16 Ocak 2015 Cuma

“REKLAM ARASI!”

Son zamanlarda Osmanlı hayranlığı görünüşü içinde Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığını adeta moda oldu. Önüne gelen Osmanlıyı övüp, Cumhuriyeti yeriyor. Son olarak da AKP milletvekili bu Cumhuriyet’in sağladığı imkanlarla vekil olup, Anayasayı koruyacağına dair yemin etmiş olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti için Osmanlı Devletinin reklam arasıdır demiş ve reklam arasının da bittiğini söylemiş. Son 12 yılda geldiğimiz nokta bu ve bu nokta kabul edilir gibi değil.

Şunu açık biçimde söylemek lazım: Osmanlı devletini Türkiye Cumhuriyetini kuranlar yıkmadı; Osmanlı Devleti artık yaşayamaz duruma geldiği için Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Osmanlının son durumunu anlamak için 19 Mayıs 1919’a dönmek gerekir. O tarihteki manzara şu:

Birinci Cihan Savaşı sona ermiş, Osmanlı devleti yenilmiş. Şartları ağır bir mütareke imzalamış. Ordular tasfiye edilmiş, silahları ellerinden alınmış.

Vatan toprakları işgal altında.  İngiliz ve Fransız orduları İstanbul ve Marmara bölgesini, Yunan orduları İzmir ve Ege bölgesini işgal etmiş. Gaziantep, Urfa, Maraş, Adana’da Fransız askerleri var. Kuzey Doğu Anadolu’da Rus işgali devam ediyor. Karadeniz bölgesinde Rum Pontus çeteleri katliam yapmakta. 

Bundan başka, memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

Halk yoksul, perişan, hastalıklı. 

Padişah ve Hükümet çareyi İngilizlere yalvarmakta bulmuş. İngiliz himayesini istemekle meşgul. Onlar için önemli olan, saltanatı korumak ve kendi geleceklerini sağlama almak.


İşte bu şartlarda bir milli mücadele verildi ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. “Reklam arası” verilmeseydi, ülkenin büyük kısmı işgal altındaydı ve Türk Milletine Anadolu’nun ortasında dar bir alan kalmıştı. Bağımsızlık yoktu; bağımsızlık olmadığı için şeref ve haysiyet de yoktu. AKP’li milletvekilinin reklam arasına son verip dönmek istediği tablo işte bu tablodur. 

Aslında Osmanlı’ya özlem duyanlar Kurtuluş savaşında Türk’ün şamarını yiyen emperyalistler ve onların içimizdeki işbirlikçileridir. Bunlar boş hayaller peşindedirler çünkü Atatürk’ün dediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”.  Mustafa Kemal’in askerleri sonsuza kadar Türk’ün İstiklâlini ve Cumhuriyetini koruyacaktır.

8 Ocak 2015 Perşembe

TERÖRÜN KAYNAĞINI BATIDA ARAMAK GEREKİR


Paris katliamı, bizim terör ve terörist kavramlarını tartışmamıza vesile olmalıdır. Özellikle terörün sebep ve kaynaklarının iyi tartışılması gerekir. Paris katliamı bir ilk değildir, son da olmayacaktır. Dünyanın haline bakılınca bunun açık bir gerçek olduğu görülür.

Bu yazdıklarımdan terörü aklamaya çalıştığım anlamını lütfen çıkarmayın. Ben sadece terörün kaynaklarını ve teröristlerin nasıl yetiştiği konusundaki görüşleri yansıtacağım.

Terör, aslında mevcut sisteme karşı silahlı bir isyandır. Globalleşen dünyada terör ülke, etnik kimlik, dini inanç farklılıklarını aşarak tüm dünya için büyük bir tehdit haline gelmiştir.

Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra terör ve terörist kavramları bir örgüt ya da bir toplulukla değil doğrudan İslamiyet ile özdeşleştirilmeye başlandı. Bu "İslamcı Terör" veya "İslami Terör" olarak isimlendirilen eylemlerin doğru ve gerçekçi analizini yapmadan konuya çözüm getirmek imkansızdır.

Siyasi İslamcılar tarafından gerçekleştirilen bu saldırıların gerekçelerine bakıldığında nedenler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerden birincisi, Müslümanların yaşadığı ülkelerde "Cihat"ı kutsayan eğitimin devam etmesi; ikincisi ise bu kutsallaştırılmış "cihat" eylemlerini başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin, sömürü düzenini devem ettirmek için kullanması hadisesidir.

Yüz yıllardır Asya'yı, Afrika'yı, Ortadoğu'yu sömüren batılı güçler, bu bölge halkının sömürüye karşı direncini kırmak için,  insanlar arasındaki etnik, dini inanç, mezhep ve ekonomik farklılıklarını kullanmışlar ve insanları birbirlerine kırdırmışlardır. Bunların örneği geçmişte çoktur. Şu sıralarda da Afganistan'da, Pakistan'da, Irak'ta, Suriye'de her gün yüzlerce insan hayatını kaybetmeye devam ediyor. Kışkırtma, örgütlenme ve silahlar ise batı kaynaklı. Ülkemizde de etnik kimlik ve mezhep üzerinden siyaset yapılması sonucu 4oooo'den fazla insan öldü.

Kışkırtmanın ve örgütlenmenin batı kaynaklı olduğunu anlamak için İslamcı  ve etnik yapılanmaların hangi ülkeler tarafından desteklediğine  bakmak gerekir. Öncelikle de Türkiye'ye bakmalı. Şeyh Sait isyanı, Dersim isyanı, PKK hareketi İngiltere, ABD ve Fransa gibi ülkelerin desteğini alarak gerçekleşmiştir. Bu ülkeler İslami cemaatleri kontrol altına alarak bunları Cumhuriyet aleyhine kullanmaktadırlar. İngiltere sadece Türkiye'de değil, Büyük Britanya'nın tümünde bu cemaatleri yönlendirmekte ve kullanmaktadır. 

ABD, özellikle 11 Eylül saldırısından sonra Afganistan'da, Irak'ta Suriye'de büyük katliamlar yapmış, mezhep ayrılıklarından faydalanarak insanları birbirine düşman etmiştir. Sadece Irak'ta bir milyonun üzerinde insan hayatını kaybetmiş, insanlar evlerinden, yurtlarından uzak yaşamaya mahkum edilmiştir.

Batılı güçler, bir yandan terörü yok edeceğiz bahanesi ile ülkeleri işgal ederken, bombalarla binlerce insanı öldürürken diğer yandan İslam'ın siyasallaşmasını teşvik etmiştir. Müslüman halkın silahlanmasına yardım etmiş ama aydınlanmasına izin vermemiştir. Bu ülkelerde hakim olan şey cehalet, sefalet ve yoksulluk ve despotizmdir.

Batılı güçler İslam ülkelerindeki "cihat"ı kutsayan eğitimin yaygınlaşmasını teşvik ederken bir yandan da "cihat" yapmak için bir araya gelen insanları ve örgütleri kullanıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi yüzyıllardır sürdürdükleri sömürüye devam ediyorlar. Bu ülkelerin uyguladıkları iktisadi sistem yani kapitalizm ile dünya üzerindeki eşitsizliği artırarak, yoksulluğu İslam ülkelerinin kaderi haline dönüştürüyorlar. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oluyor. On binlerce insan Pakistan'dan, Afganistan'dan Irak'tan kalkıp Avrupa kapılarına bu yüzden dayanıyor.  

İslam ülkelerine baktığımızda genellikle gördüğümüz tablo şudur: İnsanlar cahil, yobaz, yoksul; devlet ise, bir zümrenin veya bir şahsın elinde; bu şahıs ve zümre de batılı güçlerin kontrolünde. Sürekli ölüm ve sürgünler....

Bu tablo Batı'nın eseridir. Batı, terörün mağduru değil, uygulayıcısıdır. İnsanları yıllarca sömürürseniz, cehaleti yenecek eğitimi teşvik etmezseniz, gerçek demokrasi yerine kukla yönetimleri desteklerseniz, terörü örgütleyip dış politikanızı yürütmek için kullanırsanız sonu bu olur.

İslam ülkelerinin kurtuluşu ve terörün son bulması için tutulması gereken yol Atatürk'ün yoludur. Atatürk ülkesi işgal altında iken bile terörü bir yöntem olarak kullanmamış, önce milli devletini ve milli ordusunu kurmuş ve önce işgale son vermiştir. Kurulan Türkiye Cumhuriyet'ine laik ve halk egemenliğine dayanan demokratik bir yapı kazandırmıştır. Tam bağımsızlığı esas düstur edinmiştir. Cehalet ile mücadele etmek için  milli eğitime büyük önem vermiştir. Halkına rehber olarak bilimi göstermiştir. Etnik ve mezhep farklılıklarını bir kenara bırakarak birliği ve kardeşliği sağlamıştır.

Atatürk'ün yolunu tutacaklarsa yapmaları gereken şudur:  Kendi milli  devletlerine sahip çıkacaklar; devletin tam bağımsız, laik, demokratik hukuk devleti olmasını sağlayacaklar; etnik ve dini inanç farklılıklarını düşmanlığa değil kardeşliğe dönüştürecekler; cehaleti yenmek için çağdaş eğitime önem verecekler; bilimin rehberliğini kabul edecekler.

Teröre daha fazla kurban vermek istemiyorlarsa, batılı devletlerin sömürüye son vermeleri, bu ülkelerin aydınlanmasına yardım etmeleri ve bu ülkelerde gerçek demokrasinin oluşmasına katkı bulunmaları gerekir. Silah ihraç edeceklerine bilgi ve teknoloji ihraç etmelidirler. Bu ülkelerin  çağdaş dünyanın bir parçası olmasını sağlamalıdırlar. Bunları yapmazlarsa, Paris'te, Londra'da, Nevyork'ta daha çok bomba patlar ve daha çok insan ölür.

7 Ocak 2015 Çarşamba


Hey Onbeşli türküsünü hemen herkes bilir ama onun bir ağıt olduğunu bilmeden kalkıp oynar. Bu yanlışlığı sayın Prof. Dr. Bingür Sönmez gidermeğe çalışmış. Lütfen dinleyiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=Wlnfm2ut-vk

3 Ocak 2015 Cumartesi


DÖRT BÜYÜK SORUN

Vah Türkiyem vah! Yeni yıla yığınla sorunu sırtında taşıyarak girdi. Bu sorunlar 200-300 yıllık sorunlar. Bunlardan kurtulmak için 90 yıl önce çok büyük bir mücadele verdik. Anneler ağlamasın demeden kan döktük, baş verdik toparağımzı işgalden kurtardık; egemenliğimizi elimize aldık; devletimizi kurduk.

Cumhuriyetin ilk yıllarında en büyük savaş cehalete karşı verildi. Çünkü biliniyorduk ki, her türlü bela cehaletten kaynaklanır. İlk yılların atılımı maalesef 1940'lı yıllardan sonra yavaşladı.

Bu nedenle 2015'e 4 büyük sorun ile birlikte girdik:
Cehalet ve bilgi kirliliği;
milli birliğin bozulması ve bölünme;
irticai despotizm;
eşitsizlik ve yoksulluk.

Özelikle son 12 yıllık icraatlar bu sorunları büyüttü ve çözülmesi güç hale getirdi. İktidarı ve muhalafeti ile mevcut siyasi yapı değişmedikçe bu meselelerimiz daha büyük tehditlere dönüşecek gibi duruyor.

Cehaleti yenmenin yolu çocuklarımızı iyi eğitmekten, halkımızı aydınlatmadan geçiyor. Okullaşma oranımız düşük, okula giden çocuklarımıza sağlıklı düşünmeyi, bilimsel olmayı öğretemiyoruz; bilimin önemini kavratamıyoruz. Çocuklar bir takım bilgileri sorgulamadan ezberleyerek okul bitiriyor. Üniversitelerimiz bilim üretemiyor. Bilimi, teknolojiyi dışarıdan alıyoruz. Bilgi ve teknoloji üreten toplumların müşterisi durumundan kurtulamıyoruz.

Ceheletimizi fırsat bilen etki ajanları sürekli bilgi kirliliği yaratıyor. Türkiye'nin ve dünyanın gerçekleri üerine sis perdesi çekilip gizleniyor. Televizyonlar toplumu ya yanlış yönlendiriliyor ya da dizilerle, yarışma ve evlilik programları ile oyalıyor. Ekranlar Cumhuriyet ve Türklük düşmanı, bölücü, yobaz, dış ülkelere hizmet eden satılmışlarla dolu. Adeta hain pazarı kurulmuş, televizyon televizyon transfer olup geziyorlar. Devlet ise halkının doğru bilgilenmesini sağlayacağına bunların işini kolaylaştırmakla meşgul.

Biz Cumhuriyet'i kuraken etnik kimliklerimizi, mezheplerimizi bir kenara koyduk ve Türklük fikri etrafında birleştik. Anayasamıza vatandaşlık bağı ile bağlı olanlan herkes Türktür diye madde koyduk. Ata'mız Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir dedi. Ne mutlu Türküm diyene dedi. Çünkü Osamanlının nasıl parçalandığını iyi bilyorduk. Bir ve beraber olunca emperyalizme karşı duracağımıza, haklarımızı koruyacağımıza inanıyorduk. "Müdafa-i Hukuk" için Kuvayi Milliye"nin gerektiğine inanıyorduk. İnanıyorduk inanmasına ama  özellikle siyasi sistemin ve medyanın da katkısı ile etnik bölücülük büyük bir tehdit oluşturmaya başladı. Topraklarımız üzerindeki hakimiyetimiz zayıflatıldı, sıra ayrı bir devletin kurulmasına geldi.

Halkımızın dini dugularını ve inancını istismar eden bir siyasi yapılanma son yıllarda güç kazandı ve Halk egemenliği bir kişinin egemenliğine dönüşmeye başladı. Demokrasimiz yerini yavaş yavaş irticai despotizm aldı. Hem de bu, demokrasi isteriz feryatları ile yapılıyor. Bölünmenin, despotizmin adı ileri demokrasi oldu.

Ülkemiz maalesef kalkınmakta olan ülke sıfatından kurtulamadı. Üretimi ihmal eden bir ekonumi ile bu noktaya geldik. Sanayi üretimimiz artırılmadı. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki atılım yavaşladı. Yüksek katma değerli ve ileri teknolojik mallar üretemiyoruz çünkü AR-GE çalışmalarımız çok yetersiz. Tarımımız da geri kalınca samanı, soğanı bile dışardan alacak hale geldik.


Halkımzı yoksul. Gelir dağılımı çok bozuk. Siyasi sistem ve iktisadi sistem  toplumun en üst gelir gurubunun kontrolünde. Vergi kanunları, çalışma şartlarını belirleyen düzenlemeler zenginlerin istediği gibi oluyor. Ürün maliyetleri işçilerin aylıkları azaltılarak sağlanıyor. Taşaron işçlik yaygınlaşıyor. Sendikalar etkisizleşiyor.

Milletin madenleri, dereleri, ormanları, kentlerin arsaları zenginlere ucuza devredilip onların daha da zengin olması sağlanıyor. İhaleler zenginler lehine çalışıyor. Zenginler giderek zenginleşirken, yoksullar da giderek fakirleşiyor.

Bu 4 büyük sorun ancak Cumhuriyetin ilk yıllarındaki anlayış ve gayret ile çözülür. Kurtuluş, Kuvayi Milliye'yi oluşturmaktan ve meselerler üzerine cesurane biçimde gitmekten geçiyor. Milli güçlerin ilk yapacağı şey, siyaseti yeniden düzenlemek olmalıdır. Sorunlar büyüktür ama ümitsiz değidir. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki kanda mevcuttur.


27 Aralık 2014 Cumartesi

CEHALET BİZE OSMANLIDAN MİRASTIR

Türk Milleti çok değil 90 sene önce bir kurtuluş ve bağımsızlık savaşı vermiştir. Bu savaş sadece vatan savunması değildir, onun ötesinde elinden alınan tüm değerlerini yeniden kazanma savaşıdır. Bu savaş ile milletimiz hem vatanını düşman askerlerinden temizlemiştir hem de egemenliğini eline almıştır. 

Bu savaş aynı zamanda bir millileşme akınını başlatmıştır. Bu savaşla kendisine ait olup da elinden alınan veya ihmal edilen her türlü değeri ulusumuz geri almıştır, ona sahip çıkmıştır. Yöneticiler tarafından ihmal edilen Türkçe yeniden devlet dili olmuştur. 

Savaş öncesi devlet dili olan Osmanlıca Türk milletinin öz dili değildir. O yıllarda, Türkçe, Arapça ve Farsca karışımı olan Osmanlıcayı ne Türk, ne Arap ne de bir İranlı anlayabilirdi. Türk Milleti uzun yıllar çektiği acılar sonucunda farklı bir millet olduğunu anlamış ve kendi milli devletini kurmuştu. Elbette ki dili de Türkçe olacaktı. Olmuştur da... 

Büyük Atatürk millileşme politikalarını yürütürken iki büyük kuruma can vermiştir: Türk Tarih ve Türk Dil Kurumu. Türk Dil Kurumu'nun yaptığı çalışmalar Türkçeyi daha da zenginleştirmiş ve devlet ile mileti birleştirmiştir. Türkçe'nin bilim dili olması da bu çalışmalarla sağlanmıştır. Bu iş zor da olmamıştır çünkü Türkçe kelime türetmeye uygun bir dildir. Sadece "bilgi" söcüğünden 50'den fazla kelime türetilmiştir. Bu türetilen kelimelerin Osamnalıca karşılığı da yoktur.

Özellikle son yıllarda Türk Milleti'ne ve onun her türlü değerine ve Türk kimliğine saldırı vardır. Bu saldırı vatan topraklarının elimizden alınması, milli birliğimizin bozulması boyutuna ulaşmıştır. Böyle bir ortamda Yahya Kemal'in "Ağzımda annemin ak sütü gibidir.” " dediği Türkçemize bir hücum olmaması düşünülemezdi. Türk milliyetini ayaklarının altına aldığını söyeleyen bir kimsenin Türkçe'yi yerip Osmanlıcayı yüceltmesine şaşmamak lazım. Türk kimliğinin neresine saldırılmadı ki Türkçesi'ne de saldırılmasın?

Milletimizin en büyük sorunu cehalettir. Osmanlı yıkılıp da Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda vatan toprakları işgal altında idi, Türk Milleti aç, yoksul, hastalıklı ve cahil bırakılmış durumda idi. Genç Türkiye Cumhuriyeti açlıkla, yoksullukla ve cehaletle büyük bir mücadele başlattı. Eğitime çok büyük önem verildi. Okul sayıları artırıldı. Kızların da okullaşması teşvik edildi. Millet Mektepleri kurulup en ücra köy ve mezralara bile eğitim hizmeti götürülmeye çalışıldı. Yüksek Okullar açıldı ve İsatanbul Darülfünunu kapatılıp İstanbul Üniversitesi kuruldu. Amaç cehaleti yenmek, Türk Mlletini çağdaş milletler seviyesine çıkarmaktı. 

Cehalete karşı verilen bu savaş özellikle 1950 yılından sonra tavsamaya başladı ve maalesef şu anda cehaletten kurtulmuş, çaşdaş bir toplumuz dememize imkan kalmadı.

Cehalet bize Osmanlı'dan mirastır. Osmanlıları yenemediği cehaleti biz Osmanlıca öğrenerek yok edecekmişiz. Bu iddianın tek bir doğru mantığı olamaz. Türk Milleti kendisini geri bırakan bir anlayışı yeniden benimseyerek ileri gidemez. 

Türk milleti'nin asla vazgeçmemesi gereken iki projesi var: Aydınlanma ve millileşme. Her kim ki bu husulara saldırıyor, onun niyetinin iyi okunması gerekir. 

21 Aralık 2014 Pazar

Bu çağrıya katılıyorum:

CUMHURİYET İÇİN ÇAĞRIMIZDIR
Siyasetin kısır çekişmelerinde rol kapma yarışı içinde olanları uyarıyoruz. 

Vicdanlara ve akıllara sesleniyoruz. 

Davetimiz, şimdi hangi partinin çatısı altında olursa olsun, hangi etnik kökenden, hangi mezhep ve inançtan olursa olsun, çocuklarımıza karşı sorumluluğu yüreğini titreten tüm Türk vatandaşlarınadır. 

İçinde bulunduğumuz durumun özeti şudur: 

Yeni dünya düzeni kurulamadan battı. Dünyada uluslararası dengeler yeniden belirleniyor. Atlantik’te ABD-AB arasında ikili yatırım ve ticaret ortaklıkları için müzakereler yürütülürken, Latin Amerika’da, Pasifik’te, Avrasya’da ayrı ayrı güç-iktidar blokları kurulmaya çalışılıyor. Bu sancılı süreci çok iyi kavramak ve geleceğe hazırlanmak zorundayız. 

Mevcut siyaset, “Yeni Türkiye” adı verilen bir yıkım projesi çizgisinde ilerlemektedir. Bu proje, Türkiye’nin bölünmesi ve yurttaşların ekonomik, sosyal, siyasal hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırılması projesidir. 

Türkiye’de bir yanımızda bölücülük, bir yanımızda Cumhuriyet’le hesaplaşma histerisi boy verdi. Halkımız bir yandan etnik köken, bir yandan mezhep ve inanç farklılıkları üzerine yapılan siyasetle, her geçen gün birbirine yabancı kılınmaya çalışılıyor. Etnik bölücülükle her boydan gericilik, müzakere masalarında kaderimizi karartma anlaşmaları yapıyor. Müzakereciler, emperyalizmin soykırım yalanlarına karşı durmak bir yana, ülkemizi bunlara boyun eğmeye sürüklüyorlar. 

Yurttaşlık haklarımız, en başta laik hukuk devleti ve sosyal devlet ortadan kaldırılarak gasp ediliyor. Yargı siyasallaştırıldı. Hak arama düzeni siyasal iktidarın keyfine bağlandı. Paralı ve kutsal din değerlerine de zarar veren gayrı milli eğitim, elele vermiş hız kesmeden yaygınlaştırılıyor. Doğal kaynaklarımızın yağması, madenlerde ve inşaatlarda işçi kıyımlarıyla birleşti. Gelir dağılımı adaletsizliği ve eşitsizlikler, yolsuzlukla bütünleşmiş yoksulluk, toplumda güven uçurumları yarattı. 

Bu, kötü bir gidiştir. Durdurulması ve sona erdirilmesi bizim ellerimizdedir. 

Çıkış yolu bellidir. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün temellerini bilim ve aklın ışığında attığı Cumhuriyet, temel dayanağımızdır. Bu temelden aldığımız güçle kaderimize el koymak zorundayız. 

Ülkemizin ellerimizin arasından kayıp gitmesine izin veremeyiz. “Yeni Türkiye” projesine karşı “Yeniden Cumhuriyet” yürüyüşümüzü başlatmalıyız. 

Üçüncü bir dünya savaşına muhatap da ortak da olmak istemiyoruz. “Yurtta barış dünyada barış” ilkesine sımsıkı sarılmalıyız. Bir insanlık suçuna dönüşmüş sömürgeciliğin hiçbir türüne daha fazla katlanamayız. Tüm mazlum dünya halklarıyla birlikte uluslararası adil bir ilişkiler düzeni içinde yaşamalıyız. 

Toplumumuzu çürüten borç, faiz, rant düzeneğini kırıp, üretim ve adil paylaşım düzenini kurmayı başarmalıyız. Durmadan kaşınan etnik köken ve inanç farklılıklarımızın istismar edilmesine son vermeliyiz. Yurttaşlık hakları temelinde ulusal ve laik birliğimizi onarıp güçlendirmeliyiz. 

Türkiye’yi çözülmeye sürükleyen her türlü girişimi, tarih önünde mahkum etmeliyiz. Öyle ki, bir daha hiç kimse, açıktan ya da sinsice böyle bir şeye cesaret edemesin. 

Türkiye’yi çözülmeye sürükleyen ve bu gidişi önlemek için üstüne düşeni yapmakta acizlik gösteren siyaset dünyasını uyarıyoruz. Buna hiçbir koşulda onay da izin de vermeyeceğiz. 

Ülkemizin halkçı, milliyetçi ve devrimci birikiminden gelen siyasi partilerin, sendikaların, kitle örgütleriyle meslek kuruluşlarının mensuplarını, aynı duyarlılıkları paylaştığımız tüm yurttaşlarımızı, bizlerle birlikte mücadeleye etmeye, Cumhuriyet’i yeniden kurmaya davet ediyoruz.

“Cumhuriyet” için bir araya geldik. Büyük birlik ve dayanışmayı gerçekleştirmek için mücadele edeceğiz. 

21 Aralık 2014, İstanbul

ÇAĞRICILAR:

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler Prof. Dr. Süheyl Batum Ufuk Söylemez 
(CHP İzmir Milletvekili) (Eskişehir Milletvekili) (Devlet Eski Bakanı)

Şahin Mengü E. Albay Hasan Atilla Uğur
(Manisa E. Milletvekili) (İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı)

İMZACILAR:
Adı Unvan / Görevi
1 Abdülhaluk Çay Prof. Dr. / Devlet (E) Bakanı
2 Adnan Öztürk İş adamı
3 Ahmet Ertürk DSP Edirne E. Milletvekili
4 Ahmet Yavuz Emekli General
5 Alaattin Sevim Emekli Amiral
6 Ataol Behramoğlu Prof. Dr./Sanatçılar Girişimi Sözcüsü
7 Ayfer Kaynar Prof. Dr.
8 Ayhan Yalçınkaya Gazeteci
9 Ayşe Erkli
10 Azmi Karamahmutoğlu Ülkü Ocakları E. Bşk
11 Barış Tınay CHP Beyoğlu İlçe Başkan Yrd.
12 Barlas Doğu Milli Savunma (E) Bakanı
13 Bedri Baykam Sanatçı
14 Bilge Aras Milli Merkez Genel Sekreter Yrd.
15 Birgül Ayman Güler Prof. Dr. / CHP Milletvekili
16 Can Ataklı Gazeteci
17 Canan Arıtman Dr. / CKD Genel Başkanı, E. Milletvekili
18 Candeğer Gezer İşletmeci
19 Cem Gürdeniz Emekli Amiral
20 Cengiz Özakıncı Yazar
21 Çetin Remzi Yüreğir Gaz. İmtiyaz sahibi
22 Demet Günoğlu Gazeteci
23 Dilek Gözütok Prof. Dr. / Ankara Ünv. Öğrt. Ü.
24 Doğu Perinçek Dr./ İşçi Partisi Genel Başkanı
25 Engin Ünsal Dr. / E. Milletvekili, Öğretim Üyesi
26 Enis Öksüz Prof. Dr. / Ulaştırma (E) Bakanı
27 Erdoğan Karakuş Emekli General / TESUD Genel Başkanı
28 Erkan Önsel İstanbul Eczacılar Od. E. Bşk.
29 Ertaç Erten CHP Sarıyer Üyesi
30 Fevzi Durgun Mak. Müh. / USİAD (E) Başkanı
31 Fikret Güneş Emekli General
32 Fuat Selvi Emekli Albay
33 Gülsen Tuncer Sanatçı
34 Günizi Dizdar Avukat
35 Halil İbrahim Tüysüz Emekli General
36 Haluk Dural Kimya Yük. Müh. / Milli Merkez Genel Sekreteri
37 Hasan Atilla Uğur Emekli Albay / İşçi Partisi Genel Başkan Yrd.
38 Hasan Hüseyin Akbulut E. Milletvekili
39 Hasan İleri Dr.
40 Hasan Korkmazcan Avukat / TBMM (E) Başkanı Vekili
41 Hüsamettin Cindoruk Avukat / TBMM (E) Başkanı
42 İsmail Hakkı Pekin Emekli General
43 İsmet Sezgin TBMM (E) Meclis Başkanı
44 Kadir Sağdıç Emekli Amiral
45 Kasım Parlar E. Milletvekili
46 Kemal Anadol İzmir Eski Milletvekili, Yazar 
47 Kerem Doksat Prof. Dr. / Psikolog
48 Levent Temiz İstanbul Ülkü Ocakları E. Bşk.
49 Mahmut Sert Mak. Müh.
50 Mehmet Atay Sanatçı
51 Mehmet Boztaş CHP Aydın E.Milletvekili
52 Mehmet Erdül İzmir ESHOT E. Genel Müdürü
53 Mehmet Faraç Gazeteci / Aydınlık Gazetesi Yazarı
54 Merih Şan CHP İzmir eski Y.K.Ü
55 Metin Öney Avukat / ANAP (E) Milletvekili
56 Mine Kırıkkanat Cumhuriyet Gazetesi Yazarı
57 Muharrem Kocaman Sakarya MHP E. İl Bşk.
58 Mustafa Köseoğlu CHP Kurucu İlçe Başkanı
59 Mustafa Pamukoğlu İktisatçı / Yazar
60 Mustafa Yurtkuran Prof. Dr.
61 Müyesser Yıldız Gazeteci / Yazar
62 Namık Kemal Boya Avukat
63 Namık Kemal Zeybek E. Bakan
64 Nasuh Mahruki Kar Leoparı ve Everest’e tırmanan ilk Türk 
65 Nazım Güvenç Gazeteci-Yazar
66 Necati Cebe CHP Balıkesir E. Milletvekili
67 Necla Arat Prof. Dr. / CHP (E) Milletvekili
68 Nihan Aras Milli Merkez Genel Sekreter Yrd.
69 Nihat Genç Araştırmacı Yazar
70 Numan Gültekin DSP Balıkesir E. Milletvekili
71 Nur Serter Prof. Dr. / CHP Milletvekili
72 Nusret Güner E. Oramiral / E. Donanma Komutanı
73 Osman Başıbüyük Emekli Albay
74 Osman Özbek Emekli General
75 Önay Alpago Avukat / CHP (E) Milletvekili, Devlet (E) Bakanı
76 Qğul Aktuna Siyasetçi
77 Sait Yılmaz Doç. Dr. / Yazar
78 Semih Çetin Emekli Amiral
79 Halil Semih Eryıldız Prof. Dr.
80 Seniha Gökçen Boya CUMOK
81 Serhan Bolluk Dr. / İşçi Partisi Genel Sekreteri
82 Sinan Meydan Araştırmacı Yazar
83 Soner Polat Emekli General
84 Sönmez Targan 68’liler Birliği Vakfı Genel Başkanı
85 Suat Çağlayan Eski Kültür Bakanı
86 Suna Büyüköztürk Prof. Dr.
87 Süheyl Batum Prof. Dr. / Millet Vekili
88 Şahin Mengü CHP Eski Millet Vekili
89 Şeref Gül İş adamı
90 Şule Perinçek Gazeteci / Yazar / İşçi Partisi Gen. Bşk. Yrd.
91 Şükrü Sina Gürel E.Bakan
92 Tanju Cılızoğlu Gazeteci
93 Tayfun İçli E.Bakan
94 Turan Karakaş CHP İzmir E. İl Bşk.
95 Turgut Okyay E. Yargıtay Onursal Üyesi
96 Turhan Özlü Gazeteci / Ulusal Kanal Genel Müdürü
97 Ufuk Söylemez Devlet (E) Bakanı - MM Ankara Temsilcisi
98 Uğur Civelek Ekonomist
99 Ümit Ülgen Mak. Müh. /ADD (E) Marmara Bölge Sorumlusu
100 Ümit Zileli Gazeteci
101 Yaşar Okuyan E. Bakan
102 Yavuz Selim Demirağ Gazeteci / Yazar
103 Zekeriya Beyaz Prof. Dr. /Marmara Ü. İlahiyat Fak. (E) Dekanı

20 Aralık 2014 Cumartesi

İKİ BÜYÜ SORUN: CEHALET VE AHLAKSIZLIK

Yılardır iki büyük sorun ile uğraşıp duruyoruz: Cehalet ve ahlaksızlık. Hangisi daha önemli diye sormayınız çünkü bunlar birbirleri ile bağlantılı. İkisinin de temelinde eğitim eksikliği veya yanlışlığı var.

Ahlaksızlığı iki kategoriye indirgedik: Kadın-erkek ilişkileri açısından ahlaksızlık ve çalma- çırpma. Çalmayı da eksik değerlendiriyoruz. Toplumdan, hazineden devlet malından çalınca, o hırsızlık dolayısıyla ahlaksızlık olmuyor. Oysa, kişisel çıkar için topluma verilen her zarar ahlaksızlıktır.

Yönetici kendisine emanet eden devlet malını çalarsa, bu malın değeri bir kuruş da olsa ahlaksızlıktır. Devletin yani milletin parasını çalarsa veya kişisel keyfi için harcarsa, ahlaksızlıktır. Rant için kentin yeşil alanlarına imara açıp gökdelen, AVM yapımına izin vermek ahlaksızlıktır. Milletin yıllarca emek ve sermeye verip kurduğu kurumları yok pahasına satmak ahlaksızlıktır. Ormanlarımızı, madenlerimizi, derelerimizi çıkar amaçlı olarak eşine dostuna tahsis etmek ahlaksızlıktır.

Bu örnekleri uzatmak mümkün. Ne yazık ki bu ahlaksızlıklar artık toplum tarafında hoş görülür olmuş. Çalanlar makbul insan olmuş, yeter ki halkımızın karşısında iki rekât namaz kılsınlar, artık her şey onlar için onlar için mübah oluyor. Son zamanlarda yaşadıklarımız ahlaki aşınmanın ne boyuta ulaştığının örnekleri ile dolu.

21. yüzyıla cahil bir toplum olarak girdik.  Toplum bilim ve teknolojide çağın ulaştığı düzeye ulaşamamışsa o toplum cahildir. Bilimsel bilgiyi yol gösterici olarak kabul etmeyen toplumlar cahildir. Kurumlarını çağın bilgilerine göre sürekli yenileyemeyen toplumlar cahildir. Bilimsel bilgiyi üretemeyen ve onu teknolojiye dönüştüremeyen toplumlar cahildir. Lüks tüketim, gökdelenler, AVM’ler, “duble yollar”, televizyon dizileri toplumun cahil olmadığını göstermez.

Okullaşma oranımızın düşük olduğu yetmiyormuş gibi eğitim programlarımızın içeriği de yetersiz. Aklı kullanmayı değil, ezberlemeyi öğreten bir sistemimiz var. Okul sayısı artıyor ama eğitilmiş insan sayısı artmıyor. Şimdi de tutturmuşlar Osmanlıca öğreteceklermiş. Toplumun tamamı Osmanlıca bilse, bu toplum cahil olmaktan kurtulmaz. Osmanlıca bilen cahil topluluk olur, o kadar…

Halk en temel bilimsel bilgilere uzak kaldığı için seçimlerini de akılcı biçimde yapamıyor. Akılcı biçimde kurumsallaşamıyor. Ekonomisi sıcak paraya, ucuz işçiliğe ve faize dayanıyor. Kültür ve sanat hayatı ise  televizyon dizilerinden, basit pop şarkılarından, ucuz romanlardan, basit şiirlerden ibaret. 

Bazılarını hariç tutarsak, çoğu üniversitemiz bilim üretilen yerler olmaktan uzak duruyor. Millet olarak AR-GE faaliyetlerine ayırdığımız bütçe çok kısıtlı. Sürekli başkalarını takip ve taklit ediyoruz.

Ahlaksızlık ve cehaletin çaresini eğitimde aramak gerek. Çare, aklını kullanmasını bilen, bilgi edinme yollarını öğrenen, araştıran, merak eden, evrensel değer yargılarını benimsemiş fertler yetiştirmekten geçiyor. Türk Milleti olarak her türlü olanağımızı eğitime ayırmalıyız.
Atatürk’ün şu sözlerini hiç unutmayalım:

“Muallimler, Cumhuriyet fikren ilmen fennen bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.”