4 Eylül 2017 Pazartesi

“BİR YANIM KURT KUŞ YEMİŞ Bİ YANIM BİHABERDİR”

Radyodan Aysun Gültekin’i dinliyorum; o muhteşem, yanık sesi ile çok sevdiğim uzun havayı söylüyor:

“Bu haber ne haberdir
Sinem Gabar gabardır
Bir yanım kurt kuş yemiş
Bir yanım bihaberdir”

Türkiye’nin çelişkileri bundan daha iyi anlatılamaz. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da bir yanını yanı kurt kuş yerken, diğer yan bunda habersiz yaşıyor.

VATAN SAVAŞI VE BİHABERLER

En büyük çelişki vatan savaşında.  Kahraman Mehmetçiklerimiz ve polislerimiz 40 derece güneşin altında, sırtlarında kilolarca teçhizat ülke bölünmesin, vatan bütünlüğü kaybolmasın, Türk milleti vatanın her karış toprağına egemen olsun diye kanı, canı pahasında savaşıyor. Ülkenin diğer yanı bundan habersiz, vur patlasın çal oynasın eğleniyor. İçinde bulunan tehdit ve tehlikeleri ya bilmiyor ya da umurunda değil.

Daha da acı olanı, bir takım gafil ve hainler de Mehmetçiğin katilleri ile yollarda, meydanlarda beraber eylem yapıyor.

EKONOMİK ÇELİŞKİLER

Ekonomik çelişki de oldukça derin. Zenginler zenginleşmekte, zenginlerin en zenginleri daha da zenginleşmekte, yoksulların sayısı artmakta ve giderek daha da yoksullaşmakta. 15 milyon insanımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Gelir, servet ve fırsat eşitsizliğinin boyutları büyümekte. Kadınlarımızın durumu daha da vahim; cinsiyet eşit(siz)liğinde 122. Sıradayız.

Yoksulluk sınırında yaşayan çocuk sayısı Türkiye’de yüzde 24.6. Bu oranla Türkiye 39 ülke arasında üçüncü sırada. Türkiye’de her 4 çocuktan biri açlık sınırında yaşıyor. OECD ortalaması yüzde 12.7. Bebek ölümlerinde 1’inci sıradayız. Bizde binde 17 (2008) iken, OECD ortalaması 4.6.


HAL BÖYLE OLUNCA:

Kimisi evine götüreceği ekmeğin fiyatını bile hesap ederken kimisi en lüks lokantalarda yiyip de yemek beğenmiyor.

Kimisi çocuğunun okul masraflarını karşılayamamanın acısını çekerken kimisi çocuğunu en pahalı özel okullara gönderiyor, yetmezmiş gibi özel hocalar tutuyor. Yoksullun çocuğu okurken de zorlanıyor, okulu bitirip iş ararken de; zenginin çocuğu iyi okullarda rahat rahat okuyor, okul bitince de zaten işi hazır oluyor.

Kimileri ülkenin fabrikalarını, işletmelerini, topraklarını, derelerini, madenlerini, limanlarını satıyor, kimileri de bunlardan habersiz televizyonda saçma sapan programlar izliyor.

Daha somut örnek verirsek, Rahmi Koç Atlantik’i geçecek özellikte, dünyanın en pahalı uçaklarından birisini alırken, Renault işçisi geçim derdi içinde kıvranıyor.

SINIF VE MİLLET ÇELİŞKİSİ

Böyle bir toplumda yaşıyoruz ama bu sorunların farkında değiliz. Siyasilerimizin de, gazetecilerimizin de, sözde aydınlarımızın da gündeminde bunlar yok. Halkımız ise yoksulluğu ve eşitsizliği kabullenmiş durumda. Bu dünyadan ümidini kesmiş, öbür dünya için çabalıyor. Zenginler de bundan istifade dünyalıklarını artırıyor.

Bütün bunların altında sınıf çelişkisi yatıyor. Emekçiyi kurt kuş yerken, sermaye sınıfı çalışanın durumundan bihaber, refah ve keyif içinde yaşıyor.

Benzer çelişki milletler arasında da var. Sömüren ülkeler var, sömürülen ülkeler var. “Mazlum devletler” dün de vardı, bugün de var.

Dünyanın ekonomik kaderi bankacıların ve çokuluslu şirketlerin insafına terk edilmiş durumda. Bunlar da kurt kuş olmuş mazlum milletleri yiyor.


1 Eylül 2017 Cuma

ATLANTİK SİSTEMİNE SON!

Atatürk 16 Mart 1923’te Adana’da çiftçilerle konuşurken şunları söylemiş:

“…vatanımızı yoksulluğa, memleketi yıkıntıya sürükleyen çeşitli sebepler içinde, en kuvvetlisi ve en önemlisi, ekonomik bağımsızlıktan yoksunluğumuzdu. (…..)  Devletler şimdiye kadar bize şu veya bu meselelerde gösterişli müsaadelerde bulunuyorlar gibi görünüyorlar; lakin ekonomik tutsaklıkla bizi felce uğratıyorlardı. (…..) Bu tutsaklığa katlanan mevki sahibi kimseler memnundu, çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardı; fakat gerçekte milleti manen miskinlik çukuruna atmışlardır. Bunlar ekonomik mahkumiyeti anlamayan bahtsız hayvanlardı…”

Atatürk kimi kastediyor diyorsanız söyleyelim: Osmanlının son dönemindeki Ülkeyi borç batağına sokup sonra da ekonomiyi “Düyunu-u Umumiye”e teslim eden padişahları,  isimli padişahları, halk fakirlikten kırılırken yalılarda müzik, şiir sefaları ile gönül eğlendiren paşaları, Anadolu topraklarının büyük kısmına egemen olup halkı maraba olarak çalıştıran toprak ağalarını, fakir Türk köylüsünden aşar adı altında topladıkları paraları iç eden mültezimleri…

Osmanlı’nın son dönemindeki geriliğin esas nedeni Türkiye’nin Avrupa sermayesinin sömürü alanı haline gelmesidir. Padişahlar, paşalar ve diğer yöneticiler Türkiye’nin tarım, ticaret, tabiî kaynaklar, demiryolları bayındırlık tesisleri, gümrük ve maliye gelirleri Avrupa’nın ekonomik güçlerinin hükmü altına soktular. Uyguladıkları açık kapı ve aşırı borçlanmaya dayanan ekonomik siyasetler kendilerini zengin etti, Türk halkının yoksulluğunu ise artırdı.

Padişahlar, paşalar ve zadeganlar saraylarda, köşklerde sefa sürerken Türkler tezekten yapılma evlerinde oturdular, başkalarının topraklarında amelelik, kasaba ve şehirlerde kahvecilik, hamallık ve suculuk yaptılar.

Avrupa’dan alınacak yardımla ve borçla Türk toplumunun Batı uygarlığına katılacağını sandılar. Batı sermayesini Türk toplumunu soymasına izin verdiler.

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Kurtuluş savaşı sadece Türk milletinin vatanını işgalden kurtarmak için yapılmadı ve sadece ordular arası bir savaş değildi. Türk milletinin askeri ile sivili ile bu topraklarda egemen olmak ve bağımsız yaşamak için Batı’nın emperyalist güçlerine karşı topyekûn mücadele etti ve zaferi kazandı.  

Nedir tam bağımsızlık diyorsanız, Atatürk cevap versin: “Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri ve her hususta tam bağımsızlık ve serbestlik kasdolunmaktadır.”

İktisadi ve mali bağımsızlığını kazanan Türkiye sanayiini hızla geliştirmeye başladı. O yılları Yüksek Mühendis Şükrü Er’den öğrenelim: “… 1927 ‘de Türkiye’de ilk otomobil ve kamyon fabrikasının kurulduğunu kaç Türk vatandaşı bilir? Şimdi ben 1930 yılında 4.000 işçiyle faaliyete geçen bu fabrikada, günde 55 binek otomobili ve 10-15 kamyon imal ediliyordu desem, kaç kişi ciddiyetle inanır?”

“…vaktiyle uçak fabrikası kurduk, 150 uçak mühendisi yetiştirdik, o günün tekniğine uyan uşaklar imal ettik, Hollanda’ya bile sattık…” (Dünya, 21-22 Aralık 1978)

Batı Sistemi’ne bağımlılığını yok eden Türkiye Avrupa sermayesinden borç ve tavsiye almadan bu başarıları elde etti. Özellikle 1930’lu yıllarda devletçilik ve planlı kalkınma modeli ile sanayiini, ticaretini ve tarımını hızla geliştirdi.

YENİDEN BATI EGEMENLİĞİ

II. Cihan Harbinden sonra yeniden Batı Sisteminin etkisine giren ve özellikle 1980’den sonra uygulanan borçlanma ve özelleştirme esasına dayanan ve ülke kapılarını Avrupa sermayesine ve mallarına sonuna kadar açan Türkiye, Osmanlı’nın son dönemindeki duruma geri döndü. Yeniden borç batağına saplandık. Buna karşın ne sanayimizi, ne de tarımımızı istenilen noktaya taşıyabildik. Zenginlerimiz arttı ama zenginliğimiz artmadı. İşçi, köylü gene yoksul; gençlerin dörtte biri ise işsiz geziyor.

Kendi uçağını, otomobilini yapan Türkiye’den cumhurbaşkanının zenginlere yerli otomobil yapın diye yalvardığı bir Türkiye’ye geldik. Batı Sistemi içimizdeki işbirlikçilerle ve kontrol altına aldığı yöneticilerle bizi bu duruma getirdi.

ÇIKALIM KURTULALIM

Batı Sistemi veya başka bir değişle Atlantik Sistemi bizi sömürmekle kalmıyor, vatanımızı bölmek için de her türlü alçaklığa başvuruyor. AKP yönetimindeki Türkiye bölünmemek için Batı ile savaşırken o sistemin sömürmek için bize dayattığı liberal politikaları uygulamaya devem ediyor. Çelişki büyük. AKP iktidarı bu çelişkinin farkında ama belki de kişisel ekonomik nedenlerle borçlanma ekonomisinde üretim ekonomisine geçemiyor.

Türkiye’nin Atlantik sistemi içinde kalarak vatan bütünlüğünü koruması ve ekonomisini düzeltmesi mümkün değil. En kısa sürede bu sistemden çıkıp tam bağımsızlığımıza yeniden kavuşmalıyız. Türkiye’nin Atlantik ikliminde gelişip büyümesi imkânsızdır.


Türk milleti tam bağımsızlığı sağlayacak ve Türkiye’yi Atlantik Sisteminden çıkaracak partileri iktidar yapmaya mecburdur.

29 Ağustos 2017 Salı

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

Türk milletinin bu büyük gününü kutluyorum.
Cumhuriyet’e giden yolun kapısını bugün açtık.
Başını İngilizlerin çektiği “Batı”nın emperyalist güçlerini bugün mağlup ve perişan ettik.
Mazlum milletlere emperyalist güçlerin de yenileceğini bugün gösterdik.
Dün Batı’nın bir “Şark Meselesi” vardı, bugün BOP var.
Dün bize Sevr’i dayatıyorlardı, bugün topraklarımızın bir kısmını da içine alan bir kukla devlete razı olun diyorlar.
Dün de Batı ile savaşıyorduk, bugün de…
Dün Çiğiltepe, Conkbayırı vardı, bugün Afrin ve Kandil var.
Dün de mazlum milletlere örnek ve kalkan olmuştuk, bugün de olacağız.
Dün zafer bizim oldu, bugün de zafer bizim olacak.

ZAFER BAYRAMI

Bu büyük zaferin komutanı Mustafa Kemal Atatürk’e kulak verelim:
“Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta hey'etinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.
Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir âbidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”
Bu zaferi kazanarak bize hür ve müstakil bir vatan bırakan, başta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa, Garp Orduları Komutanı İsmet Paşa ve Milli Savunma bakanı Kazım Paşa olmak üzere, neferinden, en üst düzeydeki komutanına kadar ordumuzun tüm mensuplarına,  şehitlerimize, gazilerimize ve ordumuzun galip gelmesi için her türlü fedakârlığı gösteren kadın, erkek tüm milletimize şükranlarımızı ve minnetlerimizi sunuyoruz.

DÜN YUNANLILAR BUGÜN FETO VE PKK

Bu savaş bir vatan savaşı idi. Türk milleti bu savaşı sadece Yunanlılar karşı değil, yedi düvele yani emperyalist ülkelerin tümüne karşı verdi ve kazandı.
Türk milletini ve vatanını bölmek ve vatan topraklarımızın bir kısmında Kürdistan ve Ermenistan isimli kukla devletler kurmak isteyen, başta İngiltere olmak üzere, emperyalist ülkeler, Sevr Antlaşmasını bize zorla kabul ettirmek istediler. Bunun için Yunanlıları üzerimize saldırttılar.
Biz Dumlupınar'da sadece Yunanlıları değil tüm emperyalist devletleri yendik.
Vatanımızı bölmek için dün Yunanlıları kullanan emperyalist güçler, son yıllarda da PKK, PYD, FETO, DEAŞ denilen terör örgütlerini kullanıyorlar. Sevr'i kabul etmemiz için Yunanlıları bize saldırtan güçler şimdi de BOP'u kabul ettirmek için bu kukla örgütler üzerinden aynı oyunu tezgahlamaya çalışıyorlar.
Dünkü savaşımız da vatan savaşı idi; bugün FETO’ya PKK'ya ve emperyalistlerin yerli işbirlikçilerine  karşı yürüttüğümüz mücadele de bir vatan savaşıdır.
Dün, milletimizin büyük desteği ile vatan savaşını kazanan kahraman ordumuz, Yunanlıları nasıl denize döktü ise, bugün de PKK'yı da, FETO’yu da belki denize değil ama tarihin çöplüğüne dökecektir.
Dün emperyalistlere karşı verdiğimiz Vatan savaşını nasıl kazandıysak, bugünkü vatan savaşını da öyle kazanacağız.

Milletimize ve ordumuza güveniyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hiçbir güç, Türk milletinin bağımsız ve özgür yaşama arzusu ve vatan sevgisi kadar kuvvetli değildir.

28 Ağustos 2017 Pazartesi

CHP ÇIĞRINDAN ÇIKTI, ASLINI UNUTTU

Haberi okuyunca bu kadarı da olmaz artık dedim. CHP, YCHP olalı çok değişmişti ama bu kadar da olmaz artık.  Haber şu:

“CHP'nin düzenlediği 'Adalet Kurultayı'nda Said-i Nursi propagandası yapıldı. CHP'nin Çanakkale'de düzenlediği ‘Adalet Kurultayı’nda Nur tarikatına bağlı Yeni Asya gazetesi Genel Yayın Müdürü Kâzım Güleçyüz Risale-i Nur'u anlattı.”

Haber okuyunca aklıma Atatürk’ün şu veciz söz geldi:

"Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz; en doğru, en hakiki yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin emir ve isteklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir."

YCHP’nin geldiği noktada demek ki, gericilere de fırsat verme anlayışı da var.

KÜRT TEALİ CEMİYETİ’NİN KURUCUSU SAİD-İ NURSİ VE YCHP BİR ARADA

Biz bugün emperyalistlerin ülkemizi bölmek için üzerimiz saldırttığı teröristlerle karşı bir vatan savaşı veriyoruz. Dünün emperyalistlerin başını İngiltere çekiyordu. Bilen bilir, işte bu Said-i Nursi İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu’da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla “Kürt Teali Cemiyeti” kuranlardan birisidir.  

Vatan bölünmesin diye gencecik çocuklarımız dağlarda, kentlerde şehit oluyor ve YCHP geçmişte Türkiye’nin işgal planına hizmet etmiş ve Türkiye’nin bölünmesi için çaba göstermiş birisinin propagandasını yapmak isteyenlere ortam sağlıyor. Yazıklar olsun!

KILIÇDAROĞLU DOĞRU SÖYLEMİŞ

YCHP çoktandır Atatürk CHP’si olma özelliğini yitirmişti ama bu kadarını da beklemiyorduk. Kılıçdaroğlu 1930’ların CHP’si değiliz dediğinde çok doğru söylemiş ama eksik söylemiş, YCHP 1920’lerin partisi de değil.

Hatırlatmakta fayda var, CHP, Müdafaa-i Hukuk derneklerinin birleşmesi ile “Cumhuriyet Halk Fırkası” olarak kurulmuştur. Müdafaa-i Hukuk doktrinin esasları CHP’nin temel siyasetini belirler. Nedir onlar derseniz, anlatalım:

Emperyalizme karşı başta Türk milleti olarak tüm mazlum milletlerin kurtuluş savaşı, İstiklâl-i Tam (Tam Bağımsızlık) ilkesi, kapitülasyonların kaldırılması, halife unvanına sahip sultanın egemenliğine son verip, millet egemenliğini sağlamak, emperyalist batıya karşı milli birlik, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için bilimin ışığında aralıksız devrim ve atılım.

1920’lerin, 1930’ların yani Atatürk’ün CHP’si bu işte.

CEVAP VERİN BAKALIM

Şimdi soruyorum, cevap verin bakalım:

ABD Suriye’yi füzelerle vurunca mazlum milletlerin yanında olan Atatürk’ün CHP’si bunu destekler miydi? Ülkesini emperyalizme karşı kahramanca savunan Esad’a katil Esad der miydi?

Atatürk’ün CHP’si tam bağımsızlık ilkesini bir yana koyup, emperyalist güçlerden Türkiye’de adaletin ve demokrasinin korunması için yardım ister miydi?

Atatürk’ün CHP’si vatan topraklarından bir kısmında Türk milletinin egemenliğini yok etmek isteyen ve bunun için kan döken bir örgütün mensupları ile kol kola yürür müydü?

Atatürk’ün CHP’si azınlık ırkçılığı yaparak milleti bölmek isteyenlerle kurultay düzenler miydi?

Atatürk’ün CHP’si düzenlediği bir toplantıda çağdaşlığın ve aydınlanmanın düşmanı, aynı zamanda bölücü bir adamın propagandasının yapılmasına izin verir miydi?

YCHP’nin bu aslını inkâr eden siyasetlerini destekleyen hiç kimsenin ben Atatürkçüyüm demeye hakkı yoktur.


Müdafaa-i Hukuk öğretisinin sahibi Vatan Partisi’dir. Tüm Atatürkçülerin toplanacağı yer orasıdır. 

27 Ağustos 2017 Pazar

MEDYANIN GİZLEDİKLERİ


Bir zamanlar rahmetli Attilâ İlhan “Türk medyası Türk değil” demişti; kalkıp medyamız halini görse “Ben size demiştim der” der. Yalaka medya, yanaşma medya, yandaş medya, Doğan medyası, Ciner medyası el ele vermişler milletimizi afyonluyorlar. Buna Sözcü’yü de katabilirsiniz.

Çok büyük saldırı altındayız. Batı sistemi üzerimiz Piyonlarını salmış, bölünün, parçalanın, toprak verin, İkinci İsrail devleti kuracağız, zorluk çıkarmayın deyip saldırıyor. Piyonlar belli: PKK/HDP, FETO, IŞİD, vatansız solcular, azınlık ırkçıları, mezhep kışkırtıcıları, cumhuriyet düşmanları.

Bu saldırgan Atlantik Sistem’i bize 4 önemli hususu dayatıyor:
Kürt sorununu siyasal yönetmelerle çözün, yani toprak verin.
Kıbrıs’taki haklarınızdan vaz geçin.
Ermeni soykırımını kabul edin.
Ekonominizi bizim dediğimiz şekilde yönetin.

ATLANTİK SİSTEMİNİN DAYATMALARI

1945’den beri Atlantik sistemi içinde yer alan Türkiye 24 Temmuz 1945 tarihinden bugüne bu dayatmalara karşı Mehmetçiği ile, polisi ile, yargısı ile kahramanca mücadele ediyor. Tam bir vatan savaşı yani… Bu topraklarda ya Türk Milleti egemen olacak ya da ABD ve İsrail’in uşakları.

Adeta bağımsızlık savaşını yeniden veriyoruz. Peki medya ne yapıyor? Saldırıyı, saldırganların arkasındaki gücü ve saldırganların gerçek yüzünü ve niyetlerini saklıyor.  Biz Amerika ile savaşıyoruz, şehitler veriyoruz, kanlarımız yeniden vatan toprağını suluyor; tehdit ve tehlike çok büyük ama milletimiz farkında değil. Farkında değil çünkü afyonlanmış durumda. Saçma sapan gündemlerle meşgul. Deve kuşu gibi kafalar kuma gömülü…

AVRASYA YOLCULUĞU BAŞLADI

Medyanın gizlediği önemli bir gelişme de şu: Türk milleti vatan bütünlüğünü korumak ve üretim ekonomisine geçmek istediği için Türkiye Atlantik sisteminden kopmakta ve Avrasya’ya yönelmektedir.

Atlantik Sistemi içindeki Türkiye geldiği nokta tam bir felaket: Ülke bölünme aşamasında, ekonomi ise borca batmış durumda. Vatan bütünlüğü, terörün temizlenmesi, üretim ekonomisi, laiklik ve aydınlanma, hepsi Avrasya ilişkileri içinde hayata geçirilebilir. Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Suriye, Türkiye’de Atatürkçü yönetim istediklerini açıklıyorlar.  Atlantik Sistemi’ndeki ülkeler gibi Kemalizm’i terk edin, halklara özgürlük verin, Türkiye’de demokratik özerk bölgeler kurun demiyorlar. Ekonominizi biz yönetelim demiyorlar.

Türkiye, kendi mecburiyetleri ve iç dinamikleri nedeni ile Batı’nın bu saldırganlığına karşı eninde sonunda Avrasya’ya yolunda hızla ilerleyecektir.

PARTİLERİN DURUMU

Sayın Perinçek’in Aydınlık Gazetesindeki tespitlerini aktaralım:

“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Atlantik sisteminden kopmasına karşı “Son nefere kadar mücadele edeceklerini” ilan etmiştir. Dahası Adalet Yürüyüşü sırasında Atlantik gazetelerinde yayımlanan yazılarında, Suriye, Rusya, İran ve Irak yönetimlerini diktatörlükle suçlamıştır. Batı Asya’daki kamplaşmada, kararlı olarak Atlantik emperyalistlerinin safında yer almaktadır. Şu anda Atlantikçi sistemin merkez partisi CHP olarak gözüküyor. Akşener Partisi, Batı sisteminden yana olduğunu açıklamış bulunuyor. HDP/PKK ve FETÖ’cüler ise, Gladyo’nun piyon partileridir. Hepsi, Yeni CHP’nin ya da Kılıçdaroğlu yönetiminin kanatları altında buluşuyorlar.

AKP, MHP ve Saadet Partisi, Avrasya rüzgârının etkilediği partilerdir. Programları Atlantik sistemi içindedir. Ancak zorunluluklar AKP’yi Avrasya güçlerinin yanına itmektedir. Bu partiler, Atatürk Devrimiyle sorunları nedeniyle Avrasya sürecinde kararlı bir yöneliş içine giremiyorlar ve bocalıyorlar.”

“Bütün dünyanın saptadığı üzere, Türkiye’de biricik Avrasyacı parti, Vatan Partisi’dir. Vatan Partisi, Avrasya Seçeneğine dünya ölçeğinde yön veren partilerin başında gelir.”


AKP’nin tek rakibi var, o da Vatan Partisi. Avrasya yolunda ilerlemeye mecbur olan Türkiye’nin geleceğini Vatan Partisi belirleyecektir. 

25 Ağustos 2017 Cuma

26 AĞUSTOS 1922

26 Ağustos 1922 tarihi İstiklal ve Cumhuriyet’e giden yolun açıldığı gündür. Bu günün sabahını Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabında şöyle anlatmış:

“Tümenler önceden belirlenmiş hazırlık hatlarına ulaşmışlardı. Ağır ve hafif toplar önceden seçilmiş yerlere yerleştirildiler. Cephane kolları topların yanına mermi taşıyor, muhabereciler telefon ağını kuruyorlardı. Sıhhıyeciler sargı yerlerini açmışlardır. İstihkâm birliği, hücum edecek birliklere tel örgülerde gedik açacak tahrip müfrezleri yollamıştı.”

“… Askerler subayların tavsiyelerine uyarak, bir iki saat uyumak için başlarını tüfeklerine ya da birbirlerinin omuzlarına yasladılar.”

“…Saat 05:00’e doğru gün ışımaya, sis dağılmaya, Afyon’un kalesi ve dev tepeler yavaş yavaş belirlemeye başladılar.

Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan Kocatepe’de ordusunun başındaydı. Başıyla İsmet Paşa’ya işaret etti, İsmet Paşa Nurettin Paşayı uyardı. 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa kolordulara gerekli emri verdi.

Önce bir tek top sesi duyuldu, mermisi koca Tınaz Tepe’ye düştü. Sonra bütün toplar düzenleme (tanzim) ateşi için gürlediler.

05:30’da batarya komutanları zevk narası atar gibi emir verdiler:
“Ateş!”
“Ateş!”
“Ateş!”

TOP SESLERİ CUMHURİYET’İ MÜJDELİYOR

Bu toplar aslında milli egemenliğin, bağımsızlığın yani Cumhuriyet’in müjdesini veriyorlardu. Cumhuriyet’e kadar gidecek yolun kapısını açıyorlardı.

Top ateşlerini takiben, Mehmetçik yılmadan, korkmadan, zafere inanarak düşmana saldırmış; İzmir’de deniz dökmüş ve bize Cumhuriyeti hediye etmiştir.

Vatanımızı da devletimizi de bağımsızlığımızı da özgürlüğümüzü de kanları ile bu toprakları sulayan gazilerimize ve şehitlerimize borçluyuz. Onlar bizim Mehmetlerimizdir, Mehmetçiklerimizdir.

Başkumandanından neferine kadar hepsi Mehmetçik olan ordumuza minnettarız. Onların bize emanet ettiği Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni her türlü tehdide karşı korumak bizim birinci görevimizdir.

SELAM OLSUN MEHMETÇİKLERE

Bugün de Mehmetçiklerimiz yurt içinde ve dışında vatan savunması yapıyor. Dün muzaffer olan askerlerimiz yarın da muzaffer olacaktır. Buna inancımız tamdır.

Biraz da Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya kulak verelim ve vatan için, Cumhuriyet için şehit ve gazi olan Mehmetçiklerimizi rahmetle analım.

Topraktan mı çıktı yarı toprak bir yaratık,
Gökten mi indi yarı gök bir kartal.
Bir Memet daha var oldu o sıra,
Tepenin doruğunda kalpağı al.

Bir Memet olduğu besbelli,
Saçları başakta, gözleri çiçekte.
Elleri ayakları öylesin kocaman,
Yüzü altı Memet'in yüzüne öylesin benzemekte.

Vardı üç adımda masalcana,
Ağzı duman tüten makineliye, dev.
Kabzayı kavrar kavramaz bastı tetiğe
Fışkırdı namludan sonsuz bir alev.

Allah Allah, şaştı bütün dağlar, bütün gök,
Şaştı dost düşman.
Bu kimdir, bu kaçıncı Memet'tir,
Ölülerde dirilerde dondu kan.

Görsen efsane, görmesen efsane,
Duysan efsane.
Uzak mıdır bayraktan düşen,
Yakın mıdır ne?

Bir parıltı bir parıltı tarihten,
Tanrıca dik.
Yurdun ulusun kutsal gücü,

Bu yedinci Memet, Memetçik.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

HEYKELİNİ KORUYUP ESER VE İLKELERİNE SAHİP ÇIKAMAMAK

Atatürk’ün aleyhindeki söylemler medyada artınca onun heykellerine ve büstlerine yapılan taşlı, sopalı saldırılar arttı. Duyarlı halkımız buna tepkisi gösteriyor ve Atatürk’ün heykellerine ve büstlerine sahip çıkıyor. Bu memnuniyet verici bir duyarlılıktır. Bu hassasiyet bizi sevindirir ama maalesef aynı tepkileri O’nun eserlerine ve ilkelerine saldırı olduğu zaman göremiyoruz. Daha da üzücüsü; bu saldırılar Atatürkçüyüm diyenlerden de geliyor.

Atatürk’ü tanımadan ve onun yaptıklarını ve ilklerini tam olarak anlamadan Atatürk’ü korumak mümkün değildir. Heykel ve büstlerine sahip çıkmakla Atatürk korunmaz. En fazla heykel ve büst 12 Eylül darbesinden sonra dikildi ama Atatürk’e ve onun eserlerine en büyük saldırı da o zaman gerçekleşti.

ATATÜRÜK’ÜN BÜYÜKLÜĞÜ

Ne yaptı da Atatürk bu milletin en büyük lideri oldu? Bu soruya cevap verelim:

 Yıkılmak üzere olan imparatorluktan önce bir Türk devleti çıkardı. Bunun için emperyalizme karşı kurtuluş savaşı verdi ve Türk milletine vatan ve bağımsızlık kazandırdı. Toplumun ümmet aşamasından ‘millet’ aşamasına dönüşümü sağladı ve bir milli, çağdaş devlet kurdu. Demokratik devrim yaptı ve egemenliği kişilerden alıp millete verdi. Özetlersek, Cumhuriyet’i kurdu.

Atatürk 10. Yıl Nutku’nda milleti ile birlikte gerçekleştirdiği en büyük eserini şöyle anlatıyor:

“Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz.”

ATATÜRKÇÜLERİN GÖREVLERİ

Atatürkçünün birinci görevi “Temeli Türk kültürü ve Türk kahramanlığı olan” Türkiye Cumhuriyetini korumaktır.

Dün milleti ile birlikte yürüyen ve Cumhuriyet’i kuran ordumuz bugün de milleti ile birlikte Cumhuriyet’i yıkmak ve vatan topraklarını bölmek isteyen PKK ve FETO’ya karşı büyük bir mücadele veriyor. Yalnız da değil, hakimlerimiz, savcılarımız ve emniyet güçlerimiz de ordumuzun yanında savaşıyor.

Vatanı ve Cumhuriyeti korumak için canları pahasına mücadele eden bu  kahramanlarımız gerçek Atatürkçülerdir. Onlar Atatürkçü olduklarını döktükleri kanları ile ispat ediyorlar.

Ben Atatürkçüyüm diyen herkesin bu kahramanlarımızla aynı safta olması gerekir. Atatürk’ün en büyük eseri olan Cumhuriyet’i yıkmak için kahraman Mehmetçiklerimize, polislerimize kurşun sıkan hainlerin siyasetteki temsilcisi HDP’dir. HDP ile kol kola girenlerin veya FETO’ya açık, gizli destek verenlerin “Ben Atatürkçüyüm” demeye hakkı yoktur.  

ATATÜRKÇÜLÜĞÜN ÖZÜ

Atatürkçülüğün özü şu iki ilkede saklıdır: Ülke tam bağımsız olacak (İstiklâl-i Tam), millet egemen olacak (Hakimiyet-i Milliye).

Atatürk’e göre tam bağımsızlığın olmazsa olmazları var:

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.
Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.”

Peki bu tam bağımsızlık nasıl sağlanacak, okuyalım bakalım:

“....bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Bu sebeple teşkilâtımızda millî güçlerin etken ve millî iradenin hâkim olması esası kabul edilmiştir.”

GEÇEK ATATÜRKÇÜ

Şimdi siz, “NATO’da kalalım, NATO bizi korur, AB’ye girmemiz şarttır, Batı ittifakından kopamayız” derseniz Türkiye’nin tam bağımsızlığını istemiyorsunuz demektir.

Gerçek Atatürkçü ordusunun milli olmasını ve sadece Türk Milletinden emir almasını ister. Gerçek Atatürkçü AB’ye girerek veya Batı ittifakı içerisinde kalarak siyasi ve iktisadi bağımsızlığımızdan vaz geçmek istemez. Gerçek Atatürkçü Batı’nın bize dayattığı neoliberal politikalarına hayır der.

Gerçek Atatürkçülüğün gerekleri elbette bu kadar değil ama biz şimdilik bununla yetinelim.


Atatürkçü düşünceye sahip olmak için lütfen herkes onun yaptıklarını ve sözlerini bir kere daha değerlendirsin. Buna çok ihtiyacımız var.