CHP ve İyi Partililere soruyorum: Kaftancıoğlu'nun açılımına destek verecek misiniz?
26.7.2019 02:00
'CHP ve İyi Parti içindeki Atatürkçüyüm, milliyetçiyim, halkçıyım diyenlere sesleniyorum: Canan Kaftancıoğlu ikinci açılım dönemini başlatmak istiyor. Yeni bir anayasa yaparak, devleti PKK ve Amerika’nın isteklerine göre yeniden şekillendirmek istiyor. '
Sizlere de çok güveniyor. Onun planlarına göre, Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun da katılımıyla Millet İttifakı’nın yerini Demokrasi İttifakı alacakmış yeni anayasayı da bu ittifak yapacakmış
Şehit haberi gelmeyen gün, hafta yok. Amerika’nın Türkiye’yi bölmek ve Kürdistan adıyla ikinci bir İsrail devleti kurmak için kışkırttığı, eğittiği, silahlandırdığı ve maaşa bağladığı PKK’lı hainler kahraman askerlerimizi, polislerimizi şehit ediyor, diğer yandan televizyonlarda vatana, millete, milli birliğimize yönelik hainlikler pervasızca sergileniyor.
Türk milleti askeriyle, polisiyle yargısıyla ve halkıyla bu vatanını şehitler vererek korumak için mücadele ederken, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, yeni bir anayasa yapalım bu sorun çözülür diye beyanat veriyor. Kaftancıoğlu, Amerikan saldırısının adını “Kürt Sorunu” koymuş, beyanat veriyor.
Kaftancıoğlu bu sözleri ile, yaşadığı vatana, ekmeğini yediği millete, Atatürk’e, üyesi olduğu CHP’ye, CHP’nin nüvesi olan Müdafaa-i Milliye cemiyetlerine, 100 yıl önce bu günlerde toplanıp, “Vatan bir bütündür parçalanamaz” diye karar alan Erzurum Kongresi’ne, bu toprakları vatan kılmak ve bu vatana sahip çıkmak için şehit olan Mehmetçiklere, polislere, öğretmenlere ve PKK tarafından şehit edilen yaşlılara, gençlere, çocuklara ihanet etmiştir.
Kaftancıoğlu, sosyal medya paylaşımlarıyda HDP'yi ve PKK'lı Sakine Cansız'ı övmüş, Ermeni Soykırımı yalanına sarılmış, Atatürk dönemi politikalarını hedef almıştı.
YENİ ANAYASA YENİ DEVLET DEMEK
Yeni anayasa yeni bir devlet demektir. Yeni bir anayasa istemek, yeni bir devlet istemekle eş anlamlıdır. Yeni devlet demek, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkalım, Amerika’nın, İsrail’in PKK’nın istekleri doğrultusunda yeni bir devlet kuralım demektir. Mevcut anayasanın hangi maddesi veya maddeleri sorun yaratıyor? Bu sorunun cevabını Kaftancıoğlu vermelidir.
Anayasamıza göre etnik kökenine bakmaksızın herkes yasalar önünde eşittir ve devlet hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanır. Aksi doğruysa Kaftancıoğlu açıklasın. Anayasanın veya yasaların hangi maddeleri Kürt vatandaşların hangi haklarını ellerinden alıyor da onlar da PKK’lı olup devlete ve halka saldırıyor? Açıklasın da görelim!
KÜRDÜMÜZ DEĞİL AMERİKA İSTİYOR
Kürt kökenli vatandaşlarımız ne istiyorsa verelim, bu terör biter diye düşünen herkes büyük bir hata içindedir. Kürt kökenli vatandaşlarımız istemiyor; PKK ve onun arkasındaki Amerika ve İsrail istiyor. Ne İstediklerini biz açıkça yazalım:
Diyarbakır’ı, Hakkâri’yi, Mardin’i, Şırnak’ı ve Güneydoğu illerimizin tamamını istiyor.
Bizden aldıkları topraklar üzerinde adı Kürdistan olan ama aslı ikinci İsrail olan yeni bir devlet istiyor.
Bunları vereceğiz de “Kürt sorunu” bitecek ha! Yazıklar olsun böyle düşünenlere! Kürt vatandaşlarımız iş istiyor, aş istiyor, huzur istiyor, refah gelsin istiyor. Yalanı bırakın, bunlar için çalışın, çözüm üretin.
ATATÜRK ANAYASA MI DEĞİŞTİRDİ?
Atatürk döneminde de emperyalist güçlerin kışkırtması ve desteği ile devlete karşı bazı isyanlar olmuştu. Bu isyanlar karşısında Atatürk anayasayı değiştirelim de isyanlar son bulsun demedi. Devlete, millete karşı silah çeken herkes silahla susturulur dedi ve gerekeni yaptı.
1924 Anayasa’sında etnik ayrım yoktur. Tam tersi Türkiye halkı Türklük kimliği altında tek vücut olarak kabul edilmiştir. Bu anayasadan bazı örnekler vermekte fayda var:
“Madde 4- Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.
Reklamdan sonra devam ediyor
Madde 10- Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır.
Madde 11- Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir.
Madde 13- Her milletvekili, yalnız kendini seçen çevrenin değil, bütün milletin vekilidir.
Madde 87- Kadın, erkek bütün Türkler ilköğretimden geçmek ödevindedirler. İlköğretim Devlet okullarında parasızdır.
Madde 88- Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.
Bu anayasada etnik köken ayırımı yok, herkes Türk ve herkes bu kimlik altında eşit haklara sahip. İsyanlar oluyor, isyanları sonlandırmak için anayasayı değiştirelim diye bir düşünce de hiç gündeme gelmiyor.
Kaftancıoğlu, sosyal medya paylaşımlarıyda HDP'yi ve PKK'lı Sakine Cansız'ı övmüş, Ermeni Soykırımı yalanına sarılmış, Atatürk dönemi politikalarını hedef almıştı.
İYİP VE CHP’LİLERE SESLENİYORUM
CHP ve İYİP içindeki Atatürkçüyüm, milliyetçiyim, halkçıyım diyenlere sesleniyorum:
Canan Kaftancıoğlu ikinci açılım dönemini başlatmak istiyor. Yeni bir anayasa yaparak, devleti PKK ve Amerika’nın isteklerine göre yeniden şekillendirmek istiyor. Sizlere de çok güveniyor. Onun planlarına göre, Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun da katılımıyla Millet İttifakı’nın yerini Demokrasi İttifakı alacakmış yeni anayasayı da bu ittifak yapacakmış.
Kaftancıoğlu, sosyal medya paylaşımlarıyda HDP'yi ve PKK'lı Sakine Cansız'ı övmüş, Ermeni Soykırımı yalanına sarılmış, Atatürk dönemi politikalarını hedef almıştı.
Şimdi sizlere soruyorum: Bu Amerikancı ittifaka destek verecek misiniz? Eğer destek verirseniz, “Ben Atatürkçüyüm”, “Ben milliyetçiyim” diye nasıl dolaşacaksınız?
“Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde” olmayınız. 1924 Anayasası’ndaki cumhurbaşkanının etmesi gereken yeminin şu metnini okuyun ve kendi kendinize bu metne sadık kalacağınıza dair söz verin. Sizin için de milletimiz için de hayırlısı da budur; Atatürkçülük de milliyetçilik de bunu gerektirir:
“Namusum üzerine söz veririm ki:
Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milletin egemenlik esaslarını sayacağım;
Ve bunları müdafaa edeceğim;
Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım;
Türk Devletine yönelecek her tehlikeyi şiddetle önleyeceğim;
Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isteklerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmayacağım.”
17 Temmuz 2019 Çarşamba
TABANI
GENİŞ TUT, ZİRVEYE AMERİKA’YI OTURT
Amerika’nın kendi projelerine ve politikalarına evet diyecek
hükumetler oluşturmak için iktidarların seçimle belirlendiği ülkelerde
kullandığı bir yöntem var:
“Tabanı geniş tut, zirveye Amerika’yı oturt”, yöntemin adı
da bu!
GENİŞ TABANIN İLK BAŞBAKANI: ÖZAL
Bu yöntemle ilk defa Turgut Özal başbakan olmuştu.Onun ellerini başının üstünde kenetleyerek
yaptığı işaret hafızalardadır. Eski Adalet Partilileri, Cumhuriyet Halk
Partilileri, Milliyetçi Hareket Partilileri ve Milli Selamet Partilileri bir
araya getirdiğini bu el, kol işareti ile göstermeye çalışmıştı.
Bu dört eğilimin oluşturduğu taban onun seçimi kazanmasını
sağlamıştı. Bu tabanın üzerine oturduktan sonra uyguladığı siyasi ve ekonomik
programlarlar en çok Amerika’ya ve küresel büyük sermayeye yaradı.
“Dört eğilimi birleştirmek” Özal’ı iktidara taşımanın
formülüydü. Formülün başarısı Amerika’yı mutlu etti. Böylece Türkiye ekonomik
ve siyasi olarak Amerikan’ın kontrolüne girmiş oldu. Bugün içinde bulunduğumuz
ekonomik krizin tohumu da o zaman atıldı. Şimdilerde bu tohum yeşerdi ve
ekonomimizi iflas noktasına taşıdı.
GENİŞ TABANIN İKİNCİ BAŞBAKANI: ERDOĞAN
Erdoğan, Gül ve FETÖ üçlüsünün iktidara taşınması da bu
“Tabanı geniş tut, zirveye Amerika’yı oturt” stratejisi ile gerçekleşti.
Ecevit başkanlığındaki 57. Hükumet Amerika’nın BOP projesine
karşı tavır alması onun sonunu hazırladı. Önce bir ekonomik kriz yaratıldı.
Kemal Derviş kurtarıcı olarak gönderildi. Derviş, bir yandan özelleştirmeleri
hızlandırırken diğer yandan DSP’yi böldü. Bu sırada Milli Selamet Partisi’nden
ve ANAP’dan kopmalar oldu. Hükumet meclis içinde azınlığa düştü ve 3 Kasım
2002’de seçime gidildi.
Seçim sonucunda, eski partilerinden ayrılan siyasal
İslamcılardan, muhafazakarlardan, liberal solculardan ve ülkücülerden oluşan
bir geniş tabana dayanan AKP tek başına iktidar oldu. Böylece bu geniş tabanın
zirvesine oturan Amerika iktidar oldu. Amerika’nın vekaleti artık Erdoğan ve
Gül’deydi.
GENİŞ TABANIN YENİ ADI: DEMOKRASİ İTTİFAKI
2014’den bu yana Türkiye Amerika’nın hiç de istemediği ve
kabullenemediği politikalar izlemeye başladı. PKK hendeklere gömüldü, FETÖ
ezilmeye başlandı, Irak ve Suriye’nin kurulmak istenen koridor (İkinci İsrail)
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile bölündü ve önlendi, Amerika’nın
düşman olarak gördüğü Rusya, İran, Çin ile ilişkiler artırıldı ve son olarak da
S 400 füzeleri alındı.
Bunlar Amerika’yı yeni bir iktidar arayışına ve çabasına
itti; yeni bir ‘geniş taban’ oluşturma çalışmaları hızlandı.
Hazırlıklara çok önceleri başlanmıştı. Kılıçdaroğlu’nun bir
koluna HDP/PKK, diğer koluna FETÖ’yü takıp Amerika ve Avrupa’dan Türkiye’ye
‘adalet’ getirmelerini rica ederek Ankara’dan İstanbul’a yürümesi, MHP’nin
bölünüp İyi Parti’nin kurulması, HDP’nin TBMM’ne girmesi için her evden bir oy
istenmesi, Demirtaş’ın türküler çalıp söyleyen bir barış güvercini gibi
gösterilmesi hep bu ‘geniş taban’ın oluşumu için yapılan ön hazırlıklardı. Tabanın adını da koydular: “Millet İttifakı”
“Millet İttifakı” yeterli büyüklükte bulunulmadı ki, tabanı
genişletmek için Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu da piyasaya
sürüldü. Böylece ‘Millet İttifakı’nın yerini ‘Demokrasi İttifakı’ alacak. Taban
daha da genişleyecek ve sandıktan Amerika’nın çıkma ihtimali artacak.
Bu ‘geniş tabanın’ medya desteği de hazır; Halk TV, Fox TV,
Sözcü, Cumhuriyet, Birgün, Yeniçağ gazetesi görev başı yapmış durumda. Bunlar
yeterli bulunmamış ki, DW öncülüğünde dünyanın önde gelen diğer kamu
yayıncılarından BBC, F24 ve VOA’nın desteklediği +90 isimli bir de Youtube
kanalı kurulmuş ve yayınlarına başlamış.
AMERİKA ARTIK İKTİDAR BELİRLEYEMEZ
Türk milleti, her türlü perdelemeye ve güzellemeye rağmen
Amerika’nın gerçek yüzünü gördü. Toplum içerisinde Amerikan karşıtlığı
%80-90’lara ulaşmış durumda.
‘Demokrasi İttifakı’ boş bir çabadır. Türkiye’nin Amerikan
projelerine teslim olma devri bitmiştir.
Emperyalizme karşı ‘Türkiye İttifakı’nın kurulması kaçınılmaz
hale gelmiştir. Hiçbir vatansever emperyalistlerin projelerinde piyon olmaz.
“Demokrasi İttifakı” içinde yer alacak partilerde çok sayıda
vatansever insanın olduğuna inanıyoruz. Onlar da Türkiye cephesinde er veya geç
yerlerini alacaklardır.
Geleceğe umutla bakıyoruz, Türk milletine güveniyoruz.
26 Haziran 2019 Çarşamba
2002’YE GERİ DÖNDÜK
Şu anlaşıldı, AKP ve Erdoğan devri kapanıyor. 2002’de başlayan süreç en fazla 2020’ye kadar sürebilir. Buna sevinemiyoruz çünkü İstanbul seçimleri gösterdi ki, 2002’ye geri döndük.
Meşhur sözdür, ‘ders alınmazsa, tarih tekerrür eder’. Demek ki ders filan almamışız. Dün Erdoğan’ı kim kurup, kurguladıysa, bugün de İmamoğlu’nu onlar ortaya attı. AKP’den kaçacağız diye İmamoğlu’na yakalandık.
Tıpkı 2002’deki gibi; ne kadar Amerikancı varsa bir araya gelmiş: FETÖ orada, etnik bölücüler orada, açılım sevdalıları orada, sol görünümlü liberaller orada, Ermeni soykırımı yalanını savunanlar orada...
Erdoğan ve AKP’ye duyulan nefret gözleri öyle karartmış ki, kendilerini Atatürkçü ve milliyetçi sananlar da bunlarla beraber seçim zaferi kutluyor.
PKK’ya, FETÖ’ye, Amerika’ya sevinç çığlıkları attıran sonuç, nasıl olur da vatanseverleri, Atatürkçü geçinenleri de mutlu kılar. Erdoağan’a kızanlar, 2002’deki Erdoğan’ın 2019’daki versiyonun İmamoğlu olduğunu nasıl olur da anlamaz?
Şapkadan tavşan çıkarır gibi zengin bir müteahitten büyük bir devlet adamı çıkarttılar. Çıkaran belli: Amerika.
Türkiye Atlantik ittifakından kurtulmaya ve Avrasya’ya doğru yol almaya başlayınca bu yolculuğu durdurmak için yeni bir isim aranıyordu, bulundu. Bakar mısınız, ne kadar Amerikancı varsa, hepsi zafer çığlıkları atıyor.
YETER ARTIK
Şişirilen her balon eninde sonunda ya patlar ya da söner. İmamoğlu da aşırı şişirilmiş bir balondur. Bu balon bu şişkinlikle yükselip de cumhurbaşkanlığına gelirse, olan Türk milletine olur; 60-70 yıllık kayba bir kaç sene daha ilave olur.
Türkiye, dışarda kurgulanmış, kurulmuş ve piyasaya sürülmüş sözüm ona devlet adamlarından ve kurtarıcılardan çok çekti. Yeter artık!
Kurtuluş için, gerçek vatanseverlerin bir araya gelmesi ve bir örgüt içinde mücade etmesi gerekir. O örgüt Vatan Partisi’dir, TGB’dir...
Balonun patlaması beklenmeden söndürülmeli ve gerçek vatanseverlerin önü açılmalıdır.
Atatürkçüleri, milliyetçileri, halkçıları, devrimcileri Vatan Partisi bünyesinde mücadeleye davet ediyoruz.
19 Haziran 2019 Çarşamba
HEM
FULLERCİ HEM ATATÜRKÇÜ OLUNMAZ
Graham Fuller’i bilmeyenimiz azdır. Amerika’nın Türkiye’yi
karıştırmak ve bölmek için görevlendirdiği CIA görevlisi. Onun yıllar önce
Türkiye için söylediklerini ve hazırlayıp sunduğu senaryoyu dikkate alınınca
bugünkü gelişmeler daha iyi anlaşılıyor.
Fuller ve Henri Barkey 2000 yılından önce kafa kafaya verip
Türkiye için bir senaryo hazırlamışlar. Senaryo Türkiye için korkunç bir
sonuçla bitiyor; özetle şöyle:
“Radikal İslâmcı hareketler, gittikçe büyüyecek, bundan
rahatsız olduğu için Türk Silahlı Kuvvetleri siyasi dengelerle oynayacak.
Radikal İslâmcılar isyan edecek ve iç savaş çıkacak. Ayrılıkçı Kürtler ile
siyasal İslamcılar ittifak yapacak. Ordu da kendi içinde bölünecek.”(Cumhuriyet 1 Haziran 1998)
Bu senaryo aslında Amerika’nın Türkiye için hazırladığı
planı anlatıyor. Niyetleri açık ama biz gene de yazalım: Siyasal İslamcıları ve
etnik bölücüleri kullanarak Türkiye’yi bölmek ve bir bu topraklarda bir kukla
devleti kurmak.
Fuller’e kendisiyle yapılan bir röportajda şu soru
soruluyor: “… Türkiye kendini bir milli devlet olarak tanımlıyor. Bu da kimlik
sorununun bir parçası mı?”.
Tam da Fuller’in istediği bir soru. Cevabı gene bugünlere
ışık tutuyor: “…evet! Türkiye çok etnik bir ülkedir ve bu gerçeği kabul
etmelidir. Bu gerçeğin kabulü, daha gürbüzü, çekici ve başarılı bir Türk
Devleti’nin başlangıcı olabilir”. (Zaman, 23 Mayıs 1998)
Bu cevapların içerdiği düşünce apaçık ortada: Türkiye tek
uluslu milli bir devlet değildir. Bunu kabullenmelidir ve bu kabul
doğrultusunda yeni bir devlet kurmalıdır. Tavsiye bu, plan bu, temenni bu…
Fuller’in yırtıp çöpe attığımız Sevr’i yeniden karşımız
koyuyor ve bunu kabul edin yoksa iç savaş çıkar, bu da sizin için felaket olur
diyor.
Amerika’nın bu amaca ulaşmak için etnik bölücüleri ve
siyasal İslamcıları kullanacağı ta o zamandan açıkça belli oluyor.
PARİS KONFERANSI
Biraz gerilere gidelim. Kasım 1919’da Paris’te Wilson, Lloyd
George, Clemenceau bir araya gelmişler Osmanlı Devleti’nin kaderini
belirliyorlar. Daha doğrusu, Anadolu’nun kimlere verileceğini tartışıyorlar.
Bu toplantıda, Ermenileri temsilen Ohancaniyan, Kürtler
temsil iddiası ile Şerif Paşa ve Bogos Nubar Paşa, ‘Yüksek Sulh Konseyi’ne bir
muhtıra veriyorlar. İstekleri şu: “…Ermeniler ve Kürtler, benzer emellere ve
menfaatlere sahiptir; bu yüzden, Türkiye’den birlikte ayrılmak istiyoruz;
‘Bağımsız v ve Birleşik Ermenistan’ ile ‘Bağımsız Kürdistan’ gerçekleştirdikten
sonra ‘tek ve büyük devletin mandası altında yaşamaları’ uygundur. Yüksek
Konsey’in belirleyeceği sınırlar taraflarca kabul edilecektir…”
YUNANİSTAN’IN İSTEKLERİ
Gene o yıllarda, Yunanistan’ın ‘Stratejik Araştırmalar
Enstitüsü’ başkanı General Tagaris bir kitap yayımlıyor. Kitapta Yunanistan’ın
istekleri var: “…Yunanlıların, Ermenilerin ve Kürtlerin, ‘Şark Meselesi’ni,
uluslararası alanda, yeniden, yoğun bir şekilde ileri sürmeleri, kaçınılmaz bir
görevdir. Amaç, uzun süre içinde dahi olsa Türkiye’yi taksim etmek olmalıdır.
Bu Yunanlıların, Kürtlerin ve Ermenilerin hakkıdır.”
Bütün bu istekler daha sonra Sevr olarak karşımıza geldi.
Başarılı olamadılar ama Tagaris’in “Amaç, uzun süre içinde dahi olsa Türkiye’yi
taksim etmek olmalıdır” ifadesi hiçbir zaman gündemden düşmedi.
GELELİM GÜNÜMÜZE
Günümüzde, Türkiye halkının Türk milleti olarak birleşip,
emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı verdiği bir savaş sonucu
gerçekleştirdiği Türk Devrimi ile kurduğu milli devletin yıkılması için, Sevr
Anlaşması’ndaki taksim planına uygun, ‘siyasi ve sosyal yapı’ yeniden hazırlanmaya
çalışılıyor.
AKP’den ve Erdoğan’dan ümidini kesen Amerika, daha önce
hazırlıklarına başladığı, yeni iktidar senaryolarını gündeme taşıdı. Artık
İslamcılardan çok, Atatürkçüleri (!) ve milliyetçileri (!) kullanmaya
çalışıyor.
YENİ BİR İKTİDAR MODELİ!
CHP’nin başına Kılıçdaroğlu bir kaset operasyonu ile gelmişti.
MHP bölünmüştü ve İyi Parti kurulmuştu. HDP meclise sokulmuştu. Son günlerde de
Gül ve Davutoğlu yeniden siyaset sahnesinde görünmeye başladı. Bütün bunlar, Tagaris’in dile getirdiği ‘uygun
siyasal ve sosyal yapının’ kurulması için birer aşama…
Türkiye’yi bölme konusunda Amerika’nın en büyük silahının
PKK ve onun siyasal uzantısı olan HDP olduğu açıkça ortada. Şerif Paşa, Nubar
Paşa, Tagaris, Seyit Rıza, Şeyh Sait, Graham Fuller ne istiyorsa HDP/PKK da onu
istiyor. Ne acıdır ki, bu HDP ile CHP ve İyi Parti el ele seçime giriyor.
İstanbul seçimlerinde bu HDP ile CHP ve İyi Parti beraberce
İmamoğlu’nu destekliyor. Kendisini Atatürkçü, milliyetçi, Türkçü ilan edenler
de İmamoğlu’nun başkan olmasını istiyor.
BÜYÜK VE ACI ÇELİŞKİ
Fuller’in, Nubar Paşa’nın, Şerif Paşa’nın, General Tagaris’in
planlarının zamanımızdaki savunucusu ve takipçisi HDP ile Müdafaa-i Hukuk
cemiyetlerinin devamı olan ve Atatürk’ün kurucusu olan CHP aynı safta birleşmiş
durumda. Oysa CHP Atatürk ilkelerinin ve onun önderliğinde gerçekleştirdiğimiz
milli demokratik devrimin takipçisi olmalıydı; Fuller’in adamlarının
değil.Ne büyük çelişki!Ve ne büyük acı!
Bu böyle gitmez. Samimi Atatürkçüler eninde sonunda bu
çelişkiyi göreceklerdir.
İstanbul seçimlerinde Atatürkçülerin tek bir adayı var:
Mustafa İlker Yücel. Umarız Sayın Yücel hak ettiği oyları alır. İlker’e
verilecek her oy, Fuller’in ve onun piyonlarının suratına atılmış bir tokat
olacaktır.
Not: Bu yazı, Sayın Attilâ İlhan’ın, Türkiye İş Bankası
yayınlarında çıkan “Batı’nın Deli Gömleği” ve “Dönek Bereketi” isimli
kitaplarından faydalanılarak hazırlanmıştır.
15 Haziran 2019 Cumartesi
HİZMETLERİNİN KARŞILIĞINI ALMIŞLAR
Doğrusu milletimiz hiç de nankör değilmiş. Sayın Yıldırım ve
Sayın İmamoğlu’na hizmetlerinin karşılığını kat kat vermiş.
Birisi ulaştırma bakanlığı, meclis başkanlığı, başbakanlık
yapmış, hizmetlerinin karşılığını 17 şirket, 28 gemi ve iki adet de süper yat
olarak almış. Değerlerini toplasan milyonlarca lira eder.
Diğeri ise 5 sene belediye başkanlığı yapmış; bir insan
belediye başkanı olur da emlak zengini olmaz mı? Olmuş elbette. Onlarca daire
ve kat, onlarca dükkân, çok sayıda arsa ve tarla sahibi olmuş. Bunların da
değerlerini toplasan milyonlarca lira eder.
Hizmet etmişler, karşılığını fazlasıyla almışlar.
Anlaşılan yarış mal varlıkları arasında da cereyan ediyor.
Başkanlığı kazanan hizmete devam edecek ve gene karşılığını bu
millet onlara fazlasıyla verecek.
İstanbul halkı bu seçimde kim daha fazla zengin olsun
kararını verecek. Kazanan yaşadı.
MAL MÜLK ZENGİNİ DEĞİL, GÖNÜL ZENGİNİ
Peki bu seçim de sadece bu iki aday mı var? Bir aday daha
var ki o da gönül zengini: Mustafa İlker Yücel.
Onun gönlü sevgi dolu. O da sevgi zengini.
Onun gönlünde,
Memleket, vatan sevgisi var;
Millet sevgisi var;
Mehmetçik sevgisi var;
İnsan sevgisi var.
Ama onun gönlünde mal sevgisi yok, servet sevgisi yok, para
sevgisi yok. Eksiği de bunlar…
Ayrıca onun bir de emperyalizme karşı Türk milletinin çıkarlarını
koruma konusunda verdiği mücadelelerle dolu bir geçmişi var.
İstanbul halkı, her ne kadar basın-yayının Sayın İlker Yücel’i
gizleme gayretleri olsa da umarız onu görür ve onun değerini bilerek oyunu
kullanır.
Dileriz, oylar mal, mülk zenginlerine değil, gönül zenginine
gider…
14 Haziran 2019 Cuma
AMERİKAN MUHİBBİNDEN ATATÜRKÇÜ OLMAZ
Elinde Atatürk posteri, dilinde İzmir marşı, üzerinde
Atatürk’ün imzasını taşıyan tişörtü; görünce seviniyorsunuz ama konuşmaya
başlayınca tam bir hayal kırıklığı! Savunduğu fikirlerin, ileri sürdüğü
görüşlerin emperyalizm düşmanı Atatürk’ün ilkeleri ile de Kemalizm ile de hiç
ilgisi yok. Savundukları görüşler Mütareke döneminin Ali Kemallerin görüşüne
çok daha yakın.
Şu istek ve görüşlerine bakar mısınız?
“Türkiye Batı ittifakından kopamaz, kopmamalıdır.”
“NATO’dan çıkmamız bizi savunmasız bırakır.”
“S-400 almayalım veya alımı erteleyelim.”
“Doğu Akdeniz’de petrol aramalarına son verelim”
“Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda Amerika ve İsrail ile
işbirliği yapalım.”
“Suriye’ye girmemiz hataydı, Ortadoğu bataklığında ne işimiz
var?”
“Kürtçe eğitim için yasal düzenleme yapalım.”
“Türkiye, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerini
kaldırsın.”
“HDP yasal bir partidir, meclise girmesi için destek
olmalıyız.”
“Demirtaş’ın çizgisi beğeniyorum ve alkışlıyorum.”
“İstanbul Ankara’dan yönetilemez.”
“Abdullah Gül başarılı ve tarafsız bir cumhurbaşkanlığı
yaptı”
“Binlerce insan haksız yere hapislere atıldı, bunlar
çıkarılmalıdır. Kamudan atılanlar tekrar işe alınmalıdır.”
“Dersim ve Ermeni Soykırımı dosyalarını açalım ve
tartışalım.”
Bu görüşleri savunan birisi Atatürkçü olabilir mi? Olsa olsa
Amerikan muhibbi olur. Kendisine de Damat Feritçi demek çok da yakışır. Batı
emperyalizminin avukatlığını ve sözcülüğünü yapana başka ne diyeceksiniz?
13 Haziran 2019 Perşembe
MEHMETÇİKLERİMİZ
VE AYŞECİKLERİMİZ
Müjdem var, müjdem! Anadolu toprağından bereket fışkırıyor.
Dün şehit kanları akıtarak vatan kıldığımız bu topraklara şimdi Türk
köylüsünün, Türk çiftçisinin alın terleri akıyor. Ve bu terler bize buğday
olarak, domates olarak, soğan olarak, patates olarak ve her türlü tarım ürünü
olarak geri dönüyor. Toprağa damlayan her damla ter bu toprakları bir kere daha
vatan kılıyor.
Çiftçilerimiz adeta toprağı gergefe takmış ve nakış nakış işlemiş
gibi. Gözlerim yeşilin her tonuna doydu.
Bayram öncesi, bayramda ve bayram sonrası çok sayıda ili
gezme fırsatım oldu. Yol boyu gördüğüm manzaralar beni çok heyecanlandırdı ve
geleceğe dönük iyimserliğim arttı. Türk köylüsünün çalışkanlığına bir kez daha
tanık oldum.
AYŞEÇİKLERİMİZ DE SAVAŞIYOR
Erkeklerle birlikte kadınlarımız da çalışıyor. Çapa yapan o
kadınlar,başlarında yazmaları,
ayaklarında farklı renklerde şalvarları ile yeşillikler içinde açan çiçekler
gibi görünüyor. İçlerinde yaşlısı da var, genci de var. Hava sıcak,
yazmalarının alınlarına gelen kısımları terden ıslanmış; belli ki çoktan beri
çalışıyorlar ama durmak yok.
Yaşları ne olursa olsun ben bu kadınlarımıza Ayşecik
diyorum, onlar da birer savaşçı…
“KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR”
Atatürk bu köylülerle Türk Devrimi’ni gerçekleştirdi. Devrim
sonrası egemenlik Türk milletine geçmişti. Anadolu köylüsü artık padişahın kulu
değildi; yeni devletin özgür vatandaşları olmuştu.
Ne yazık ki, 1940’lı yıllardan sonra Türk köylüsünün hatta tüm
emekçilerin siyasal etkinliği azalmaya başladı. 1980’den sonra uygulanan,
liberal ekonomik programlar sonucunda, ülkeleri tarafından sübvanse edilen,
makineleşmiş, tarımda modern yöntemleri uygulayan çok büyük tarım
işletmelerinin açık saldırısı ile karşı karşıya kaldı.
Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya’dan kaynaklanan kapitalist
kârlılık kuralına göre işleyen tarımsal kapitalizm, Türk köylüsünü
yoksullaştırdı.
Köylümüz çalışıp çabaladı üretti ama emeğinin ve toprağa
akıttığı terin karşılığını alamadı. Girdilerin fiyatı arttı, üretim maliyeti
yükseldi, kapitalist tarım işletmelerinin ülkeye gümrüksüz giren ucuz malları
ile rekabet edemez duruma geldi. Sonuçta farklı ülkelerdeki çiftçilerinin
ürettikleri pirinçler, nohutlar, mercimekler v.b. geldi soframıza oturdu. Türk
tütünü gitti, Virginia tütünü geldi, şeker pancarı gitti, ABD’nin nişastası
geldi. Köylerden kentlere göç hızlandı.
VATAN TOPRAĞI TERLERLE SULANIYOR
Mehmetçiklerimiz, polislerimiz kentlerde, dağlarda, kırlarda
emperyalizme karşı büyük bir savaş veriyor. Bu kahramanlarımızın uğruna şehit
oldukları bu topraklarda ise onların babaları, kardeşleri, eşleri, bacıları da
kapitalist tarım emperyalizmine karşı savaşıyor.
Düşman aynı, toprak aynı ve o toprağın adına bunun için
vatan diyoruz. Toprak sadece kanla sulanınca vatan olmuyor, alın teri ile de
sulamak gerekiyor.
Selam olsun bu topraklar için ölümü hiçe sayan
Mehmetçiklere, selam olsun bu toprakları dantel işler gibi işleyen Ayşeciklere…