YETER KANMA ARTIK!
Adalet ve Kalkınma Partisi 13 yıllık iktidarı süresince Türk Milletine yapmadığı kötülüğü bırakmadı. Dini inanç temelinde siyaset yapan bu partinin bir de gizli ortağı vardı. Etnik kimlik temelinde siyaset yapan HDP veya PKK. HDP, bir çok konuda adeta AKP'nin ortağı gibiydi.
Bu 13 yıllık süreç sonunda milli birlik bozuldu, ülke bölünme noktasına geldi. 2002 yılında sıfırlanmaya çok az kalan terör yeniden canlandırıldı. AKP'nin yanlış politikaları sonucu ölüm korkusu içerisindeki Apo ve onun yönettiği kanlı terör örgütü PKK dirildi, yeniden doğdu.
Türk Ordusu hukuk dışı işlemlerle ve yargı erki kullanılarak tasfiye edilmeye çalışıldı. Ordunun çok değerli subayları tutsak edildi. TSK'nın gizli kalması gereken planlarına ulaşıldı ve kim bilir kiminle paylaşıldı.
Cumhuriyet'e bağlı, milli bütünlükten yana olan aydınlar, gazeteciler, yazarlar uydurma delillerle hapse atıldı. Televizyonlar, gazeteler satın alındı, susturuldu. Gazeteciler işlerinden kovuldu. Yeniden şekillendirilen medya etnik kimlik ve dini inanç üzerinden siyaset yapılmasını kolaylaştırdı.
Ekonomi çıkmaza sokuldu. Üretim artırılamadı ama borçlar artırıldı. Dış borçlar tutarı 400 milyar doların üstüne çıktı. Devlet borçlandı, özel sektör borçlandı, esnaf borçlandı, halk borçlandı. Borçlar ödenemez duruma geldi.
Yoksulluk ve yolsuzluk arttı. İnsanlar fakirliğe mahkum edildi. İşsizlerin sayısı arttı. Sanayi ve tarım üretimi yavaşladı. İthal mallar piyasayı doldurdu. Saman bile ithal eder hale geldik. Dış ticaret açığı rekorlar kırdı. Açığı yüksek faizli borçlarla kapatır olduk.
Kamuya ait fabrikalar, işletmeler özelleştirilidi. Ormanlar, yer altı zenginlikleri dereler yağmalandı. Özel sektöre ait bir çok fabrika, tesis ve kurum yabancıların eline geçti.
İnsan hayatının değeri kalmadı. Boğaz tokluğuna çalıştırılan işçilerimizin iş kazaları sonucu ölmesi sıradan haber oldu.
İktidarın hırsızlık ve yolsuzluk dosyaları ortalara saçıldı. Halk fakirleşirken iktidar mensupları ve yandaşları zenginleşti. Servet, gelir ve fırsat eşitsizliği arttı. Devlet eli ile müteahhit zengin edildi. İktidardakilerin rant kazanma arzusu ahlakı unutturdu.
Bilimin aydınlığının halkı aydınlatmasının önüne geçildi. Hurafeler, batıl inançlar bilimin yerini aldı. Eğitim sistemi bozuldu. Üniversiteler medreseye dönüşmeye başladı.
13 yılın sonunda geldiğimiz nokta işte bu: Bölünmeye ramak kalmış bir ülke, tasfiye edilmeye çalışılan Cumhuriyet, üretmeyen fakat sürekli borçlanan bir ekonomi, artan yoksulluk, yıpranan ahlak anlayışı ve gerçekleri halktan saklayan bir medya.
İşin garibi bütün bunların sorumlusu olan AKP ve HDP toplumdan rağbet görmeye devam ediyor. AKP her şeye rağmen % 40'ın üzerinde ve HDP de % 13'ün üzerinde oy alabiliyor.Bütün bu kötülüklere rağmen bu partiler bu oranda oy alabiliyorlarsa bunun sebebi insanların dini inançlarının ve etnik kimliklerinin kurbanı olmalarındandır. AKP'yi dindarların, HDP'yi de Kürt kimliğine sahip olanların temsilcisi gibi gösterilmeleri onlara bu oranda oy kazandırmaktadır.
Birisi halkı Allah ile aldatırken, diğeri ise, mikro milliyetçilik yaparak aldatmaktadır. Bu iki partinin Türküyle, Kürdüyle bir bütün olan Türk Milletine bir faydası yoktur. Bunların uyguladıkları ve uygulamak istedikleri politikaların sonu Türkiye halkı için hüsrandır, sefalettir, göz yaşıdır ve en kötüsü kandır.
Ey benim güzel halkım! Bu partilere kanma, bunların sana bir faydası yok. Bunların bugüne kadar bir faydaları dokunmadı, bundan sonra da dokunmaz. Onlar senin inançlarını, etnik kimliğini istismar edip iktidar oluyor. Senin önünde kavga ediyormuş gibi yapıp kapalı kapılar arkasında senin kuyunu kazıyor.
Bunlar seni etnik olarak ve dini inanç olarak bölmeye çalışıyor. Bölünmenin kimseye faydası olmaz. Kardeşlikten güzel ne var? Farklılaşmalar düşmanlığa dönüştürülmek isteniyor, dikkatli ol. Bizi birlik ve beraberlik içinde Cumhuriyet'in eşit haklara sahip vatandaşlığı kurtarır.
Bizi fakir bırakanlara, bizi bölmeye çalışanlara, dinimizi istismar edenlere karşı mücadele etmeden refaha ve düzlüğe ulaşamayız. Gün bölünüp kavga etme günü değil, gün birleşip kötüye, soyguncuya, hırsıza karşı kardeşçe omuz omuza verip mücadele etme günüdür. Gün mafyanın, ağaların, tarikatların iktidarına son verme günüdür. Gün Türk, Kürt, Çerkez, Arap demeden sımsıkı bir olup emperyalistlere ve onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele etme günüdür.
Unutma! AKP ve HDP'den sana fayda gelmez. 13 yılın sonunda geldiğin noktaya baktığında bunların seni nasıl sömürdüğünü göreceksin. Lütfen artık gözünü aç ve senin inançlarını, kimliğini istismar etmelerine izin verme. Yeter, kanma artık!
12 Haziran 2015 Cuma
10 Haziran 2015 Çarşamba
BÖLÜNMEYE GİDEN YOL
1919'un ortamına ve şartlarına geri dönüyoruz. Atatürk Cumhuriyet'i tasfiye ediliyor hem de Atatürk'ün partisi de kullanılarak...
Yönetime, partilere ve medyaya baktığımızda Vahdettini, Damat Ferit Paşa Hükumetini, Hürriyet ve İhtilaf Fırkasını, İkdam ve Peyam gazetelerini, Ali Kemalleri, Refii Cevatları, Rıza Tevfikleri, Sait Mollaları, Said-i Kürdileri, Kürt Teali Cemiyetini, İngiliz Muhipleri Cemiyetini görüyoruz. Bunlar bize el birliği ile yeniden Sevr'i dayatıyorlar. Adını da açılım süreci veya çözüm süreci koymuşlar.
Bu tablo, özellikle son 15 yılın eseridir. Bu 15 yıl çerisinde bölünmeye doğru giden olayları hatırlayalım:
Türk güçleri tarafından öldürüleceği anlaşılan Apo, ABD tarafından asılmamak şartı ile Türkiye'ye teslim ediliyor ve İmralı'ya yerleştiriliyor. Orada her türlü güvenliği sağlanıyor ve böylece örgütünü kolaylıkla yönetmeye başlıyor.
ABD'nin Irak politikalarını tasvip etmeyen Ecevit Hükumeti Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan gibi isimlerin entrikaları ile yıkılıyor. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan önderliğinde, Refah Partisi ve Anavatan Partisinden ayrılan milletvekillerinin katkısı ile Adalet Ve Kalkınma Partisi Kuruluyor. Ülke Devlet Bahçeli tarafından 3 Kasımda seçime götürülüyor. AKP iktidar oluyor.
AKP iktidarı AB'ne gireceğiz aldatması ile çok sayıda yıkım kanununu kabul ediyor. Atatürk ilkeleri yavaş yavaş rafa kaldırılıyor.
ABD askerlerinin Türkiye'de yerleşmesini sağlayacak olan Hükumet tezkeresi 1 Mart 2002 tarihinde Deniz Baykal ve Onur Öymen'in büyük gayretleri ile TBMM'de ret ediliyor. daha sonraki günlerde Deniz Baykal kaset operasyonu ile Parti başkanlığından uzaklaştırılıyor. CHP yeni yönetimi tarafından Onur Öymen milletvekili adayı yapılmıyor.
3 Nisan 2003 tarihinde devrin başbakanı ve ABD dış işleri bakanı Powel arasında 2 sayfalık, 9 maddelik bir mutabakat imzalanıyor. Bu mutabakatın maddelerinden bazıları şunları içeriyordu:
Türkiye kuzey Irak'ta sınır ötesi hareket yapmayacak. PKK için geniş kapsamlı af çıkarılacak. PKK'ın siyasallaşması sağlanacak Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü azaltılacak. Irak'ın kuzeyinde kurulacak devlet Türkiye tarafından tanınacak. Yerel yönetim yasaları değiştirilecek ve belediyelere özerklik verilecek. Kıbrısta Rauf Denktaş devre dışı bırakılacak. ABD'nin Irakta yapacağı uygulamalara Türkiye destek verecek.
4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak'ta görev yapan Türk askerleri ABD askerleri tarafından başlarına çuval geçirilerek tutsak edildi ve Türkiye'nin kuzey Irak'taki askeri faaliyetleri minimum düzeye indirildi.
2002 yılında bitme noktasına gelen terör AKP'nin uyguladığı politikalar sonucu yeniden arttı. Terör örgütü yöre halkını ve Mehmetçiklerimizi kahpece kurduğu pusularla öldürmeye başladı. Şehit sayısı giderek arttı. Hükumet önleyici tedbirler alacağına bu şehitlerin toplumda yarattığı acıları istismar ederek "anneler ağlamasın" şeklinde bir kampanya başlattı. Amaç, PKK ile yapılan görüşmeleri ve verilen tavizleri meşru ve gerekli göstermekti.
CHP genel başkanı Deniz Baykal bir kaset komplosu ile istifa ettirildi ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu'nun ekibi açılım sürecini destekleyebilecek isimlerden oluşuyordu.
Bölünme sürecine ve Atatürk Cumhuriyetinin tasfiyesine karşı çıkabilecek partilere, TSK'ne, bazı medya organlarına ve aydınlara kumpaslar uygulandı. Yurtsever asker ve siviller Silivri, Hasdal, Mamak cezaevlerinde tutsak olarak tutuldu.
2009 yılında Oslo'da başlayan Hükumet, PKK görüşmeleri genişletildi. Görüşmelere HDP milletvekilleri ve terör örgütü başı Apo da dahil edildi. Terör örgütüne sürekli taviz verildi. Demokratik çözüm adı altında kamu oyu bölünmeye alıştırılmaya başlandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında CHP ve MHP tarafından seçilmeyeceği biline biline Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterildi ve böylece Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu.
Milletvekilliği seçimleri yapıldı. PKK terör örgütünün siyasi uzantısı HDP'nin barajı aşarak TBMM'ne girmesi medya ve CHP desteği ile sağlandı. AKP tek başına iktidar olma özelliğini kaybetti. Bölünme sürecini tek başına tamamlayamayacağı anlaşılan AKP'ye bir ortak bulma yolu açıldı.
1919 şartlarında bize dayatılan Sevr'i Mustafa Kemal önderliğinde verdiğimiz büyük mücadele ile yırtıp attık ve Lozan'ı kabul ettirdik. ABD ve AB Lozan'ı hazmedemediler. Türkiyeyi bölme ve Güneydoğu'da kukla bir devlet oluşturma amaçlarından vazgeçmediler. Sevr'in adını Büyük Ortadoğu Projesi koydular. Bu projenin hayata geçirilmesi için yukarıda sıraladığım olayları gerçekleştirdiler. Sıra son darbeyi vurmaya kaldı.
Adım adım bölünmeye yaklaştık. Bu aşamada kurulacak bir hükumetin de bu süreci tamamlayacak özellikte olması gerekir. AKP'nin tek başına bu süreci tamamlayacak gücü yoktur. Türk kamuoyu sürece tepki verebilir. AKP'nin yanına kamuoyunu tepkisizleştirecek bir ortak gerekir. Bu amaçla HDP'ye baraj atlatılmış ve AKP koalisyon yapmaya mecbur bırakılmıştır. Bunun için en uygun koalisyon modeli AKP-CHP koalisyonudur. HDP'nin bölünme süreci için bu koalisyona destek vereceği aşikardır.
Türkiye bir yol ayırımına getirilmiştir. Milletimiz ya Sevr'e yönelecek ya da Lozan'a.
ABD ve AB'nin ve onların işbirlikçilerinin planları ve hesapları bunlar ama Türk Milleti daha son sözünü söylemedi. Milletimiz dün nasıl Sevr'e izin vermedi ise, bugün de BOP adı altinda gerçekleştirilmeye çalışılan bölünme sürecine izin vermeyecektir. Kimse boş hayallere kapılmasın. Herkes tutumunu bu gerçeğe göre belirlerse iyi olur.
1919'un ortamına ve şartlarına geri dönüyoruz. Atatürk Cumhuriyet'i tasfiye ediliyor hem de Atatürk'ün partisi de kullanılarak...
Yönetime, partilere ve medyaya baktığımızda Vahdettini, Damat Ferit Paşa Hükumetini, Hürriyet ve İhtilaf Fırkasını, İkdam ve Peyam gazetelerini, Ali Kemalleri, Refii Cevatları, Rıza Tevfikleri, Sait Mollaları, Said-i Kürdileri, Kürt Teali Cemiyetini, İngiliz Muhipleri Cemiyetini görüyoruz. Bunlar bize el birliği ile yeniden Sevr'i dayatıyorlar. Adını da açılım süreci veya çözüm süreci koymuşlar.
Bu tablo, özellikle son 15 yılın eseridir. Bu 15 yıl çerisinde bölünmeye doğru giden olayları hatırlayalım:
Türk güçleri tarafından öldürüleceği anlaşılan Apo, ABD tarafından asılmamak şartı ile Türkiye'ye teslim ediliyor ve İmralı'ya yerleştiriliyor. Orada her türlü güvenliği sağlanıyor ve böylece örgütünü kolaylıkla yönetmeye başlıyor.
ABD'nin Irak politikalarını tasvip etmeyen Ecevit Hükumeti Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan gibi isimlerin entrikaları ile yıkılıyor. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan önderliğinde, Refah Partisi ve Anavatan Partisinden ayrılan milletvekillerinin katkısı ile Adalet Ve Kalkınma Partisi Kuruluyor. Ülke Devlet Bahçeli tarafından 3 Kasımda seçime götürülüyor. AKP iktidar oluyor.
AKP iktidarı AB'ne gireceğiz aldatması ile çok sayıda yıkım kanununu kabul ediyor. Atatürk ilkeleri yavaş yavaş rafa kaldırılıyor.
ABD askerlerinin Türkiye'de yerleşmesini sağlayacak olan Hükumet tezkeresi 1 Mart 2002 tarihinde Deniz Baykal ve Onur Öymen'in büyük gayretleri ile TBMM'de ret ediliyor. daha sonraki günlerde Deniz Baykal kaset operasyonu ile Parti başkanlığından uzaklaştırılıyor. CHP yeni yönetimi tarafından Onur Öymen milletvekili adayı yapılmıyor.
3 Nisan 2003 tarihinde devrin başbakanı ve ABD dış işleri bakanı Powel arasında 2 sayfalık, 9 maddelik bir mutabakat imzalanıyor. Bu mutabakatın maddelerinden bazıları şunları içeriyordu:
Türkiye kuzey Irak'ta sınır ötesi hareket yapmayacak. PKK için geniş kapsamlı af çıkarılacak. PKK'ın siyasallaşması sağlanacak Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü azaltılacak. Irak'ın kuzeyinde kurulacak devlet Türkiye tarafından tanınacak. Yerel yönetim yasaları değiştirilecek ve belediyelere özerklik verilecek. Kıbrısta Rauf Denktaş devre dışı bırakılacak. ABD'nin Irakta yapacağı uygulamalara Türkiye destek verecek.
4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak'ta görev yapan Türk askerleri ABD askerleri tarafından başlarına çuval geçirilerek tutsak edildi ve Türkiye'nin kuzey Irak'taki askeri faaliyetleri minimum düzeye indirildi.
2002 yılında bitme noktasına gelen terör AKP'nin uyguladığı politikalar sonucu yeniden arttı. Terör örgütü yöre halkını ve Mehmetçiklerimizi kahpece kurduğu pusularla öldürmeye başladı. Şehit sayısı giderek arttı. Hükumet önleyici tedbirler alacağına bu şehitlerin toplumda yarattığı acıları istismar ederek "anneler ağlamasın" şeklinde bir kampanya başlattı. Amaç, PKK ile yapılan görüşmeleri ve verilen tavizleri meşru ve gerekli göstermekti.
CHP genel başkanı Deniz Baykal bir kaset komplosu ile istifa ettirildi ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu'nun ekibi açılım sürecini destekleyebilecek isimlerden oluşuyordu.
Bölünme sürecine ve Atatürk Cumhuriyetinin tasfiyesine karşı çıkabilecek partilere, TSK'ne, bazı medya organlarına ve aydınlara kumpaslar uygulandı. Yurtsever asker ve siviller Silivri, Hasdal, Mamak cezaevlerinde tutsak olarak tutuldu.
2009 yılında Oslo'da başlayan Hükumet, PKK görüşmeleri genişletildi. Görüşmelere HDP milletvekilleri ve terör örgütü başı Apo da dahil edildi. Terör örgütüne sürekli taviz verildi. Demokratik çözüm adı altında kamu oyu bölünmeye alıştırılmaya başlandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında CHP ve MHP tarafından seçilmeyeceği biline biline Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterildi ve böylece Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu.
Milletvekilliği seçimleri yapıldı. PKK terör örgütünün siyasi uzantısı HDP'nin barajı aşarak TBMM'ne girmesi medya ve CHP desteği ile sağlandı. AKP tek başına iktidar olma özelliğini kaybetti. Bölünme sürecini tek başına tamamlayamayacağı anlaşılan AKP'ye bir ortak bulma yolu açıldı.
1919 şartlarında bize dayatılan Sevr'i Mustafa Kemal önderliğinde verdiğimiz büyük mücadele ile yırtıp attık ve Lozan'ı kabul ettirdik. ABD ve AB Lozan'ı hazmedemediler. Türkiyeyi bölme ve Güneydoğu'da kukla bir devlet oluşturma amaçlarından vazgeçmediler. Sevr'in adını Büyük Ortadoğu Projesi koydular. Bu projenin hayata geçirilmesi için yukarıda sıraladığım olayları gerçekleştirdiler. Sıra son darbeyi vurmaya kaldı.
Adım adım bölünmeye yaklaştık. Bu aşamada kurulacak bir hükumetin de bu süreci tamamlayacak özellikte olması gerekir. AKP'nin tek başına bu süreci tamamlayacak gücü yoktur. Türk kamuoyu sürece tepki verebilir. AKP'nin yanına kamuoyunu tepkisizleştirecek bir ortak gerekir. Bu amaçla HDP'ye baraj atlatılmış ve AKP koalisyon yapmaya mecbur bırakılmıştır. Bunun için en uygun koalisyon modeli AKP-CHP koalisyonudur. HDP'nin bölünme süreci için bu koalisyona destek vereceği aşikardır.
Türkiye bir yol ayırımına getirilmiştir. Milletimiz ya Sevr'e yönelecek ya da Lozan'a.
ABD ve AB'nin ve onların işbirlikçilerinin planları ve hesapları bunlar ama Türk Milleti daha son sözünü söylemedi. Milletimiz dün nasıl Sevr'e izin vermedi ise, bugün de BOP adı altinda gerçekleştirilmeye çalışılan bölünme sürecine izin vermeyecektir. Kimse boş hayallere kapılmasın. Herkes tutumunu bu gerçeğe göre belirlerse iyi olur.
7 Haziran 2015 Pazar
MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ YENİLMEZ
"Şark Meselesi", Sevr ve Büyük Ortadoğu Projesi'ni göz önüne almadan seçim sonuçlarını değerlendirmek doğru olmaz. Bu projenin amacı Türkiyeyi bölmek ve ABD kontrolünde bir kukla devlet kurmaktır. Bu projeyi Türk milletine kabul ettirebilmek için adı "açılım süreci" konulmuştur.
Bu sürecin işlemesi ve borçlanma ve sömürge ekonomisinin devam etmesi için Türkiye'de daha kuvvetli hükumetlerin gerektiğini anlayan güçler AKP-YCHP koalisyonunu planlamışlardır.
Abdullah Gül ve Kemal Derviş pusuda bekliyor. AKP'nin ve Davutoğlu'nn bu süreci devam ettirmesi mümkün görülmüyor.
Onun için HDP'nin barajı aşması sağlandı. Böylece AKP tek başına iktidara gelemedi ve koalisyon yapmaya mecbur kaldı. Açılım sürecinin ( Sevr, BOP) esas piyonu HDP de meclise girmiş oldu ve siyasi güç kazandı.
AKP-YCHP koalisyonu yanlarına HDP'nin desteğini de alarak anayasayı değiştirmek isteyeceklerdir. Amaç, anayasadan Türk Milleti kavramını çıkarmak ve milli, tekil devlet yerine federatif bir model uygulamaktır. Nihai amaç ABD kontrolünde kukla bir devletin kurulmasıdır.Yeni Türkiye dedikleri budur.
Vatan Partisi meclise giremedi ama ABD'nin bu planlarını bozacak güce sahiptir. Anayasadan Türk milletini çıkartmaya izin vermeyecektir. Türk Milletinin bölünmesine, Türkiye Cumhuriyetinin temel yapısının değiştirilmesine izin vermeyecektir. Vatan Partisinin kadroları bunu yapacak güçtedir. Türkiye'nin bölünmesine hizmet eden hainler ve gafiller şunu bilsin ki, Mustafa Kemal'in askerleri yenilmez.
Seçimi ABD kazanmış gibi gözüküyor ama zafer Mustafa Kemal'in askerlerinin olacaktır.
Eyup S. Karakaş
Vatan Partisi Kayseri İl Başkanı
4 Haziran 2015 Perşembe
OYUM VATAN'A
Bu seçimde BOP oylanacak, tam
bağımsızlık oylanacak, milli devlet oylanacak, Müdafa-i hukuk
oylanacak.
Ya Bop kazanacak ve ülkemiz ve
milletimiz bölünmeye bir adım daha yaklaşacak ya da açılım
sevdalıları, özerklik düşkünleri ABD'nin BOP görevlileri
kaybedecek ve Türkiye Cumhuriyeti kazanacak.
Ya Türkiye'yi ABD'den, Vaşington'dan,
Bürüksel'den yönetmek isteyenler kazanacak ya da Mustafa Kemal'in
izinde yürüyen ve kalbi bağımzılık ateşi ile yanan
vatanseverler kazanacak.
Ya fedarsyon yanlıları, etnik kimlik
üzerinden, dini inanç üzerinden, mezhep farklılıkları üzerinden
siyaset yapanlar kazanacak ya da devleti ve milleti bir ve baraber
gören ve kardeşlik, birlik ve bütünlük peşinde olanlar
kazanacak.
Ya Batı emperyalizmin Türkiye'yi
sömürmek için kullandığı işbirlikçiler, özelleştirmeciler,
satıcılar, karaborsacılar, faizciler kazanacak ya da Türk
milletinin her türlü hakkını savunmaya kararlı, milli
ekonomiden, iktisadi bağımsızlıktan yana olanlar kazanacak.
Bir yanda Sistem'in partileri bir
yanda Tam bağımsızlıktan yana olan Vatan Partisi.
Bir yanda Türk milletini anayasadan
çıkarmak için oyunlar peşinde olan partiler diğer yanda Türk
Milletini anayasadan çıkarmam diye meydan meydan haykıran Vatan
Partisi.
Bir yanda özelleştirmeden, gümrük
kapılarının sonuna kadar açılmasından, ne var ne yok
satılmasından, paranın kontrolsüzce dolaşmasından yana partiler
diğer yanda özelleştirmeleri durdurmaya, özelleştirilen bazı
kurumları kamulaştırmaya, gümrükleri ve para dolaşımını
kontrolden yana olan Vatan Partisi.
Bir yanda etnik kimlik ve dini inanaç
üzerinden siyaset yapan partiler diğer yandan “Türk de biziz,
Kürt de biziz; biz Türk Milletiyiz” diyen Vatan Partisi.
Bir yanda ancak sömürge ülkelerinde
olan, yabancı dille eğitimden yana olan partiler, diğer yanda
eğitim dilinin sadece Türkçe olmasını isteyen Vatan Partisi.
Bir yanda borçlanaraki ithalatı
artırarak ekonomiyi yönetmeye kalkan; IMF'nin, Dünya Bankası'nın
tahsildarlarından medet uman partiler diğer yanda üretim
ekonomisinden ve iktisadi bağımsızlıktan yana olan Vatan Partisi.
Ben, ülkem bölünmesin; ülkemin
insanları özgür, devleti bağımsız olsun; vatanın her köşesinde
bayrağımız dalgalansın; ülkemin fabrikaları, dereleri, dağları,
ormanları, madenleri sadece ve sadece bizim olsun; ülkem
Vaşington'dan değil, Ankaradan yönetilsin; insanlarımız
kardeşlik duyguları içerisinde bir ve beraber olsun;
emperyalistler ülkemi ve milletimi bölemesin istiyorum.
Bu isteklerimi karşılayacak tek parti
var o da Vatan Partisi. Vatan Partisi, lideri ile, kadrosu ile
sadece benim değil tüm milletimizin ümidi olmuştur. Musatafa
Kemal'in askerlerinin toplanma yeri olmuştur.
Vatan Partis'nin iktidara gelmesi,
milli meclis ve milli hükumeti kurması ile “Türklüğün
unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki
inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş
gibi doğacaktır.”
Onun için göğsümü gere gere diyorum ki, benim oyum Vatan
Partisi'ne
3 Haziran 2015 Çarşamba
SİSTEM'İN PLANLARI
7 Haziran seçimlerine çok az bir zaman kaldı. Bu seçimlerde Batı sistemi Tayyp Erdoğan'a yardımcı olacak partilerin meclise girmesini bekliyor. AKP'nin tek başına bazı şeyleri beceremediğini gördü; ona yardımcı olacak partileri destekliyor.
Sistem, Türkiye'ye iki yönden saldırıyor:
1. Ekonomik sömürü devem etsin ve bölünme süreci tamamlansın istiyor. Bu amaçla HDP'nin meclise girmesi için var gücü ile çalışıyor. Diğer yandan da Kemal Derviş'i yollamış, nöbeti devralması için bekliyor.
1908 yıllarda Özal ile başlayan, liberalleşme, gümrükleri kaldırma, paranın serbest dolaşımına izin verme, özelleştirme ve borçlanma ekonomisi devam etsin isteyen sistem seçim sonrası ekonomik kadrosunu da belirlemiş durumda: AKP'den Ali Babacan ve CHP'den Kemal Derviş ve Selin Sayek Böke. Bunlar birbirlerini övüp duruyorlar. Belli ki, AKP-CHP koalisyonunda ekonomi bunlardan sorulacak.
Kemal Derviş'in başlattığı ekonomik politikaların sonucu vardığımız yer borç batağı oldu. Şimdi Derviş gelmiş, borçları tahsil edecek. Onun görevi de bu: Tahsildarlık. Bunun için hükümete girmesi lazım. Televizyon televizyon gezip CHP ile AKP'nin koalisyon yapmasının faydalarını anlatıyor. HDP'nin de meclise girmesi için çağrılar yapıyor.
2. Anayasayı değiştirip Türk Milleti'ni anayasadan sileceklermiş. Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu bunu alenen söylüyor. HDP zaten dünden hevesli. Amaç, Türkiye halkının milli birliğini bozup, bölünmelere zemin hazırlamak. Vatan toprakları üzerinde başka devletler kurulmasını kolaylaştırmak. Apo'yu meclise sokmak.
Bu projenin görevlileri ise, Gül, Erdoğan, Davutoğlu, Akdoğan, Murat Özçelik, Sezgin Tanrıkulu, Selahattin Demirtaş ve tabii ki Apo.
Güneydoğu'da özerklik kuracaklarmış; sonra da devletçik oluşturacaklarmış. Batı sisteminin yüz yılı aşkın bir süredir bize dayattığı plan bu. Onun için Eli kanlı terör örgütünü legal bir parti imiş gibi gösteriyorlar. Katil Apo'nun emir eri Demirtaş'ı allayıp, pullayıp gelin etmeye çalışıyorlar. PKK'yı sanki askerlerimizi silahlı silahsız demeden öldüren, mühendislerimizi, öğretmenlerimizi, işçilerimizi, bebek, yaşlı demeden halkımızı katleden bir örgüt değil de barış havarilerinin toplandığı bir partiymiş gibi gösteriyorlar.
Makyajlama, allayıp pullama korosunu liboşlar, vatansız solcular, yetmez ama evetçiler, hepimiz Hırant Dink'iz diye bağıranlar, ABD uşakları, satılık kalemler ve ne yazık ki yıllardır Atatürkçü olarak bildiğimiz yazarlar oluşturuyor. Amaç belli, PKK'yı meclise sokup oluşturmayı düşündükleri koalisyonun bir parçası yapmak.
ABD'de planlanmış bu senaryoları Vatan Partisi bozacaktır. Vatan Partisi'nin iki önemli hedefi vardır: Borçlanma ekonomisine son verip üretim ekonomisini başlatmak ve refahı artırıp, tabana yaymak. Diğer hedefi ise, milleti birleştirmek, vatanı böldürmemek.
Vatan Partisi'nin kadroları halkta aldığı destekle bunu başaracaktır. Halkımız Vatan Partisi'ne güvensin ve oyları ile destek olsun.
Vatan Partisi'nin hedefi yeni Türkiye değil, "Yeniden Türkiye Cumhuriyetidir".
7 Haziran seçimlerine çok az bir zaman kaldı. Bu seçimlerde Batı sistemi Tayyp Erdoğan'a yardımcı olacak partilerin meclise girmesini bekliyor. AKP'nin tek başına bazı şeyleri beceremediğini gördü; ona yardımcı olacak partileri destekliyor.
Sistem, Türkiye'ye iki yönden saldırıyor:
1. Ekonomik sömürü devem etsin ve bölünme süreci tamamlansın istiyor. Bu amaçla HDP'nin meclise girmesi için var gücü ile çalışıyor. Diğer yandan da Kemal Derviş'i yollamış, nöbeti devralması için bekliyor.
1908 yıllarda Özal ile başlayan, liberalleşme, gümrükleri kaldırma, paranın serbest dolaşımına izin verme, özelleştirme ve borçlanma ekonomisi devam etsin isteyen sistem seçim sonrası ekonomik kadrosunu da belirlemiş durumda: AKP'den Ali Babacan ve CHP'den Kemal Derviş ve Selin Sayek Böke. Bunlar birbirlerini övüp duruyorlar. Belli ki, AKP-CHP koalisyonunda ekonomi bunlardan sorulacak.
Kemal Derviş'in başlattığı ekonomik politikaların sonucu vardığımız yer borç batağı oldu. Şimdi Derviş gelmiş, borçları tahsil edecek. Onun görevi de bu: Tahsildarlık. Bunun için hükümete girmesi lazım. Televizyon televizyon gezip CHP ile AKP'nin koalisyon yapmasının faydalarını anlatıyor. HDP'nin de meclise girmesi için çağrılar yapıyor.
2. Anayasayı değiştirip Türk Milleti'ni anayasadan sileceklermiş. Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu bunu alenen söylüyor. HDP zaten dünden hevesli. Amaç, Türkiye halkının milli birliğini bozup, bölünmelere zemin hazırlamak. Vatan toprakları üzerinde başka devletler kurulmasını kolaylaştırmak. Apo'yu meclise sokmak.
Bu projenin görevlileri ise, Gül, Erdoğan, Davutoğlu, Akdoğan, Murat Özçelik, Sezgin Tanrıkulu, Selahattin Demirtaş ve tabii ki Apo.
Güneydoğu'da özerklik kuracaklarmış; sonra da devletçik oluşturacaklarmış. Batı sisteminin yüz yılı aşkın bir süredir bize dayattığı plan bu. Onun için Eli kanlı terör örgütünü legal bir parti imiş gibi gösteriyorlar. Katil Apo'nun emir eri Demirtaş'ı allayıp, pullayıp gelin etmeye çalışıyorlar. PKK'yı sanki askerlerimizi silahlı silahsız demeden öldüren, mühendislerimizi, öğretmenlerimizi, işçilerimizi, bebek, yaşlı demeden halkımızı katleden bir örgüt değil de barış havarilerinin toplandığı bir partiymiş gibi gösteriyorlar.
Makyajlama, allayıp pullama korosunu liboşlar, vatansız solcular, yetmez ama evetçiler, hepimiz Hırant Dink'iz diye bağıranlar, ABD uşakları, satılık kalemler ve ne yazık ki yıllardır Atatürkçü olarak bildiğimiz yazarlar oluşturuyor. Amaç belli, PKK'yı meclise sokup oluşturmayı düşündükleri koalisyonun bir parçası yapmak.
ABD'de planlanmış bu senaryoları Vatan Partisi bozacaktır. Vatan Partisi'nin iki önemli hedefi vardır: Borçlanma ekonomisine son verip üretim ekonomisini başlatmak ve refahı artırıp, tabana yaymak. Diğer hedefi ise, milleti birleştirmek, vatanı böldürmemek.
Vatan Partisi'nin kadroları halkta aldığı destekle bunu başaracaktır. Halkımız Vatan Partisi'ne güvensin ve oyları ile destek olsun.
Vatan Partisi'nin hedefi yeni Türkiye değil, "Yeniden Türkiye Cumhuriyetidir".
2 Haziran 2015 Salı
BÖLÜNME SÜRECİ BİTMİŞTİR
2 Haziran 2015 tarihi Cumhuriyet tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bugün Vatan Partisi'nin Hakkari'de yaptığı miting ile bölünme sürecinin sona erdiği anlaşılmıştır. Sevr'den bu yana Türk milletini ve onun vatanını etnik kimlikler üzerinden bölmeye kalkanlar hüsrana uğramıştır. Bu miting göstermiştir ki, Türkiye halkı Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Arabıyla ve tüm etnik kimlikleriyle bir bütündür ve adı da Türk Milletidir.
Miting büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve şehitler için saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Hiçbir siyasi partinin seçim mitingi yapmadığı Yüksekova’da bütün engellemelere rağmen gerçekleşen Vatan Partisi mitinginde Genel Başkan Doğu Perinçek ve Hakkari milletvekili adayı Namık Ereli konuştu. Ereli konuşmasını hem Türkçe hem Kürtçe olarak gerçekleştirdi. Konuşmasına Yüksekovalıları Kürtçe selamlayarak başlayan Perinçek yurttaşlara “Kardeşlerim, sizlerle kucaklaşmaya geldik” diye seslendi.
Perinçek çok önemli mesajlar verdi. Konuşmasının satır başları şöyle:
"Bizim için Edirne neyse, Hakkari de odur. Vatanın bir parçasıdır. Adana'dan Edirne'den Hakkari'ye selam yolladık. Bu millet birlik istiyor, kardeşlik istiyor. Vatanlarını ekmek biçmek, çarşılarında şenlik istiyor, bağımsız yaşamak istiyor. Edirne'den Hakkari'ye bir olursak başımız dik olur, bağımsız oluruz. Türk ve Kürt'ü ayırmak isteyenler Türk'ü de Kürt'ü de köle yapmak isteyenlerdir. Ayrılarak başı dik yaşama şansı yok.
BOP, Amerika ve İsrail'in hepimiz biliyoruz. Ortadoğu halklarına karşı bu projenin neler getirdiğini yaşadık. Körfez Savaşı'ndan önce gaflet içinde olabiliriz ama yaşadık. Bütün terör örgütleri ABD'ye bağlı. Bölücük ABD'ye bağlı. Vatan partisi bütün bölücük çalışmalarına karşı bölge ülkelerini bir araya getirecek Batı Asya Birliği projesini hayata geçiriyor.
Özerklik Türkiye'de Kürt'e yapılacak en büyük kötülüktür. Sen ona etiket yapıştırıyorsun, benden değil diyorsun. Onu aşağılara sürer, eşit yurttaş olmaktan çıkartır. İşte şimdi plan bu.
Türkiye'de terör, bölücük vs. son vereceğiz. Teröristler silahlarını yere atacak ve yaralarımızı saracağız. Biz Kürt'ümüze hükümet olmayı vaat ediyoruz. Ankara'dan Diyarbakır'a, Edirne'den Hakkari'ye bütün yönetimi halk alacak. Bu halkın içinde Kürtler de var. Sizleri kutluyorum kardeşlerim. Bizi ayırmak isteyenlere karşı dimdik durdunuz."
7 Haziran seçimleri bu açıdan çok büyük önem kazandı. Türkiyeyi bölmek isteyenler HDP'nin (PKK) meclise girmesi için türlü türlü oyunla oynuyorlar. Bebek katillerini sevecen çocuklarmış gibi gösteriyorlar. Açılım isimli bölünme sürecini gerçekleştirmek için, seçim sonrası AKP, CHP, HDP koalisyonlarının alt yapısını oluşturmaya çalışıyorlar. Başaramayacakları ortaya çıkmıştır.
Öyle anlaşılmıştır ki, Türk Milleti Vatan Partisi önderliğinde birleşecek; halkın egemen olduğu, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuzluğa kadar yaşatacaktır.
2 Haziran 2015 tarihi Cumhuriyet tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bugün Vatan Partisi'nin Hakkari'de yaptığı miting ile bölünme sürecinin sona erdiği anlaşılmıştır. Sevr'den bu yana Türk milletini ve onun vatanını etnik kimlikler üzerinden bölmeye kalkanlar hüsrana uğramıştır. Bu miting göstermiştir ki, Türkiye halkı Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Arabıyla ve tüm etnik kimlikleriyle bir bütündür ve adı da Türk Milletidir.
Miting büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve şehitler için saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Hiçbir siyasi partinin seçim mitingi yapmadığı Yüksekova’da bütün engellemelere rağmen gerçekleşen Vatan Partisi mitinginde Genel Başkan Doğu Perinçek ve Hakkari milletvekili adayı Namık Ereli konuştu. Ereli konuşmasını hem Türkçe hem Kürtçe olarak gerçekleştirdi. Konuşmasına Yüksekovalıları Kürtçe selamlayarak başlayan Perinçek yurttaşlara “Kardeşlerim, sizlerle kucaklaşmaya geldik” diye seslendi.
Perinçek çok önemli mesajlar verdi. Konuşmasının satır başları şöyle:
"Bizim için Edirne neyse, Hakkari de odur. Vatanın bir parçasıdır. Adana'dan Edirne'den Hakkari'ye selam yolladık. Bu millet birlik istiyor, kardeşlik istiyor. Vatanlarını ekmek biçmek, çarşılarında şenlik istiyor, bağımsız yaşamak istiyor. Edirne'den Hakkari'ye bir olursak başımız dik olur, bağımsız oluruz. Türk ve Kürt'ü ayırmak isteyenler Türk'ü de Kürt'ü de köle yapmak isteyenlerdir. Ayrılarak başı dik yaşama şansı yok.
BOP, Amerika ve İsrail'in hepimiz biliyoruz. Ortadoğu halklarına karşı bu projenin neler getirdiğini yaşadık. Körfez Savaşı'ndan önce gaflet içinde olabiliriz ama yaşadık. Bütün terör örgütleri ABD'ye bağlı. Bölücük ABD'ye bağlı. Vatan partisi bütün bölücük çalışmalarına karşı bölge ülkelerini bir araya getirecek Batı Asya Birliği projesini hayata geçiriyor.
Özerklik Türkiye'de Kürt'e yapılacak en büyük kötülüktür. Sen ona etiket yapıştırıyorsun, benden değil diyorsun. Onu aşağılara sürer, eşit yurttaş olmaktan çıkartır. İşte şimdi plan bu.
Türkiye'de terör, bölücük vs. son vereceğiz. Teröristler silahlarını yere atacak ve yaralarımızı saracağız. Biz Kürt'ümüze hükümet olmayı vaat ediyoruz. Ankara'dan Diyarbakır'a, Edirne'den Hakkari'ye bütün yönetimi halk alacak. Bu halkın içinde Kürtler de var. Sizleri kutluyorum kardeşlerim. Bizi ayırmak isteyenlere karşı dimdik durdunuz."
7 Haziran seçimleri bu açıdan çok büyük önem kazandı. Türkiyeyi bölmek isteyenler HDP'nin (PKK) meclise girmesi için türlü türlü oyunla oynuyorlar. Bebek katillerini sevecen çocuklarmış gibi gösteriyorlar. Açılım isimli bölünme sürecini gerçekleştirmek için, seçim sonrası AKP, CHP, HDP koalisyonlarının alt yapısını oluşturmaya çalışıyorlar. Başaramayacakları ortaya çıkmıştır.
Öyle anlaşılmıştır ki, Türk Milleti Vatan Partisi önderliğinde birleşecek; halkın egemen olduğu, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuzluğa kadar yaşatacaktır.
1 Haziran 2015 Pazartesi
CANLARIMIZA YAZIK OLUYOR
Elim ve alçakça bir saldırı sonucu meslektaşımız, canımız, yeri doldurulamayacak bir varlığımızı kaybettik. Dr. Kamil Furtun, gaddarlığın, alçaklığın ve cehaletin kurbanı oldu. Bu ilk kaybımız değil, öyle görülüyor ki son da olmayacak.
Katil yakalandı deniyor ama bize kalırsa katiller eli, kolu serbest geziyor.
Dr Kamil Furtun'un katilleri sağlık sitemini para odaklı hale getiren, doktorları para canlısı olarak gösteren, sağlık çalışanlarını halkın nazarında sürekli aşağılamaya çalışan yöneticiler ve medya mensuplarıdır.
Dr. Kamil Furtun'un katilleri, eğitimin özünden insan sevgisini ve insana saygıyı kaldıranlardır.
Dr. Kamil Furtun'un katilleri, siyasi sistemi, ekonomik sistemi ve sağlık sitemini insan odaklı yapacaklarına para odaklı yapanlardır.
Olay, Dr. Kamil Furtune'un katledilmesi ile veya sadece sağlık çalışanlarının saldırıya uğraması ve darp edilmesi öldürülmesi ile sınırlı değildir.
Olayın iki önemli sebebi var: Birincisi, topluma doktorların ve tüm sağlık çalışanlarının tembel, para canlısı, insan sağlığı konusunda vurdum duymaz, bilgisiz ve sürekli hata yapan insanlar olarak gösterilmesi; ikincisi ise, insana verilen değerin azalmasıdır.
Ölenler sadece sağlıkçılar değil ki, gazete sayfaları iş kazaları sonucu ölen, yaralanan insanların haberleri ile dolu. Daha 5 gün önce Kayseri'de bir işçi inşaattan düştü hayatını kaybetti. Olay olağanmış gibi kabul edildi; gazetelerin iç sayfalarında basit bir haberin konusu oldu.
Canın değeri bu kadar mı ucuz olabilir? Toplum bu hale nasıl geldi. Bu para düşkünlüğü, bu cehalet, bu zalimlik nasıl yeşerdi?
İnsana, onun canına, onun duygularına, onun sağlığına, onun hayatına değer verilseydi, 40 000 insanımızı katledenler televizyon televizyon gezip cici çocuk rollerine girebilirler miydi?
İnsan sevgisinin olmadığı, insan sağlığına, onun mutluluğuna ve refahına verilen değerin her geçen gün azaldığı, paranın her türlü politikanın merkezinde olduğu, cehaletin giderek arttığı, katillerin müsamaha ve hatta teşvik gördüğü bir ortamda daha çok canımızı bu ortama kurban vereceğiz demektir.
Dr. Kamil Furtun'a Allah'tan rahmet, milletimize baş sağlığı diliyorum.
Elim ve alçakça bir saldırı sonucu meslektaşımız, canımız, yeri doldurulamayacak bir varlığımızı kaybettik. Dr. Kamil Furtun, gaddarlığın, alçaklığın ve cehaletin kurbanı oldu. Bu ilk kaybımız değil, öyle görülüyor ki son da olmayacak.
Katil yakalandı deniyor ama bize kalırsa katiller eli, kolu serbest geziyor.
Dr Kamil Furtun'un katilleri sağlık sitemini para odaklı hale getiren, doktorları para canlısı olarak gösteren, sağlık çalışanlarını halkın nazarında sürekli aşağılamaya çalışan yöneticiler ve medya mensuplarıdır.
Dr. Kamil Furtun'un katilleri, eğitimin özünden insan sevgisini ve insana saygıyı kaldıranlardır.
Dr. Kamil Furtun'un katilleri, siyasi sistemi, ekonomik sistemi ve sağlık sitemini insan odaklı yapacaklarına para odaklı yapanlardır.
Olay, Dr. Kamil Furtune'un katledilmesi ile veya sadece sağlık çalışanlarının saldırıya uğraması ve darp edilmesi öldürülmesi ile sınırlı değildir.
Olayın iki önemli sebebi var: Birincisi, topluma doktorların ve tüm sağlık çalışanlarının tembel, para canlısı, insan sağlığı konusunda vurdum duymaz, bilgisiz ve sürekli hata yapan insanlar olarak gösterilmesi; ikincisi ise, insana verilen değerin azalmasıdır.
Ölenler sadece sağlıkçılar değil ki, gazete sayfaları iş kazaları sonucu ölen, yaralanan insanların haberleri ile dolu. Daha 5 gün önce Kayseri'de bir işçi inşaattan düştü hayatını kaybetti. Olay olağanmış gibi kabul edildi; gazetelerin iç sayfalarında basit bir haberin konusu oldu.
Canın değeri bu kadar mı ucuz olabilir? Toplum bu hale nasıl geldi. Bu para düşkünlüğü, bu cehalet, bu zalimlik nasıl yeşerdi?
İnsana, onun canına, onun duygularına, onun sağlığına, onun hayatına değer verilseydi, 40 000 insanımızı katledenler televizyon televizyon gezip cici çocuk rollerine girebilirler miydi?
İnsan sevgisinin olmadığı, insan sağlığına, onun mutluluğuna ve refahına verilen değerin her geçen gün azaldığı, paranın her türlü politikanın merkezinde olduğu, cehaletin giderek arttığı, katillerin müsamaha ve hatta teşvik gördüğü bir ortamda daha çok canımızı bu ortama kurban vereceğiz demektir.
Dr. Kamil Furtun'a Allah'tan rahmet, milletimize baş sağlığı diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)