16 Ocak 2016 Cumartesi

KATİL SÜRÜSÜ!

Sizlere sesleniyorum!
Kimlik siyaseti güdenler,
Dini siyasete alet edenler,
PKK'nın aptal destekçileri,
Teröristleri barış havarisi göstermeye çalışan hainler,
ABD ve İsrail'in emperyalist projelerinin ortakları,
"demokrasi, barış" kelimelerinin arkasına sığınan cellatlar;

Sizler bazen siyasetçi,
Bazen gazeteci,
Bazen sanatçı,
Bazen aydın,
Bazen de akademisyen kılığındasınız ama siz aslında katilsiniz.

Her gün şehit haberleri geliyor. Bölgede bomba sesleri mermi seslerine karışıyor. İnsanlar ölüyor, bebekler ölüyor. Çocuklar korku içinde. Babalar işsiz, anneler aç. Yoksulluk had safhada.

Sanayi yok, tarım bitti, hayvancılık öldü; üretim durdu. İnsanlar bir kilo makarnaya, bulgura, muhtaç hale geldi.

Bunun sorumluları sizsiniz. Sürekli etnik kimlik dediniz, mezhep dediniz. İnsanları ayrıştırdınız. Kardeşi kardeşe düşman ettiniz.  

Bir gün olsun, fabrika demediniz, tarla demediniz, besicilikten bahsetmediniz, iş demediniz, aş demediniz.

Bir gün olsun eğitim demediniz, okul demediniz, kütüphane demediniz, atölye demediniz, hastane demediniz, sanat demediniz, spor demediniz.

Milletin size verdiği yetkiyi kötü kullandınız.

Yıllardır televizyon televizyon gezip konuşuyorsunuz, gazetelerde yazıp duruyorsunuz ama konuşmak için, yazmak için etnik kimlikten, dini inançtan başka konu bulamadınız. ABD’nin, İsrail’in gerçek niyetlerini halka söylemediniz.  Bunlar bizi bölecek, bize Sevr’i yeniden dayatıyorlar demediniz. Tam tersi emperyalistlerin uşağı gibi çalıştınız, yazdınız, konuştunuz.

Görün eserinizi de utanın.

Size sesleniyorum:

Bırakın artık bu etnik kimlik, mezhep siyasetlerini,
Bırakın artık katilleri desteklemeyi.
Gözünüz yeteri kadar kana doymadı mı?
Vazgeçin düşmanlığı körüklemekten,
Vazgeçen bir kaç varil petrol için kan döken bu zalimlere hizmet etmekten.

Lanet olsun size...


Eyup S. Karakaş

14 Ocak 2016 Perşembe

BARIŞ İSTEYENLERİN MUHATABI ABD VE İSRAİLDİR

Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Ankara’da patlıyor, İstanbul’da patlıyor, Diyarbakır’da patlıyor, Şırnak’da patlıyor, Urfa’da patlıyor, Cizre’de patlıyor.

Bombaları patlatan beli; iki azılı terör örgütü: PKK ve IŞİD. Bu örgütleri kuran, yöneten, eğiten, silahlandıran da belli. ABD ve İsrail.

Bu iki devlet enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol altına almak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için bu bölgedeki milli devletleri parçalayıp, küçük devletçikler, kantonlar oluşturmak istiyor. IŞİD’in de PKK’nın da görevi bu.

Amiral Soner Polat bugün açıkladı:

“DAEŞ (IŞİD), ABD ve İsrail tarafından müştereken yaratılmıştır. CIA ve MOSSAD tarafından Ürdün’deki özel ve gizli bir üste ABD ve İsrail’in elit özel birlikleri tarafından eğitilmiş, finansmanı Suudi Arabistan ve Katar tarafından sağlanmıştır.

DAEŞ’in İsrail ve ABD’ye yönelik tek bir eylemi yoktur. İsrail Hava Kuvvetleri çeşitli kereler Suriye Ordusu ve Hizbullah hedeflerini DAEŞ’i korumak maksadıyla vurmuştur. DAEŞ teröristleri İsrail sağlık kuruluşlarında tedavi görmüş ve bu ülkeden lojistik destek almıştır.

Birkaç gün TSK’nın basına servis ettiği bilgi notunda Silopi’de girilen her evde MOSSAD akıl ve zihniyetini yansıtan El Yapımı Patlayıcıların (EYP) yerleştirildiği ifade edilmiştir.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı, “IŞİD’i ABD’nin büyüttüğünü” itiraf etmiştir. Ayrıca BM Golan Bölgesi Ateşkes Gözlem Gücü, İsrail ile IŞİD arasındaki örtülü ilişkileri resmi raporuna yansıtmıştır.

Birkaç gün önce, TSK’nın basına servis ettiği bilgi notunda Silopi’de girilen her evde MOSSAD akıl ve zihniyetini yansıtan El Yapımı Patlayıcıların (EYP) yerleştirildiği ifade edilmiştir.”

IŞİD’i de, PKK’yı da yaratan ve büyütenin Batı istihbarat örgütleri olduğu, amacın Türkiye’yi parçalamak ve Suriye sınırında Kürdistan kuşağı inşa etmek olduğu ve bunun da bir emperyal proje olduğu gün gibi ortadadır.

Bu gerçek apaçık ortada iken ve patlayan bombaların asil faillerin ABD ve İsrail olduğu belli iken bazı akademisyenlerin Türkiye Cumhuriyetini suçlaması ve PKK’ya kol kanat germesinin tek bir anlamı var: Bu bildiriyi imzalayanlar da bu emperyal projenin gerçekleşmesini istiyorlar.

Barış isteyenlerin muhatabı Türkiye Cumhuriyet değildir; muhatap ABD ve İsrail’dir.

Bildiriyi imzalayanlara sesleniyorum: Siz kime ve neye hizmet ettiğinizin ya farkında değilsiniz yani gafilsiniz ya da farkındasınız yani ABD ve İsrail’in güttüğü kişilersiniz.

Ülkede tek silahlı güç olur, o da devletin resmi güçleridir. Devlet içinde eli silahlı bir terör örgütünün mevcudiyeti savaş anlamını taşır. Meşru güçler gayrimeşru güçleri susturmadan barış sağlanmaz. Kanun hâkimiyeti barışın ilk şartıdır .


Türk Milleti ve onun kahraman silahlı güçleri, geçmişte bize Sevr olarak dayatılan, şimdi de İstanbul’da, Diyarbakır’da, Cizre’de, Şırnak’ta bombalar patlatarak kabul ettirilmeye çalışılan bölünme projesinin gerçekleşmesine izin vermeyecektir. Hainler ve gafiller de eninde sonunda cezalarını çekecektir. 

12 Ocak 2016 Salı

MÜCADELE İYİMSERLERİN İŞİDİR
 
Atatürk'e, millet egemenliğine, tam bağımsızlığa, insan haklarına, laik devlet anlayışına, insanların bilimin ışığı ile aydınlanmasına, ulusal birliğe, vatanın bölünmezliğine inanmış insanlarımızın büyük çoğunluğu endişe içinde.
 
Endişeli olmakta da son derece haklılar. 13 senelik AKP iktidarı Türkiye yukarıda sıraladığım tüm bu değerlerden uzaklaştırdı.
 
Atatürk ve onun ilkeleri unutturulmaya çalışıldı.
 
Millet egemenliğinin yerini tek adam hâkimiyeti almaya başladı.
 
Laik devlet anlayışı yıkılmaya başlandı.
 
Bilimin yerini batıl inançlar ve din adına uydurulmuş hurafeler almaya başladı.
 
Etnik kimlik, dini inanç ve mezhep üzerinden yapılan siyaset milli birliğimizi bozdu.
 
Vatan topraklarımızın bir kısmı elimizden çıkma noktasına geldi.
 
Barış ve kardeşliğin yerini savaş ve düşmanlık aldı.
 
Son olarak da, Atatürksüz ve Türksüz bir anayasanın ilk adımları atıldı.
 
Tamam! Bütün bunlar doğru. Endişe duymakta haklıyız ama karamsar olmak yok.
 
Büyük mücadeleleri karamsarlar değil, iyimserler yürütür ve kazanır.
 
Mustafa Kemal Atatürk iyimser olmasaydı 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkar mıydı?
 
İyimser olmasalardı, Kazım Dirik, Refet Bele, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Kazım Orbay, gibi paşalar Atatürk’ün etrafında toplanırlar mıydı?
 
Halide Edip karamsar olduğu zaman Amerikan Mandasını düşünüyordu, ne zaman ki iyimser oldu, o da Anadolu’ya geçti.
 
Atatürk’ün yedi düvele meydan okuması onun iyimserliğinin ve iyimserliğinin bir sonucu olan azminin sonucudur.
 
Amasya genelgesini hazırlayanlar iyimser olmasalardı, “Milletin bağımsızlığını milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derler miydi?
 
Tarihte bütün büyük başarıları iyimserler elde etmiştir. İyimser olmayan duruma razı olur. Teslimiyetçiler kötümserlerden çıkar.
 
Türk aydınına düşen görev üzerindeki kötümserliği atıp, örgütlü mücadelenin içinde olmaktır. Atatürk bağımsızlık mücadelesini kurduğu örgütlerle yürüttü.  
 
Türk aydınlarına sesleniyorum: Karamsarlığı bırakın. Türkiye Cumhuriyetini temellerine yeniden oturtmak istiyorsanız ve Atatürk ilkelerinin yeniden milletimizin kaderine egemen olmasını istiyorsanız, karamsarlığı bırakınız ve örgütlü mücadeleye katılınız.
 
Vatan Partisi tam bağımsızlığı ve milli egemenliği yeniden tesis etmek isteyenlerin partisidir. Vatan Partisi iyimserliği azme ve kararlılığa dönüştürenlerin partidir. Sizlerin içinde bulunmanız gereken örgüt de odur, parti de odur. 

9 Ocak 2016 Cumartesi

BARIŞ KÜLTÜRÜNDEN SAVAŞ KÜLTÜRÜNE

Diyarbakır’ın yetiştirdiği büyük üstat Celal Güzelses’i dinliyordum. Şark Bülbülü şöyle sesleniyordu:

“Mardin kapısında vurdular beni
Hevsel bahçesine koydular beni
Gözüm kapanmadan görseydim seni

Vurmayın arkadaşlar ben yaralıyam
El alem al giymiş ben karalıyam”

İşte bu esnada aldım şehit haberini. Diyarbakır’da kahraman bir evladımız daha PKK denilen kanlı örgüt tarafından şehit edilmiş. ABD’nin uşağı haline gelmiş bu kanlı örgüt güvenlik güçlerimizi şehit etmekle kalmayıp, şehri de harabeye dönüştürüyor. Celal Güzelses’in bahsettiği Mardin Kapısı, Hevsel Bahçeleri arık bir harabe halinde.

Patlayan bombalar insanlarımızı öldürmekle, binaları yıkmakla kalmıyor bir büyük kültürü yok ediyor. O kültür ki 3 büyük fikir, müzik ve edebiyat insanımız yetiştirmiş: Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı ve Celal Güzelses.

Ziya Gökalp  Çermik ilçesinde doğmuş bir Diyarbakırlı. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin oluşmasında ve Türk Devriminin gerçekleşmesinde büyük rol oynamış. Türk’ü, Türkçülüğü anlatmış.

Ziya Gökalp’ın fikirleri çoğu zaman yanlış bilinir. Onu bir ırkçı olarak görenler bile var ama o asla bir ırk milliyetçiliğini savunmamıştır. Türkçülüğün Esasları Kitabında şöyle diyor:

“Bu açıklamalardan anlaşıldı ki, millet, ne ırkın, ne kavmin, ne coğrafyanın, ne politikanın ne de iradenin belirlediği bir topluluk değildir…. “

“Bu düşüncelerden çıkaracağımız pratik sonuç şudur; yurdumuzda bir zamanlar dedeleri Arnavutluk’tan veya Arabistan’dan gelmiş milletdaşlarımız vardır. Bunların Türk terbiyesiyle büyümüş ve Türk idealine çalışmayı alışkanlık haline getirmiş görürsek, diğer milletdaşlarımızdan hiç ayırmamalıyız. Yalnız iyi günlerimizde değil, kötü günlerimizde de bizden ayrılmayanları nasıl milliyetimizin dışında sayabiliriz?”

“İnsanlarda ise, ırkın sosyal niteliklere hiç bir etkisi olmadığı için, soy aramak doğru değildir”.

Türk Devrimi her şeyden önce bir milletleşme sürecini demektir. Türkiye halkı, Cumhuriyeti kurarak, kendi milli devletini oluşturmuştur. Cumhuriyeti kuran bu halka da Türk milleti demiştir.

Ziya Gökalp’in bu fikre sahip olmasının en büyük nedeni Diyarbakır’da aldığı kültürdür. Türk Milletini bölmeye çalışan emperyalist güçlerin esas saldırısı da bu millet anlayışınadır. Amaç, bölmek ve kolay yönetmektir. PKK işte bu düşmanca zihniyetin eli silahlı, bölücü unsurudur.

Bu bölücülerin eli silahlı olanları olduğu gibi boynu kravatlı olanları da var.  İlkine PKK, ikincisine ise HDP deniyor. Birisinin eli kanlı, diğerinin dili kanlı. PKK’nın elinden, HDP sözcülerinin ise dillerinden kan akıyor. Her ikisinin de akıttıkları kanda boğulmaları yakındır.

Bu üç büyük insan barış ve kardeşlik kültürünün sonucudur; PKK ve HDP ise savaş ve düşmanlık zihniyetinin. İlkinde özümüz var, ikincisin de ise ABD’nin uşaklığı…

Bizim temennimizi ise gene Diyarbakır kültürü ile yetişmiş Cahit Sıtkı dile getiriyor:

“Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

6 Ocak 2016 Çarşamba

ANAYASA MASASI KURULDU

Yeni anayasa günün önemli gündem maddelerinden birini oluşturmaya devam ediyor. Yeni anayasa masası kurulmak üzere.

Masanın bir kenarında 13 yıldır ülkeyi yöneten AKP var. AKP ve Erdoğan’ın iddiasına göre bu anayasa onların elini kolunu bağlıyormuş. Elleri kolları bağlı iken ülkeyi getirdikleri ortam ortada: Memleketin bir kısmında sokak savaşları cereyan ediyor; ekonomi iflas noktasına gelmiş, yoksulluk artmış, bütün komşularla düşman haline gelmişiz. Ya bir de elleri kolları serbest olsaymış, kim bilir ne durumda olurduk.

Masanın bir kenarında da ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisi olan ‘Kemalizmi’ dışlamış,  YCHP var.

Masanın diğer kenarında ise AKP’nin icraatlarına karşı çok sert söylemlerde bulunan ama onun hiçbir kötü icraatını önleyecek irade ve eylemi gösteremeyen MHP var.

Masanın bir diğer kenarında ise, vatan topraklarından bir kısmından Türkiye Cumhuriyetinin yani milletin egemenliğini kaldırıp, egemenliği PKK denilen eli kanlı terör örgütüne vermek istediğini açıkça deklare eden HDP yani PKK var.

Şimdi bu 4 parti Türk Milletine yeni anayasa yapacaklar, biz de hayrını göreceğiz.

Yeni anayasa konusunda en hevesli parti AKP görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da yeni anayasa konusunda büyük gayret gösteriyor. AKP’nin daha doğrusu Erdoğan’ın yeni anayasadan beklediği iki önemli husus var: Başkanlık sistemi gelsin ve Türk Milleti ve Türk kavramı anayasadan çıkarılsın, eşit vatandaşlık olsun.  

Erdoğan’ın nasıl bir başkanlık istediği ise, verdiği Hitler örneğinden anlaşılıyor.

Hitler 30 Ocak 1933 tarihinde başbakan olmuş ve 19 Ağustos 1934 tarihine kadar başbakan olarak kalmış. 2 Ağustos 1934 tarihinde devlet başkanı Hindenburg’un ölümü üzerine yapılan bir halk oylaması ile hem devlet başkanı hem de başbakan olmuş. Erdoğan’ın istediği de bu işte. Sonrası malum; tüm yetkileri elinde toplayan Hitler kanlı bir diktatöre dönüştü. Gerisini yazmaya gerek yok.

Eşit vatandaşlık konusunda CHP’nin de AKP’ye destek vereceği anlaşılıyor. Yeni anayasa ile vatandaşlar eşit olacakmış. Peki şimdiki anayasaya göre vatandaşlar eşit değil mi?

Mevcut Anayasanın 10 maddesi diyor ki: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”.

10. Madde ortada, bundan daha güzel eşitlik tanımı olur mu? Peki o halde istenen nedir?

İstenen şu: Türk Milleti kavramı anayasadan çıksın. Türkiye’de yaşayan insanlar etnik ve mezhep farklılıklarına göre ayrılsın. Türk vatandaşı demeyelim, Türkiye vatandaşı diyelim. Böyle bir şeyi, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da diyebilir misiniz? Bir insan İngiltere vatandaşı ise İngiliz, Fransa vatandaşı ise Fransız, Almanya vatandaşı ise Alman olarak anılır. Ayrıca herkes kendi kültürünü serbestçe devam ettirir.

Etnik kimliğimiz ne olursa olsun biz Türk milletini beraberce oluşturduk. Türkiye Cumhuriyeti bizim milli devletimizdir. Türkiye vatandaşlığı kavramı milli devlete yapılan bir saldırıdır. Milli devlet zarar görürse, ülke parçalanır, emperyalistlerin kolayca yöneteceği ve sömüreceği devletçiklere bölünür.

Bu masadan Türk milleti için hayırlı bir anayasa çıkma ihtimali yoktur. Halkımız uyanık olmalıdır. Düşünülenler ve planlananlar gerçekleşirse bu Türkiye Cumhuriyetinin sonu olur.


Türkiye Cumhuriyetini sonsuzluğa kadar koruma kararlılığı içinde olanların bu masaya karşı tepkilerini şimdiden ortaya koymaları gerekir. Yarın geç olabilir. 

3 Ocak 2016 Pazar

BİZ TÜRK MİLLETİYİZ

13 yıldır iktidardasın. Geldiğin günden beri bizi ayrıştırmaya bölmeye çalışıyorsun. Etnik kimlik dedin, mezhep dedin durdun. Farklılıklarımızı kullanmaya çalıştın.

Yalnız da değildin: Yanına liboşları, vatansız solcuları, ABD’den imamlı cemaat üyelerini, bölücü hainleri de aldın.

Şimdi de Türk Milletini anayasadan çıkarmaya çalışıyorsun.

Nedir derdin? Kime hizmet etme peşindesin?

Şunu iyi bilmen lazım: Biz biriz, beraberiz; biz Türk Milletiyiz.

Kimimiz Orta Asya’dan, kimimiz, Kafkaslardan, kimimiz Balkanlardan, kimimiz Kırım’dan geldi, kimimiz de zaten burada idi. 

Bu toprakları yurt kılmıştık ama düşman geldi, yurdumuzu işgal etti. Vatanımızı parçalamaya kalktı.

Mustafa Kemal önderliğinde direndik, savaştık; Düşmanı kovduk ve Türkiye Cumhuriyetini kurduk. 

Anayasamıza “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibariyle Türk denilir» dedik. Din, mezhep, ırk ayırımı yapmadık. Hepimiz Türklükte birleştik.

Atatürk’ün şu sözünü gerçek bildik: “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı.. hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” Bu cevhere “Türk Milleti” dedik.

Elbette farklılıklarımız var, onlar bizim zenginliklerimiz.

Kimimiz camiye gider, kimimiz cem evine; kimimiz kiliseye gider, kimimiz sinagoga gider.

Hepimiz türkü söyleriz ama bazımız Türkçe, bazımız Çerkezce, bazımız Zazaca, bazımız Kürtçe, bazımız Arapça,  bazımız Boşnakça, bazımız da Lazca.

Kimimiz su böreği yer, kimimiz Boşnak böreği; kimimiz Arnavut ciğeri yer, kimimiz cartlak kebabı; kimimiz poğaça yer, kimimiz gubate; kimimiz humus yer, kimimiz yuvalama.

Kimimiz zeybek oynar, kimimiz mezdigo; kimimiz horun oynar, kimimiz halay çeker; kimimiz çiftetelli oynar, kimimiz çaçak.

Dedim ya, bunlar bizim zenginliklerimiz.

Türkmen de biziz, Avşar da biziz, Yörük de biziz, Azeri de biziz, Çerkez de biziz, Kürt de biziz, Zaza da biziz, Arnavut da biziz, Gürcü de biziz,  Laz da biziz, Boşnak da biziz, Abaza da biziz; biz hepimiz Türk Milletiyiz.

Kurtuluş savaşını beraber yaptık. Sevr’i beraber yırtık, Lozan’ı beraber imzaladık.

Milli devletimizi yani Türkiye Cumhuriyetini beraber kurduk, yıktırmayız.

Bu toprakları vatan kıldık, bir taşını bile vermeyiz.

Vatanın her köşesinde bayrağımızı göndere çektik,  indirmeyiz.

Egemenliğimizi Türk Milleti olarak elimize aldık, ne sana ne de başkasına vermeyiz.

Biz Türk devrimini Atatürk önderliğinde beraber yaptık.

Bunları bil ve boşuna yeni anayasa peşinde koşma.


Türk Milletinin düşmanları şunu iyi bilsin: Biz bütün bunları kan dökerek yaptık, korumak için de gerekirse gene kan dökeriz.  

Biz Türk Milletiyiz.

1 Ocak 2016 Cuma

ANAYASA KUMPASI

Türk Milletine yeni bir kumpas hazırlığı var. Yeni anayasa söylemi adı altında yürütülüyor bu kumpas. Amaç, Türk milleti kavramını anayasadan çıkarmak ve üniter devleti yok etmek.

Bu kumpasın siyasi partilerden 3 aktörü var: AKP, CHP ve HDP. MHP ise,  izleyici durumda. Bunlara bazı medya organlarını ve STK’ları da katmak mümkün.

1982 anayasası darbe anayasası imiş, demokratik değilmiş, sivil anayasa yapıp “birinci sınıf demokrasi” getirilmeliymiş. Ülkede demokrasinin yaralı olduğu doğru da bunu düzeltmenin yolu öncelikle antidemokratik yasaları değiştirmekten geçer.

Demokrasi deyince neden akla siyasi partiler kanunu, seçim kanunu gelmez? Öncelikle şu % 10 barajı kaldırılmalıdır. Siyasi partiler kanunu değiştirilip parti içi demokrasi sağlanmalıdır. Bunları yapmadan anayasanın hangi maddesini değiştireceksiniz de Türkiye’ye demokrasi gelecek.

Demokrasi, kararların halk tarafından verildiği bir rejimdir. Halk bu kararları sağlıklı verebilmesi için eğitim sisteminin değiştirilmesi gerekir. Sorgulamayı, araştırmayı değil, sorgusuz sualsiz inanmayı öğreten bir eğitim sistemi ile demokrasi sağlıklı işlemez. Sağlıklı demokrasi istiyorsanız öncelikle eğitimi değiştirin.

Türkiye’de çok büyük bir servet ve gelir eşitsizliği var. Ekonomik güç belirli ellerde toplanıyor. Ekonomik gücü elinde toplayanlar bunu siyasi güce dönüştürüyor.

Ülkeyi ilgilendiren kararlar zenginlerin isteği doğrultusunda alınıyor. Ülkede demokrasiden çok aristokrasi var. Bu ortamda yasaları da anayasayı da ekonomik güç belirler. Demokrasi istiyorsanız düzeltsenize bu eşitsizliği…

Kararı halk verecek ama halkın haber ve bilgilenme hakkı kısıtlanmış durumda. Medya iktidarın borazanı olmuş. Muhalif seslere izin yok. Türkiye’yi ve dünyayı bu medyanın gösterdiği şekilde görüyor. Çok aşırı bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Bu ortamda sağlıklı demokrasi olur mu? Anayasa değişikliği ile İleri demokrasi getireceğini söyleyen iktidarın samimiyetine inanmak mümkün mü?

Türkiye Cumhuriyeti iki temel esas üzerine kurulmuştur: Hâkimiyet-i Milliye ve İstiklâl-i Tam. Kurucu irade budur. Bundan dolayı devlet milli ve üniterdir.  Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletindir. Yeni anayasa ile değiştirilmek istene de işte bu temel özelliklerdir. Amaç bölünmeye giden kapıları açmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri iki akım bazen ayrı ayrı bezen de birleşerek Cumhuriyete saldırıyorlar. Bunlar bölücü ve irticai akımlardır. Şu anda da ikisi birleşmiş ve Türkiye Cumhuriyetine ağır darbeler indirmeye başlamışlardır. Acı olan Cumhuriyeti kuran partinin de bu iki akıma bazen gizli bazen açık destek vermesidir.

Anayasa’nın bunların istediği biçimde değişmesi için halk oylaması gerekecek. Bu halk oylamasında halkın evet demesi için HDP-PKK bu işin dışındaymış izlemini veriliyor. Oysa bölücülerin 14 madde halinde sıraladıkları isteklerinin gerçekleşmesi için mevcut anayasanın değiştirmesi gerekiyor. Yapılması düşünülen yeni anaysa işte bu istekleri gerçekleştirmenin ilk adımı oluyor.

Türk Milleti olarak uyanık olmamız gerekir. Yeni bir anayasa yeni bir devlet demektir. Türk Milleti Türkiye Cumhuriyetini kurarak egemenliğini eline almıştır. Vatanının sınırlarını belirlemiştir. Yeni anaysa ile ne egemenliğini başkaları ile paylaşır ne de vatan topraklarının bir kısmında vaz geçer.

Türk Milletinden egemenlik hakkını elinden almak isteyenler Atatürk’ün şu sözlerini hiç unutmasınlar:

“Millet egemenliğini almıştır ve isyan ederek almıştır. Alınan egemenlik, hiç bir neden ve biçimde terk edilemez; geri verilemez. Bırakılamaz. Bu egemenliği tekrar geri alabilmek için, almak için kullanılmış araçları kullanmak gerekir.”

Bu sözlerin anlamı açıktır. Türk Milleti isyan etmiştir, kan dökmüştür ve egemenliğini almıştır. Hileyle, kumpasla bu egemenliği Türk Milletinin elinden almak isteyenler milletin egemenliğini korumak için de aynı yönetme başvuracağını bilmelidir.