10 Mayıs 2018 Perşembe


CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ VE KRİTERLER

Cumhurbaşkanı adayları belli oldu. Kamuoyu bu konuda bilgilendirildiği için isimlerini yazmaya gerek yok. Aralarından seçim yaparken hangi kriterlere bakmak gerekiyor, önemli olan şimdi bu…

Öncelikle şunun bilinmesi ve iyi değerlendirmesi lazım. Anayasa değişti, cumhurbaşkanı artık hükümetin başkanı olacak ve bakanlar kurulunu da o belirleyecek. Hükümet de cumhurbaşkanının mensup olduğu partinin programı ve başkanın   fikirleri doğrultusunda görev yapacak, kararlar alacak. Başkana oy verirken aynı zamanda bir programa da oy vermiş olacaksınız.

Artık tarafsız cumhurbaşkanlığı dönemi kapandı. Bazı adayların ben tarafsız cumhurbaşkanı olacağım demesinin de hiçbir anlamı yok. Tarafsız olacak da biraz kendi partisinin, biraz filan partinin, biraz da şu partinin programı ile mi ülkeyi yönetecek? Elbette hayır. Basbayağı taraflı bir başkan olacak.

YANLIŞ KRİTERLERE DİKKAT

Adaylar arasından seçim yaparken çok yanlış değerlendirmeler yapıldığına tanık oluyoruz. Nedir o yanlışlar:

“Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin. Onun için ben en fazla oy alacak adaya oy vereceğim.” Bu sizin değil, anket şirketlerinin seçimi olur. Verdiğiniz oylarla bu şirketleri desteklemiş olursunuz ama ülkenin sorunlarını çözebilecek bir adaya destek vermiş olmayabilirsiniz.

“Ben eski cumhurbaşkanına oy vereceğim, istikrar bozulsun istemiyorum.” Bu da yanlış, ülkede istikrar yok ki bozulsun. Farklı düşünüyorsanız, siz yandaş ve yalaka medyanın oldukça fazla etkisi altında kalmışsınız demektir. Ülkeyi bu istikrarsız ortama taşıyanlara, ülkeyi sorunlara boğanlara oy verilir mi?

“Ben kadın adaya oy vereceğim, erkeler ülkeyi iyi yönetemiyor. Bir de kadın başkan olsun”. Bu da çok büyük hata! Gelen başkan bize annelik, bacılık yapmayacak; ülkeyi yönetecek. Üstelik mensup olduğu partinin programına uygun olarak yönetecek. Bu program ülkeyi esenliğe çıkaramayacaksa, başkan erkek olsa ne olur, kadın olsa ne olur. Adayın cinsiyetine değil, uygulayacağı programa ve bu programı uygulamak için gerekli donanıma ve kararlılığa sahip mi, ona bakmak lazım.

“Adam çok dindar, namazını ihmal etmiyor, orucunu tutuyor, ağzından Allah sözcüğü eksik olmuyor. Karısını da başı örtük.” İnsanlar yıllardır bu şekilde aldatıldı. Kendisini dindar gösterip milyonlarca insanın hakkını yiyenlerden bu ülkeye hayır gelmez. Adayın kıldığı namaza değil, kişiliğine, bilgisine ve vadettiği icraatlara bakmak lazım.

DOĞRU KRİTERLER

En doğru kriter şu:

Aday Türkiye’nin sorunlarını, karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeleri bilecek. Bu sorunları çözecek ve tehditleri boşa çıkaracak bir programa sahip olacak. Bu da yetmez, bu programı uygulayabilecek birikime, donanıma, bilgiye ve kararlılığa sahip olacak. Başkan, ülkeyi tek başına yönetemeyeceğine göre beraberindeki kadro da kendisi gibi olacak.

Türkiye’nin iki konuda çözüme gitmesi gerekir: Birincisi, vatan bütünlüğünün korunması ve ülkede huzur ve güven ortamının sağlanması; ikincisi ise, borç batağına batmış ülke ekonomisini bu bataklıktan kurtararak üreten bir Türkiye’nin oluşturulması.

Bu sorunların ana kaynağı ise, Amerika ve İsrail’in başını çektiği emperyalist güçlerin Batı Asya’daki milli devletleri parçalamak, istikrarsızlaştırmak ve sömürmek arzusu ve projeleri.

Amerika bu amaçla PKK oldu, YPG oldu Türkiye’ye saldırdı, FETÖ oldu saldırdı, IŞİD oldu saldırdı. Liberal ekonomi uygulayın dedi, saldırdı.

Amerika Türkiye içine en büyük tahdit ve tehlike.

ÖNERİLERİM

Amerika’yı tehdit ve tehlike olarak görmeyen adaya oy vermeyin.

Amerika’nın silahlandırdığı ve eğittiği PKK’nın siyasi kanadı HDP ile işbirliği içinde olan partinin adayına oy vermeyin.

Türk milletinin savunmasını NATO’ya emanet edeceklerini programlarına yazan partilerin adayına oy vermeyin.

Amerika’nın kanlı projelerine eş başkanlık yapmış veya yapmaya hazır adaylara oy vermeyin.

Bizi AB kapılarında bekletmeye ve Türkiye’yi Gümrük Birliği içinde tutmaya kararlı partilerin adayına oy vermeyin.

Oyunuzu “Tam Bağımsız Türkiye” vadeden bir adaya oy verin ki, başı dik, özgür ve refah içinde bir fert olarak rahat rahat dolaşabilesiniz.

3 Mayıs 2018 Perşembe

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ
Aşağıdaki yazıyı 5 ay önce yazmıştım. Görünen köy kılavuz istemiyordu. O gün yazdıklarım bugün gerçekleşti. Şimdilik HDP "Demokrasi İttifakı" içinde görünmüyor ama ikinci turda CHP'nin adayını destekleyecekleri muhakkak. O zaman da Akşener ve takipçileri de HDP ile aynı safa girip, "demokrasi ittifakının(!)" adayını destekleyecekler. Sonra da bize Türkçülük satacakalar.
"SEÇİM YAKLAŞIYOR, SAFLAR BELİRGiNLEŞİYOR
İster zamanında yapılacak olsun isterse erken olsun cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor. Yaklaştıkça da yarışacak görüş ve adaylar belli olmaya başlıyor.
Bu cumhurbaşkanlığı seçimi eski seçimlere benzemiyor. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artılmış olması ve Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ve dünyamızdaki son gelişmeler seçimi daha da önemli kılyor.
Böylesine önemli bir seçimde saflar da belirmeye başladı. Bizim gördüğümüz 3 oluşumun adayları yarışacak: 1. Erdoğan’a bağlı AKP, 2. Kılıçdaroğlu, Gül, Akşener ve HDP’nin oluşturacağı” Demokrasi Platformu”, 3 Vatan Partisi.
AKP KANADI
Erdoğan’ın aday oacağı kesin gibi birşey. AKP içinde bu konuda çatlaklar olacağa benziyor. Erdoğan karşıtları Gül, Arınç ve Davutoğu ile birlikte “Demokrasi Platformu”na katılabilir.
Bahçeli ve MHP ise Erdoğan’a destek olacağa benziyor.
Erdoğan ve yandaşları her ne kadar Amerika ve NATO aleyhinde konuşsalar bile bunlara karşı somut bir adım atamıyorlar. Batı sisteminden kopmada kararlı değiller.
DEMOKRASİ PLATFORMU
Seçimde yarışacak ikinci gruba “Demokrasi Platformu” dedik çünkü Kılıçdaroğlu NTV’deki canlı yayında şöyle dedi: “Önümüzdeki süreç zaten bir ittifak süreci olacak. Tek adam rejimi, demokratik parlamenter sistem. Biz demokrasiden yanayız. Saray çevresi demokrasiden yana değil.” Ona göre bir tarafta demokrasi yanlıları, diğer yanda destekçileri olacak.
Bu platformda Akşener ve partisinin de bulunacağı açıkca belli oluyor. Akşener’in şu ifadesi süpheye yer bırakmıyor: “ ...ikinci turda da diyelim ben kalırsam desteklenmem gerektiğini diyelim CHP'nin adayı kaldı biz onu şartsız şurtsuz destekleyeceğimizi ilan ediyorum.”
Başka kimler olabilir derseniz; Tuncay Özkan’nın sözlerine bakacak olursak Demirtaş ve HDP de bu platformda yerini alacak. Özkan şöyle demiş: ''Selahattin Demirtaş'la da diğer arkadaşlarla da kucaklaşacağız, yolumuza devam edeceğiz.”
Bu platformun iki temel özelliği var: Erdoğn karşıtlığı ve Batı İttifakı ve NATO yanlılığı. Temel amaçları Erdoğan’ın iktidarına son vermek.
Amerika ve Atlantik sistemi hakkında kötü sözlerini ise işitmedik.
VATAN PARTİSİ VE PERİNÇEK
17 Aralık 2017 tarihinde toplanan Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu, 27 Ocak 2018 günü Ankara’da Olağanüstü Genel Kurultay toplama kararı aldı. Bu kurultaya Vatan Partisinin cumhurbaşkanı adayı ilan edilecek. Çok muhtemeldir ki Sayın Doğu Perinçek aday gösterilecek.
Alınan kararda, “Sistem, iktidar ve muhalefetiyle çözümsüzlük içindedir. Türkiye, Tayyip Erdoğan ile Atlantik sisteminin adayları arasında bir seçime mahkûm edilemez. Vatan Partisi programıyla, tecrübeli, genç ve dinamik kadrolarıyla Milli Hükümet görevine hazırdır. Milletimizden yetki istiyoruz” denilmektedir.
BEN ATATÜRKÇÜYÜM, BEN MİLLİYETÇİYİM DİYENLER NE YAPACAK?
Benim merak ettiğim husus şunlar:
Atatürkçüler, Atatürkçülüğün temel özelliği olan emperyalizme karşı olmayı bir yana bırakarak Amerika’nın desteklediği, reklam panosuna koyduğu bir adaya emperyalizmin piyonu HDP ile birlikte destek verecekler mi?
Milliyetçiyim, ülkücüyüm diyenler, Demirtaş ile yola devam edecek olan CHP’nin adayına oy verecekler mi?
Özellikle Akşener ve partisini destekleyenlere soruyorum: Akşener CHP’nin adayına ki bu muhtemelen HDP’nin de destekledği bir aday olacak, şartsız destekleyeceğini ilan etti, siz de bu adaya oy verecek misiniz?
KENDİLERİNİ BİLDİKLERİNE HAPSEDELER
İnsanlar, mevcut bilgilerinden ve bu bilgilere dayanan kararlarından oluşan bir çember içine kendilerini hapsetmişler. Bu çemberi yarıp çıkamıyorlar. Çıkamadıkları için de gerçekleri görüp sağlıklı kararlar alamıyorlar.
Halkımıza tavsiyem şu: Kırın bu çemberlerinizi. Bildiklerinizi sorgulayın. Yandaş ve Atlantikçi medyanın sizi ve fikirlerinizi tutsak etmesine izin vermeyin. Önce mevcut bilgilerinizi unutun, sonra da araştırıp, soruşturarak ve farklı kaynaklardan yararlanarak yeni ve gerçek bilgiler edinin. Bu seçimi size öğretilen gerçek dışı bilgilere kurban etmeyin. Lütfen ön yargılarınızdan kurtulun ve seçiminizi özgürce yapın."

2 Mayıs 2018 Çarşamba


SEÇİM İTTİFAKLARI VE GERÇEKLER

Bizim oralarda kendisini olduğunda daha büyük görüp, kimseleri beğenmeyenlere “Ne oldum delisi olmuş” derler. Bunun tıptaki karşılığı “Ego şişmesi” oluyor. Ben bu durumda olanlar benlik zehirlenmesine uğramış diyorum.

Etrafımızda böyle insanlar çoktur. Benlik zehirlenmesine uğradıkları için sağlıklı kararlar vermede ve ortamı ve şartları değerlendirmede hatalar yaparlar. Dünyanın merkezinde kendileri var sanırlar.

Akşener’in hali, kimse kusura bakmasın ama, böyle bir şey. Medyanın ve etrafındakilerin şişirmesiyle cumhurbaşkanlığını çantada keklik görüyor. Sayın Perinçek’in Kılıçdaroğlu başkan adayımız olsun, bizler de başkan yardımcısı oluruz, seçime böyle girelim teklifini “Hayır, ben muhakkak ikinci tura kalacağım ve cumhurbaşkanı olacağım” düşüncesi ile kabul etmemiş. Etrafındakilerden öğrendiğim bu…

Hal böyle olunca aklıma bu “benlik zehirlenmesi” geldi.

Akşener’in bu kararı onu ve partisini HDP’yi desteklemek mecburiyetinde bırakabilir. İkinci tura CHP’nin adayının kalması Akşener’in ikinci tura kalma ihtimalinden daha yüksek. Bu durumda HDP, CHP’nin adayı destekleyecektir. Akşener de “İkinci turda CHP’nin adayını şartız, şurtsuz desteklerim” sözü gereği HDP ile birlikte CHP’nin adayını desteklemek zorunda kalacaktır. Ben milliyetçiğim, ben Türkçüğüm, ben Turancıyım deyip de Akşener’i destekleyenler bakalım “tıpış tıpış” gidip CHP’nin adayına oy verecekler mi? Bu tablo Akşener’in siyasi hayatını bitirebilir.

"0 BARAJ İTTİFAKI"

Perinçek’in “Milliyetçi, Halkçı” ittifak önerisi bu şekilde kabul görmezken gazetelere yeni bir haber düştü; haber şöyle:

“CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan’ı telefonla arayıp “Biz CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile anlaştık. Sizi ittifak dışında bırakmaya karar verdik”

Öğrendiğimize göre, gerekçe de gösterilmemiş. Onlar gerekçe göstermemiş ama biz bu dışlamanın nedenini tahmin edebiliyoruz.

Perinçek ve Vatan Partisi diğer partilere üç konuda hassas olduğunu bildirmiş:

1.       Türkiye Amerika ve İsrail ve onun piyonları olan PKK ve diğer terör örgütlerine karşı bir vatan savaşı veriyor. Bu savaşta HDP karşı taraftadır. Olası bir ittifakta HDP varsa Vatan Partisi bu oluşumda yer almaz.
2.       Türkiye’de Özal’dan bu yana adına liberal ekonomi denilen ve Türkiye’yi borç batağına gömen bir ekonomik model uyguluyor. Bu model iflas etmiştir. Türkiye’nin üretim ekonomisine geçmesi ve Batı’dan bağımsız bir iktisadi sistem uygulaması gerekir.
3.       Yeni bir dünya kuruluyor. Bu dünyada dünyanın merkezi Atlantik’ten Avrasya’ya kayıyor. Atlantik sitemi Türkiye’yi bölmeye kalktı, işgal etmek için darbe planladı, yıllardır ekonomik olarak sömürüyor. Türkiye Atlantik sitemi içinde kalamaz. En kısa zamanda Avrasya’da onurlu yerini almalıdır. Diğer Türk Cumhuriyetleri ve nüfusunun büyük kısmı Türk olan İran da bu sistem içerisindedir.

Amerikan etkisinden kurtulamayan partiler elbette bu görüşleri savunan bir parti ile işbirliği içine girmezler.

ATLANTİK İTTİFAKI KURULDU

CHP de İYİP de Atlantik sisteminin partileridir. Belki itiraz edenler olabilir. Buyurun okuyun bakalım, İYİP programının Dış Politika bölümünde NATO ile ilgili neler yazıyor.

“Türkiye, İkinci Dünya savaşından sonra kurulan dünya düzeni içinde Batı kurumları içinde yer almıştır. Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre edilmiştir. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. NATO bir siyasi yapılanma olup üyelerinin müşterek savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel olmadığı gibi İttifak üyeliğimiz diğer ittifak ve mekanizmalardaki ülkelerle kendi milli çıkar ve ulusal güvenliğimizin gereği olarak kurulacak ilişkilere ve iş birliği çabalarına da aykırı değildir.”

Programında NATO’ya dolayısıyla Amerika’ya bu derece bağlı bir partinin Amerika’nın Türkiye’yi bölme ve sömürme politikalarına şiddetle karşı çıkan ve NATO’dan ayrılmamızı öneren bir parti ile ittifak yapması elbette beklenemezdi.

Amerika sevdalıları Vatan Partisi’ni dışlamaya çalışmışlardır. Hadise bundan ibarettir.

AKP de CHP de İYİP de sistemin partileridir. Sistem çöktükçe bunlar da çökecektir.

30 Nisan 2018 Pazartesi


GİZLİ ANLAŞMA: 2 SAYFA, 9 MADDE

Tarih 2 Nisan 2003, Abdullah Gül’ün ABD Dışişleri Bakanı Powell ile buluşuyor. Bu buluşmada 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde gizli bir anlaşma yapılıyor.

24 Mayıs 2003 tarihinde ise Abdullah Gül’den anlaşma ile ilgili itiraf geliyor. Bu itirafı Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na yapıyor. Röportajı okuduğumuzda Gül’ün şöyle dediğini öğreniyoruz:

"Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vurdu) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki... Powell Suriye'ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var."

“Sana şunu açıkça söyleyeyim; Ortadoğu'daki bütün rejimler değişecek. Şeffaflık ve demokrasi egemen olacak. Bu bölgede ekonomik sistemler de değişecek ve piyasa ekonomisi kuralları egemen olacak. Ortadoğulu liderler halklarına demokrasi ve tam özgürlük vermedikçe, sistemlerinin yürümesi mümkün değil. Irak'ta yaşananlar bütün bölge liderlerine örnek olsun.”

Vatan Partisi Genel Başkanı yaptığı bir basın toplantısında konuyu gündeme getirdi ve zamanın başbakanı Sayın Erdoğan’ı açıklama yapmaya davet etti. Erdoğan’ın bunun hesabını vermeden girmemesini istedi. Sayın Perinçek’in açıklamaları şöyle:

'TAYYİP ERDOĞAN HÜKÜMETİNİN SORUMLULUĞU'

“ABD ile imzalanan bu gizli planın Tayyip Erdoğan hükümeti adına yapıldığı açıktı. Gizli plana Türk Silahlı Kuvvetleri direniyordu. Bunun üzerine 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirildi.

Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ün Türk ordusuna karşı, ABD ile işbirliği, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in mektubuyla diplomatik yazışma arşivine de girmiştir. Rumsfeld, ABD birliğinin Türk askerinin başına çuval geçirmesinden sonra Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektupta, “Türk hükümeti” ile TSK’yı dikkatle ayırıyor ve hükümetin, Özel Kuvvetler'in Kuzey Irak’taki uygulamalarına yetki ve destek vermediğinden haberdar olduklarını vurguluyordu (Hürriyet, 18 Temmuz 2003).

Tayyip Erdoğan yönetiminin ABD ile Türk ordusuna ve Vatan Partisi’ne karşı gizli planı Ergenekon sürecinde devam etti. FETÖ, bu gizli planın uygulanmasında görevlendirilmişti.

'2 SAYFA 9 MADDELİK GİZLİ PLANIN BELGESİ HÜKÜMETTE, GENELKURMAY BAŞKANINDA VE ZAMANIN KUVVET KOMUTANLARINDA VAR'

AKP hükümeti ile ABD arasındaki gizli planın örnekleri, zamanın Genelkurmay Başkanı'nda, zamanın Kuvvet Komutanları'nda bulunuyor. Bu gerçeği onların ifadeleriyle bizzat biliyorum. Belgenin içeriğini 13 Temmuz 2003 günü bir basın toplantısı yaparak kamuoyuna duyurmuştuk.

Gizli Planın özeti şöyleydi:

Türk askeri Irak’ın kuzeyinden dört ay içinde çekilecek.

Sınır harekâtlarına son verilecek.

PKK’ya karşı Türkiye içinde yapılacak askerî harekâtlar öncesinde, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Aksi halde Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım uygulanabilecek.

ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek verilecek. Türk Ordusunun asker ve silah gücü indirilecek.

Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek olan sözde “Kürdistan” devleti, Türkiye tarafından resmen tanınacak.

PKK yasallaştırılacak.

Türkiye’de belediyelerin özerkleştirilmesinden sonra dört yıl içinde aşamalı olarak federasyona geçilecek.

Kıbrıs’ta, Denktaş “Arafat modeli” uygulanarak devre dışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.

Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.

Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak.

GİZLİ PLANA DİRENİŞ

Görüldüğü gibi bu gizli plan büyük ölçüde uygulanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanları ve Vatan Partisi yöneticileri gizli plana direndikleri için Ergenekon ve Balyoz tertipleriyle hapse atılmıştır.

Ancak gizli plan, hedefine tam olarak ulaşamamıştır. Vatan Partisi önderliğinde Türk Millet,i Silivri duvarını yıkmış, komutanları özgürleştirmiştir. Bu sayede PKK hendeklere gömülmüş, 15-16 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ darbesi bozguna uğratılmış, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı'nın yolu açılmıştır.

'CUMHURBAŞKANI SEÇİMİNE GİDERKEN TAYYİP ERDOĞAN GİZLİ PLANI AÇIKLAMAK ZORUNDADIR'

Türkiye, genel seçime gidiyor. Cumhurbaşkanı ve TBMM seçilecek. Tayyip Erdoğan’ın adaylığı ilan edilmiştir. Önümüzdeki sorunların başında Türkiye’nin güvenliği bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan, başında bulunduğu yönetimin bu gizli planını karanlıkta bırakamaz. Seçimin sağlıklı yapılması için gizli planın aydınlığa kavuşturulması şarttır. Tayyip Erdoğan, seçime kendi sorumluluğu konusunda hesap vererek gitmelidir. Vatan Partisi, gizli planın takipçisi olmaya devam edecektir. AKP dahil bütün siyasal partileri ve kamuoyunu Türkiye’nin gerçek gündemiyle ilgilenmeye ve güvenliğimiz açısından büyük önem taşıyan bu konuda duyarlılığa çağırıyoruz.”

29 Nisan 2018 Pazar


ERDOĞAN GİTMELİ!

2019 ‘da yapılması gereken seçimler bir baskın kararla 24 Haziran’a alındı. Erken seçim yapılıyor çünkü Erdoğan bu ülkeyi iyi yönetemiyor. 2019’a kadar bu şartlarda Türkiye’yi götüremeyeceğini anladı. Seçimi kazanıp güç toplamak istiyor ama seçilemeyecek.

2 Kasım 2002’de bir Amerikan projesi ile iktidarı devir aldı. Kemal Derviş Amerika’dan geldi, hükumeti bozdu, ülkeyi seçime götürdü. Erdoğan’ın önü açıldı.

İktidar oldu, hemen BOP eş başkanı oldu. Kahraman Türk askerlerini, vatansever aydınları, siyaset adamlarını, gazetecileri FETO ile hapse attı. PKK ile açılım yapmaya kalktı. Borcunu ödemeye çalıştı.

16 senedir iktidarda ve ülkenin hali perişan. Ekonomi borca batmış durumda. Ne bulduysa sattı. Buna rağmen borçlar arttı. İşsizlik arttı, yoksulluk arttı. Emeklilerine hali perişan. Esnaf kan ağlıyor. Sanayici, köylü üretemiyor. Çarşılar ithal mallarla dolu.

BOP eş başkanıyım dedi, PKK’ya cesaret verdi. Katil Apo ile Türk milletine anayasa yapmaya kalktı. Anayasadan Türk milletini çıkarmak istedi.

Güneydoğu’yu PKK’nın insafına ve iradesine teslim etti. Ordumuz ve polisimiz şimdi bu durumu düzeltmek için büyük mücadele veriyor. Şehitlerimiz var. Onları rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Vatan savaşı veriyoruz ama bu savaşı iyi yönetemiyor. Suriye ile işbirliği yapmıyor. Ülkesini emperyalizme, Amerika’ya, İsrail’e karşı kahramanca savunan Esat’a katil diyor. Miraç gecesi Amerikan füzeleri Suriye’ye atılıyor. Müslümanlar ölüyor. Erdoğan Amerikan füzelerine alkış tutuyor. İsrail ile aynı safa düşüyor.

Cumhuriyet ile Atatürk ile sorunları var. Cumhuriyet’in kıymetini bilemiyor. Laik devlet anlayışını kabullenmede zorluk yaşıyor. Mezhep ayırımı yapıyor.

Erdoğan devam edemeyecek. Türkiye’nin şartları ve mecburiyetleri Vatan Partisini ve onun değerli başkanını göreve çağırıyor.

Türkiye Vatan Partisi’nin programı ile düzlüğe çıkabilir.

KILIÇDAROĞLU BAŞKAN, AKŞENER VE PERİNÇEK BAŞKAN YARDIMCISI

Vatan Partisi’nin içinde bulunduğu geniş tabanlı bir hükumete ihtiyaç var. Bu hükumetin gerçekleşmesi CHP, İYİP ve VP’nin bir arada seçime girmesi ile mümkün olabilir.

Öğrendiğimize göre böyle bir teşebbüs mevcut. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı, Akşener ve Perinçek’in de başkan yardımcısı olacağı bir formül üzerinde Kılıçdaroğlu ve Perinçek anlaşmış fakat Akşener tek başına seçime girme konusundaki kararından vazgeçmiyor.  Akşener’in bu tavrı kendisine büyük sorumluluk yüklüyor. 24 Haziran sabahı büyük hüsrana uğrayabilir.

Bu üç parti içinde en yüksek oyu almış ve mecliste en fazla milletvekiline sahip olan CHP genel başkanının cumhurbaşkanı adayı olması gayet normaldir. Akşener ve Perinçek’in de başkan yardımcısı olması yeni yönetime büyük güç katacaktır. Umarız Akşener kişisel hırsları ile değil, kendisinde olduğuna inandığımız vatan sevgi ile hareket eder ve bu teklifi kabul eder.

Vatan Partisi üyeleri ve gönüllüleri çok büyük bir fedakârlık anlayışı içinde Perinçek’e 100 000 imza toplamaya çalışıyor. Perinçek’e büyük bir ilgi var. Bu ilgiden istenilen imza sayısına ulaşılacağı anlaşılıyor.

Perinçek’in aday olması muhakkak sağlanacaktır ama buna rağmen Perinçek yukarıdaki formüle sıcak bakıyor ve gerçekleşmesi için de çaba gösteriyor.

Süre kısalıyor, bakalım gelişmeler ne yönde olacak.


27 Nisan 2018 Cuma


ÖNCE SİYASİ AHLAK LAZIM

Son günlerde Türk siyasi hayatında görülmedik olaylara şahit oluyoruz.  İktidar koltuğa sıkı sıkı yapışmış, bırakmamak için darbe yapmaya kalkıyor. Muhalefet de siyasi ahlaka hiç de uymayan karşılıklar veriyor.

Anayasamıza göre 6 ayda çıkarılması lazım gelen uyum yasaları daha ortada yokken Erdoğan ve Bahçeli kafa kafaya veriyor, şu muhalefeti hazırlıksız yakalayalım, iktidar bizde kalsın diye 2 ay sonrası için seçim kararı alıyor. Sonra da mikrofonların karşısında biz seçim kararı aldık diye bizlere ve milletvekillerine bildiriyor.

Ne Erdoğan’ın de başka hiç kimsenin seçimleri erkene alma yetkisi yok, yetki meclisin. Bu iki lider meclisin yetkisini gasp ediyor. Onlar karar alıyor, meclis de onaylıyor. Bir tek milletvekili de çıkıp diyemiyor ki siz meclis adına nasıl karar alırsınız? Tam tersi, önerge AKP’lisiyle, CHP’lisiyle, MHP’lisiyle kabul görüyor.

Bu meclis Erdoğan’ın kararlarını onama kurumuna dönüşmüş.

Milletvekilleri liderlerinin gözüne bakıyor; kaldır elleri, kalkıyor; indir elleri iniyor. Böyle meclis olur mu? Böyle demokrasi olur mu?

PERİŞAN BİR MUHALEFET

Erdoğan’ın darbe teşebbüsüne CHP ve İYİP siyasi ahlaka uymayan biçimde cevap verdi. Kılıçdaroğlu 15 milletvekili seçti, geçin o tarafa dedi, milletvekilleri de ‘hem ağlarım hem giderim’ diyen gelinler gibi İYİP’e geçtiler.

Kılıçdaroğlu bayram şekeri gibi milletvekillerini ikram edince, Akşener de “Neden zahmet ettiniz, ben 100 000 imza toplardım. Gene de teşekkür ederim” deyip ikramı kabul etmiş.

Öğrendiğimize göre bu milletvekillerin CHP listelerinden seçilme garantisi verilmiş. Bunu da bazı anlı şanlı yazarlar Kuvayi Milliye hareketine benzetiyor. “Ört ki ölem!”

CHP, İYİP, SP yetkilileri birbirlerini ziyaret edip duruyor. Hep beraber başkan arıyorlar. Herhalde birbirlerine şöyle diyorlardır:

“Sizin tanıdıklarınızın içinde başkan olacak iyi birisi var mı?”.

“Var ama bilmem ki işinize yarar mı?”

“Ha o mu? Olabilir ama filan beyin de şöyle bir adayı var. Ne dersin?”

“O da fena değil ama bir de etraftan soralım bakalım, içkisi kumarı var mıymış.”

Süreç böyle devam edip gidiyor. Bu yazı kaleme alındığında Vatan Partisi dışındaki muhalefet partilerinin adayı belli değildi.

EN KARARLI PARTİ: VATAN PARTİSİ

Bir siyasi parti genel başkanını iktidara gelince hükümeti kursun, devletin başına geçsin diye seçer. Genel başkan varken, başka aday aranır mı? Nitekim Vatan Partisi de aylar önce yaptığı olağanüstü kurultayda Genel Başkan Doğu Perinçek’i Vatan Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı olarak belirledi ve kamuoyuna ilan etti.

Seçim kararı alınmadan önce de 100 00 imza toplanması için örgütlerini seferber etti. Aldığımız bilgilere göre bu kampanya ile şu ana kadar 70 000’e yakın imza toplanmış. Şimdilerde de bu imza verenleri ve vermek isteyenleri ilçe seçim kurullarına ulaştırmanın planlarını yapıyor.

Çok büyük ihtimalle de 100 000’nin çok üzerinde bir sayı ile Sayın Doğu Perinçek cumhurbaşkanı adayı olacak.

Biz de tüm vatandaşlarımızı Sayın Doğu Perinçek için imza vermeye davet ediyoruz. Türkiye’yi düze çıkaracak lider Doğu Perinçek’tir, buna inanıyoruz.

21 Nisan 2018 Cumartesi


23 NİSAN ÖNCESİ EGEMENLİĞİMİZE VE GELECEĞİMİZE KARŞI SAYGISIZLIK

23 Nisan 1920 Türk Tarihinin en şerefli günlerinden birisidir.

Bu tarihte Türk Milleti tebaa olmaktan çıkmış, egemenliği padişahtan almış ve kendi kaderini kendisi belirlemeye başlamıştır.

Kendi evlatlarının kanları ile vatan kıldığı bu topraklarda kulluğu bırakmış, efendi olmuştur.

Yüzyıllarca padişahın olan egemenlik bu tarihte Türk milletine geçmiştir.

Türk Milleti, “medeni kabiliyetinin, hayat ve istiklal hakkının ve bütün istiklalinin müdafaasına TBMM’de tecelli eden hür iradesi” ile devam etmeye başlamıştır.

Bu nedenle ilk defa 1921’de çıkarılan bir kanunla “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı” ilan edilmiştir. Daha sonra İstiklal Harbi şehitlerinin geride bıraktığı evlatları düşünülerek Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır.

Önceleri “Çocuk Günü” kutlanan 23 Nisan daha sonra “Çocuk Haftası”na dönüştürülmüştür. Okullar da bir hafta boyunca tatil edilmiştir.

GELECEĞİMİZE SAYGI

Benoit Mechin, “Kurt ve Pars” adlı eserinde Atatürk’ün, “Ben çocuk haftasını, çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak çok defa yapıldığı gibi onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için meydana getirdim. Bu tedbirim, milletin geleceğine karşı gösterilen bir saygı olarak görülmelidir.”

Geleceğimize saygı göstermek için “Milli Egemenlik” ilkesine de saygılı olmalıyız. Geleceğimize saygı duymayan Erdoğan ve Bahçeli, 23 Nisan’ın arifesinde baskın seçim kararı aldılar. TBMM de bu kararı CHP’nin de desteği ile yasallaştırdı.

GELECEĞİMİZE VE İRADEMİZE SAYGI YOK

Seçim kararı yasalaştı ama hukuk yol edildi. Bu kararda milletin geleceğine de egemenliğine de saygı yok.

“Anayasanın öngördüğü Uyum Yasaları çıkartılmadı.

Seçimin hukukî düzeni yok, fakat seçime gidiliyor. Hukuku yapılmadan seçim kararı alınamaz.

Uyum Yasaları düzenlenmediği için, siyasal partilerin ve vatandaşların temel siyasal haklarını kullanma olanakları bulunmuyor.

“Önce Seçim Kararı alırız, sonra hukukunu getiririz” anlayışı hukuk dışıdır. Önce hukukî düzen konur, hakkın kullanılması koşulları fiilen oluşturulur. Ondan sonra seçim kararı alınır.

Hukuk varsa, seçim vardır.

Hukuk yoksa, yapılan iş hukukun dışındadır.

Paldır küldür seçim olmaz, darbe olur!”

Anayasa Mahkemesi’ne büyük görev düşüyor. Bakalım onlar anayasa hukukuna saygılı olacaklar mı?