15 Aralık 2015 Salı

HESAP GÜNÜ YAKINDIR

Memleketin haline bakıp da üzülmemek elde değil. Kan, gözyaşı, göç, şehit, yoksulluk, sefalet haberleri zirve yapmış durumda. Bütün bunlardan birinci dereceden sorumlu olan iktidar ise pişkin pişkin kendisinden başka herkesi suçluyor.

İktidar, ABD’nin iki önemli piyonu olan F tipi örgüt ve PKK ile yaptığı koalisyonu unutmuş, bunları suçlayıp sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor.

F tipi örgüt ile ele ele verip TSK’ne kumpas kuran bunlar. Komutanlarımızı tutsak edenler bunlar.  Cumhuriyeti savunan aydınları cezaevlerine gönderen bunlar. Yargı’yı Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsmak için kullanan bunlar. Çocukların, gençlerin Işık evlerinde, dershanelerde, özel okullarda beyinlerini yıkayıp ABD’ye piyon yapanlar bunlar.

PKK ve onun eli kanlı lideri Apo ile Türk milletine anayasa yapmaya kalkanlar bunlar. Türk Milletini anayasadan çıkarmaya kalkanlar bunlar. PKK’nın militan sayısını artırmasına, silahlanmasına, yöre halkından haraç toplamasına, şehirlere, kasabalara militanlar yerleştirmesine göz yumanlar bunlar.

Bu üçlüye liboşları, birahane solcularını, televizyon soytarılarını da eklemek gerek. Bu ekibin Türkiye’de yarattıkları tablo bu.

Bütün bunlar gafletten mi, dalaletten mi, ihanetten mi bilemem ama yapılanlar bunlar, yapanlar ise ortada.

AKP, PKK ve F tipi örgüt koalisyonun bizi getirdiği nokta işte bu. Şehirler, kasabalar savaş alanına dönmüş. Yöre halkı göçe mecbur ediliyor. Her gün birkaç şehit haberi geliyor.

Komşularımız arasında dost diyebileceğimiz ülke kalmadı. Sıfır sorun diyerek sıfır dost ülke aşamasına geldik. Hiç yoktan kendimize düşman kazandırdık.

Hava alanları, kara suları yabancı uçak, gemi ve askerlerle doldu. ABD, Almanya, İspanya, Fransa, Kanada, Portekiz askerleri topları ile tüfekleri ile ya havamızda ya da kara sularımızda. Bunlar yarın bir komşu ülkeyi bombalarsa sorumlu kim olacak belli değil.

Bütün bunların üstüne şimdi de Türk Milletine yeni anayasa yapacaklarmış. Başkanlık sistemi olsaymış, Türkiye daha iyi yönetilirmiş; yönetimde ikilik olmazmış. Amaç belli, Tayyip Erdoğan’ın başkan olması ve Türk Milleti’nin anayasadan silinmesi.

Türkiye’yi getirdikleri fiili durum meydanda. Ülke bölünme aşamasına gelmiş. Şimdi bu fiili durumu hukukileştirmeye kalkıyorlar.

Bu böyle devam edemez. Türk Milletinin kendini koruyacak refleksleri ve gücü vardır. Elbet bir gün bu kötü gidişe dur denecek, milli hükumet kurulacak ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkılarak tam bağımsız ve milli egemenliğe ve insanların kardeşliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti yeniden inşa edilecektir.

İşte o gün, sorumlulardan muhakkak hesap sorulacaktır. Hesap günü yakındır.

13 Aralık 2015 Pazar

SİS

Tevfik Fikret’in  “Sarmış âfakı yine bir dûd-u muannid Bir zulmet-i beyza ki peyapey mütezayid “ (Ufukları yine inatçı bir sis, duman sarmış. Bir beyaz zulmet ki gitgide artıyor.) Dediği günleri yaşıyoruz.

Türkiye çok zor, tehlikelerle dolu günlerden geçiyor. Yarın ne olacak,  belli değil.

İçerde, PKK eşkıyası yakıp yıkmaya, insanlarımızı katletmeye devam ediyor. Bazı ilçelere devlet hâkim olamıyor. Yöre halkı Suriye’dekine benzer biçimde göç etmeye başladı. Evini, yurdunu bırakıp güvenli yerlere ulaşmaya çalışıyor. Devlet memurları istifa edip bölgeden kaçıyor.

Her gün şehit cenazeleri geliyor. Şehitlerimizin çocuklarının hüzün dolu bakışları, tabuta sarılışları ciğerimiz yakıyor.

Ülkemiz ve etrafımız silah deposuna döndü. Rus uçağı sınırımızı 2 km geçti diye düşürüyoruz ama hava limanlarımız ABD, Alman, İngiliz, Fransız uçakları ile doldu. Etrafımızdaki denizlerde ise, savaş gemilerinin sayısı giderek artıyor.

Bir yanda başını Rusya ve İran’ın çektiği güçler, diğer yanda ABD ve ortakları; savaş ha çıktı ha çıkacak. Biz ne yapacağız, bilen yok.

Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak politikalar güdeceğimize bu ülkeleri bölmek için savaşan örgütlere destek veriyoruz. Onların militanlarını eğitiyoruz. 

Bölünme sırası bize gelmiş haberimiz yok.

Ekonomik olarak da durum içler acısı. Genç nüfusta işsizlik oranı % 25’i aşmış durumda. Yoksulluk sınırı altında yaşayan 10 milyonlarca insanımız var.

Ekonomimiz dışardan gelecek borç paraya dayanıyor. Bu paranın kaynağı ise petrol gelirleri. Petrol fiyatları düşerse borç para bulmakta da zorluk çekeceğiz. Borcu borçla ödeyen ekonomimiz iyice zora girecek.

Halkımız ise, durumdan habersiz, bütün bu dertleri, badireleri başımıza sarmış ve bizi bir ateş çemberi içine almış iktidara destek olmaya devam ediyor; hâlâ bu iktidardan medet umuyor.  

Halkın büyük çoğunluğu gerçekleri bilmeden yaşıyor çünkü etrafına ya hiç bakmıyor veya baksa da yandaş ve satılık medyanın penceresinden bakıyor. Bu pencereden baktığında ise gerçekleri göremiyor çünkü ““Sarmış âfakı yine bir dûd-u muannid”

Sis perdesini kaldıracak, halka gerçekleri gösterecek medyadan yoksunuz. Bu ortamda, halkın sağlıklı karar vermesi mümkün değil. Erdoğan ve AKP iktidarı bu ortamdan faydalanıyor. Bir yandan iktidarını güçlendirmeye devam ediyor, diğer yandan bal tuttuğu parmağını yalıyor.

Osmanlı’yı yeniden kurma hayallerinden önce Mondros’a geldik; şimdi de Sevr’e doğru yol alıyoruz ama haberimiz yok.

10 Aralık 2015 Perşembe


KİMİ NE İÇİN EĞİTİYORUZ?

Güneydoğu'da 24 temmuz tarihinde başlayan savaş devam ediyor. PKK hala direniyor. Hergün yeni şehit haberleri geliyor. Paki biz ne yapıyoruz? Barzani'nin adamlarını eğitmek üzere Musul'a askeri birlik gönderiyoruz.

Peşmergeleri eğitecekmişiz. Eğiteceğiz ki daha çok insan öldürebilsinler. Bu peşmergeler değil miydi Tuzhurmatu'da, Kerkük'de, Telefar'da Türkmen kardeşlerimizi öldürenler? Bu Barzani değil miydi, PKK'yı kollayıp koruyan?

Barzani'nin amacaı Irak'ı parçalamaktır. Yıllardır bunun için uğraşıyor. Büyük Kürdistan hayali ile yaşıyor. Suriye'nin kuzeyinde ikinci İsrail koridorunu açmak için ABD ile işbirliği yapıyor.

Bu Barzani'den petrol alıp onu zengin etmek yetmiyormuş ki şimdide askerlerini eğiteceğiz ki, Irak'ı bölsün ve büyük Kürdistan amacına çabuk ulaşsın.

Musul IŞİD'den temizlenince buraya hakim olacak güç Barzani'nin peşmergeleri olacak. Bunun bize ve orada yaşıyan Türklere ne faydası olacak?

Türkiye'nin çıkarı ve güvenliği Irak'ın ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumasına bağlıdır. Bizm hedefimiz bu olmalıdır ve stratejimizi buna göre belirlememiz gerekir. Oysa biz ne yapıyoruz? Irak'ı parçalasın diye Peşmergelere, Suriye'yi parçalasınlar diye merkezi hükumet karşıtı terör örgütlerine destek veriyoruz.

Eğit-Donat diye bir program uyguladık ve ABD ile birlikte Suriye'deki terör örgüt mensuplarını eğitip silahlandırmaya marifet sandık. Kırşehir'de bu amaçla bir eğitim merkezi kurmaya kalktık.

Musul'da peşmergeleri eğiterek, Kırşehir'de Suriye muhaliflerini eğiterek Türkiye hiçbir şey kazanamaz. Irak ve Suriye parçalanırsa Türkiye de parçalanır.

Rus uçağını düşürmeniz de son derece yanlış olmuştur. Bu düşüşten en çok ABD memnun kalmıştır. Bu düşürme hadisesi Türkiye'nin bölünme sürecine hizmet etmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi ekonomik olarak da bizi zor duruma sokmuştur.

Türkiye çok yanlış yönetiliyor. Kırmız çizgiler yok oldu. Politikamızı ABD ve onun batılı müttefikleri belirliyor. Bu gidiş iyi gidiş değil. 

Aklımız başımıza almazsak gelecekte daha çok kan ve göz yaşı göreceğiz.

8 Aralık 2015 Salı

KİMİN SAVAŞI?

Ortadoğu silah deposuna döndü. ABD zaten buralardaydı, şimdilerde silahını alan geliyor. Rusya geldi, yetmedi Çini de çağırdı. Paris’te bomba patladı, Fransa, İngiltere ve Almanya’da aldı silahını geldi. Türkiye, İsrail, İran, Suriye, Irak zaten buradaydı.

Gelenlerin gerekçesi de IŞİD’i yok etmek. Hepsi koalisyon kuracakmış ve IŞİD ile mücadele edeceklermiş. Yani IŞİD olmasa bunlar Ortadoğu ile hiç ilgilenmeyeceklermiş.

Bu IŞİD ne kadar güçlü imiş ki dünyanın tüm süper güçleri ona karşı birleşti. Vay be!

IŞİD bahane petrol ve doğal kaynaklar şahane.

Birinci Cihan harbi de, ikinci Cihan harbi de birer paylaşım savaşıydı. Bu savaşlar bitti ama ülkeler arsında paylaşım mücadelesi bitmedi. Bugünlerdeki askeri yığınağın sebebi bu mücadele.

Bugüne kadar bölgedeki ülkelerin askeri gücünü, terör örgütlerini ve paralı askerleri kullanan büyük güçler iş ciddiye binince kendi orduları ile birlikte geldiler.

Üçüncü dünya savaşı çıktı diyen de var, yakında çıkacak diyen de var.

Sormak lazım: Kimin için bu savaş ve bu savaşa kim karar veriyor? 

Cevap basit: Ülkelerdeki siyasi ve ekonomik sistemi kim yönetiyorsa onlar karar veriyor.
Rejimi ne olursa olsun bu ülkelerde yönetim, toplumun en zengin % 1’lik kesiminin elindedir. Siyasi kararlar da ekonomik kararlar da bu zengin kesimin çıkarı doğrultusunda alınır.

Bu savaş zenginlerin kendi arasındaki bir savaştır. Savaşın askerleri ise yoksullardır.

Bu savaştan bazı zenginler kazanacak bazı zenginler zarar görecek ama kim kazanırsa kazansın zengin olmayanlar savaşın acısı çekecek.

Yoksul yoksulluğu ile kalacak ama bazı petrol ve silah tüccarları zengin olacak.

Dünyadaki ve ülke içindeki ekonomik sistem öyle düzenlenmiştir ki, para fakir ülkelerden zengin ülkelere ve fakirlerin cebinden zenginlerin cebine akar. Savaşlar da bu para akışını düzenlemek için yapılır.

Temennimiz bu paylaşım savaşının çok kanlı bir senaryoya dönüşmemesidir.

Dünya nimetlerinin hakça bölüşümü sağlanmadan yoksulların yüzünün gülmesi mümkün değildir. Bu da ancak tüm ülkelerde, gerçek anlamı ile, milli demokratik devrimin tamamlanması ile mümkün olabilir.


4 Aralık 2015 Cuma

BÜYÜK ÇATIŞMAYA DOĞRU

Şu gerçekler bilinmeden Ortadoğu’daki olaylar tam olarak anlaşılamaz.

·         Ortadoğu küresel enerji kaynaklarının en önemli merkezi ve ihracatçısıdır
·        Dünyanın kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 34'ü de Ortadoğu'dadır.
·         Petrol tüketimi 2003'te günde 66 milyon varilken, 2020'de 119 milyon varil olacaktır.
·         Ortadoğu petrolünün kalitesi bir hayli yüksek ve maliyeti de ucuzdur.
·         Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin yüzde 65.4 üne sahiptir. Bu rezerv 1.047 milyar varildir. Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus rezervleri de eklenince toplam, rezerv dünya rezervlerinin yüzde 69.6 sına ulaşmaktadır.
·         Ortadoğu'nun potansiyel rezervleri ise 252.5 milyar varildir.
·         2002 Yılında Ortadoğu küresel petrol ihtiyacının yüzde 41.4 ünü karşılamıştır.
·         Geleceğin küresel petrol ihtiyacını karşılayabilecek ve bu maksatla üretimi artırabilecek bölge Ortadoğu'dur.
·         Kuzey Amerika'nın 2025'e dek Ortadoğu'dan alacağı petrol yüzde 85 artacak, bunun büyük bir kısmı ABD'de tüketilecektir.

ABD’nin temel stratejisi “egemen güç üstünlüğü” esasına dayanır. Egemenliğini sağlamak ve devam ettirmek için askeri gücünü diğer ülkelere hâkim olmak için kullanır. ABD, egemenliğini devam ettirmek için, diplomatik, ekonomik yöntemlere başvurur ve uluslararası ortamı şekillendirmeye ve kendi düşüncelerini yaymaya çalışır.

BOP projesi ABD egemenliğinin devamı için geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur.

Bu proje gereği Türkiye’nin gücü PKK aracılığı azaltılmaya çalışılmış. Irak ve Suriye bölünmüş Irak petrolleri ABD’ ve onun müttefiki ülkeler tarafından kontrol altına alınmıştır. Sıra bu petrolleri güvenli bir şekilde Akdeniz’e ulaştırmaya gelmiştir.

Sıra Suriye’nin kuzeyinde açılmak istenen, adına “Kürt koridoru” veya “ikinci İsrail koridoru” denilen koridorun açılmasına gelmiştir.

ABD açısından bu koridorun açılmasını önleyen iki önemli gelişme olmuştu: Birincisi, Türkiye ABD’ye bağlı terör unsurlarının Fırat’ın batısına geçmesini önledi ve Suriye’nin bu kısmını kontrol altına aldı. İkincisi ise, Rusya’nın Suriye’ye askeri olarak yardımı artırdı ve hava ve kara birliklerini bu bölgeye gönderdi.

ABD açısından bu iki engel kaldırılmalıydı. İşte Rus uçağının düşürülmesi ABD’nin bu amacına hizmet etti. ABD’ye engel olmak isteyen iki güç birbirine düşman haline getirildi.

Rusya, ABD ve onun müttefikleri açısından, ikinci İsrail koridorunun açılmasında en büyük engel kabul edildi. Bu engel kaldırılmalıydı. Bunun için gerekirse askeri güç kullanılmalıydı. Kullanılmalıydı ama başını ABD’nin çektiği Atlantik cephesinin bölgede yeterli askeri gücü yoktu. 

Bu amaçla hemen IŞİD devreye sokuldu. Paris’te büyük bir katliam oldu.

Bahane hazırdı. Bu IŞİD artık çok olmuştu, ortadan kaldırılmalıydı.  Bu da ancak çok güçlü bir müdahale ile olabilirdi. ABD’nin askeri gücüne diğer ülkeler de katkıda bulunmalıydı.

ABD, İncirlik üssündeki askerlerini ve uçaklarını takviye etmişti, bunlarla yetinmedi Diyarbakır Hava Üssü’nü de kullanmaya başladı. Fransa, Almanya ve İngiltere bu bölgeye askeri güç göndermek için parlamentolarından izin aldılar.

Atlantik cephesi bölgedeki hava ve kara gücünü takviye ederken bir yandan da Doğu Akdeniz’deki savaş gemilerini artırmaya başladı.

10-15 bin kişilik askeri güce sahip olan ve silahını ve her türlü askeri teçhizatını dışarıdan almaya mahkûm bir terör örgütü olan IŞİD’e karşı Rusya, ABD, Fransa, İngiltere, Almanya askeri yığınak yapıyor. Amaç IŞİD ile mücadele imiş!

Bu bana hiç de inandırıcı gelmiyor. Dünya, hızla büyük bir savaşa doğru gidiyor. O bölgede eninde sonunda büyük bir savaş çıkacaktır.

ABD ve müttefikleri ya açmak istedikleri koridordan vaz geçecekler ya da Rusya ile kapışacaklardır. Cepheler oluşmaya başladı; bir yanda ABD, İsrail ve bazı AB ülkeleri, diğer yanda Rusya, İran, Hizbullah, Çin.

Rus savaş uçağını düşürmemiz ve Ankara ve Paris’te patlayan bombalar ABD ve müttefiklerinin bu bölgede askeri yığınak yapmasının bahanesi oldu. Türkiye Atlantik cephesinin kucağına itildi.


Olay basit bir IŞİD olayı değildir. ABD’nin dünyaya hâkim olma stratejisine karşı Rusya müdahale de bulunmuştur; çatışma kaçınılmazdır. 

Olan başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerine olacaktır. Türkiye’nin yöneticileri bu krizi atlatacak özellikte değildir. Gelecek, daha vahim olaylara gebedir.
KİM DÜŞMAN? KİM DOST?

Komşularla sıfır sorun parolası ile yürütülen dış politika sonucunda sorunumuz olmayan komşu kalmadı. Bu da yetmezmiş gibi Rusya ile de sorunlu hale geldik.

Dış politikalar da savunma politikaları da milli çıkarlarımızı korumak için uygulanır. Suriye ile hiçbir sorunumuz yokken ve Suriye’den hiçbir tehdit almazken bu ülkeye demokrasi götürme hevesi ile tüm ilişkilerimizi bozduk. Suriye merkezi hükumetinin gücünü azalttık ve terör örgütlerinin destekçisi olduk. Hiç düşünmedik ki bugün Suriye’yi parçalamak isteyen güçler gün gelir bizim ülkemizi de aynı yöntemlerle parçalar.

Suriye parçalanırsa Türkiye de parçalanır. Suriye hükumetine karşı savaşan terör gurupları ABD ve AB emperyalizmine hizmet etmektedir.  Orada işleri bitince sıra bize gelecektir.

ABD ve bazı AB ülkeleri Suriye’yi bölmek için uğraşır da Rusya buna karşı eli kolu bağlı durur mu? Nitekim durmadı. İran ve Lübnan Hizbullah’ı ile birlikte Suriye’nin yanında yer aldı. Uçaklarını yolladı, askerlerini Suriye’ye yerleştirdi.

Rusya’nın bu müdahalesi Türkiye’nin aleyhine bir davranış değil. Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması Türkiye için önemli bir kazanç. Türkiye’nin yapacağı şey Suriye ve bölge ülkeleri ile birlikte Rusya ile iyi ilişkiler kurmaktı. Oysa biz ne yaptık? Rus uçağını sınırımızı 2 km geçti diye düşürdük.

Uçak düşünce, iyi ilişkiler içinde kalmamız gereken Rusya ile kanlı bıçaklı olduk. Uçaklarımız çıkarlarımızı koruyacağına tam tersi siyasi ve ekonomik menfaatlerimize darbe vurdu. Atlılan füze Rus uçağından çok Türkiye’yi vurdu.

Rusya ile aramızın açılması ABD ve bazı AB ülkelerini eminim çok sevindirmiştir. BOP gereği bölünmesi için uğraşan batılı güçlerin işi kolaylaştı.

Türkiye Ortadoğu’da karşı karşıya gelen Atlantik ve Avrasya cephelerinden ilkinde kalmaya mecbur bırakıldı. Oysa Türkiye için esas tehdit Atlantik cephesinden gelmektedir.

Irak’ın bölünmesi, Libya ve Suriye’de oynanan oyunlar bizim aklımızı başımıza getirmedi. ABD, Suriye içerisindeki terör guruplarını nasıl destekliyorsa, PKK’yı da öyle destekliyor. Özgür Suriye Ordusu da IŞİD de, PKK da CIA’nın organizasyonlarıdır. Bunlara lojistik destek, askeri bilgiler ve her türlü teçhizat dost bildiğimiz batı ülkelerinde geliyor.

Türkiye’yi bölmek için çaba sarf etmek düşmanca bir tutumdur. Bu tutum içinde olan ABD uçakları Türkiye’deki üslerden faydalanırken ve bu üslerden kalkıp sağı solu bombalarken sesini çıkarmayan Türkiye’nin bize karşı hiçbir tehdit unsuru taşımayan Rus uçağını düşürmesi çok yanlış olmuştur.

Türkiye, en kısa zamanda Rusya ile olan ilişkilerimizi düzeltmeli ve emperyalist güçlerin bizi ve komşularımızı bölmeye yönelik faaliyetleri ile mücadele etmelidir. Dış politikamızı da savunma politikamızı da bu gerçeğe göre yeniden düzenlemeliyiz.



3 Aralık 2015 Perşembe

EMPERYALİZİN ELİ KANLIDIR

Dünyadaki ve özellikle de Ortadoğu’daki olayların tam olarak anlaşılması için emperyalizmin ve özellikle de ABD’nin gerçek yüzünü, amaçlarını ve yöntemlerini iyi bilmek gerekir.

Emperyalizm yaklaşık dört yüzyıllık bir zaman dilimi içinde bütün kıtaları iliğine kadar sömürüp yerli halklara zulmeden korkunç bir güçtür. Emperyalizm, bir ülkenin siyasi ve iktisadi hayatına hakim olan kesimlerin, sırf kendi keselerini doldurmak için başka halkların toprağına, emeğine, hammaddesine ve pazarına el koyar. Üçüncü dünya ülkelerini yalnızca hammadde ve ucuz işçi kaynağı olarak değil, aynı zamanda kendi sanayi ürünleri için bir Pazar olarak görür.

Doğrudan yağmalama, başta petrol olmak üzere doğal kaynaklara el koyarak ve üçüncü dünya insanlarını çok ucuza çalıştırarak Amerika’daki ve Avrupa’daki zenginler servetlerini sürekli artırırlar. Üçüncü dünya ülkelerindeki insanlar ise yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilir. Dünyamızda 2 milyara yakın insan yoksulluk çekmektedir ve bunların büyük bir kısmı da açlık sınırı altındadır. Aslında üçüncü dünya ülkeleri yoksul değildir, yoksul olan bu ülkelerin halklarıdır. Bunun sebebi de bu insanların bu yağmayı sineye çekmeleridir.

Emperyalizmin kullandığı yöntemlerden birisi aşırı faizle borçlandırmaktır.  Borç alan ilkeler bunu iç tüketimde harcarlar, sonra borçlarını ödemek için daha fazla borçlanırlar. Faizler artar, ödeme şartları ise giderek ağırlaşır.

ABD, kendi çıkarlarını ve uluslararası kapitalist sistemi korumak için silah kullanmaktan asla vazgeçmez. Bugün için ABD’nin askeri harcamaları diğer bütün devletlerin bu amaçla harcadığından daha fazladır. Askerlerinin büyük bir kısmı ülke dışında yerleşmiştir. Tüm dünyaya yayılmış üslerinde 500 000’in üzerinde askeri personeli vardır. 30 000’den daha fazla stratejik ve taktik nükleer silaha sahiptir.

Kendi askerini kullanmak istemediğinde, paralı askerleri, terör örgütlerini veya dost ve müttefik diye nitelendirdiği ülkelerin askerlerini kullanır. Gerekiyorsa, terör örgütleri kurar ve onları destekler. Milli devletleri bu örgütler aracılığı ile zayıf düşürür ve hatta etnik kimlik ve dini inanç farklılıklarını ön plana çıkararak ülkeleri bölmeye çalışır.

Kendi ulusal güvenliğini sağlamak veya başka ülkelere demokrasi götürmek bahanesi ile askeri müdahaleler de bulunmaktan kaçınmaz. Bunun için gerekirse düşman icat eder. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaptığı budur.

Emperyalist devletler ve özellikle de ABD dünya kamuoyunu kendi lehine oluşturmak için iletişim dünyasını denetler. ABD medyası her yıl milyonlarca haber, fotoğraf, yorum başyazı, köşe yazısı ve makaleyle diğer ülkelere haber ve düşünce pompalar. Bu pompalamanın ana amacı toplumu yanlış bilgilendirme ve yönlendirmedir. CIA, ABD içinde ve dışında 200’den fazla dergi, gazete, haber ajansı ve yayın evinin doğrudan sahibidir. Ayrıca çok sayıda gazeteciyi de besleyip büyütürler.

Emperyalistlerin bir silahı da üçüncü dünya ülkelerinde kurdukları veya destekledikleri demokratik kitle örgütleridir. Bu örgütleri maddi yünden destekler. Bazı yazarlara ödüller vererek kamuoyunda itibar kazanmasını sağlarlar.

Bu gazeteler ve gazeteciler aracılığı ile oluşturdukları kamuoyu sayesinde siyasi partilerin yönetimlerini kendi istedikleri gibi oluşmasına gayret ederler. Gerekirse CD’li, kasetli komplolar düzenlerler.

Türkiye’deki olayları değerlendirirken bu gerçekler hep göz önünde olmalıdır. Emperyalizm kanlı ve çirkin yüzü ile ülkemize ve komşularımıza çok büyük kötülükler etmektedir. 

Kurtuluşu bu emperyalist ülkelerin insafına ve yardımına sığınarak aramak en büyük gaflettir. Tam bağımsız milli devletimizi bu emperyalist güçlere karşı korumamız için, Türk kimliği altında tek bir millet olarak yaşamamız gerekir. Tek millet olarak mücadele etmeden ülkemizi de, devletimizi de ABD’ye ve onun yerli işbirlikçilerine karşı koruyamayız.