve suikast konularında bilgiler veriliyor. Latin Amerika’da “Katiller Okulu” olarak bilinen Fort Benning’teki ABD Askeri Okulu’nda yandaş devletlerden gelen askerlere en son zulüm ve işkence metotları öğretiliyor. El Salvador’da köy katliamları yapanlar ve diğer vahşetlere karışanların çoğu bu okulda eğitilmişti.

Coğrafyamızdaki PKK/YPG/PYD, DEAŞ, İŞİD gibi terör örgütleri de emperyalizmin eli kanlı uşaklarıdır. 

 Devam edecek…

 

 BÜYÜK SERMAYENİN PARALI ASKERLERİ: ABD VE İSRAİL (1)

Bugünkü gazeteler yazıyor:

“Son dakika haberi... İsrail'in Gazze'de yürüttüğü katliamın en büyük finansörü olan ABD, İsrail'e koşulsuz desteğini her geçen gün biraz daha artırıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde skandal bir karara imza atan ABD, Gazze'de acilen insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etti. İngiltere "çekimser" oy kullanırken diğer 13 üye "evet" oyu kullandı.

Genel Sekreteri Antonio Guterres'in BM Şartı'nın 99. maddesini işleterek Konseye gönderdiği mektuba atıfta bulunulan karar tasarısında, Gazze Şeridi'ndeki korkunç insani durum ve Filistin halkının çektiği acılara işaret edilerek tüm sivil toplumların korunması gerektiği belirtiliyordu.

Acilen insani ateşkes çağrısı yapılan karar tasarısında, tüm taraflara özellikle sivilleri koruma konusunda uluslararası hukuk uyarınca yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı yapılıyordu.

Karar tasarısında, tüm esirlerin acilen ve koşulsuz serbest bırakılması ve insani yardıma erişim sağlanması talep ediliyordu.”

Bu habere şaşmadık çünkü biliyoruz ki; ABD ve İsrail, kapitalist Batı’nın dünyaya egemen olmak isteyen büyük sermayesinin kullandığı örgütlerden ikisidir.

Hegemonyacı büyük sermaye için önemli olan paradır, zenginliktir. Bugüne kadar, zenginliklerine zenginlik katmak için önlerine çıkan bütün engelleri yıktılar, yaktılar. Ülkeleri işgal ettiler, katliamlar yaptılar ama bir türlü kana ve paraya doymadılar.

Bu gerçeği göremeyenler, bilmeyenler İsrail’in Filistin’de bebek, çocuk, kadın, sivil demeden öldürdüğü katliamın gerçek sebebini anlayamazlar, doğru değerlendiremezler.

 Ellerine milyonlarca masum insanın kanı bulaşmış çok büyük zenginlerin kullandığı üç yöntem var:

a)      Ülkelerin yönetimlerini sözüm ona demokratik yöntemlerle ya da darbelerle belirlemek;

b)      İşbirlikçi iktidarlarla kontrol altına alamadıkları ülkeleri işgal etmek;

c)       İşgale karşı direnme olursa, çocuk, yaşlı, sivil, asker demeden katliamlar yapmak.

Bu kanlı sermaye,  bunları gerçekleştirmek için, ABD, İsrail ve diğer Batılı kapitalist devletlerin ve sömürmek istedikleri ülkelerin ordusunu, halkını, medyasını, aydınlarını(!) kullanır.

Afganistan’da yenilerek ülkeyi terk edince ”medeniyet ışığı söndü” diyerek Amerika’yı işgal ettiği ülkelere medeniyet ışığı saçan bir devlet gibi gösterenler oldu. Oysa ABD ve diğerleri işgal ettiği topraklara medeniyet ışığı filan götürmez, barut götürür, bomba götürür, ölüm götürü, zulüm götürür.

Bu medeni Amerika(!), sermayenin ülkede büyümesi ve güçlenmesi için, kurulduğu tarihten bu yana, neler yapmış özetleyelim:

KURULUŞUNDA KATLİAMLAR VAR

Amerika kurulduğundan bu yana insanlık suçu işleye işleye büyüdü. Büyüme oranı, işlediği insanlık suçları ile orantılı gitti.

Emperyalizm kan içerek büyür; ne kadar çok katliam, sömürü ve doğa tahribatı o kadar hızlı büyüme…

Amerika bağımsızlığını İngiltere ile savaşarak elde etti. Bağımsızlığını ilan ettiği topraklara ise Kızılderilileri öldüre öldüre sahip oldu. Bağımsızlık bildirisinde bile onlardan “Acımasız vahşiler” diye söz edilir. Bağımsızlık bildirisini kaleme alan Thomas Jefferson Kızılderililerin topraklarını ele geçirmenin beyazların hakkı olduğunu söyler. İlk cumhurbaşkanlarından John Adams’ göre Kızılderililer “Kanlı av köpekleridir”.

20 milyonun üzerinde Kızılderili ya öldürülmüş ye da ölümcül şartlar içine itilmiştir. Çeşitli işkencelere, tecavüzlere, hastalığa, açlığa ve sürgüne maruz bırakılmış, çocuk kadın demeden acımasızca katledilmiştir.  İlk biyolojik silah onlar için kullanılmış, çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeler verilerek binlerce Kızılderili ölüme terk edilmiştir. Amerikan hükümeti her Kızılderili kafatası için 5 dolar vererek adeta soykırım yapmıştır. Bununla yetinilmemiş, Kızılderililerin en önemli besin kaynağı olan bizonlar da öldürülüp Kızılderililer açlığa mahkûm edilmiştir. İlk zamanlar kuzey Amerika’da 50 milyon bizon varken 1889’da ülkede sadece 540 bizon kalmıştı.

KATLİAMLARA DEVAM

Amerika ülke dışındaki katliamlara erken başladı. 1899’dan 1902’ye kadar Filipinleri zapturapt altına almak için yapılan askeri harekâtta 200.000 Filipinli can vermiş, on binlercesi yaralanmış ve işkence görmüştü.

6 ve 9 Ağustos 1945 insanlık tarihinin en acı ve en karanlık günü oldu.  Amerika, önce Hiroşima’ya daha sonra da Nagazaki’ye atom bombası attı ve on binlerce masum insanı acımasızca öldürdü. Kentler harabeye döndü. Sadece insanlar değil o bölgelerde yaşayan her canlı artık yaşamaz oldu. Radyasyonun etkisi yıllarca devam etti.

Bu bir insanlık suçuydu. Bu bombalar Japonlara değil insanlığa atıldı ve 6 Ağustos’ta dünya insanlığını kaybetti.

 

Guatemala ise 1954 yılında Amerika tarafından işgal edildi. İşgal sonucu askeri yönetim kuruldu. Bu yönetim sırasında daha önce topraksız köylülere dağıtılan araziler geri alındı. 36 yıl süren iç savaş sonucunda 200.000’nin üzerinde Guatemalalı hayatını kaybetti.

Panama Başkanı Noriega’nın uyuşturucu işiyle uğraştığını bahane eden Amerika 1989 yılında bu ülkeyi işgal etti. Panama City’de Noriega’nın büyük halk desteği gördüğü işçi semtleri bombalandı ve zorla boşaltıldı. Binlerce insan tutuklandı. Zengin Kompradorların desteği ile yeni bir hükümet kuruldu.

Amerika müdahale edecekse, büyük, küçük ülke demeden gereğini yapar. Dominik beş kere Amerikan askeri müdahalesine maruz kaldı. 100 binin biraz üzerinde nüfusu olan Granada da Amerikan gaddarlığından nasibini aldı. 1983’de Reagan yönetimi bu ülkeye işgal ederek yönetimi değiştirdi. Sonuçta işsizlik ve yoksulluk diz boyu arttı.

Vietnam savaşı ise tam bir trajedidir. Bu savaş 1965 yılında başlamış ve 1975 yılına kadar sürmüştür. Vietnam 1,5 milyon vatandaşını ve zehirlenme sonrası topraklarının üçte birini kaybetmesine karşın savaştan galip çıktı. Bu 1.5 milyonun üstündeki Vietnamlının çoğu sivildi, çocuktu, kadındı.

Irak’a iki kere müdahale etti. 2003’teki ikinci müdahaleden bu yana Irak’ta ölen sivil sayısı 1.000.000’nun üzerindedir. Binlerce insan işkenceye maruz kaldı. Kadınların ırzına geçildi. Çocuklar ailesiz kaldı. 2 milyondan fazla insan evinden, yurdundan göç etmek zorunda kaldı.

Amerika katliamlarını bizzat kendi askeri güçlerini kullanarak gerçekleştirdiği gibi farklı ülkelerde kendisine bağlı örgütleri silahlandırarak, eğiterek ve destekleyerek de yapar. El Salvador’da, Guatemala’da Kolombiya’da Endonezya’da bu yöntemleri kullanmıştı; tıpkı şimdilerde Batı Asya’da (Ortadoğu) yaptığı gibi.

PKK/PYD/YPG, Türk vatanını ve milletini bölmek ve bu bölgede kendisine bağlı bir devletçik kurmak için kullandığı örgüttür.  

Şili’de sosyalist lider Allende’i devirmek için Pinochet’i destekledi. Pinochet, 1973 yılında önce Allende yanlısı subayları öldürdü. Daha sonra Allende’in bulunduğu Başkanlık Sarayı’nı ve ailesinin oturduğu evi bombaladı. Allende öldürüldü. İktidarı devralan Pinochet iktidarı süresince katliamlar yaptı. 3 binin üzerinde insan öldürüldü. Bir milyondan fazla insan Şili’den göç etti.

Endonezya’da ABD destekli ordu 500.00’den fazla insanı öldürdü. Komünist Partisi’ni ve onun sempatizanlarını yok etti. On yıl sonra Amerika destekli Endonezya ordusu Doğu Timur’u istila edip 600.00’lik nüfusun 100.000’den fazlasını öldürdü. Saldırı, Başkan Ford ve Dış İşleri Bakanı Kissinger’in Endonezya’yı terk etmesinden bir gün sonra başladı. Belli ki yeşil ışık yakılmıştı.

Amerika’nın insanlık suçlarının en taze örneklerinden birisi Suriye’de yaşandı. Amerikan askerlerinin desteklediği terör örgütlerinin eylemleri sonucu 300.000’den fazla insan hayatını kaybetti. Milyonlarcası evinden yurdundan göç etmek mecburiyetinde kaldı. Anneler, babalar, bebekler denizlerde boğuldu.