22 Ocak 2018 Pazartesi

VATAN SAVAŞINA EVET!

"Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir" demişti Atatürk. İşte şimdi Türk Ordusu, Afrin’de Türk milletinin birliğini, vatanseverliğini ve Türk’ün kudret ve kabiliyetini dosta da düşmana da gösteriyor.

Türk Ordusu bu sefer savunmada değil, taarruzda. Amerikan mevzilerine amansız bir şekilde saldırıyor çünkü “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır”.

ÖNCE ABD SALDIRDI

ABD emperyalizmi 1991 kışında Irak’ı işgal etti. Yetmedi, 2003 baharında bir kez daha işgal etti. 2011 yılından bu yana Suriye’de iç savaş yürütüyor. PKK/PYD ve DEAŞ’ı Türkiye’nin üzerine sürdü. 15 Temmuz 2016 gecesi darbe tezgâhladı. Türkiye’yi işgal etmeye kalktı.

22 ülkenin sınırlarını ve yönetimlerini değiştireceğim diye tutturdu. Türkiye, Irak ve Suriye’de yüzbinlerce insanın kanına girdi. Yüzbinlerce insan evinden yurdundan göç etmek zorunda kaldı.

YANDAŞLAR FAALİYETTE

Şimdi savunmada olan Amerika ve onun piyonları ve yandaşları. Piyonlar Afrin’de PKK/YPG Türk ordusuna karşı koymaya çalışırken yurt içindeki yandaşlar da bozguncu propaganda yürütüyor.

İşledikleri genel tema da şu: Savaşa hayır!

Unutmayalım barış savaşarak elde edilir. Atatürk “Öldüreceğiz diyenlere karşı “ölmeyeceğiz” diye savaşa girmeliyiz” diyerek bağımsızlık savaşını başlatmıştır.

Bu topraklara vatan diyebiliyorsak, vatanımızda özgür ve bağımsız yaşayabiliyorsak ve bu topraklarda egemenlik biz de ise bunu yaptığımız savaşlara ve bu savaşlarda kahramanca vuruşan Mehmetçiklerimize borçluyuz.

Barış çığlıklarını atan PKK’lılara sormak lazım:

Peki kan dökmeye karşıydınız da o 4900 TIR silahı ABD emperyalizminden niçin aldınız?

Topraklarımıza neden mayınla döşediniz, hendekler kazdınız, pusular kurup canlara kıydınız, canlı bombalar patlatıp polislerimizi, Mehmetçiklerimizi şehit ettiniz?

Amerika ve İsrail’in kanlı senaryolarına neden ortak oldunuz?

Döktüğünüz kanlar kardeş kanı değil miydi?

SİLAHA KARŞI SİLAH KULLANILIR

Ordumuz bir damla petrol için binlerce insanın kanını dökmekten çekinmeyenlere karşı vatan savaşı veriyor.

Sadece Türk milleti için değil, Batı Asya’nın tüm mazlum milletleri için savaşıyor. Tıpkı İstiklal Savaşı’nda olduğu gibi.

Zafer mazlumların olacaktır.  Amerika da bu bölgeden pılısını, pırtısını toplayıp gidecektir.

Emperyalist Amerika’nın bizi bölme, vatan topraklarında başka bir devlet kurma emellerine ancak silahla karşı durulur.

Silahla saldırana silahla karşılık verilir. Onun için diyoruz ki: PKK ve diğer terör örgütleri yok oluncaya kadar “Savaşa Evet!”


Vatanımızın üzerindeki tehditler kalkıncaya ve ülkenin tamamında huzur ve güven ortamı sağlanıncaya kadar “Savaşa Evet”. 

17 Ocak 2018 Çarşamba

KOCASAKAL CHP’NİN ÖLDÜĞÜNÜ İLAN ETTİ

17 Ocak 2018 CHP tarihinde çok önemli bir gün olarak anılacak. Bu tarihte İstanbul eski Baro Başkanı Sayın Ümit Kocasakal bir hukukçu olarak CHP genel başkanlığına aday olduğunu açıkladı. Bu açıklama ile Atatürk’ün kurduğu CHP’nin öldüğünü kamuoyuna ilan etti.

Okuyalım bakalım Sayın Kocasakal ne demiş:

“Türkiye'nin tek çıkış yolu Atatürk'e geri dönmektir. Türkiye'yi tam bağımsızlığa geri döndürecek yegâne çıkış yolu budur. Bunu üstlenmesi gereken parti ise öncellikle Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ne yazık ki aşağıda açıklayacağım sebeplerle partimiz bu görevi yapamayacak hale gelmiştir.”

Bu en önemli görevi yapamayacak hale gelen bir parti ölü değildir de nedir?

“HDP güzellemesi yapanlar Atatürk'ün partisinde siyaset yapamaz. CHP'de Atatürk'ün resimleri indirilemez, bu bir marifet gibi görülemez. Ne güzel Atatürk'ün kurduğu partide olacaksın ama onun kurucusunun resimleri sende alerjik reaksiyon gösterecek. Bu partide Seyid-i Nursi, Seyit Rıza güzellemesi de yapılamaz.”

Yukarıda yapılamaz denilen her şey CHP bünyesinde yapıldı. Demek ki bu parti CHP olmaktan çıkmış.

“Ama CHP Atatürk'le kavgalı olanların toplanma yeri değildir.” Çok doğru ama toplandılar.

“Unutanlar için hatırlatmakta fayda var; CHP milli mücadeleyi yürütmüş, kurucusu Atatürk olan partidir. Yüzde yüz yerli ve milli bir partidir. Ulusal bütünlüğün, milli birlik ve beraberliğin teminatıdır.”

Türkiye’yi bölmeyi kafasına koymuş, en büyük emperyalist güç olan Amerikan’ın ülkemizdeki piyonu olan ve etnik ırkçılık yapan PKK/HDP ile kol kola gezen bir parti ulusal bütünlüğü, milli birliği ve beraberliği sağlayabilir mi? Böyle bir parti gerçek CHP olabilir mi?

“CHP evrensel değerleri reddetmeyecek şekilde millidir, ulusalcıdır.” CHP’de ulusalcılıktan eser kalmadı ki!

“Yurttaşlık, liyakatın yerini alt kimliklere dayalı aidiyetler almıştır. Bu aidiyetlerini öne çıkarmayan kişiler partide yer alamamaktadır.”

Gerçek CHP de böyle bir şey olabilir mi? CHP gitti, YCHP geldi. YCHP’de maalesef bunlar oluyor.

“Uyuyan güç uyanmalı, efsane geri dönemlidir. CHP kurucu değerlerine geri döndüğünde sağlam ve geçilmez bir milli direniş mevzisi olacaktır, yeni bir milli mücadele başlayacaktır. Kurtuluş kuruluştadır, Atatürk'tedir.”

Sayın Kocasakal ümidini kaybetmemiş. CHP’yi uyuyor sanıyor ama CHP çoktan ölmüş. Onu uyandırmaya çalışmak boşa bir gayret olur.

CHP öldü ve dirilmesi de mümkün değil çünkü beyin ölümü çoktan oldu.

Kocasakal ve onun gibi Atatürk’ün ve gerçek CHP’nin ilkelerini benimseyenler artık bu gerçeği görmeliler. Atatürkçülerin, Kemalist devrimi tamamlamak isteyenlerin, halkçıların, milliyetçilerin toplanacağı tek adres kaldı: Vatan Partisi.


Kaybedecek zaman yok. Dip diri bir Kemalist parti varken ölüyü diriltmeye çalışmaya gerek yok. Vatan Partisi’nde toplanalım ve gerçek “milli direniş mevzisini” güçlendirelim.

12 Ocak 2018 Cuma

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMADAN CHP’Lİ OLMAK!

CHP İstanbul İl Başkanlığına aday olan Canan Kaftancıoğlu “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganını doğru bulmuyorum. Militer bir dil olmasından öte, birey olmanın önüne geçen bir ifade.” demiş. Şu ifadeler de ona ait: “Aslan CHP, Aslan BDP  Savaşa Hayır”,  “CHP’yi BDP ile aynı yola girdi diye eleştiren gerzekler, yol doğru yol, ona bak sen Savaşa Hayır”

Son iki ifadesine bakınca bu bayanın zaten Mustafa Kemal’in yolunda olmadığı anlaşılıyor. Bunu açıkça yazamadığı için ‘Mustafa Kemal’in Askeri’ sloganını doğru bulmadığını söylemiş.

O halde sormak lazım: Madem ki Mustafa Kemal’in askeri olmayı kabul etmiyorsun, CHP’de işin ne?

Sayın Kıılçdaroğlu da il başkanlığı için aday olan bu bayana karşı tarafsız olduğunu beyan etmiş. Yani Kılıçdaroğlu böyle birisinin CHP İstanbul İl Başkanı olmasında bir sakınca görmemiş.

NE İŞİNİZ VAR CHP’DE?

İşte CHP’nin geldiği nokta bu: Vatan savaşı vererek Cumhuriyeti kuran CHP’nin, vatan bölücüleri ile birlikte olmayı doğru bulan ve Mustafa Kemal’in askeri olmayı kabul etmeyen bir il başkanı adayı var; ve bu adaya karşı tarafsız olduğunu ilan eden Genel Başkanı.

Mustafa Kemal’in Askeri olmak CHP’li olmanın gereğidir. Neden böyledir, anlatalım. Bunun için Mütareke dönemine dönelim.

MÜTAREKE DÖNEMİ

Bu dönemde ülkenin genel manzarası şöyle: Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’nin sonuna gelinmiş. Ülke işgal altında. Yabancı güçler yönetime hâkim; halk savaşlardan kırılmış, yorgun düşmüş ve hastalıklı; büyük boyutlarda sefalet, yoksulluk ve cehalet ve sefalet; üretemeyen bir ekonomi. Ordu dağılmış ve silahları elinden alınmış. İşgal güçlerinin zulmü devam ediyor.

İşte bu ortamda Müdafaa-i Hukuk dernekleri kurulur ve daha sona bu dernekler Mustafa Kemal öndeliğinde Cumhuriyet Halk Fırkası’na (CHP) dönüşür.

CHP, vatan ve bağımsızlık savaşını yürüten partidir. Mustafa Kemal ve onun askerleri önce işgale son vermiş, sonra da Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bu topraklarda Türk milletini egemen ve bağımsız kılmıştır.

Kemalist Devrim, Mustafa Kemal ve onun askerlerince gerçekleştirilmiştir.  

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMAK

Mustafa Kemal’in askerleri sadece elinde silah düşmana kurşun sıkan insanlar değildir. Ellerinde silah da olur, bilimin meşalesi de olur. Kalplerinde ise her zaman vatan sevgisi, özgürlük ve bağımsızlık aşkı olur.

Cumhuriyeti kuran da onlardır, sonsuza kadar yaşatma azminde olanlar da onlardır.

“Mustafa Kemal’in Askerleri”, vatan ve millet bütünlüğünden ve bu toprakların tümünde milletin egemen olmasından asla taviz vermez.

“Mustafa Kemal’in Askerleri”, ilk görevlerinin Cumhuriyeti korumak ve kollamak olduğunu bilir.

“Mustafa Kemal’in Askerleri”, zalime karşı mazlum milletlerden yanadır.

“Mustafa Kemal’in Askerleri”, dün nasıl emperyalizme karşı savaşarak vatanı işgalden kurtarmışsa bugün de vatan bütünlüğümüze kasteden emperyalizme ve onun Türkiye’deki piyonları olan PKK, FETO’ya karşı her alanda savaşmasını bilir.

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİ OLAMAYANLAR

Canan Kaftancıoğlu gibi Mustafa Kemal’in askeri olamayanlar ise emperyalizmi bir tehdit olarak görmezler.

Emperyalizmin vatan bölücü uşakları ile kol kola aynı yolda yürümeyi doğru bulurlar.

‘Savaşa Hayır’ kampanyası yürüterek vatan bütünlüğü için savaşan Mehmetçiği arkadan vururlar.

‘İleri Demokrasi, azınlık hakları, demokratik özerklik’ kavramları arkasında mevzilenerek vatan topraklarında milletimiz dışındaki güçlerin egemen olmasına hizmet ederler.

CHP İKTİDAR OLAMAZ

Canan Kaftancıoğlu gibi Mustafa Kemal’in Askeri olmayı içine sindiremeyenlerin, PKK ile kol kola girenlerin, emperyalizme karşı tek bir söz söyleyemeyenlerin, PKK/PYD’ye özgürlük savaşçısı diyenlerin egemen olduğu bir CHP’nin bu ülkede iktidar olma şansı yoktur.

AKP ve Erdoğan’ı yıllardır iktidarda tutan da CHP’nin bu yanlışlarıdır. AKP iktidarının devamında MHP’den çok CHP’nin katkısı var.

CHP tabanının büyük çoğunluğunun Mustafa Kemal’in Askeri olduğu biliyoruz. Bunların hâlâ neden bu partiyi desteklediklerini de anlamış değiliz. Ya bu yöneticileri başlarından uzaklaştırsınlar ya da artık bu partiyi desteklemekten vazgeçsinler.

EYUP S. KARAKAŞ

AMERİKA'NIN GERÇEK YÜZÜ

Vatan bütünlüğünü sağlamak için savaşan ve önemli başarılar elde ede Suriye Ordusu’nun İdlib’deki ilerleyişi Sayın Erdoğan’ı rahatsız etmiş. Katil Esed söylemlerini tekrarlemeya başladı. Yetmezmiş gibi CHP ve İP sözcüleri de Suriye devletini katliam yapmakla suçluyor.

Suriye Ordusu’nun ilerleyişinden bir de ABD ve İsrail memnun değil.

Onlara göre Esad terörist başı, Suriye de terörist devlet. Oysa esas terörist devlet Amerikanın kendisidir. Bunu ne iktidar ne de muhalefet dile getirmiyor. Katil Esed diyorlar ama katil Amerika ve İsrail diyemiyorlar.

KÜRESELLEŞME VEYA “NEO-SÖMÜRGECİLİK”

Dünya ekonomisi “küreselleşme” adı altında yürütülen programlarla büyük sermayelerin ve çok uluslu şirketlerin egemeniğine terk edilmeye çalışılıyor.

Küreselleşme sömürünün yeni adıdır. Küreselleşmenin hamisi ise Amerikadır.  Amerika uluslararası kapitalist sistemi korumakla kalmaz, bu sistemin kendi egemenliğinde yürümesini de ister. Bunun için askeri, ekonomik, siyasi, kültürel yöntemleri uygulamaktan asla geri durmaz.

ÖLÜM MAKİNESİ: AMERİKA

Kapitalist sistemin koruyucusu Amerika’nın farklı ülkelerde kurulmuş 400 civarında askeri üssü vardır. Bu üslerde en az 500 000 askeri personel görev yapar. 8 000 stratejik, 22 000 taktik nükleer silah kapasitesi olduğu söylenir. Çok büyük bir donanmaya sahiptir. Binlarce uçağı, füzesi, tankı, topu vardır.

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD güçleri Vietnam, Dominik Cumhuriyeti, Kuzay Kore, Laos, Kamboçya, Lübnan, Panama, Libya, Irak ve Somali’de yüzbinlerce insanın ölümüne ve yıkımlara yol açacak şekilde doğrudan işgale kalkmış ve hava saldırılarında bulunmuştur.

Bu büyük güçle de yetinmeyen Amerika farklı ülkelerde terör örgütleri kurar, onları kendi emelleri doğrultusunda kullanır. PKK, PYD, IŞİD, El Kaide, El Nusra bunların hepsi Amerika’nın piyonlarıdır. Bunların yaptıkları her kanlı eylemin sorumlusu ve destekçisi Amerikadır.

Amerika’nın yaptığı ve desteklediği kanlı eylemler sonucunda yüz binlerce insan göçe mecbur kalmıştır. Soğuk savaş döneminde Komünizmden kaçan mültecilerden çok söz edilmiştir ama kapitalizmin zulmünden kaçan göçmenlerden hiç söz edilmemiştir.

NEDEN MÜDAHALE?

Barışsever ve demokrat olduğunu iddia eden bu ülke neden dünyanın pek çok köşesinde milyonlarca insanın ölümüne ve göç etmesine yol açan müdahalelerde bulunur?

Amerika'nın birinci hedefi sermaye birikimi için dünyayı daha güvenli hale getirmektir. Amaç sermayeyi korumak ve artırmaktır.

Eğer bir ülke Amerika'nın bu politikalarına karşı gelirse müdahale etmekten hiç çekinmez. Müdahale ederken de o ülkenin yönetim biçimini hiç dikkate almaz.
Son yıllarda Amerikan'ın doğrudan müdahalesine maruz kalan Panama, Mısır, Peru, Portekiz, Nikaragua, Şili, Jamaika, Dominik Cumhuriyeti, Küba, Vietnam, Libya, Irak gibi ülkelerin kimisinde askeri yönetimler, kimisinde sosyalistler veya sosyal demokratlar iktidarda idi.

Bütün bu midahallerde temel amaç, mevcut sınıfsal yapıyı küresel ölçekte korumak ve dünyanın topraklarını, işgücünü, doğal kaynaklarını ve pazarlarınıulusötesi yatırımcıların menzilinde tutmaktır.

Amerika doğrudan müdahale etmektense dolaylı denetim yöntemini de kullanır. Beğenmediği yönetimleri değiştirmek için darbeleri desteklemekten kaçınmaz.

Sürekli demokrasiden yana oluklarını söylerler. Ancak son 60 yılda Guatemela, Guyana, Dominik Cumhuriyeti Brezilya, Şili, Uruguay, Suriye, Arjantin, Bolivya Haiti gibi birçok ülkede demokratik yollarla seçilmiş reformcu hükümetler, ABD'nin desteklediği kapitalist ve neo-liberal ekonomi yanlısı askeri güçlerl tarafından devrilmişti. 12 Eylül darbesini de bu kapsamda değerlendirebiliriz.

KATİL KİM?

Amerika'nın doğrudan veya dolaylı müdahaleleri, desteklediği terör örgütlerinin eylemleri sonucu milyonlarca insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan sefalete ve sürgüne mahkum oldu.

AKP, CHP ve İP yetkilileri vatanını emperyalist saldırılara karşı koruyan Esat'ı ve onun yönetimindeki Suriye'yi katil diye niteleyeceklerine gerçek katilin kim olduğunu söylesinler. Söylemekle de kalmasınlar politikalarını buna göre belirlesinler.

9 Ocak 2018 Salı

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE LİDERLER

Son Anayasa değişikliğinden sonra artık resmen ve fiilen Türkiye Cumhuriyeti’nde yürütmenin başı ‘Cumhurbaşkanı’ olacak. Bu bakımdan cumhurbaşkanlığı seçimi büyük önem kazandı. Hatta diyebiliriz ki milletvekilliği seçimlerinden de önemli hale geldi.

Cumhurbaşkanı’nın kuracağı hükümet Meclis’e karşı sorumlu olmayacak. Güven oyu almasına da gerek kalmayacak. Artık başbakan da olmayacak.

İktidar olmak isteyen partiler kendi adaylarını bu önemli gerçeğe ve Türkiye’nin sorunlarına göre belirlemeleri gerekecek.

KİMLER ADAY OLACAK?

Olayları takip ettiğimizde önümüzdeki seçimde muhtemel adayların şunlar olduğunu görüyoruz: 

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve Doğu Perinçek.

Devlet Bahçeli aday olmayacağını ve dolaylı olarak Sayın Erdoğan’ı destekleyeceğini açıkladı ve yarıştan vazgeçti.

Abdullah Gül ise son zamanlarda yurt içi ve yurt dışı görüşmelerini artırdı ve Erdoğan karşıtlığını açıkça ilan etmeye başladı.

Kılıçdaroğlu da aday olacağını açıkladı ve demokrasi ve hukuk mücadelesinde kendileri ile birlikte hareket edeceklerle ittifak oluşturabileceğini söyledi. Adalet yürüyüşünde HDP ile kol kola giren HDP’nin CHP ile beraber hareket edeceği anlaşıldı.

İYİ Parti genel başkanı da aday olacağını birkaç kere tekrar etti. İkinci tura kalmazsa CHP adayını destekleyeceğini de açıkladı.

Vatan Partisi 27 Ocak tarihinde Ankara’da büyü Kurultayını toplayacak ve Genel Başkan Doğu Perinçek’in aday olacağını açıklayacak.

CUMHURBAŞKAN’INI BEKLEYEN SORUNLAR

Yeni Cumhurbaşkanı’nı bekleyen çok önemli sorunlar var.

Ülke bir vatan savaşı veriyor. PKK, FETO gibi terör örgütleri ile çok ciddi bir mücadelenin içinde. AKP iktidarının bölünme noktasına taşıdığı vatanımızın bütünlüğü pekiştirme görevi yeni Cumhurbaşkanı’nın öncelikli görevi olacak.

Ülke borç batağına batmış durumda. Batı’nın bize dayattığı liberal ekonomi programları sonucu borçlarımız arttı, işsizlik arttı, yoksulluk artı ve gelir dağılımındaki bozukluk büyüdü. Yeni 

Cumhurbaşkanı’nın bu gerçekleri görüp borçlanma ekonomisini terk edip üretim ekonomisine geçmeyi sağlaması lazım.

Komşularla iş birliğini sağlaması, laiklik ve aydınlanma konusunda taviz vermemesi gerekir.

HANGİ ADAY?

Bu sorunları hangi aday göğüsleyebilecekse o Cumhurbaşkanı olacaktır.

Sayın Erdoğan’ın 15 yıllık iktidarı ortada. Ülkeyi iyi yönetemediği açıkça görünüyor. Terör ve terörün destekçisi Amerika ile ilgili yalpalamaları devam ediyor. Bu konuda kesin ve yeterli adımları atamıyor. Hala Suriye’yi düşman olarak görüyor. Komşularla işbirliğini yeterli ölçüde sağlayamıyor. Yanlış ekonomik programlarda ısrar ediyor.

Sayın Abdullah Gül’ün geçmişte yaptıkları ortada. PKK’ya verilen tavizleri ‘güzel şeyler olacak’ diye açıklamıştı. Davutoğlu ile birlikte yürüttüğü dış politika ülkemize büyük zararlar vermişti. Hakkında ABD ve İngiltere’nin dostu olduğuna dair ciddi iddialar var. PKK ve FETO’yu başımıza musallat eden bu ülkelerle dostluk peşinde olan bir Cumhurbaşkanı vatan bütünlüğünü pekiştirmede asla başarılı olamaz. HDP’ye de sıcak bakmasını unutmamak lazım.

HDP ile beraber hareket edeceği anlaşılan Kılıçdaroğlu’nun vatan bütünlüğü konusunda büyük yanlış içinde olduğu görülüyor. Kemal Derviş’i ekonomiden sorumlu bakan yapacağını açıklayan Kılıçdaroğu anlaşılan liberal ekonomilerden de vazgeçemeyecek.  

Sayın Akşener, Batı ittifakına bağlı olduğunu ve savunmamızı NATO içerisinde sağlayabileceğimizi programına geçiren bir partinin genel başkanı. Liberal ekonomik programların bütün hızıyla uygulandığı dönemlerde de bakanlık yapmış bir kişi. HDP yeterli oy alırsa mecliste bulunmasında bir mahzur olmadığını da beyan etmişti.

Öyle anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu, Gül ve Akşener Atlantik sisteminin adayları olarak ortaya çıkacaklar ve ikinci tura kim kalırsa onu destekleyecekler. Yani aslında birbirlerinden çok da farkları yok.

SON ADAY: PERİNÇEK

Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek Türkiye’nin sorunlarına tam teşhis koyan ve bunları çözebilecek olan tek adaydır.

Vatan Partisi’nin ve onun Genel Başkanı’nın başarıları ortada:

“Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin çökmesi Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Silivri duvarlarının yıkılıp Türk Ordusunun esaretten kurtarılması ve esaretten kurtulan ordumuzun PKK’yı hendeklere gömüp, Suriye’nin kuzeyinde Amerikan koridorunu yarması Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Ermeni soykırımı yalanının Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararıyla tarihe gömülmesi Vatan Partisi’nin başarısıdır!

15 Temmuz 2016 gecesi hükümetten de önce kamuoyunun önüne çıkarak millete ve orduya güven vererek, ABD-FETÖ darbesinin bastırılmasını sağlamak milletimiz ve ordumuzla birlikte Vatan Partisi’nin başarısıdır!

FETÖ ile 40 yıl mücadele ederek, gladyonun ipliğini pazara çıkararak FETÖ’nün üzerine yürünmesini sağlamak Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Türkiye’nin komşularıyla kanlı bıçaklı olduğu koşullarda, uçakların düşürüldüğü dönemlerde, komşularımızla yeniden işbirliğinin sağlanması Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Türkiye’nin yönünü Atlantik’ten Avrasya’ya çevirmesi Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Türkiye’de, bağımsızlığımızı hedef alan ABD’ye karşıtlığın yükselmesi Vatan Partisi’nin başarısıdır!

Atatürk’e sağdan soldan sövmenin serbest olduğu koşullardan, herkesin Atatürk’e sarıldığı günlere gelmemiz Vatan Partisi’nin başarısıdır!”


Türkiye’nin tek çıkışı Vatan Partisi ve onun lideridir.

5 Ocak 2018 Cuma


İRAN’A NEDEN SALDIRILDI?

Amerika ve İsrail’in kanlı eli İran’ı da karıştırmaya başladı. İran’ın iç dinamiklerini ve halkın  bazı ekonomik durum ve yönetim ile ilgili şikayetleri kaşınarak halk sokaklara çıkarıldı.

Yüz yıllardır beraber yaşamış Farslar, Türkler, Araplar ve Kürtler bir birine düşman kılınmak isteniyor. Amaç belli: İran’ı bölmek. Bu yapılamazsa bile iran’ın Batı Asya’da oynadığı ABD ve İsrail karşıtı eylemlerini sona erdirmek.

Amerika ve İsrail’in Batı Asya ile bu denli ilgilenmesinin üç sebebi var. Bölgedeki petrol kaynaklarını kontraol altına almak; İsrail’in güvenliğini sağlamak, toprak kazanmasına hizmet etmek ve bölge ülkelerini sömürmek.

AMERİKA’NIN SİLAHLARI

Bu ikili bu nedenlerle bölge ülkelerine saldırıyor. Onları bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de kullandığı silah belli: Etnik kimlikleri ve dini inançları ön plana çıkarıp toplumları atomize etmek.

Amerika, yaptığı askeri müdahaleleri haklı göstermek için de bazı sihirli kelimeleri kullanıyor. Demokrasi, insan hakları, adalet, özerklik, dikatörlük sıkça kullandığı kavramlar. Daha da olmazsa müdahale etmek istediği ülkeleri nükler silah üretiyor, kimyasal silah kullanıyor diye itham edip gerekçeler yaratıyor.

Bu konuda da başarılar elde etti. Türkiye’yi istikrarsızlaştırdı. Hatta 15 Temmuz’da işgal etmeye kalktı. Irak’a müdahle etti, bir milyondan fazla insanının ölümüne sebep oldu. Suriye’nin hali ortada. İlk körfez savaşından bu yana 3 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Bütün bunlara rağmen istediği başarıyı tam olarak sağlayamadı. Özellikle son zamanlarda Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bazı konularda beraber hareket etmesi Amerika’yı yenilgiye doğru itti.

NEDEN İRAN?

Amerika-İsrail projelerine karşı İran’ın gösterdiği engelleyici tavır dikkate alınınca İran’daki olayların gerçek sebebi de net biçimde ortaya çıkıyor.

Bu konuda Vatan Partisi Genel Başkan yardımcısı Sayın Soner Polat’ın Aydınlk gazetesinde çıkan şu tespitlerini dikkate almalıyız:

“Yakın geçmişe biraz mercek tutalım. İran’ın Hizbullah’a desteği olmasaydı, muhtemelen Lübnan bugün İsrail mezalimi altında inim inim inlerdi! Filistin direnişine şimdiye kadar en büyük ve en samimi desteği İran verdi. Günümüzde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Kudüs’ü ve Filistin’i satmak için ABD himayesinde İsrail ile gizli toplantılar yaptığı dikkate alınırsa, resim daha da netleşir. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin Başkan Trump ile kılıç dansı yaptığı kareleri de hatırlayalım...

İran, en kritik dönemde Suriye’ye verdiği destekle bu ülkeyi ayakta tuttu. Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahale öncesinde Kudüs Kuvvetleri Komutanı Tümg. Kasım Süleymani ile görüşmeler yaptığını biliyoruz. Eğer kendi haline bırakılsaydı, ABD ve İsrail’in politik hedeflerine uygun olarak Suriye 3’e ve hatta 4’e bölünebilirdi. Irak, neredeyse bütünüyle IŞİD’e teslim olmuştu. ABD planları tıkır tıkır işliyordu. Barzani’nin afra tafrasından geçilmiyordu. İran’ın desteği ile Irak’ta HaşdiŞabi organize edildikten sonra Irak güvenlik güçleri askeri olarak durum üstünlüğü sağladı. Kuzey Irak’taki bağımsız Kürdistan girişimi silahla ezildi. İran aynı zamanda Suudi Arabistan’ın vahşi ve işbirlikçi rejimini baskı altında tutuyor.”

İşte bu nedenlerle Amerika ve İsrail İran’a saldırdı. Çünkü İran çökerse Türkiye dahil bölgedeki diğer ülkelerin de parçalanması daha kolay hale gelebilir. Tüm bölgede istikrasızlık yıllarca devem eder. Bu durumdan da en fazla İsrail karlı çıkar.

TÜRKİYE ÖNEMLİ

Bizim için önemli olan Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Batı Asya’daki hiç bir ülke toprak bütünlüğünü tek başına sağlayamaz. Birisi bölünürse sıra diğerine gelir. Türkiye, kendi bütünlüğünü koruması için İran’ın, Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünü korumasına yardımcı olması gerekir. Bu bakımdan, “katil Esat”, İran’da demokrasi ve özgürlükler yok”, “Barzani’nin devlet kurmasında ne sakınca var” gibi söylemlerden kaçınmak lazım.

Bölge ülkeleri emperyalizme karşı iş birliği yapmalıdır.

İran’daki olaylar konusunda Türkiye dikkatli olmalıdır. Ortamın durulması ve istikarın sağlanması konusunda İran’a yardımcı olmak şarttır. Türkiye’nin vatan bütünlüğü bunu gerektirir.

Geçmişte Suriye’de yaptığımız yanlışlıkların sonucu ortada. Benzer uygulamalar İran halkına değil, Amerika ve İsrail’e hizmet eder.

2 Ocak 2018 Salı


2017’NİN KAYBEDENLERİ



2017 yılı kaybedenler ylı oldu. En başta çok güçlü, hiç yenilmez sanılan ABD Ortdadoğu’da yenildi ve kaybetti.

PKK’nın sonu geldi. Önce kendi açtıkları hendeklere gömüldü. Kalanlar da kentlerden, dağlardan sürüldü veya etkisiz hale getirldi. Ne dağlarda ne de kentlerde sığınacak yerleri kalmadı. Amerika’nın verdiği silahlara da onları kurtaramadı.

PKK’nın siyasal uzantısı HDP ‘de kaybetti. Barajı geçemez duruma düştü. Milletvekilleri hapse girdi. Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet Yürüyüşü’ de, Tuncay Özkan’ın çığlığı da onları derman olmadı.

Amerika, PKK’nın uzantısı PYD’ye binlerce tır silah yardımı yaptı. Onları eğitti, donattı ama onlar da kaybetti. Türkiye, bölge ülkeleri ve Rusya ile işbirliği yaparak PYD’yi çembere aldı. TSK Suriye’e girerek Afrin’i güneyden kuşattı.

Barzani referandum yapmaya kalktı; sadece Irak’ı değil, Türkiye ve İran’ı da karşısına aldı. Sonuçta Amerika ve İsrail’e rağmen elindekilerini de keybetti. Irak ordusu karşısında yenildi ve Kerkük dahil bir çok yerden kaçıp gitti.

Amerika’nın bir büyük yalanı daha ortaya çıktı. IŞİD’e yardım ettiği BBC’nin yayınladığı görüntülerle anlaşıldı. Bu terör örgütü de Suriye ve Irak’tan silindi.

2016 yılında darbe yapmaya kalkan FETO’da kaybedenler arasında. Devlet içine yerleşmiş, asker sivil binlerce mensubu tutuklandı, kamudaki görevlerine son verildi. Para kaynaklarına el konuldu. Finans desteği kırıldı. Bütün bunlara rağmen siyasi boyutuna dokunulamadı.

AMERİKA KAYBETTİ

PKK, PYD, Barzani, FETO yenilince Amerika da kaybetmiş oldu. Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da hatta tüm dünyada 2017 yılının kaybedeni oldu. Trump’ın yayınladığı güvenlik strateji belgesi bu kaybedişin itirafları ile dolu. Belgedeki saptamalar şunlar:

“Soğuk Savaş’tan sonra tek süper güç kaldık. Ama başarı rehavete neden oldu.

Amerikan gücü artık yenilmez sandık. Ama ABD inişe geçmeye başladı.

Vaşington’daki eski liderler, egemenliğimizi uzak diyarlardaki bürokratlara teslim etti.

Amerikan liderleri Amerika’nın üstünlüğüne inançlarını kaybetti. Sonucunda vatandaş hükümete ve geleceğe güveni kaybetti.

Güven krizi yaşadık ve anahtar alanlarda üstünlüğümüzü başkalarına teslim ettik.

Kuruduğumuz uluslararası örgütleri başkaları kullandı.

Başkaları sanayilerini destekledi, teknoloji çaldı, pazarları yönlendirdi. ABD’nin ekonomik güvenliği tehdit ediliyor.

Sınırı olmayan millet millet değildir!

Evinde refahı koruyamayan, dışarda çıkarlarını koruyamaz.

Savaşı kazanmaya hazır olmayan millet, savaşı önlemeye hazır değildir.

Çin ve Rusya gibi baş rakiplerimiz bize meydan okuyor, Amerikan güvenlik ve refahının altını oyuyorlar.

Kore DHC ve İran, ABD’yi tehdit ediyor.

Son 20 yılın siyasetlerini gözden geçirmeliyiz: Rakipleri işbirliğiyle ve uluslararası düzene katarak dönüştürme siyaseti genel olarak iflas etti.”

AMERİKA’NIN HAMLELERİ

Kaybetmeye alışık olmayan Amerika yenilgilerini tersine çevirmek için hamleler yapmaya başladı:

Suudi Arabistan’da Amerika karşıtı olabilecek prensler pasifize edildi. Yönetim tamamen Amerikancıların eline geçti. Suudiler ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki akeri durumuna getirildi.

Amerika yönetimi PYD’ye 400 milyon dolarlık silah yardımı yapmaya karar verdi. Suriye’nin kuzeyinde 100 kişilik bir ordu kurmanın hazırlıkları yapılmaya başlandı.

İran’da İsrail ile birlikte karışıklık çıkarmaya başladı. Türk, Kürt, Arap fitnesini kışkırttı. Halkı yönetime karşı ayaklandırmaya çalıştı ve çalışıyor.

2018’DE İŞBİRLİĞİ ŞART!

Amerika’nın sömürme ve İsrail’in büyüme arzusu Batı Asya’yı kan gölüne çevirmişti. Akan kanı ancak bölge ülkelerinin iş birliği tam olarak durdurabilir.

Milli devletler korunmalıdır. Etnik kimlik ve mezhep siyasetlerinden vazgeçilmelidir.

Unutumamalıdır ki, Türkiye, Suriye, Irak veya İran’ın birinin bölünmesi diğer ülkelerin de bölünmesine yol açar.

Artan işbirliği 2018’i Batı Asya’nın zafer yılı yapacaktır.