18 Ocak 2017 Çarşamba

EGEMENLİK SAVAŞLARI

Savaşların çoğu egemen olma arzusundan kaynaklanıyor. Bu savaşlar da çoğu zaman çok kanlı cereyan ediyor.

Egemenlik savaşlarının çok kanlı son örneğini Ortadoğu’da yaşananlarda görüyoruz. Bu bölgeye hâkim olmak isteyen Amerika ve müttefikleri yüzbinlerce insanın ölümüne neden oldu.

PKK’nın terör eylemlerinin arkasında Güneydoğu Anadolu’ya egemen olma arzusu yatıyor. Bu kanlı eylemlerle bölgeden Türkiye’nin hakimiyetini yok etmeye çalışıyor.

FETO’da 15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti’ne egemen olmak için darbe teşebbüsünde bulundu. Millet egemenliğinin timsali olan meclisi bu amaçla bombaladı.

MİLLİ EGEMENLİK İÇİN SAVAŞTIK

Atatürk önderliğinde yaptığımız savaşta amacımız millet egemenliğini sağlamaktı. Türk milletinin egemenliğini yok etmek isteyen batılı güçlere ve içerdeki işbirlikçilerine karşı yaptığımız savaşı kazandık ve yüzyıllardır Padişah ve ailesinde olan egemenliği millet olarak ele geçirdik ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk.

Cumhuriyet’in temelinin ne olduğunu Atatürk şöyle anlatıyor:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümetinin milletten aldığı veçhile istiklâl-i tam, hâkimiyet-i Milliye umdelerine istinaden milleti zengin, memleketi mamur etmekten ibarettir.

Bu umde icabı bütün cihan bilmelidir ki, artık Türkiye halkı; hâkimiyetini hiçbir şahıs ve makama veremez.

Hâkimiyet demek şeref demek, haysiyet demektir. Bir milletten bu evsaf-ı medeniye ve insaniyesinin terkini talep etmek onu insanlıktan çıkarmak demektir.

Milletimiz bu iki esasa istinat eder.

MİLLİ EGENLİĞİMİZE KASDEDENLER VAR

Anayasada yapılmak istenen değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin iki temelinden birisi olan Milli Egemenlik yok edilmek isteniyor.

TBMM’nin yetkileri kısıtlanırsa, meclisin hükumeti denetleme yetkisi kaldırılırsa, hükumet meclise değil de cumhurbaşkanına karşı sorumlu olursa, cumhurbaşkanı da hiçbir makama karşı sorumlu olmazsa, meclisin elinde olması gereken yasama erki cumhurbaşkanına devredilirse, cumhurbaşkanı yüksek yargı organlarının üyelerinin çoğunu atayacak pozisyona gelirse böyle bir devlet biçiminde milli egemenlik söz konunu olamaz.

Bu değişiklikle yasama, yürütme ve yargı tek kişide toplanıyor. Türkiye’ye artık “demokratik, laik, hukuk devleti” demek koca bir yalan oluyor.

Tartışılması gereken huşu şu: Bu meclisin, hatta seçmenlerin çoğunluğunun millet egemenliğine son verecek bir değişikliği yürürlüğe sokma hakkı var mı? Bana kalırsa asla yok.

EGEMENLİK YASA İLE YOK EDİLEMEZ

Türk Milleti egemenliğini yokluklar içinde yedi düvele ve içimizdeki sülüklere karşı savaşarak ve şehitler vererek elde etmiştir.

Savaşarak elde edilen milli egemenlik bir anayasa değişikliği ile yok edilemez.

Yok etmek isteyenlere karşı cevabımızı Atatürk’ün ağzından veriyoruz:

“Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. “

“Millet egemenliğini almıştır ve isyan ederek almıştır. Alınmış egemenlik, hiçbir neden ve biçimde terk edilemez; geri verilemez. Bırakılamaz. Bu egemenliği tekrar geri alabilmek için; almak için kullanılmış olan araçları kullanmak gerekir.”

“Hiç şüphe yok, devletimizin ebedi müddet yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve nihayet her şeyimiz için mutlaka en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz.”

Uğruna çok kanlar dökülen egemenlik, anayasa filan değiştirilerek milletin elinden alınamaz.


Türk Milleti’nin egemenliğin öneminin bilincinde olan evlatları olarak diyoruz ki, hodri meydan, egemenliğimizi elimizden alın da görelim.

17 Ocak 2017 Salı

EKONOMİK BUNALIM VE TERÖR

İşsizlik rakamları Türkiye İstatistik Kurumu  (TÜİK) tarafından açıklandı. Rakam büyümeye devam ediyor.

Resmi işsizlik oranı % 11.8 olarak hesap edilmiş. Buna göre resmen işsiz olanların sayısı 3 milyon 647 bin oluyor. Bu rakama çalışmaya hazır olup da resmen iş aramayan 2 milyon 276 bin kişiyi de ilave ettiğimizde oran % 17.8’e çıkıyor.

Ekonomik kriz içerisindeyiz ama hala kriz ne zaman gelecek diye merak ediyoruz.

Ekonomimizi üç kelime ile özetlemek mümkün: Üretmeyen, büyümeyen ve borçlanan bir ekonomi.

İKİ BÜYÜK SORUN

İki büyük sorunla uğraşıyoruz. Terör ve ekonomik kriz. Bunları birbirinden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Türkiye’yi bölmek isteyen güçler bir yandan bomba, kurşun, roket olup saldırıyor; diğer yandan zaten güçlü olmayan ekonomimizi batırmaya uğraşıyor.

Ekonomik kriz derinleşirken terör olayları da devam edip gidiyor. Türkiye’yi bölmeye yönelik terör, Diyarbakır’da 4 polisimizi daha şehit etti.

Bu iki belanın da bu kadar büyümesinin baş sorumlusu elbette 15 yıla yakın bir süredir iktidarda olan AKP ve Erdoğan.

Türkiye yoğun saldırı ve baskı altında iken yapılması gereken şey topyekun savunma olması lazım; iç cepheyi güçlendirmek lazım. Milli birliği bozucu davranışlardan, eylemlerden ve söylemlerden vazgeçmek lazım.

Oysa AKP ne yapıyor? Anayasayı değiştireceğim diye tutturmuş, milleti ikiye bölüyor.

AKP VE MHP TUZAĞA DÜŞTÜ

AKP ve MHP, Türk Milleti’ne ve kendilerine kurulmuş olan bu “yeni anayasa” tuzağına düştü.

AKP’li milletvekilleri belli ki Erdoğan’ın talimatı ile “evet” oyu kullanıyor. Bu evetler Erdoğan’ın da AKP’nin de sonunu hazırlıyor. İç cepheyi zayıflatıyor ve Türkiye’nin direncini kırıyor.

Mücadelede başarısızlık milletimize de AKP’ye de Erdoğan’a da büyük zarar verir. Milletimizi düşünmüyorlarsa bari kendilerini düşünsünler.

Bu şekilde, terörle de ekonomik bunalımla da mücadele edilemez. Teklif en kısa zamanda geri çekilmelidir.

MHP YANLIŞ YAPIYOR

Evet oyu kullanan MHP milletvekilleri ise seçmenlerine ve partilerinin isimlerinin başında bulunan “Milliyetçi” sözcüğüne de ihanet ediyorlar. Bu değişiklik kabul edilirse MHP diye bir parti kalmayacak. Kalsa da partilerin siyasi etkinliği olmayacak.

Başkan, bütün yetkileri elinde toplayacağı, kanunları kendisi çıkaracağı, hükumeti kendisi oluşturacağı ve yüksek yargı organlarının üyelerini kendisi belirleyeceği için TBMM’nin de onu oluşturan siyasi partilere mensup milletvekillerinin de konu mankeni olma dışında bir özelliği bulunmayacak.

MHP’nin yaptığı bu hatalardan sonra meclise girmesi çok zor. Girse bile, adı var, kendisi yok olacak.

Aynı durum tüm partiler ve milletvekilleri için de geçerli. Meclis yok olursa, partiler de yok olur, milletvekilleri de yok olur.

SÖZÜM MİLLETVEKİLLERİNE

Milletvekillerinin tümüne sesleniyorum:

Türkiye’yi riske sokacak, TBMM’ni yetkisiz ve işlevsiz kılacak, milletvekillerini konu mankeni durumuna düşürecek, yargı bağımsızlığını yok edecek bu girişime “Hayır” oyu verin.

Türk Milletine de, TBMM’ne de, partilerinize de, kendinize de “Evet” oylarınızla kötülük yapmayın.

Millet egemenliğini yok etmeyin, hukukun üstünlüğünü zedelemeyin.

Sandığa atılan her evet oyu Türkiye’nin teröre ve ekonomik bunalıma karşı yürüttüğü mücadeleye zarar veriyor; bunu unutmayın, tuzağa düşmeyin.

12 Ocak 2017 Perşembe

OSMANLI VE PADİŞAHLIK HEVESİ

Bir yandan Cumhuriyet’in ilk yılllarına ve Atatürk’e taş atılırken diğer yandan bir Osmanlı hayranlığı  ve Padişah olma hevesidir gidiyor.

Bu Osmanlı hayranlığı nereden kaynaklanıyor, anlamak mümkün değil.

Sanki Osmanlı 19. Yüzyılda Avrupa’nın şamar oğlanına dönmemişti.

Sanki Osmanlı 1018’de yenilmemişti

Sanki Sevr diye bir antlaşma yoktu.

Sanki Kurtuluş Savaşı başlarken İstanbul, İzmir, Adana, Antep, Urfa, Maraş, Antakya, Antalya, Kars, Ardahan işgal altında değildi.

Sanki fakir Anadolu köylüsünün vergilerini Düyunu Umumiye toplamıyordu.

Sanki İstanbul, Anadolu okul ve fabrika ve okul doluydu.

Sanki okuma yazma oranı % 7 değil de % 70 idi.

Sanki Anadolu insanı hastalıktan kırılmıyordu.

Bütün bunlar unutulmuş veya unutturulmuş ki bu Osmanlı merakı devem edip gidiyor.

Yapılmak istenen anayasa ile Osmanlı dönemine geri dönülme isteniyor. Geçmişte olduğu gibi yetkisi kısıtlı bir meclis, sorgulanamayan ve yetkisi sonsuza yakın bir başkan; yani padişah. Padişah’ın etrafında paşalar ve beyler. Söz sahibi olmayan, egemenliği ve özgürlüğü elinden alınmış bir halk.

Getirilmek istene düzen bu işte.

PADİŞAH PADİŞAH DEDİKLERİ

Peki bu hasretini çektikleri padişahlar ülkeyi nasıl yönetiyorlardı? III. Mehmet’ten örnek verelim:

III. Mehmet tahta oturduğunun gecesinde en büyüğü 13 yaşında olan19 erkek kardeşini Nizam-ı Âlem ve Kanunname’yi Âl-i Osman adına öldürtmüştür.

Bu yasalara uydurulmuş cinayetlerden başka ölümler de var. III. Murat’ın haremeninden kalan 200 haseki ve cariyeden hamile olanların hepsi Marmara’ya atılarak boğulmuştur.

O devirde rüşvetsiz iş yaptırmak mümkünn değildi. Halk yoksulluk, açlık çekerken Padişah ve  çevresi köşklerde, saraylarda keyif sürüyordu. Alınan rüşvetler paşaları zengin ediyordu.

III. Mehmet’in sadrazamlarından Sinan Paşa öldüğünde hazinesinde  yüzlerce mücevher ve kürkün yanında 600.000 duka altını, 2 milyon 900 bin akçesi çıkmıştı.

İkide bir Atatürk ve onun arkadaşlarına laf atanlar nedenese bu gerçeklerden hiç bahsetmezler.

TÜRK MİLLETİ UYANIK OL

Türk Milleti’ne sesleniyorum. Bu Osmanlı ve padişahlık sevdalılarının  peşinden gitme.

Unutma ki, sen Cumhuriyet sayesinde kul olmaktan çıktın, yöneticileri belirlemeye yetkin vatandaş oldun.

Cumhuriyet sayesinde özgürlüğüne, egemenliğine  kavuştun.

Egemenliğini elinde sıkıca tut; padişah heveslilerine kaptırma.  Egemenlik yoksa sen bir kölesin.

Bu anayasa değişikliği ile seni tekrar bir adama kul yapmak ve özgürlüğünü elinden almak istiyorlar.  Bunlara kanma. Cumhuriyete sahip çık çünkü o senin, çocuklarının ve tüm Türk Milleti’nin hür ve bağımsız yaşama teminatıdır.

11 Ocak 2017 Çarşamba

AYRIŞMA DEĞİL BİRLİK GEREK
 
15 yıla yakın bir AKP yönetiminden sonra ülkenin genel manzarası şöyle:
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinden uzak ve sürekli yanılan, yanıldıkça ülkenin başına sorunlar açan bir iktidar.
 
İktidarın yanlışlıklarına dur dmeyi becemeyen ve halkın gözünde alternative olamayan bir muhalefet.
 
Etnik köken, dini inanç, mezhep farklılıklarının sürekli ön plana çıkarıldığı için birliği zedelenmiş bir millet.
 
“T.C.”, “Türk Milleti”, “Türk Milliyeti” gibi kavramlara düşman bir yönetim anlayışı.
 
Yıkılmış, yakılmış köyler, kentler.
 
Patlayan bombalar, sıkılan kurşunlar, kaybolan canlar.
 
Ülkeyi savunmak için Suriye’de, Irak’da ülke içinde savaşan ve şehitler veren askerler, polisler.
 
Devlet yönetimine, orduya, yargıya, eğitim kurumlarına yerleştirilimiş cemaatler, topluma yöne vermeye çalışan hoca efendiler, şeyhler, imamlar.
 
Cehalete, hurafelere, batıl inançlara terk edilmiş bir halk.
 
Medreselere dönmüş, bilim üretmekten aciz üniversiteler.
 
Artan yoksulluk, işsizlik, ve gelir, servet ve fırsat eşitsizliği.
 
Üretemeyen, sürekli cari işlem açığı veren, borca batmış bir ekonomi.
 
Geliştiririlemiyen sanayi, tarım ve hayvancılık.
 
Kadına yönelik şiddetlerde artma. Kadınlarla, çocuklarla ilgili sürekli cinsel taciz haberleri.
 
Halkın malını, canını, namusunu, ırzını koruyamayan bir devlet.
 
Bölünme aşamasına gelmiş bir vatan.
 
TUZAĞA DİKKAT
 
Ülkeyi bu duruma getiren AKP ve onun lideri Erdoğan Anayasa’yı değiştirmek istiyor ve gene yanılıyor.
 
Bu değişiklik Türkiye ve Erdoğan’a kurulmuş bir tuzaktır.
 
TSK ve emniyet güçlerimiz yurt içinde ve dışında kendi silahlı gücü olan FETO, PKK, PYD ve IŞİD ile savaşmaya başlayınca Amerika yıllarca desteklediği ve iktidara gelmesine katkıda bulunduğu Erdoğan’ın arkasından çekildi.
 
Erdoğan batılı güçler tarafından artık istenmiyor. Aslında onların  istemediği Erdoğan değil, son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti devletinin Amerikan ve İsrail projelerine karşı yürüttüğü politika.
 
Bu nedenle Türkiye’ye ve Erdoğan’a bir tuzak kuruldu. Tuzağın adı “Cumhurbaşkanlığı sistemi”.
 
Bahçeli Erdoğan’ın yanında mı yoksa ona tuzak kuranların yanında mı belli değil.
 
Batılı medya sürekli Erdoğan’ın dikatör olduğunu ve bu anayasa değişikliği ile yetkilerinin daha da artacağını söylüyor.
 
Batılı medyanın bu tutumu akla Kaddafi’yi, Saddam’ı ve Esad’I getiriyor. Bir müdahelenin hazırlığı mı var diye bizi düşünmeye zorluyor.
 
Aslında büyük tuzak Türkiye’ye kuruldu. İç cephe zaafa uğratılarak Türkiye’nin savunma gücüne darbe vurulmak isteniyor.
 
Türkiye ancak milli birlik ve milli seferberlik anlayışı içinde Amerika’nın saldırılarına karşı durabilir. Anayasa değişikliği teklifi bu birliği bozacak. İnsanlar evetçi, hayırcı diye ikiye ayrılacak.
 
Bu da yetmezmiş gibi devam eden vatan savaşında hükumete destek veren taban küçülecek.
 
EKONOMİK SALDIRI
 
Bu tuzak ile birlikte ekonomik saldırı da başladı. Yıllardır yanlış yönetildiği için kırılgan hale gelen ve borç batağına batan ekonomi giderek daha da kötü hale geliyor.
 
Kıbrıs Barış Harekatından sonra uygulanan ekonomik amborgu sonucu 70 sente muhtaç hale gelimiştik.; gidişat gene bu yönde.
 
Erdoğan kendisini ve Türkiye’yi düşünüyorsa en kısa zamanda bu değişiklik teklifini geri çekmelidir. Tuzağa düşmemelidir.
 
Askeri olarak ve ekonomik olarak bir savaşın içinde iken bölünmeye yer yok.
 
Bu saldırı ve tuzaklara karşı durmak için acilen milli seferbelik hükumeti kurulmalı ve toplumda ayrışmaya neden olacak her türlü girişimden vaz geçilmelidir.
 
Türkiye bu yanılmalardan ve kötü yönetilmekten ancak ortak akıl ile kurtulur, tek adam egemenliği ile değil.

6 Ocak 2017 Cuma

TOPYEKUN SAVUNMA LAZIM

Saldırının boyutu çok büyüdü. Amerika dünya egemenlğini yitirdiğini anladıkça Ortadoğu'ya daha fazla yüklenmeye başladı. Ortadoğu onlar için önemli çünkü petrol var, doğal gaz var ve İsrail var. 

Amerika bunlar için bir bekçi aradı ve bekçiyi de buldu: Kukla bir Kürt devlet. 

Bunun için, Irak'ı, Suriye'yi parçaladı, sıra Türkiye'ye geldi. 

Üzerimize taşeronlarını saldı. PKK onun askeri, FETO onun askeri, IŞİD onun askeri.

Türkiye izin vermeden kukla devletin kurulamayacağını biliyor, direncimizi kırmaya, bizi parçalamaya çalışıyor.

Türkiye direndikçe saldırının boyutunu da büyütüyor. 

SALDIRI ÇOK BÜYÜK

Evet! Saldırının boyutu çok büyüdü ve Erdoğan'nın da, AKP iktidarının da boyunu çoktan aştı. 

Terör olaylarını düzenleyen güç bir yandan silahla, bomba ile saldırıyor, diğer yandan Türkiye'yi hükumetsiz bırakmanın propagandasını yapıyor. Türkiye'yi hükumetsiz bırakmak istiyor. 

Türkiye "ikinci İstiklâl savaşı"nı  hükümetsiz yürütemez. 

Bu büyük saldırı ancak güçlü bir hükumet ile önlenebilir. 

AKP iktidarının yetersizliği ortadadır.

MİLLİ SEFERBERLİK GEREK

Türkiye bu saldırılara ancak topyekun savunma ile karşı durabilir. Milli seferbelik artık kaçınılmaz olmuştur. Görev bütün milli güçlere düşüyor. 

Milli seferberliği ancak milli seferberlik hükumeti tarafından örgütlenebilir. 

Amerika'nın Türkiye'yi hükumetsiz bırakma planı ancak AKP, CHP, MHP ve Vatan Partisi'nin içinde olduğu geniş tabanlı bir hükumeti kurarak önlenir.

DÜŞMANLIK DEĞİL DOSTLUK GEREK

Medyayı ve sosyal medyayı izliyorum AKP'liler Kılıçdaroğlu'nun, CHP'liler Erdoğan'ın ve bazı MHP'liler de kendi başkanlarının ne kadar kötü olduğunu anlatıp duruyorlar. Bu söylemler bazen eleştiri sınırını aşıp düşmanlık boyutuna ulaşıyor. 

Yanlış! Milli seferberliğin gerektiği bu ortamda düşmanlığa yer yok.

Düşman lazımsa, ben size söyleyeyim.

PKK'ya düşman olun, FETO'ya düşman olun, IŞİD'e düşman olun, İncirlik'e dişman olun, Amerika'ya düşman olun, Atalantik sistemine düşman olun.

Bizim düşmanlığa değil, dostluğa; nefrete değil, sevgiye; ayrışmaya değil, birleşmeye ihtiyacımız var.

Bir olalım, beraber olalım, iri olalım. 

HATAYA YER YOK

"İkinci istikal savaşı" verirken hataya yer yok. 

AKP ve Erdoğan milleti bölen, milli birliği bozacak olan "Cumhurbaşkanlığı Sistemi" sevdasından en kısa zamanda vaz geçmelidir. Anayasa değişikliği paketi Meclis gündeminden kaldırılmalıdır. 

Erdoğan'ı ve AKP'yi uyarmak lazım:  Başkanlık sisteminde ısrar ederseniz bu “diktatörlük” tartışmalarını alevlendirir ve  hükümeti devirmek isteyen emperyalist devletin beklediği ortamı yaratır.

Bu millet egemenliğini savaşarak elde etmiştir; şimdi de vatanın her köşesinde egemen olmak için savaş veriyor. Savaşarak kazanılan ve korunan egemenlik bir yasa maddesi ile sıfatı ve ismi ne olursa olsun bir adama devredilemz. 

Bu konuda ısrarcı olmak birliğimizi bozar. 

CHP de artık AKP ve Erdoğan düşmanlığından vazgeçmelidir. Vatan sevgisi Erdoğan düşmanlığından çok daha önde olmalıdır. “Mağdurları koruma” adına HDP ve FETÖ'ya uzattığı eli geri çekmelidir.

AKPnin geçmişte yaptığı hatalar birlikte hareket etmemek için bir neden olamamalıdır. 

MİLLİ SEFERBERLİK İÇİN GEREKLİ ORTAM

Doğu Perinçek'in şu tespitleri önemlidir:

"Millî Seferberlik için uygun ortamı sağlamak bugün millî görevdir.
 
Millî Güçler arasında karşılıklı saygı ve kardeşlik iklimini yaratmak, dayanışmayı sağlamak, herkesin görevi ve sorumluluğudur.
 
Vatan Partisi, teröre karşı birleştirici ve sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan tutumunu sürdürecektir.
 
Millî Seferberlik Hükümetinin kurulması kaçınılmazdır.
 
Zaman kaybetmemek önemlidir."
BU ELLER BİZİM, BU TÜRKÜLER BİZİM, BU YİĞİTLER BİZİM

Kahraman şehidimiz Fethi Sekin'in fotoğrafına bakıyorum. Yiğit bir duruşu var. Elazığ'lı olduğunu öğrenince heyacanlanıyorum. Elazığ benim memleketim, çocukluğumun geçtiği yer. Vatan sevgisini ilk tattığım şehir.

Hatıralar canlandı gözümde, içimden Enver Demirbağ'ı dinlemek geldi. Açtım sesini, o gür sesi ile Enver Demirbağ haykırmaya başladı: "Kar mı yağmış şu Harput'un başına, Kurban olam toprağına taşına"

Ah Şehidim ah! Türküdeki gibi memleketin toprağına, taşına kurban oldun, şehitlik mertebesine yükseldin. Sen sadece Harput'a değil, vatanın tüm dağına, taşına kurban oldun. Ruhun şad olsun. 

Sen kendini feda ettin ki, bu vatan bölünmesin, bu dağlar, bu taşlar Türk kalsın, Türkün kalsın. 

Memleket dedim sadece Elazığ mı, bu memlektin bizi biz yapan, aynı duygularla, aynı düşüncelerle bizi millet yapan başka türküleri de var. 

Komşu ile geçtim. Diyarbakır'dan Celal Güzelses seslendi: 

Ağlama yar ağlama  
Mavi yazma bağlama 
Mavi yazma tez solar anam 
Yüreğimi dağlama 

Yapma be Şark bülbülü; ağlama derken ağlatacaksın bizi.

Değiştirdim türküyü, karşıma Nida Tüfekçi çıktı: Yozgat'tan sesleniyor:

Asker yolu beklerim, günü güne eklerim
Sen git yarim askere ben burayı beklerim. 

Aklıma gidip de gelmeyen yiğitler, onları gözü yaşlı bekleyen anneler, eşler, nişanlılar geldi. Gidip de dönemeyenlerdir bu ülkeyi vatan kılanlar dedim kendi kendime, hepsi nur içinde yatsın.

Oradan Kerkük'e geçtim, Abdurrahman Kızılay ses verdi; o da Kerkük'e kurban... 

"Kerkükleyem ben özüm
Kulak ver dinle sözüm
Canlar Kerkük'e Kurban
Evvel başta ben özüm"

Memleket için kendini kurban edenler söz konusu olur da Tokat türküsü dinlenmez mi?

"Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidyor
Kızların gözü yaşlı"

Fethi Sekin Elazığ'da doğup İzmir'de şehit düştü. Kim bilir kaç İzmirli de doğunun dağlarında şehit düşmüştür. Bir de İzmir türküsü dinlemek gerek:

"İzmir'in kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı.
Yakarız konakları"

Aklıma Hasan Tahsin geldi, Yunan'a karşı aslanlar gibi savaşan efeler, zeybekler geldi. 

Kars'ı da unutmamak lazım:

"Bizim eller ne güzel eller
Söylesin şirin diller
Oynasin koç yigitler
Oh bizim eller ne güzel eller

Bu dağda maral gezer
Zülfünü tarar gezer
Dağ bizim maral bizim
Burda avcı ne gezer"

Türkülerden daha sağlam kanıt mı var? İzmir'den, Hakkari'ye; Edirne'den Kars'a kadar bütün bu kurban olunacak topraklar bizim, bu güzel yurt bizim, bu yiğitler bizim...

"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim." Bu topraklarda avcı barınamaz. diye haykırıyorum ve aklıma Köroğlu geliyor. Hasan Mutlucan'a ses veriyorum:

"Yiğitler silkinip ata binende 
Derelerde bozkurtlara ün olur 
Yiğit olan döne döne dövüşür 
Kötüler kavgadan kaçar dön olur "

Evet! Yiğitler, Mustafa Kemal'in askerleri, Vatan savaşçıları, askerimiz, polisimiz, tüm milletimiz silkindi ve atına bindi. Bu vatan bizim dedi, gerekirse ölürüz dedi. 

İstediğiniz kadar bomba patlatın, istediğiniz gibi kahpece saldırın; sonunuz yakındır. 

Şunu da iyi bilin: Bu türküler bu illerde sonsuzluğa kadar söylenecek. Bu toprağın insanı aynı türkülerle oynayacak, aynı türkülerle ağlayacak. Vatanımızı bizden koparamazsınız, bizi bizden ayıramazsınız.  

Türküler de bizim, kurban olunacak bu topraklar, bu taşlar da bizim, bu güzel eller de bizim; vatanı bekleyen bu koçyiğitler de bizim... Ve biz hepimiz Türk Milletiyiz.

SİYASAL İSLAMCILIK

Siyasal İslamcılık dinci terör ile at başı gidiyor. Etnik terörün de dinci terörün de yöneticisi, yönlendiricisi emperyalizm.

Emperyalizim siyasal İslamcılığı büyütüyor, siyasal islamcılık kapitalizmi büyütüyor. Toplumları düşünceden, akıldan uzak tutup, sömürüye hazır hale getiriyor.  

Özgür düşünce olmadan bilim olmaz, bilim olmadan teknoloji gelişmez. Bilim ve teknoloji üretemeyen toplumlar ancak müşteri olurlar. Sömürülürler ama sömürüldüklerinin de farkına varmazlar. 

Müslüman toplumların genel olarak hali budur. Düşünce yok, akıl yok. Ne var derseniz, inama var, ezberleme var.

Allah'a inandıklarını sanırlar ama aslında inandıkları şeyhtir, molladır, hoca efendidir. Bunların dediklerini ezberlerler. Ezberlediklerine inanırlar. Hayatlarını kendileri değil, bu şeyhler, mollalar, hocalar yönlendirir. 

Ezberlemek, inanmak düşünmek değildir, öğretilenlerin hafızada tutulmasından ibarettir. 

Şeyh emreder, adam öldürürler, molla emreder, bomba patlatırlar, hoca emreder, katliam yaparlar. 

Allah'a değil, Amerika'ya, İsrail'e ve emperyalizme hizmet ederler. 

Osmanı döneminde de, mütareke döneminde de bu dinciler emperyalime hizmet etti. Atatürk ve arkadaşlarını dinsiz, kafir ilan etti. İngiliz altınları ile zengin oldular ama bu zenginlik hainliklerini örtmedi. 

SON 50 YILIN ÇİLESİ

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve daha sonraki yıllarda böyle değildik. Müslümandık ama islamcı değildik. İslamiyet bizim için sevgi demekti, kardeşlik demekti, güzel ahlak demekti. 

İslamcılık sonradan gelişti ve Yunus Emre, Pir Sultan Abdal anlayışından uzaklaştık. Özellikle son 50 yıldır islamcılar sevgi yerine nefreti, dostluk yerine düşmanlığı yeşertti. 

Ahlak anlayışımız da bozuldu. Kul hakkı, devlet parası, Allah rızası gibi kavramlar gitti, dürüstlük, doğruluk gibi kavramlar yok oldu. 

Yöneticiler, rüşvet yedi, yolsuzluk yaptı, bunlar dindar diye sesimizi çıkarmadık. 

Çocukların ırzına geçildi, dinci takım buna bile tepki veremedi. 

AKIL VE AHLAK KAZANACAK

Umudumuzu kaybetmedik. Bu ülkenin hiç bir hediye beklemeden Cumhuriyeti korumaya kararlı milyonlarca insanı var. 

Başkasının hakkına saygılı, yemeyen, içmeyen, haramdan sakınan, başkalarına da hayat ve söz hakkı tanıyan, uygarlığın aydınlığı ile aydınlanmış milyonlarca  insanımız var. 

Siyasal islamcılığın, dinciliğin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamış ve anlamakta olan dindar vatandaşlarımız var. 

Şuna inanyorum, kapitalizmin de sonu gelecek, kapitalizmin beslediği bu dinci yobazlığın da... 

Akıl ve akla dayalı ahlak ikisine de izin vermez, vermeyecek.