17 Mayıs 2017 Çarşamba

FOTOĞRAFTAN SİLAH YAPMAK!
 
24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan Türkiye-Amerika savaşında 25 Nisan 2017 adeta bir dönüm noktasıdır. O gün Türk uçakları sabaha karşı 70 dakika süre ile PKK’nın mevzilendiği Sincar’ı ve PYD’nin en önemi mevkii olan Karaçok’u bombaladı.
 
Karaçok’un bombalanması özel bir önem taşır çünkü Amerika PYD’nin kendisinin kara gücü oluğunu defalarca söylemiştir. Amerika bombalanmıştır, Amerika’nın kara gücüne zayiat verilmiştir.
 
Tepki de Amerika’dan gelmiştir. ABD tankları bu nedenle namlularını Türkiye’ye çevirmiştir. Bu nedenle alelacele ABD, PYD’ye geri almamak üzere ağır silah verme kararı almıştır. Bu ağır silahlar Türk askerini vurması için, Mehmetçiği şehit etmesi için ve Türk Vatanını bölmesi PYD’ye verilmiştir. Hedef Türkiye’dir.
 
Tesadüf müdür, bilinmez; tam da Amerikan tanklarının namluları Türkiye’ye çevrildiği gün ordumuzun başkomutanı olan Orgeneral Hulusi Akar’ın 4 yıl önce çektirdiği bir fotoğraf medyada servisedildi. Hem de bir Türk subayı tarafından. Amaç sayın komutanı yıpratmak, moralini bozmak ve askerlerin komutana olan güvenini sarsmak.
 
Bunu yapan ne yazık ki, bir emekli amiral.  Vatan savaşı veren bir ordunun en üst komutanına saldırıyor. Amerikan tanklarının mermilerle yapacağını bu amiral fotoğraflarla yapmak istiyor. Fotoğrafı silah yapmış, saldırıyor.
 
ATATÜRK DİYOR Kİ:
 
Bu saldırının neden yapıldığını anlamak için Atatürk’ün mütareke döneminde , Afyon’da subaylara söylediği şu sözleri değerlendirmek lazım:
 
“İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler(... )
Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için, mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.”
 
VATAN SAVAŞI ORDU İLE YAPILIR
 
Dün Balyoz, Ergenekon, Casusluk gibi davalarla Türk Subayını hedef alan çevreler ve güçler bugün ordumuzun başkomutanını hedef alıyor. Çünkü biliyorlar ki, ordusuz millet savunmasızdır ve subayları yıpratılmış, yok edilmiş bir ordu savaş yeteneğini yitirmiştir.
 
Vatanına sahip çıkmasını bilen Türk milleti, ordusuna da, o ordunun kahraman subaylarına da sahip çıkmasını bilecektir. Vatan bütünlüğü ve milletin bekası için bu şarttır. 

16 Mayıs 2017 Salı

NATO’CUDAN ATATÜRKÇÜ, SOLCU, MİLLİYETÇİ OLAMAZ

Batı Sistemi Türkiye’ye saldırıyor.  Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak istiyor. Cumhuriyeti korumak için vatan savaşı veriyoruz.

Ekonomimiz, savunmamız, eğitimimiz, kültürümüz milli olmadan milli devletimizi savunamayız. Oysa biz çoktan bu yana savunmamızı ve ekonomimizi batıların himmetine ve insafına teslim etmişiz.

Türkiye’nin Batı Sistemi’ne bel bağlama macerası 1947 yılında Truman Doktrini sayesinde, İnönü’nün Amerika ile imzaladığı yardım anlaşması ile başlar, NATO’ya girmemizle devam eder.

Amerika ile yapılan anlaşma şöyle başlıyor: “Türkiye Hükümeti, Türkiye’nin hürriyetini ve bağımsızlığını korumak ihtiyacı olan, güvenlik kuvvetlerinin takviyesini temin; ve aynı zamanda, ekonomik istikrarını muhafazaya devam maksadıyla, Birleşik Devletler Hükümeti’nin yardımını istediğinden….” Yani Türkiye hürriyet ve bağımsızlığını korumak için Amerika’dan yardım istiyor. Oysa tehdit Amerika’dan kaynaklanıyor.

İnönü’nün bu tutumu Atatürk ilkelerine taban tabana zıttır. Atatürk yıllar önce yöneticilerimizi  ve halkımızı şöyle uyarmış: “… milletimizin kuvvetli, mes’ut, müstekar yaşaması içn, devletin tamamiyle milli bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin ç teşkilatımıza tamamiyle uygun olması ve ona dayanması lazımdır. ‘Milli siyaset’ dediğim zaman, kastettiğim mana şudur: milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetlerimize dayanarak varlığımızı koruyup, memleketin dahili saadetine ve imarına çalışmak.”

Bu uyarıyı dikkate almayan İnönü’nün karşısına Mehmet Ali Aybar çıkmış. 5 şubat 1948 tarihinde Hürriyet gazetesinde şöyle yazmış:

“…. Dış münasebetlerimizdeki durumumuza gelince:  Kuva-yı Milliye ruhuna sadık kalınmasını istiyoruz. Bu bütün bir programdır. Çünkü Kuva-yı Milliye ruhu, siyasi ve iktisadi istiklâlimizi, toprak bütünlüğümüzü her şeyin üstünde tutar.  Kuva-yı Milliye ruhu her şeyden evvel, Türk halk kütlelerinin menfaatini göz önünde bulundurmayı emreder. Çünkü Kuva-yı Milliye ruhu, emperyalizmin düşmanıdır.  Çünkü Kuva-yı Milliye ruhu, dünya barış idealinin hizmetindedir. Dünya milletleriyle ve komşularımızla dostluk bağlarımızı kurmamızı ister. Çünkü Kuva-yı Milliye ruhu savaş kışkırtıcılığının her türlüsünü reddeder.”

Mehmet Ali Aybar’ın bu uyarısı şimdiki vatansız solculara da ders verir niteliktedir.

Mehmet Ali Aybar bu uyarısını lütfen Ziya Gökalp’in şu yazısı ile karşılaştırın: “Avrupalılara karşı aldanmamızın başlıca sebebi, medeni Avrupa ile siyasî Avrupa’yı birbirine karıştırmamızdır. Avrupa’nın birçok zekâlı alimleri, yüksek ruhu şairleri, yüksek idealli filzofları var. (…..) Bunlar bize ‘doğru, güzel iyi’ ideallerinin en mükemmel örneklerini gösterirler. (….) Bu yükselmiş insanlar bize medeni Avrupa’yı gösterirler. Bizim başlıca hatamız Avrupa’nın siyasilerini, diplomatlarını, tüccarlarını da bu fikir kahramanlına benzetmemizdir. (….) O halde, medeni Avrupa’ya karşı duyduğumuz saygı ve güven hislerini, asla siyasi Avrupa’ya karşı duymamalıyız.”

Eğer biz Atatürk’ün, Ziya Gökalp’in ve Mehmet Ali Aybar’ın uyarılarını ve görüşlerini dikkate alsaydık, Amerika’nın ve Avrupa’nın siyasilerinin sözlerine kanmazdık.


Zararın neresinden dönülse kârdır. Türkiye Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in de ısrarla söylediği gibi batı sisteminden çıkmalıdır. Batı sistemi içinde kalarak, batı ile mücadele edilemez.

14 Mayıs 2017 Pazar

UCUZA EKMEK, BEDAVAYA NOHUT

Kayseri’yi tanıyanlar Kartal Meydanını iyi bilirler. Bir tarafında Hava İkmal Merkezi, tam karşısında ise Meslek liseleri var. Hava İkmal Merkezi  arazisinde  Atatürk Döneminde Uçak  Fabrikası kurulmuş, daha sonra Truman Doktirini’ne kananlar tarafından fabrika kapatılmış. Bundan önceki belediye başkanı (şimdi bakan) tarafından bu arazinin park olarak düzenleneceği  büyük bir gururla ilan edilmişti.

Hemen her gün bu meydandan geçerim, geçen gün Meslek lisesinin duvarından yükselen kocaman bir pano gördüm. Panoda Büyükşehir Belediye Başkanı’nın oldukça büyük bir fotoğrafı var. Başkan halka müjde veriyor: Halk Ekmek Fabrikası açılmış, artık Kayseri halkı ekmeği 5-10 kuruş daha ucuza yiyecekmiş.

Düşünün bakalım, gelişmiş bir ülkenin, gelişmiş bir şehrinde belediye halk 5-10 kuruş daha ucuza satmak için ekmek fabrikası yapar mı? Bana kalırsa yapmaz; yapmaz çünkü halkın satın alma gücü yüksektir, yoksul insan sayısı çok azdır veya yoktur.

Meslek lisesinden çıkan gençleri görünce zaten yoksulluk ve beslenme ile ilgili bir kanaat edinmek mümkün. Hepsi zayıf, çoğu kısa boylu, çelimsiz delikanlılar. Belli ki gelir seviyesi düşük ailelerin çocukları. Belediye ekmeği ucuza verecek ve bu çocuklar da artık iyi beslenecek.

Bütün bunlar yıllardır uygulanan ekonomik programların Türkiye’yi nereye getirdiğini gösteriyor. Yoksulluk, işsizlik ve dolayısıyla halkın ucuz ekmeğe olan ihtiyacı giderek artıyor.

Daha yeni gazetelerde okuduğum bir haberi paylaşayım:

“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2016 yılı Aile İstatistikleri, yoksulluğun boyutunu ortaya koydu. Resmi rakamlara göre bile bireylerin yüzde 21.9’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2016 yılı Aile İstatistikleri verilerine göre bireylerin yüzde 21.9’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

TÜİK’in aile yoksulluğu rakamları bunlarla da sınırlı değil. Yoksulluk sınırının altında yaşama oranı en yüksek hane halkı tipi, “İki yetişkinli, üç ya da daha fazla bağımlı çocuğu olan” hane halkları oldu. Bu ailelerin yüzde 45.9’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor.”

Bu da işsizlik ile ilgili bir haber:

“Türkiye İstatistik Kurumu verilerine işsizlik oranı geçen yılın kasım döneminde yüzde 12,1'e yükseldi. İşsizlik ekimde yüzde 11,8, önceki yılın aynı döneminde ise yüzde 10,5 düzeyindeydi.

İşsizlik oranı böylece Mart 2010'dan bu yana ilk kez yüzde 12'nin üzerine çıktı.”

İşsizlik ve yoksulluk artıyor, çare de bulunmuş, belediye ucuz ekmek satıyor, iktidar sosoyal yardımları artırıyor; makarna, nohut dağıtıyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın açıklamasına göre, 2002 yılında (DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti görevdeydi) Türkiye’de yoksullara yapılan sosyal yardım miktarı 1,3 milyar lirayken, 2016 yılında 33,7 milyar liraya çıkarıldı.

“Devletin” değil “iktidar partisinin” desteği olarak algılanan yardımların oya dönüşme potansiyeli yüksek. Vatandaşlar yıllarca ayni ve nakdi yardımları aldıktan sonra sandık başına gittiğinde iktidar partisini desteklemeyi “yardımların devamı için” zorunluluk olarak görüyor.

Ne güzel değil mi? Fabrikaları kapatıp park yap, halkı işsiz yoksul bırak, yardım dağıt, oyu al, iktidarı sürdür. Özellikle 15 yıldır yapılan bu işte…


10 Mayıs 2017 Çarşamba

AMERİKA VE TÜRKİYE NAMLU NAMLUYA GELDİ!

Amerika ve Türkiye namlu namluya geldi. Düne kadar piyonları ile Türkiye’ye saldıran ve yalandan dostluk gösterileri yapan Amerika PYD/PKK örgütüne ağır silah verme kararı ile gerçek yüzünü gösterdi.

Bu gerçeği anlamayan ve kabullenmeyenlerin de Türkiye’nin Amerika’ya karşı bir vatan savaşı verdiğini artık anlamış ve kabullenmiş olmaları gerekir. Bu savaşı Türkiye kazanmaya mecburdur, aksi taktirde yıllar önce bize dayattıkları Sevr gerçekleşmiş olur.

Bu savaş yeni değil; 24 Temmuz 2015 tarihinde TSK, polisimiz ve köy korucuları PKK’yı hendeklere gömme operasyonları başlatınca savaş da başlamış oldu. PKK ABD’nin piyonudur. Amerika menfur emellerini gerçekleştirmek için silah kullanmaktan asla çekinme. Bazen kendi askerini kullanır bazen de PKK, FETO ve DEAŞ gibi terör örgütlerini savaş alanına sürer.  

24 Temmuz 2015’e Amerika içimizde bombalar patlatarak ve 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirerek cevap verdi. O gece Amerika’nın TSK içine yerleştirdiği gladiyo ile kahraman askerlerimiz ve halkımız canı pahasına karşı koydu. 200 üzerinde şehit verdik. Amerika bir kere daha yenildi.

25 Ağustos 2016 tarihinde ise kahraman ordumuz Fırat Kalkanı harekâtı ile İkinci İsrail koridorunun ortasına kahramanca daldı ve kantonların birleşmesini ve kurulması planlanan kukla devletin Akdeniz’e kadar ulaşmasını önledi.

Daha sonra uçaklarımızın Sincar’ı bombalamasına Amerika Suriye sınırımız yakın bölgelere tanklarını dizip, namlularını bize doğru çevirerek cevap verdi. ABD tanklarının hedefi artık alenen Mehmetçik olmuştu. Onun için diyoruz ki, Türkiye ve Amerika namlu namluya geldi.

Trump’un YPG/PYD’ye ağır silahlar vermeyi onaylaması savaşın ne kadar ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor.

Böyle bir ortamda her Türk vatanseverinin TSK’nin arkasında durması ve milli birliği bozacak her türlü davranıştan uzak durması lazım.  

İÇ CEPHEYE DİKKAT

Savaşta iç cephe çok önemlidir. Son zamanlarda Genel Kurmay Başkanı aleyhine yapılan fotoğraflı yayınlar kasıtlı yapılıyorsa hainlikten, kasıtlı yapılmıyorsa gafletten kaynaklanıyor. Ordumuz Amerika ile savaşıyor ve onun komutanı yıpratılarak TSK zaafa sürükleniyor. Bu asla kabul edilecek bir durum değildir.

Ordu milletin ordusudur, komutan milletin ordusunun komutanıdır. Ordumuz da 24 Temmuz’dan bu yana aslanla gibi çarpışıyor ve vatanını koruyor.

PKK VE HDP İLE İKTİDAR OLUNMAZ

Siyasetçilerimizin de iktidar hesapları yaparken HDP ve PKK gibi düşman devletin piyonları ile iş birliği planları yapmaması lazım. Bu sözüm özellikle CHP için. Mağdur edebiyatından, hapishane ziyaretlerinden, Abdullah Gül gibilerini telaffuz etmekten vaz geçmelidir. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in bu konulardaki uyarıları çok önemlidir; muhakkak dikkate alınmalıdır.

Bu millet Amerika ile savaşırken bu düşman ülkenin piyonları ile iş birliği yapanları asla iktidara taşımaz. Bu gerçeği hesaba katmayan iktidar olamaz.


Durum ciddidir ama zafer Türk Milletinin olacaktır. Vatan savaşını kaybedersek, vatan topraklarını da kaybederiz, onurumuzu, namusumuzu, ırzımıza da… Kazanmaya mahkumuz ve kazanacağız. 

9 Mayıs 2017 Salı

ALÇAKLIKTAN DA ÖTE!

Hacettepe Tıp Fakültesinin ikinci sınıfında Atatürk İlkeleri ve İnkilâpları dersi almıştım. Hocamız Afet İnan’dı. Onu bir hocadan çok Türk Devriminin canlı tanığı olarak dinlerdik. Şahsen bana Atatürk’ü, Cumhuriyeti gerçek anlamıyla öğreten ve sevdiren odur. Minnetle ve rahmetle anıyorum.  

Şapşal suratlı, iğrenç bir mahlukun Atatürk ve Afet İnan ile ilgili sözlerini duyunca aklıma bu değerli Türk Kadını geldi. O sözü söyleyen alçağa lanetler okudum.

Son zamanlarda moda oldu, sürekli Atatürk ve çevresindeki kişiler kötüleniyor, hakaretler, küfürler ediliyor. Bu sözler milletimizdeki Atatürk sevgisini ve Cumhuriyete olan bağlılığını yok etmez ama Atatürk düşmanlarına karşı olan kinimizi artırır o kadar.

Atatürk tüm dünyanın kabul ettiği çok büyük bir devrimci liderdir. Sadece Türklerin değil, tüm mazlum milletlerin atasıdır. Çin’den Küba’ya kadar dolaşın, insanların tanıdığı, bildiği ve heykellerini göreceğiniz tek lider Atatürk’tür.

Bu saldırıların hedefi Atatürk kadar onun mensubu olduğu Türk Milleti’dir. Yapılan aslında Türk düşmanlığıdır. Atatürk’ün en büyük Türkçü olduğunu bildikleri için peşinden sürekli havlıyorlar.

Bakın, büyük bir Türkçü olduğu bilinen Ziya Gökalp Atatürk için şunları yazmış:

“Mustafa Kemal Paşa adını kudsi bir kelime sayarak, her an hürmetle anmaktadır. Evvelce, Türkiye’de, Türk milletinin hiçbir mevkii yoktu. Bugün, her hak Türk’ündür. Bu topraktaki hâkimiyet, Türk hâkimiyetidir. Siyasette, kültürde, iktisâtta hep Türk halkı hâkimdir. Bu kadar kat’i ve büyük inkilâbı yapan zât, Türkçülüğün en büyük adamıdır. Çünkü düşünmek ve söylemek kolaydır. Fakat, yapmak ve bilhassa başarı ile neticelendirmek çok güçtür.”

Şimdi anlaşıldı mı neden Atatürk’e hakaretler ediliyor, küfürler ediliyor? Bunu yapanların tümü Türklük düşmanıdır, Türk milletinin bu topraklarda egemen olmasını, özgür olmasını, söz sahibi olmasını istemeyen soysuzlardır.

BU ÇOCUKLARIN ALINLARINDAN ÖPÜYORUM

Aydınlık gazetesinde aşağıdaki haberi okuyunca kendi kendime dedim ki, Atatürk’ün emaneti emin ellerde. Türkiye Cumhuriyeti şeklinde tecelli eden Türk egemenliği bu topraklarda ebediyen devam edecek.
Haber şöyle:

"Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri İstanbul Üniversitesi’nde Atatürk düşmanlığına izin vermedi. 9 Mayıs’ta İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen İSTANBULFEST’in "Bir yazar, Bir Söyleşi, Bir İmza" başlıklı kısmına davet edilen ve "Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı" konulu söyleşide konuşmak üzere FETÖ’cü, Atatürk’e ve devrim tarihine hakaret içerikli söylemleriyle tanınan Mustafa Armağan isimli sözde ‘tarihçi’ davet edilmişti.

Derin Tarih Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni olarak da bilinen Mustafa Armağan’adavet edildiği festivalde vatansever, Atatürkçü gençlerin sürprizi damga vurdu.

Türkiye Gençlik Birliği üyeleri "Atatürk Düşmanı Mustafa Armağan Üniversiteye Giremez’’, ‘’Fetullah Gülen’in ‘Aslanı’ Mustafa Armağan Üniversiteden Defol!’’, ‘’İstanbul Üniversitesi’ne Atatürk Düşmanları Giremez’’ yazılı pankartlarla, ‘’  Atatürk’e Uzanan Eller Kırılır, Fetullah’ın Aslanı Üniversiteden Defol ‘’ sloganlarıyla Armağanı  protesto ederek  üniversiteye sokmadı.

TGB Genel Başkan Yardımcısı Cem Dikmen "Bundan yaklaşık 15 dakika önce burada Mustafa Armağan denilen FETÖ’cü ve Atatürk düşmanı hainin bir etkinliği olacaktı. Atatürk gençliği onu karşılamak için gördüğünüz gibi burada onu bekledi. Ama o hain buraya gelmeye cesaret edemedi. Buradan kendisine bir kez daha sesleniyoruz: Atatürk gençliği daima görev başında!" dedi.”

Kutluyorum sizleri gençler, hepinizin alınlarından öpüyorum.


4 Mayıs 2017 Perşembe

İNCİRLİK ÜSSÜ ABD’YE KAPATILSIN

Dünya egemenliği için askeri müdahalelerden çekinmeyen Amerika her zaman kendi ordusunu kullanmaz. Özellikle son yıllarda piyon askerleri, piyon örgütleri kullanır oldu. Bu amaçla ya terör örgütlerini ya da paralı askerleri kullanır oldu.

Türkiye’ye de PKK oldu saldırdı, FETO oldu saldırdı, DEAŞ oldu saldırdı. Amacı belli, Türkiye’yi bölmek ve Anadolu topraklarının bir kısmını da içine alacak olan ikinci İsrail devletini kurmak.

Türkiye,24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren PKK ve FETÖ terör örgütlerini yurt içinde ve sınır ötesinde temizlemek amacıyla büyük bir mücadele yürütmektedir. Bu mücadele, sınır ötesindeki boyutuyla savaş özelliğindedir. Türkiye, Vatan Savaşı içindedir.

Peki Amerika ne yapıyor? Bu örgütleri koruyor, destekliyor, silahlandırıyor. Hem de bunları aleni biçimde, göstere göstere, fotoğraflar çeke çeke yapıyor. ABD yetkilileri, bölücü terör örgütü PKK/PYD’nin silahlı unsurlarından “Kara gücümüz” diye söz ediyor.

Bu destekleri sürdürmek için ABD uçakları devriye uçuşları yapıyor ve Suriye’deki zırhlı araçlarını, tanklarını sınırımıza yığıp namlularını bize doğru çeviriyor.

Bütün bu düşmanlıklarını yapmak için vatan topraklarımız içindeki İncirlik üssünü kullanıyor. Uçaklar buradan kalkıyor, mühimmat ve personel sevki buradan yapılıyor.

FETO’nun darbe girişimine de yataklık ettiği belgelerle ispat edilmiştir. İncirlik Üssü bu açıdan ABD’nin Türkiye hükümetini devirme ve Türkiye kalesini içerden ele geçirme girişimlerinin de hizmetindedir.

Apaçık ortadadır, İncirlik Üssü Türkiye’nin güvenliğine hizmet etmiyor. Hükümet ise, vatan toprağımızda Türkiye’ye karşı bir müdahale ve saldırı üssü bulunmasına izin vermektedir.

Bu durum kabul edilemez. İncirlik üssünün Amerikan askerlerine en kısa zamanda kapatılması gerekir.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bir basın toplantısı yaparak özetle şunları söyledi ve İncirlik Üssü’nün Amerikalılara kapatılması için bir imza kampanyası başlattı:

“İNCİRLİK ÜSSÜ ABD’YE KAPATILSIN

İncirlik üssünden vatan bütünlüğümüze ve güvenliğimize yönelen silahlı tehdidi devekuşu gibi kafamızı kuma sokarak göğüsleme olanağı bulunmuyor. Her tehdit ancak bir gerçeklik olarak saptandığı zaman bertaraf edilebilir.
- Bölücü ve yobaz terörüne son vermek için İncirlik üssü ABD’ye kapatılmalıdır.
- Türk Silahlı Kuvvetleri, vatan toprağımız olan İncirlik Üssünü denetim altına almalıdır.
- ABD hükümetine, İncirlik üssünde bulunan ABD Komutanlığının, ABD personelinin ve uçaklarının ülkemizi terk etmeleri gerektiği bildirilmeli, bunun için uygun süre verilmelidir.

İNCİRLİK ÜSSÜ İÇİN KAMPANYA BAŞLATIYORUZ

Vatan Partisi, İncirlik Üssünün ABD uçaklarına kapatılması için bugün Türkiye çapında ve aynı zamanda yurt dışında kampanya başlatmaktadır.
Hükümetten talep ediyoruz:
- İncirlik Üssü derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetimi altına alınsın.
-İncirlik Üssü, ABD uçaklarına kapatılsın.
Bütün vatandaşlarımızı “İncirlik Üssü ABD Uçaklarına Kapatılsın” Kampanyasına katılmaya çağırıyoruz.
Vatan bütünlüğü ve güvenlik için İncirlik Üssü ABD’ye kapatılsın!”


Tüm vatandaşlarımızın bu kampanyaya katılmalarını diliyoruz. Türkiye’nin güvenliği ve Türk Milletinin esenliği için bu şarttır.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

MEYDANLARIN FARKI

1 Mayıs farklı meydanlarda Türkiye çapında kutlandı. Kutlandı kutlanmasına ama meydanlar çok farklı görüntülere sahne oldu.

Tandoğan Meydanı’nda İşçi sınıfı vardı, vatanseverlik vardı, Ayyıldızlı al bayrak vardı, vatanı savunanlar vardı, emeği savunalar vardı.

Emeği ile vatana hizmet edenler aynı zamanda vatan bütünlüğünü savunmak için de Tandoğan Meydanı’ndaydı.

Türk-İş ile birlikte Vatan Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Türkiye Gençlik Birliği (TGB), Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) ve halk Tandoğan Meydanı’ndaydı.

Bakırköy ve Kolej Meydanı’nda ise CHP ile birlikte HDP, DİSK, KESK ve PKK’nın eteğine yapışmış  vatansız, sahte solcular vardı. Türk bayrağı yoktu, Atatürk yoktu, İstiklal Marşı yoktu. Emeğin gerçek savunucuları da yoktu.

Suriye’de, Irak’ta Amerikan askerlerine sığınan PKK bu meydanlarda HDP olmuş ve CHP’ye, DİSK’e, KESK’e  sığınmıştı.

Bu meydanlarda Demirtaş’ın mektubu Kılıçdaroğu’nun mektubu ile birlikte okundu.

Kim bu Demirtaş? Ordumuzu, polisimizi, halkımızı şehit eden bir kanlı örgütün siyasi ayağının eş başkanı. Demirtaşı’ı dün hapishanede ziyaret eden ve bugün de HDP/PKK ile birlikte miting yapan CHP’ye bu tablo hiç yakışmadı.

CHP bu haliyle milletten koptuğunu bir kere daha gösterdi. Bu partinin iktidara gelme şansı da yok, AKP’nin iktidarına son verme şansı da yok.

Atatürk’ün kurduğu ve ilkelerini belirlediği CHP erime aşamasına girmiştir. Ya yeniden Atatürk’e yüzlerini dönerler ya da yok olup giderler.  

Dünyada emeğin en büyük düşmanı Amerika’dır. Bu büyük emek düşmanının peşine takılıp ona sığınanlar emeği değil, ancak Amerikan, İsrail sermayesini savunur.

Emperyalizm sömürü düzenini korumak ve güçlendirmek için milli devletleri yok etme savaşı verirken gerçek emek savunması vatanseverlik ile birlikte yapılır. ABD güdümünde vatan da savunulamaz, emek de savunulamaz.

Küresel sermayenin güttüğü partilerden de sendikalardan da kitle örgütlerinden de vatan savunması ve emek dostluğu beklenemez. Emek ancak milli devletler korunarak savunulur. Onun için diyoruz ki, emek ve vatan savunması at başı beraber yürür.

Bakırköy ve Kolej’deki kutlamaları veren ve anlatan medya ne yazık ki Tandoğan’daki büyük coşkuyu görmezden geldi. Bir kere daha anlaşıldı ki, bu medya Atlantik Sisteminin emrinde ve kontrolündedir. Türkiye bu medyadan mutlaka kurtulmalıdır. Milletin emrinde bir medya en büyük arzumuzdur.


Selam olsun emeği ve vatanı kutsal bilip onları savunanlara. Kutluyorum onların 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı.