8 Nisan 2020 Çarşamba


YENİ DÜNYA VE YENİ TÜRKİYE

Küreselleşme adını verdiler; sınırlarınızı açın, malların, paranın girişini çıkışını denetlemeyin, gümrükleri kaldırın, sizin üretmenize gerek yok, biz size ne isterseniz göndeririz, paranız yoksa borç veririz dediler ve tam bir sömürü düzeni kurdular. Sanayileşmede önde olan ülkeler, kendilerine gerekli hammaddeyi gelişmekte olan ülkelerden ucuza temin edip, ürettikleri malları pahalıya sattılar. Finans politikaları ile, borsa oyunları ile milletleri, halkları sömürdüler. Dünyayı kendi ürettikleri mallar için açık pazar haline getirmeye çalıştılar. Bütün bunlar gerçekleştirmek için kan dökmeyi bir yöntem haline getirdiler.

Gelişmiş kapitalist ülkelerin, Amerika öncülüğünde oluşturduğu bu sömürüye dayanan dünyayı koronavirüs yıkıyor. Hemen herkes, salgın sonrası oluşacak dünyanın çok farklı olacağını söylüyor. 

Sayın Cumhurbaşkanı’mızın 6 Nisan tarihinde ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında da bu konuyu gündeme getirdi ve çok önemli tespitlerde bulundu ve “diğer ülkelerin ve insanların sırtından kendilerine sahte bir refah düzeni kuranların devri artık kapanıyor” dedi.  Okuyalım bakalım:

“Yaşadığımız koronavirüs salgının ardından dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıkça görülüyor, diğer ülkelerin ve insanların sırtından kendilerine sahte bir refah düzeni kuranların devri artık kapanıyor. Ekonominin sadece paradan, borsadan, faizden, spekülatif araçlardan ibaret bulunmadığı, asıl olanın yeterli üretim ve adil dağılım olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.”

Sayın Cumhurbaşkanı, üretim ve istihdam öncelikli, yeni bir ekonomik programın gerekliliğini de anlattı:

“...Asıl büyük mücadelemiz salgın sonrasında başlayacaktır, üretimi mutlaka sürdürme vurgusu yapmamızın sebebi budur. Çalışabilen her fabrikamız ürütmeye devam edecektir. Çiftçilerimiz ekilmemiş tek karşı toprak bırakmayacaktır. Hizmet sektörümüz hem içerideki hem dışarıdaki bağlantılarını canlı tutacaktır. Kurulan yeni dünyada en güçlü şekilde yerimizi almak için hep birlikte daha çok çalışacağız. Sadece salgın döneminin kayıplarını telafi etmekle kalmayacak, inşallah çok daha büyük bir hamleyi hep beraber gerçekleştireceğiz.”

AYNI GEMİDEYİZ! YOLUMUZ AÇIKTIR

Vatan Partisi olarak, daha 2005 yılında Türkiye’nin Millî Direnme Ekonomisi dönemine gireceğini belirlemiş ve programını da hazırlamıştık. Bu programı, 2006 yılı sonundaki 7. Genel Kurultayımızda kabul ettik. Millî Direnme Ekonomisi, bir tür Savaş Ekonomisidir. Koronavirüs salgını bu programı yakıcı olarak gündeme getirmiş bulunuyor. Millî Direnme Ekonomisi, dört Temel Güvenliği öngörüyor:

1. Gıda güvenliği: Üretim Devriminin hedeflerine ulaşana kadar bütün vatandaşlarımızın karnını doyurmak ve insanca yaşamlarını güven altına almak, en temel meseledir.

2. Güvenliğin güvenliği: Ekonomi ile güvenliğin iç içe geçtiği koşullarda, Ordumuzun ve Polis Örgütümüzün güvenliğini sağlamak yaşamsal önemdedir. Özellikle Doğu Akdeniz’de savaş tehditlerinin geçerli olduğu ve Üretim Devrimini baltalayan dış ve iç tehditlerin gündeme geleceği bir süreçte, Güçlü Devlet, Güçlü Ordu, Güçlü Güvenlik, Disiplinli Toplum şarttır.

3. Sağlığın güvenliği: Millî Direnme Ekonomisi sürecinde devlet, vatandaşlarımızın her tür sağlık hizmetini görmeyi üstlenir. Sağlıklı yaşamak, bütün vatandaşlarımızın temel hakkıdır. Sağlıklı vatandaş, Üretim Devriminin insan kaynağıdır. Kriz ortamında başta hekimlerimiz olmak üzere sağlık ordumuzun her türlü ihtiyacı karşılayacak ve onları gözümüz gibi koruyacağız.

4. Eğitimin güvenliği: Üretim Devrimi, yeni kamucu ekonominin kuruluşuna hizmet eden bir eğitim sistemini gerekli kılar. Devlet, hem genel eğitim hizmetini yürütmek hem de Üretim Devriminin insan kaynaklarını eğitmekle yükümlüdür.

Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi programına göre, Türkiye’nin %12’lere düşmüş olan tasarruf oranı %25’lere çıkarılacak, gerekirse para basılacak ve yaratılan kaynaklar, planlı bir şekilde ve kamuculuk esas alınarak verimli yatırımlara dönüştürülecektir.

Bu program, sayın Erdoğan’ın ‘üretim ve istihdam’ ağırlıklı programı ile paralellik göstermektedir. Bu bakımdan genel başkanımız sayın Perinçek diyor ki:

“Sayın Cumhurbaşkanımızın üretim ve istihdam odaklı bir çözümün eşiğinde olduğumuzu ilan etti. Vatan Partisi Üretim Devrimi programıyla aynı mevzidedir.  Aynı gemideyiz! Yolumuz açıktır.”

28 Mart 2020 Cumartesi


KORONA VİRÜS ‘LİBERAL VİRÜSÜ’ YENİYOR

Samir Amin, Mısır’da doğmuş ama Fransa’da eğitim görmüş bir sosyal bilimci. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinin kalkınması konusundaki teorik çalışmalar yapış ve çok sayıda kitapları olan birisi. Bu kitaplardan birisinin ismi “Liberal Virüs” adını taşıyor.

Korona virüs ile ilgili haberleri takip ederken, bir yandan da Amin’in Liberal Virüs” isimli kitabını okudum. Amin’in yazdıklarını ve haberleri beraber değerlendirdiğimde bende şu kanı uyandı:

Korana virüs Liberal virüsü yok ediyor. Bir bela daha büyük bir belanın sonunu getiriyor.

Hümanizm ve Liberalizm, geçmişte iki kardeşti ama liberal virüs hümanizmi öldürdü. İnsanlar insanlıktan uzaklaştı, kişisel çıkar peşinde koşan yaratıklara dönüştü. Korona virüs işte bu katil liberal virüsü yok ederek hümanizmi yeniden hayat geçirmeye başladı.

SAMİR AMİN VE LİBERAL VİRÜS

Amin, kitabında “XX. Yüzyılın sonuna doğru dünyaya bir illet musallat oldu. Gerçi herkes ölmedi ama hastalık herkese bulaştı. Salgının nedeni olan virüse “liberal virüs” adı verildi” diyor.

Kitaptan devam edelim: “Virüs kurbanlarında garip bir şizofreniye neden oluyordu. Artık insanlar, ihtiyaçlarını tatmin edecek şeyleri üretmek içim örgütlenen, eş zamanlı olarak da yaşamlarını iyileştiren kurumlar, kurallar, âdetler geliştiren ve bu ikisinin birbirinden ayrılmazlığının bilincinde olan bütünsel bir varlık olarak yaşamıyordu. Artık ya “ekonomik yaşamı”, onu kendiliğinden düzenlediği varsayılan “piyasaya” havale edip “homoeconomicus” olarak yaşıyor ya da oy sandığına oy atarak oyunun kurallarını koyanları, “politik yaşamın” belirleyenleri seçen “yurttaşlar” olarak yaşıyordu.”

LİBERAL VİRÜS SALGININ SONUÇLARI

Liberal virüsün yayılması ile, kapitalist sistem yaygınlaştı ve kapitalizmin yayılması ilerleme olarak gösterildi. Devletler egemen sermayenin hizmetine girdi. İktidar, sermayenin iktidarı oldu.

Sermayenin egemen olduğu dünyada, emperyalizm hız kazandı. Sömürü ve eşitsizlik arttı.

Bazı ülkelerin siyasi ve iktisadi hayatına hâkim olan % 1’lik kesim, sırf kendi keselerini doldurmak ve daha zengin olmak için, başka halkların, başka milletlerin toprağına, emeğine, ham maddesine, pazarına, doğal ve mali kaynaklarına el koydular.

Dünyada bugün 1.3 milyar insan aşırı fakirlik içinde yaşıyor. Bunların günde harcadıkları para 1 doların altında.

1 milyara yakın insan açlık sınırının altında. Son 10 yılda açlık çeken insan sayısı azalmadı, arttı. 200 milyon çocuk beslenmek için yeterli gıda bulamıyor ve bebek ölümleri azalmıyor.

En az 100 milyon çocuk ilkokula, 250 milyon çocuk ortaokula gitme imkânından mahrum. 1 milyara yakın insan okuma yazma bilmiyor. 300 milyon çocuk çalışmak mecburiyetinde.

Yüzbinlerce insan evinden, yurdundan göç etmek mecburiyetinde kalıyor. Binlercesi yollarda ölüyor. Her gün binlerce insan patlayan bombalar ve atılan kurşunlarla hayatını kaybediyor.

En zengin 200 kişinin serveti 1 trilyon dolardan fazla. Buna karşılık 43 fakir ülkenin tüm geliri 150 milyon civarında.

Gelir düzeyi en üst seviyede olan % 1’lik kesim giderek zenginleşirken, % 99’luk kesim ise fakirleşiyor…

LİBERAL VİRÜSÜN TÜRKİYE’YE DE BULAŞTI

Liberal virüs Türkiye’ye de bulaştı ve özellikle 1980 sonrası büyük tahribat yaptı. Devlet öcü gösterildi. Devlet ekonomiye müdahale etmesin istendi. KİT’ler satıldı, gümrükleri indirildi, tarıma destek sınırlandırıldı. Merkez Bankası özerkleştirildi. Planlı ekonomiden vazgeçildi. Kamuculuğa son verildi. İthalat arttı, ihracat azaldı. Yoksullar sosyal yardım paketleriyle uyutuldu.

Özgürlük istiyoruz teraneleri ile, devletin polisi, ordusu aşağılandı. Polisi taşlayanlar alkışlandı, Mehmetçiğimizi şehit edenler, Meclis’e taşındı. Mezhepçilik, cemaatçilik, etnik ırkçılık esasına dayanan ve milli birliği bozmaya yönelik politikalar özgürlük sayıldı.

Kemalist devrimin değerleri bir yandan siyasal İslamcı yobazlar diğer yandan Atatürk tişörtlü sahtekârlar tarafından alaşağı edildi. FETÖ ve PKK’nın yanında siyaset yapan sözüm ona ‘liberal aydınlar’ türedi.  

KORONA VİRÜS LİBERALİZMİN GERÇEK YÜZÜNÜ AÇIĞA ÇIKARDI

Korona virüs, tıpkı güneş gibi doğudan yükseldi ve dünyayı aydınlatmaya başladı. Bu aydınlıkta ‘ileri’ denilen ülkelerin ne halde olduğu ortaya çıktı. Sermayenin hizmetindeki devlet yetkilileri halkına hizmet etmede aciz içinde kaldığı görüldü.

Amerika, düne kadar kötülediği Çin’den yardım istedi. Trump, “Çin, çok fazla şey yaşadı ve virüsle ilgili güçlü anlayış geliştirdi. Yakın çalışıyoruz. Çok saygı.” Diye tweet attı. Salgın karşısında Küba, Rusya ve Çin doktorlarını yardım için başka ülkelere gönderirken, Çin’den yardım isteyen Amerika, başka ülkelerden doktor çalmanın peşine düştü.

New York’lu doktorlar “Tesislerimiz üçüncü dünya ülkesi hastaneleri gibi” diye feryat ettiler. Yatak ve ekipman sıkıntısından hastalara yardım edemediklerinden dert yandılar.

İspanya’da huzur evlerinde çalışanlar kaçıp giderek yüzlerce yaşlıyı ölüme terk etti. Ambulansla gelen 28 hastanın şehre girişini engellemek isteyen bir grup genç sedyedeki yaşlı hastalara taş attılar. Polis şehir girişlerini kontrol edip ve hastaları sağlardan korumaya çalışıyor!

‘Liberal Virüsün’ tahrip ettiği ülkelerde sosyal güvenlik yok, sağlık metaya dönüşmüş durumda, doktor, yoğun bakım yatağı, maske ve diğer malzemeler yeterli miktarda değil.  İtalya ve Fransa’da yöneticiler şaşkın durumda.

AB ülkeleri kendi aralarında dayanışma gösteremedi. İmdatlarına Çin, Küba gibi liberal virüsün etkilemediği ülkeler yetişti.

MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİMLER ÇAĞI BAŞLIYOR

Neoliberal ekonomilerin bizzat kendisinin en büyük sorun olduğu sistemde çözümün olmadığı anlaşıldı. Kendine özel bir sosyalizm uygulayan Çin, milli kurtuluş savaşı yapmalarına rağmen, liberal virüs nedeniyle milli demokratik devrimlerini tamamlayamayan ülkelere, iyi bir örnek oldu.  

Atatürk’ün devletçi, halkçı ve planlamaya dayanan ekonomik programının, sadece Türkiye için değil, tüm dünya için geçerli olduğu anlaşıldı. Ve Atatürk’ün müjdelediği günlerin yaklaştığı anlaşıldı: 

“Şark’tan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün Şark milletlerinin uyanışını da öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır. ''

24 Mart 2020 Salı


COVİD-19’U SEVGİ VE BİLİM YENECEK

Aylar önceydi, zırhlı aracın üzerinde savaşa giden Mehmetçiğin, “Düğüne gidiyoruz düğüne” derken gözündeki sevgi dolu bakışı görünce dedim ki “İşte bu vatan, millet sevgisi PKK’yı bitirecek.” O vatan aşığı Mehmetçiklerimiz gerçekten de PKK’yı bitiriyor.

Aynı sevgi dolu bakışı, hastane önünde doktor ve hemşireleri alkışlayan ve minnet dolu sözler söyleyen İtfaiyecinin gözlerinde ve sonra da o alkışlara cevap veren sağlıkçıların bakışların da gördüm. Ve dedim ki, “Bu sevgi koronavirüsü yok edecek; halkın beladan kurtuluşu bu sevgi dolu gözlerde saklı.”

Ömrümün büyük kısmı hastanelerde geçti. Doktorların, hemşirelerin, sağlık memurlarının gözlerinde bu sevgi dolu bakışları çok gördüm. Uykusuz geçmiş bir gecenin sabahında hastasını ziyaret eden doktorun; tansiyonunu ölçtüğü yaşlı hastaya “Nasılsın bakalım anacığım” diyen hemşirenin, röntgen çekerken hastaya uygun pozisyon vermek için çabalayan teknisyenin bakışlarında gördüm.

Bu sevgi onları hastaneye ve hastayı da hayata bağlıyor.

Biliyorum, sağlıkçılarımız hastanelere girdiler ve belki de günlerce oradan çıkamayacaklar. Akılları evde bıraktıklarında değil, hastanın yükselen ateşinde olacak. Gözleri, kendi anne ve babalarına veya çocuklarına değil, hasta yatağında, solunum zorluğu içinde yatan hastanın baş ucundaki monitöre bakacak. 10 dakika zaman bulabilirlerse, bir koltuğa kıvrılıp yatacaklar ama ya uyuyabilecekler ya da uyuyamayacaklar. Hiç önemi yok; işler aksamasın, hastalar iyi olsun, yeter.

SEVGİYİ YUNUS EMRE’DEN ÖĞRENELİM

Bu kadar sevgiden söz ettikten sonra Yunus Emre’yi anmadan olmaz. Yunus Emre, Mevlâ sevgisini şiirleştirir ve Mevlâ’yı severken onun yarattıklarını da sever:

Elif okuduk ötürü
Pazar eğledik Götürü
Yaradılanı severiz
Yaradandan ötürü

Ona göre, Sevgi yardımlaşmadır:

Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi

Sevgi meraktır, endişedir:

Esiridi Yunus’un canı
Yoldaşım, illerim kanı
Yunus düşte gördü seni
Sayru mısın sağlar mısın

Sevgi, sevdiği için yaşamaktır:

Gözüm seni görmek için
Elim sana ermek için
Bugün canım yolda kodum
Yarın sana varmak için

Sevgi, ikilikten vazgeçip, tek vücut olmaktır:

İkilikten usandım
Birlik hânına kandım
Derd-i şarabın içtim
Dermanım yağma olsun

Sevgi, sevilen için ölüme göze almaktır:

Ger beni senin için
Yetmiş gez öldüreler
Bin gez dahi ölmeye
Razı olayım Mevla

BİLİMİ SEVGİ İLE YOĞURALIM

Türkçenin bir büyük diğer şairi, Fuzuli de şöyle diyor:

“Aşk imiş her ne var âlemde. İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak.”

Tek başına bilim, dedikodudan öte bir şey değil. Onu değerli kılan, insanlık sevgisidir, millet sevgisidir, vatan sevgisidir ve o sevgiye dayanan fedakarlıktır, dayanışmadır, hizmettir.

Bilim sahibi insan, gönlündeki sevgi kadar insanlığa yararı dokunur.

Bu virüsün bize öğrettiği en önemli husus nedir diye sorarsanız, derim ki: İnsanlığı ve tüm evreni sevip, bilimi sevdiklerimiz için kullanmaktır.

Bilim kurulu üyelerimizin, tüm sağlık çalışanlarımızın, Koronavirüs ile olan savaşımımızda görev alan tüm insanlarımızın da yaptığı budur zaten.

BİLİM VE SEVGİYLE KALIN

Dedikoduları, kaynağı meçhul bilgileri bir yana koyun ve bilimle kalın, sevgiyle kalın.

Ve unutmayalım sevgi bazen sarılıp koklaşmak, bazen de sevdiğimizle aramıza en az bir metre koymaktır. Şimdilik bu mesafeyi koruyalım ki ilerde sarılıp, koklaşabilelim.

Sözü gene Yunus’a bırakalım:

“Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz”

23 Mart 2020 Pazartesi


“AŞAĞILIK DUYGUSU” VİRÜSÜ VE “FİTNE FESAT” HASTALIĞI

Emperyalist ülkeler, sömürdüğü ülkelere ‘aşağılık duygusunu’ adeta zorla benimsetir. Bizde bu duygu oldukça yaygındır. Özellikle okumuş yazmış kesim, kendi üstünlüğünü göstermek ve ispat etmek için, kendi ülkesini kötüler durur. Bu “aşağılık duygusu” virüsü, bazılarını da “fitne ve fesat” hastası yapar.   

Bunlar, halkın kutsal bildiği değerlerle ile alay eder; emperyalist ülkelerin en kanlı eylemlerini bile görmezden gelirler.

Emperyalizmin ‘aşağılık duygusu’ virüsüne yakalananlar, içlerinden çıktıkları halkı beğenmezler. Bu ülkenin onları okutup, meslek sahibi ettiğini unuturlar ve “bu ülkede yaşanmaz” feryatları ile Amerika veya Avrupa’ya kaçmak isterler.

HEP İMAM MI YETİŞTİRDİK?

Koronavirüsün ortaya çıkmasıyla birlikte bizim aşağılık duygusu içinde çırpınan sözüm ona aydınlarımızın sesi bir başka türlü gür çıkmaya başladı. Şimdiki söylemlerine bakarsan Türkiye’de hep imam, hoca yetiştirilmiş. Diğer meslekler, bilim ihmal edilmiş.

Şurası doğru; gereğinden fazla imam hatip okulu açıldı. Gereğinden fazla ilahiyat fakültesi var. Bunlar doğru ama Türkiye’de sadece imam hatip lisesi yok. Size bazı rakamlar vereyim:

Ülkemizde, örgün eğitimde, 54 bin 36'sı resmi okul, 12 bin 809'u özel okul, 4'ü açık öğretim okulu olmak üzere toplam 66 bin 849 okul bulunuyor. Bunlardan 5 138’i imam hatip okulu.

3 250 000 öğrenci genel liselerde, 1 794 000 öğrenci meslek liselerinde, 1 522 000 öğrenci Anadolu liselerinde, 504 000 öğrenci imam hatip liselerinde, 125 000 öğrenci fen liselerinde öğrenim görüyor.

Gelelim üniversitelerdeki öğrenci sayısına: Ön lisans: 2 829 430; Lisans: 4 420 699; Yüksek lisans: 394 174; Doktora: 96 199.

110 bin imam varmış, çokmuş. İyi de bu ülkede 500 binin üzerinde mühendis var; 160 binin üzerinde avukat var;  160 bin doktor var; yüz binlerce teknik elaman var; var oğlu var…

Üniversitelerimiz her yıl 800 binin üzerinde mezun veriyor. Bunların kaçı ilahiyat mezunu? Bunların çok büyük çoğunluğu diğer fakülte ve bölümlerden mezun oluyor.

MÜCADELEMİZİ KÜÇÜMSÜYORLAR

İddia ediyorlar, paylaşıyorlar; virüs salgınına hazırlıksız yakalanmışız. Hep imam yetiştirmişiz, doktorumuz, sağlık personelimiz yetersizmiş. İnsaf biraz! Türkiye şu anda 1 milyonun üzerinde sağlık çalışanı ile mücadelesini sürdürüyor.  Bunların da 160 bini doktor. İnsaf biraz!

Bunların meşhur yazarları da utanmadan “Bilim Kurulu”nu Akil Adamlar ile bir tutuyor, üyelerini de cübbeli Ahmet’e benzetiyor.

Hastanelerde şu yokmuş, bu yokmuş diye propaganda yapıyorlar. Yoğun Bakım derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Cinel’in “Türkiye'de yoğun bakım üniteleri Almanya kadar yeterli” sözünü ise görmezden geliyorlar.

FİTNE VE FESATÇILAR HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAYACAK

Özetleyelim: Emperyalizmin aşağılık duygusu tuzağına düşmüş, ‘fitne fesat’ virüsü ile hastalanmış olanlar ve onları bu tuzağa sürükleyenler sürekli kara propaganda yapıyorlar, işleri güçleri bozgunculuk.

Kendi milletine ve insanlığa karşı sorumluluk duymayan bu ABD kaynaklı fitne fesatı bazı saf insanlarımız da sosyal medyadan paylaşmaya devam ediyor.

Uyarıyoruz: Bu bozgunculara uymayın. Karamsarlık, bezginlik ve milletimize karşı düşmanlık içeren mesajları yayınlamayın.

Türk milleti büyüktür. Her türlü balayı ve felaketi göğüsleyecek ve defedecek güce sahiptir. Bu koronavirüs mücadelesinden de başarılı bir şekilde çıkacaktır. Fitne ve fesatçıların hayal kırıklığına uğramaları yakındır.

20 Mart 2020 Cuma


İŞE YARAMAYANLAR, HAİNLER VE KAHRAMANLAR

Zor günlerden geçiyoruz. Bir yandan vatan savaşı devem ediyor ve şehit yaralı haberleri geliyor. Diğer yandan, koronavirüs yayılmaya ve halk sağlığını artarak tehdit etmeye devam ediyor.

Bu güçlüklerle dolu ortamda bazı tipler ortaya çıktı. Kişisel ve toplumsal sorumluluğunu bir kenara atmış, topluma hiçbir faydalı katkısı olmayan tipler…

Bizim buralarda, böyle hiçbir işe yaramayan, kimselere yardım etmeyen bencil kimseleri anlatırken “yaralı parmağa işemez” derler. Tam da bu tanıma uyan insanlar medyayı ve sosyal medyayı meşgul edip duruyor.

HAİNLER VE GAFİLLER

Bunlardan bazıları idrarlarını nimet bilip, yaralı parmağa işemiyorlar ama yara büyüsün, iyileşmesi geciksin diye parmağa asit döküyorlar.

Yazdıklarına, paylaştıklarına bakınca şunları görüyorsunuz:

3-5 şeyh bozuntusu, sözüm ona din savunucusu sahtekarın sözlerini, yaptıklarını, umreden dönen vatandaşlarımızdan bazılarının çok yanlış davranışlarını bahane edip din düşmanlığı yapıyorlar.

Sürekli olarak hükumeti, çoğu kere de haksız biçimde, eleştiriyorlar ve halkı yönetime karşı isyankâr hale getirmeye çalışıyorlar. Yönetimi kötüleyeceğiz diye memleketimize çamur atıyorlar.  O kadar ileri gidiyorlar ki, bugüne kadar gecesini gündüzüne katarak bizlere hizmet etmeye çalışan ‘Bilim Kurulu’nu açılım döneminin Akiller Heyeti’ne benzetiyorlar. Onların çalışma şevkini kırmaya çalışıyorlar.

Halkı aydınlatacak, yapmaları gerekenleri ve dikkat etmeleri gereken hususları anlatacak bilgileri paylaşacaklarına, saçma sapan, kaba saba espriler paylaşıyorlar. Bu vahim salgını halka önemsiz gibi göstermeye çalıyorlar.

Sürekli yalan haberler yayıp, halkı panik haline sokmaya çalışıyorlar.

Bunların temel amacı, Erdoğan’ı ve hükumeti karalamak. Salgın büyüse, çok can alsa, hükumet rezil olsa diye beklenti içindeler.

Bu insanların bir kısmı iyi niyetli olabilir; bunlara gafil demek doğru olur. Bir de hainler var ki, bunlar FETÖ’nün askerleri ve kapatmaları. İçlerinde Amerikancı solcular, NATO hayranı Türkçüler, rozet ve poster Atatürkçüleri, dindar geçinen din düşmanları, Batı hayranı liboşlar var.

MİLLETİMİZE VE ONUN VATANSEVER EVLATLARINA GÜVENİYORUZ

Milletimiz bunları iyi tanıyor. Bu FETÖ kapatmaları emellerine ulaşmayacaklar. Millet devlet işbirliği ile bu virüs belasını da en kısa zamanda defedeceğiz.

Bu konuda, dünün serdengeçtileri gibi, cansiperane çalışan tüm sağlık görevlilerine güveniyoruz. Onlara sonsuz şükranlarımızı ve saygılarımız sunuyoruz. Onlar gerçek birer vatansever. Ve her biri ayrı ayrı birer insanlık abidesi…

18 Mart 2020 Çarşamba


COVİD-19’A DUR DİYELİM

Hastalığın yayılmasını yavaşlatmak ve durdurmak için herkesin yapması gerekenler, alması gereken önlemler var. Bunları bilelim ve kendimize ve toplumumuza karşı sorumlu davranalım. Koronavirüse yakalananların %10-20’sinde hastalık ağır seyretmekte ve hastane tedavisi gerekmektedir. Ülkemizde bir milyon kişi hastalansa en az 100 000 kişinin hastanelere yatması gerekir. Bu da hastanelerin yükünü artırır ve hastalıktan ölenlerin sayısını yükseltir. Ne kadar az insana virüs bulaşırsa, o kadar iyidir.

Hastalığın yayılmasını yavaşlatmak ve durdurmak için yapılması gerekenler:

TOPLUMSAL UZAKLAŞMA

Yalnız yaşayan insana hastalık bulaşmaz; kalabalıklar içinde dolaşanlara ise hastalığın bulaşma ihtimali yüksektir. Çare insanlardan uzaklaşmaktır.

Şunları yapabilirsiniz: Mecbur kalmadıkça evde kalın, dışarı çıkmayın. Kalabalık ortamlarda bulunmayın. İnsanlara 1-2 metreden daha fazla yaklaşmayın. El sıkışmayın, sarılmayın, öpüşmeyin. Selamı uzaktan verin. Toplu taşıma araçlarına binmeyin; yürüyün, bisiklete veya kendi aracınız binin. Seyahatlarınızı erteleyin veya iptal edin. İşlerinizi evden yürütmeğe çalışın. Yüz yüze değil, telefon ve internet yolu ile uzaktan haberleşin.

KARANTİNA

Hastalığın yoğun olduğu bir ülkeden veya bölgeden geldiyseniz, aksıran, öksüren birinin yakınında bulunduysanız, hasta bir kişi ile temas ettiyseniz, sizin karantinaya ihtiyacınız var demektir. Devlet sizi karantinaya almamışsa bile kendinize evde karantina uygulayın. 14 gün süre ile yalnız yaşayın. Evdeki diğer insanlardan uzak durun. Aynı eşyaları kullanmayın.

14 günlük süre içerisinde kendinizi sık sık kontrol edin. Hastalığın belirtileri (Yüksek ateş, öksürük, nefes darlığı) başlarsa, hemen 184 veya 112’yi arayın ve tıbbi yardım isteyin. Kendiniz hastaneye gitmeyin. Diğer insanlarla aynı mekanlarda bulunmayın. Devlet sizi karintinaya aldı ise, kurallar uyun.

İZOLASYON

Hastaların ve hafif de olsa hastalık belirtileri gösteren kimselerin toplumdan tecrit edilmesi gerekir. Hastalık tespit edilenler zaten devlet tarafından tecrit edilmektedir. Sizin de dikkatli olmanız gerekir. Hafif baş ağrısı, halsizlik, burun akıntısı gibi belirtiler varsa, evinize kapanın ve kendinizi toplumdan ayırın. Kimselerle görüşmeyin. Evde yalnız yaşamaya çalışın. İhtiyaçlarınızı dışarıdan birisi getirsin. Maske takmayı ihmal etmeyin. Hastalığın belirtileri (Yüksek ateş, öksürük, nefes darlığı) hemen 184 veya 112’yi arayın ve tıbbi yardım isteyin. Kendiniz hastaneye gitmeyin.

TEMİZLİK

Kişisel temizlik çok önemli. Ellerinizi sık sık sabunlu su ile ve en az 20 saniye süre ile yıkayın. Su ve sabun yoksa alkol ile ellerinizi temizleyin. Ellerinizi ağzınıza, burnunuza, gözlerinize sürmeyin. Kapı tokmağı, asansör düğmesi gibi insanların sıklıkla dokunduğu şeylere temas etmekten kaçının. Eşyaların yüzeylerini dezenfektanlarla temizleyin. İnsanlardan 1-2 metre uzakta durun. Bir mendile veya dirseğinizin iç kısmına doğru öksürün. Özellikle, öksüren, aksıran kimselerin yanına hiç yaklaşmayın. Acil durumlar dışında sağlık kurumlarına gitmeyin


“NEFER ŞEHİT, ORDU GAZİ OLACAK”

Boyabatlı Ömer oğlu Mustafa, Çanakkale’ye giderken bir şiir yazar ve cebine koyar. 24-25 Mayıs 1915’de gecesi Arıburnu’nda şehit düştüğünde cebinden bu destansı şiir çıkar:

ÇANAKKALE DESTANI

Üç yüz otuz, sözüm Hakk’ın kelâmı
Padişahın geldi büyük selâmı
Enver Bey’in düşman kırmak meramı

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Euzu besmele çektim çıkarken
Köye baktım şöyle yüksek bir yerden
Karargaha koştum üç günde erken

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Kumandan emrini verdi bir gece
Anadolular’dan lâyıktır nice
Yiğitler şehâdet şerbeti içe

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Rumeli toprağı yoğrulmuş kanla
Ün alınır ancak verilen canla

Herkesin yüreği çarpıyor şanla
Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Kurşunlar atıldı düşmana karşı
Şehitler buldular göklerde arşı
Gaziler döktüler hep sevinç yaşı

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Düşmanın gür sesli büyük topları
Delik deşik etti toprağı yarı
Korkak Frenklerin hiç yokmuş arı

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Ben yorgun değilim içim bir tufan
Müslümandan var mı savaştan kaçan
Türktür dünyaya al bayrak açan

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Arıburun haydi toplar gürlesin
Ey düşman kaçma tavşan mı nesin
Bir hücumda kesildi sesin

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Zırhlıların gitti deniz dibine
İlk hücumdan sonra ya bu kaçış ne
Kaç durma geçerse fırsat eline

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Çanakkale’yi hiç verir mi Türkler
İstanbul’umuzu alacak bir er
Var mıdır dünyada nerde o asker

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer şehit, ordu gazi olacak

Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa
Yazdı bu destanı girerken safa
Muradı gitmektir arşa tavafa

Boyabatlı Mustafa muradına ermiş, arşa, tavafa çıkmıştır. Nefer şehit, ordu gazi olmuştur. Mustafa gibi 250 000 vatan evladı Çanakale’yi düşmana kapatmak için, vatan topraklarına helal kanlarını akıttılar. Toprağı vatan kılan işte bu mübarek kanlardır.

Nefer şehit, ordu gazi olduğu için toprak vatan oldu.
Nefer şehit, ordu gazi olduğu için ülke bağımsız oldu.
Nefer şehit, ordu gazi olduğu için millet özgür oldu.
Nefer şehit, ordu gazi olduğu için bizler başı dik, onurumuzla yaşayan insanlar olduk.
Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun, yattıkları yerden nur eksik olmasın.

Tüm şehitlerimize ve başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazilerimize saygı bizden, minnet bizden, şükran bizden.