30 Eylül 2015 Çarşamba

BARIŞ SAVAŞARAK ELDE EDİLİR

"Sanatçılar Girişimi" adı altında, bazı sanatçılarımız, "Baş Sorumlu Sorumsuz Cumhurbaşkanıdır" başlıklı bir bildiri yayınladılar. İçeriğinde bazı doğru tespitler olmasına rağmen, genel anlamda bakıldığında,  Türkiye'nin içinde bulunduğu durumla ilgili çok yanlış beyanlar taşıdığı görülüyor.

Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923 tarihinden bu yana, ilk defa vatan topraklarından bir kısmını kaybetme tehlikesini yaşıyor.

ABD, AB ve İsrail, Ortadoğu'da bir kukla devlet kurmak için önce Irak Devletini parçaladılar. Daha sonra Suriye'nin kuzeyini PKK'nın bir parçası olan PYD'ye teslim etmek için her türlü oyunu oynadılar. Kurulması planlanan yeni devletin Akdeniz'e ulaşması için bir koridor açmaya çalıştılar.

Ülkemizde ise, ABD güdümündeki PKK (HDP) örgütü AKP'nin son 13 yılda uyguladığı yanlış politikalar yüzünden büyüdü ve azgınlaştı. Güneydoğu'da devlet otoritesi sarsıldı. PKK infazlar yaptı. Vatandaşlardan haraç topladı. Yol kesti, çocukları dağa kaçırdı. Yatırımları engelledi, okulları iş makinelerini yaktı. Kışlalara saldırdı. Bayrağımıza saldırdı. Polislerimizi şehit etti.

7 Haziran seçimlerinin sonucunda HDP'nin meclise girmesi ile iyice azgınlaşan PKK yer yer özerklik ilan edip vatanı ve milleti bölme aşamasında son noktaya doğru yaklaştı.

İşte bu ortamda , 24 Haziran Tarihinde TSK bu kötü gidişe son vermek için PKK'ya karşı operasyonlara başladı. Aynı zamanda da Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmak istenen "Kürt koridoru"nu önlemek için bu bölgede güvenlikli bir bölge belirledi.

TSK ve emniyet güçlerimizin PKK'ya karşı başlattığı bu mücadele ülkeyi ve milleti bölmek isteyenlere karşı bir savaştır. Bu savaşı Erdoğan'ın sarayda oturmaya devam etmek için başlattığını iddia etmek en azından bir gaflettir.

"Sanatçılar Girişimi" adı  altında yayınlanan bildiride imzası olanların gaflet içinde olmaları gerekir.

Bildirinin iki çarpıcı cümlesi var. Birincisi şu:

"Savaş tezkeresinin yeni meclisten, üstelik de ana muhalefetin bir bölümünün desteğiyle geçmiş olması, bu umudun kararmasında ilk adım olmuştur."

Savaş tezkeresi dedikleri şey Hükumete Suriye'ye ve Irak' a asker gönderme iznidir.

Parçalanmış bir Irak, bölünmüş bir Suriye ve bölünmeye ramak kalmış bir Türkiye; silahlı kuvvetlerimiz şimdi görev almayacak da ne zaman alacak? Ordumuz icap ederse,  Kuzey Irak'a da girer, Kuzey Suriye'ye de girer. Bu yetki caydırıcılık özelliğine de sahiptir.

İkinci yanlış ifade ile, Mehmetçiğin ülkeyi ve milleti birleştirme ve ve vatan topraklarını koruma mücadelesi, "Kanlı, karanlık çatışma ortamının bir kez daha hortlatılmış olması"  şeklinde tanımlanıyor.

Bu ifade ile TSK'ni de "kanlı, karanlık ortamı" yaratmakla suçluyorlar. Mehmetçiklerimizi, polislerimizi, korucularımız şehit eden PKK ve onun uzantısı HDP ile ilgili ise tek bir laf etmiyorlar. Oysa, bu kanlı ortamın esas failleri ABD'nin piyonu durumundaki PKK, HDP ve PYD'dir.


TSK, "kanlı karanlık ortam"ı yaratmıyor tam tersi kanlı ve karanlık ortamı yok ediyor. Yöreye barış ve istikrar getirmek için savaşıyor. Güneydoğumuzu  Cumhuriyet'in aydınlığı ile aydınlatmak için mücadele diyor.


AKP ise, 13 yıllık iktidarında uyguladığı,  adına bazen açılım süreci bazen ileri demokrasi, bazen çözüm süreci dediği politikalardan dolayı suçludur.


Bu ortamda TSK ne yapacaktı yani? Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesine, vatan topraklarının elimizden çıkmasına ve yöre halkının PKK'nın esareti altına girmesine izin mi verecekti? Elbette veremezdi; vermiyor da zaten. İktidarda AKP ve cumhurbaşkanlığı makamında Erdoğan var diye PKK'yı yok etme mücadelesini başlatmayacak mıydı?

Bu mücadele bir vatan savaşıdır. Ya bölünecektik ya da bölünmeye dur diyecektik. Ordumuz dur dedi. Milletimiz de ordusunu tüm varlığı ile destekliyor. PKK ve arkasında emperyalist güçler, Türk Milletinin gücü karşısında kötü emellerinden vazgeçmeye mecburdur.

Zafer Milletimizin olacaktır. Bu zaferden sonra gelecek olan barış da kalıcı bir barış olacaktır. Savaş kazanılmadan barış gelmez.

27 Eylül 2015 Pazar

NEREDEN NEREYE

CHP Liderinin son beyanatlarını okuyunca "nereden nereye" dedim. CHP gitmiş, Y-CHP gelmiş ama aslında ortada CHP de kalmamış.

CHP'nin özünde "Müdafaa-i Hukuk" vardır. Yani milleti, vatanı emperyalist güçlere karşı korumak. Bağımsızlık savaşı bunun için yapılmıştır; Cumhuriyet bunun için kurulmuştur.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptığı devrimin de özü budur. Devlet tam bağımsız olmadan ve devlete Türk Milleti egemen olmadan hukuk korunamazdı. Lideri Atatürk olan CHP, bu iki amaç için mücadele etmiştir: Tam bağımsızlık ve milli egemenlik.

CHP'nin yaptığı bir "Türk İnkılabı"dır.  Bu devrimin özelliği milli ve demokratik olmasıdır. Bu devrim ile feodal-ümmet topluluğu millete dönüştürülmeye çalışılmış ve Türk kimliği etrafında milli birlik sağlanmıştır. Egemenlik Padişah'tan ve onun ailesinden alınıp milletin kendisine verilmiştir.

Mustafa Kemal'in önderliğindeki CHP'nin üç büyük eylemi var: Emperyalizme karşı Kurtuluş savaşı; padişaha karşı demokratik devrim ve toplumun 'ümmet' aşamasından 'millet' aşamasına dönüşümü. Kısaca "milli demokratik devrim".

CHP'nin özü işte budur. CHP; bu özü korumak istiyorsa, eperyalizme karşı tam bağımsızlığı savunmalı ve milletin hakkını ABD ve AB'ye karşı korumalıdır.

Gelelim bu günlere: ABD ve AB, yani dün bize Sevr'i kabul ettiremeyen Batı dünyası, şimdilerde  var gücü ile saldırıyor; ülkeyi bölmeye çalışıyor ve ekonomik olarak da sömürüyor.

Batının iki projesi söz konusu: Bölme ve sömürme.

Bu iki projeye karşı Y-CHP ne yapıyor?

Kılıçdaroğlu'nun son beyanatları son derece tehlikeli mesajlar içeriyor. PKK'yı kınıyor ama HDP'yi savunuyor. Oysa PKK'nın HDP'den hiç bir farkı yok. İkisi de ABD'nin Türkiye'yi bölmek için kullandığı birer araç ve zaten içi içe çalışıyorlar.  HDP ne istyorsa, PKK da onu istiyor. Birisi mecliste istiyor, öbürü dağda istiyor. İstenilen nedir? Toprak! İstedikleri şey, vatanımızın bir kısmını almak ve milletimizin bölmek.

Kılıçdaroğlu ve ekibin savunduğu ve Meclis'e girmesi için çaba gösterdiği parti emperyalizmin hizmetinde Türkiye'yi bölmeye çalışan bu örgüttür.  HDP meclise girince ABD'nin isteği olacak. HDP meclise girince, askerlerimizi, polislerimizi ve korucularımız öldüren katiller mecliste olacak ve hatta belki hükumette olacak.

Şimdi soruyorum: Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki bir CHP'nin, yani tam bağımsızlığı, vatanın ve milletin birliğini savunan CHP'nin tutumu ne olurdu? Sevr'i yırtıp Lozan'ı imzalayan CHP, Sevr'i hortlatmaya çalışan ABD'nin eli kanlı piyonu PKK'yı meclise sokar mıydı?

Önümüzde 1 Kasım seçimleri var. Atatürkçüyüm diye CHP'ye oy veren seçmenlere sesleniyorum. Siz seçim pusulasında CHP'nin üzerine mühür basacaksınız ama oyunuz CHP'ye gitmeyecek. Çünkü bu CHP Atatürk'ün CHP'si değil. Lütfen iyi düşünün taşının.

Şunu da iyi bilin ki, Atatürk'ün başlattığı milli demokratik devrimi tamamlayacak; vatan ve milletin birliğini koruyacak olan parti Vatan Partisidir.

24 Eylül 2015 Perşembe

MİLLİYETÇİLİK VE SOLCULUK

Geçenlerde eski bir dostla karşılaştım. Biraz da sitem kokan bir ifade ile milliyetçilikten vazgeçip solcu olmuşsun dedi.  Solcu olmanın  veya sağcı olmanın milliyetçi olmaya engel olmadığını anlatmaya çalıştım.

Milliyetçiliğin de solculuğun da temeli emperyalizme karşı durmaktır. Ne yazık ki günümüzde bu gerçek tam olarak anlaşılamamıştır. Bunun sonucu olarak kendisine solcuyum diyenlerin de milliyetçiğim diyenlerin de büyük bir çoğunluğu emperyalizmin güdümünde hareket etmektedir.

Kuvay-i Milliye’yi ve Müdafaa-i Hukuk’u örgütleyenler Türkçülerdir. Bu örgütlenme Cumhuriyet Halk Fırkası’nı oluşturmuştur. CHP’nin özünde milliyetçilik vardır. Cumhuriyeti kuranların toplandığı yer CHP olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar başta Atatürk olmak üzere milliyetçilerdir. Milliyetçiler cumhuriyeti kurarken ve devamında Türk kimliğini açığa ve öne çıkarmışlar Batı emperyalizmin her türlü kötülüğüne dur demişlerdir. 

Milliyetçi demek, ülkesinin tam bağımsız ve özgür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan kişi demektir.

Peki, solculuk buna engel midir? Neden engel olsun ki? Solcuyum diyenin de ilk isteği özgürlük ve bağımsızlık değil mi?

Milliyetçi ne kadar anti emperyalist ise solcu da o kadar antiemperyalist olmalıdır. Milliyetçi ülkesinin ne kadar özgür ve bağımsız olmasını istiyorsa solcu da o kadar istemelidir.

Milli devlet, bağımsızlığın da özgürlüğün de temel şartıdır. Milli devlet olmadan emperyalizmin emellerine karşı duramazsınız. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti milliyetçiler için de solcular içinde korunulması ve yaşatılması gereken bir kaledir. Bu kaleyi korumanın ilk şartları ise milli birlik ve ekonomik  üstünlüktür. Güçlü olmak için birleşmek ve üretmek gerekir.  Sol içinde milliyetçiler için de bu bir gerekliliktir.

Yıllardır sol zihniyet halkın gözünde hep yanlış anlaşılmış ve seçimlerde de solcuyum diyen partilerin oy oranları onları iktidara taşımaya yetmemiştir. Bu gerçeğin sebebi,  kendilerine solcu denilen bazı kimse ve kurumların antiemperyalist olmaları gerekirken  ve Türkiye Cumhuriyeti’ni  savunmaları gerekirken  Batı’nın güdümüne girmeleri ve emperyalizmin Türkiye’deki kuklaları haline gelmeleridir.

Bu tutumun solla ilgisi yoktur.  Gerçek sol bu değildir. Bu açıdan bakıldığında HDP sol değildir. HDP’ye destek olan Demokratik Bölgeler Partisi, Devrimci İşçi Partisi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, EMEP, ESP, İşçi Demokrasisi Partisi, ÖDP, Sosyalist Demokrasi Partisi, Yeşiller Ve Sol Gelecek Partisi, HTKP, TKP 1920, Sosyalist Parti, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi de gerçek anlamı ile solcu partiler değildir.

Halkımız, emperyalistlerin güdümüne girmiş, sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’daki diğer ülkelerdeki emperyalist projelere gizli açık destek olan bu partilere bakarak solu mahkum etmektedir. Oysa mahkum ettikleri sol değil emperyalizmin uşaklarıdır.


Özetlersek solcu olmak milliyetçi olmaya engel değildir, milliyetçi olmak da solcu olmaya engel değildir. Üzücü olan, kendilerine milliyetçi diyenlerin de solcu diyenlerin de Batı’nın kuklası durumuna düşmeleridir. 

23 Eylül 2015 Çarşamba


SAVAŞMADAN BARIŞ GELMEZ

Son zamanlarda barış sözcüğü çok sık tekrarlanır oldu. PKK'nın Doğu ve Güneydoğu'da yaptığı katliamlar, öldürülen askerler, polisler, korucular, yaşlılar, bebekler, mühendisler, öğretmenler nedense çabuk unutuldu.

Unutulanlar sadece katliamlar da değil, yöre halkına uygulanan baskılar, köylerden zorla toplanan haraçlar, yol kesmeler, adam kaçırmalar, çocukları dağa çıkarmalar da unutuldu.

PKK ve HDP'nin vatan topraklarına göz diktiği, Güneydoğu halkını bizden koparmaya çalıştığı da unutuldu.

En önemlisi PKK'nın başta ABD olmak üzere bir emperyalist proje olduğu da unutuldu. 

Mehmetçik bu projeyi bozmaya başlayınca barış isteyenler çoğaldı.

Dost, düşman herke şunu iyi bilmelidir:

Türk Milleti olarak, bu toprakları savaşarak vatan yaptık.

Türk Milleti olarak, savaşarak bağımsızlığımızı elde ettik.

Türk milleti olarak, savaşarak özgürlüğmüzü koruduk.

Türk milleti olarak, bu coğrafyanın, ormanına, deresine, suyuna, havasına, yer altı ve yer üstü tüm zenginliklerine sahip olduk.

Türk Milleti olarak, savaşarak vatan toprağının her karışında bağımsızlığımızın sembolü olan al bayrağımzı dalgandırdık.

Biz bir büyük savaş sonucu Türkiye Cumhuriyetini kurduk ve bu cumhuriyeti kuran herkesi Türk Milleti olarak birleştirdik, kaynaştırdık.

Bunlar bizim vazgeçilmez değerlerimizdir. Bunları korumak için gene savaşırız. Ne vatan toprağının bir karışını veririz ne de Türk Milletinin birliğinin yok edilmesine izin veririz.

Biz barışı savaşarak sağladık. Mehmetçiğin, polisimizin ve korucularımızın sürdürdüğü bu mücadele yöre halkına barışı getirmek içindir.

Bu mücadele bir vatan, özgürlük ve barış savaşıdır. Vatan topraklarına yönelik tehdit kalkıncaya, yöre halkı PKK esaretinden kurtuluncaya ve barış sağlanıncaya kadar bu savaş devam edecektir.

Bunlar sağlanmadan barış istemek, bu değerlerden vazgeçmek demektir; bunu hiç kimse Türk Milletinden beklemesin.

19 Eylül 2015 Cumartesi

CHP-MHP KOALİSYONU
Geçenlerde birisi sordu: CHP-MHP koalisyonu olabilir mi acaba? "Zaten bu koalisyon var; iki parti birleşmiş, koalisyon kurmuş, yıllardır muhalefet yapıyor" dedim.
AKP yıllardır iktidarda, CHP ve MHP de muhalefette. Türkiye'nin geldiği noktada ise kan var, göz yaşı var. Ülke bölünme noktasına gelmiş. Devlet, sanayici, tüccar, ziraatçı, esnaf, ve nerede ise tüm vatandaşlar borcu durumda. Sorumlu AKP iktidarı ama bu ebedi muhalifler ise, iktidarın hiçbir kötülüğünü durduramamış. AKP'yi iktidardan edecek gücü gösterememiş.
CHP ve MHP kendisini tek adam yönetimine teslim etmiş. Birincisinde Kılıçdaroğu, diğerinde Bahçeli, partileri büyüdükçe partilerini buduyorlar ki AKP rahatlıkla iktidarını sürdürsün. İktidara gelmeye adeta korkuyorlar.
Kılıçdaroğlu'nun teklifi ve Bahçeli'nin kabulü ile Eklemeleddin İhsanoğlu'nu aday yapıp cumhurbaşkanlığını da Erdoğan'a hediye etmişlerdi.
AKP'den bu ülkeye şer geliyor ama CHP ve MHP'de de hayır gelmiyor.
Vatan Partisi'nin uzattığı eli Kılıçdaroğlu tutmadı. Oysa o el CHP'ye ve MHP'ye iktidar yolunu açabilirdi. CHP ve Vatan Partisinin işbirliği, yaratacağı hava ve oluşturacağı sinerji ile CHP'nin oylarını %'de 30'lara, milletvekili sayısını da 200'lere çıkarabilirdi. AKP iktidarı da yıkılıp giderdi. Bu tarihi fırsat CHP tarafında kaçırıldı. AKP'ye iktidar, CHP ve MHP'ye de muhalefet verilmiş oldu.
CHP listelerinde, PKK'nın istediği, "öz savunma gücü"nün oluşmasını savunan Tanrıkulu; Ermenilere soykırım yaptığımızı savunan Pavey ve Selina Doğan; Atatürk için söyledikleri ile CHP'ye hiç yakışmayan Bekaroğu ve hakkında paralı şaibeler bulunan Tekin ve İldeniz; aydınlarımızın, komutanlarımızın sahte kanıtlarla yargılandığı davaya müdahil ve şikayetçi olmak isteyen ALİ Balkız yer buluyor ama Perinçek ve birkaç arkadaşına yer bulunamıyor.
Kendisini Atatürkçü ve halkçı kabul eden vatandaşlarımız da CHP'ye oy veriyor. Bilmiyorlar ki, CHP artık YCHP oldu. CHP, Müdafaa-i Hukuk ceniyetlerinin birleşmesi ile Atatürk tarafından kurulmuştu; YCHP ise, bir kaset komplosu sonucu Kılıçdaroğu tarafında kuruldu. CHP'nin şiarı tam bağımsızlıktı; YCHP'ye ise ABD'nin izin verdiği kadar bağımsızlık yetiyor.
Baştan da söylediğim gibi Türkiye iyi bir noktada değil ama bu böyle gitmez. Birileri buna dur demesi lazım. Bu birileri Türk Milleti'nin kendisidir. Milletimiz Vatan Partisi'ni meclise göndererek kurtuluşun ilk adımını atacaktır. Onun için diyoruz ki, böyle gitmez, Oylar Vatan Partisine!
Eyup S. Karakaş
Vatan Partisi MKK üyesi ve Kayseri 1. Sıra Milletvekili Adayı
BÖYLE GİTMEZ, ARTIK OYLAR VATAN

1 Kasım 2015 tarihi büyük Türk Millet için yeni fırsattır.  Birleşen ve üreten Türkiye için oylarımızı Vatan Partisi'ne vermeliyiz.
Vatan Partisi Kayseri İli 1. sıra adayı olarak oylarınıza talibim.

Böyle gitmez, Artık Vatan Partisi!

"AKP iktidarının PKK ile el ele yaptığı Açılım, Mehmetçiğe kurşun olarak döndü. Böyle gitmez!
Terör Örgütü Meclisin göbeğine oturtuldu. Türkiye’nin altına mayın döşendi. Böyle gitmez!
Terör Örgütüne özgürlük verildi. İşte mayın patlatıyor, yol kesiyor, haraç topluyor, kan döküyor! Böyle gitmez!
Kemal Dervişlerin ve AKP’nin Borçlanma Ekonomisinin sonuçlarını yaşıyoruz. Bütün millet borçlu. Hacizciler kapıya dayandı. Böyle gitmez!
İşçi işinden atılıyor. Böyle gitmez!
Ekin zamanı geliyor. Çiftçinin tarlaya gübre atacak gücü yok. Böyle gitmez!
Kamu Çalışanı evine ekmek götürme telaşında.  Böyle gitmez!
 Esnaf kepengini siftah yapmadan kapatıyor. Böyle gitmez!
Büyük ve küçük sanayici, iflas tehdidiyle karşı karşıya. Böyle gitmez!
AKP yönetimi, borç dilenmekten başka bir şey yapmıyor. Böyle gitmez!
Atatürk Cumhuriyetinin kurumları birer birer yıkılıyor. Böyle gitmez!
Böyle gitmez!

BU DÜZEN DEĞİŞECEK!

Mafya-Tarikat düzeni, vatanı bölüyor ve ekonomiyi batırdı.
Bu düzenin sonuna geldik.
Arkada kalan dönemde Türkiye’yi yöneten partileri görüyorsunuz: Hepsi Amerika ve Avrupa’ya göbekten bağlı, uzaktan kumandalı.
Hepsi Açılımcı. Amerika’nın üzerimize sürdüğü Terör Örgütü karşısında çaresiz!
Hepsi sıcak para bağımlısı, borç dilenmekten başka çözümleri yok!
Türkiyemizi çıkmaza soktular. 7 Haziran’da bu çıkmazı bütün çıplaklığıyla gördük. Meclis, tek bir yasa çıkarmadan kapandı. Hükumet kuramıyorlar. Çözümleri yok! Hâlâ 7 Haziran çıkmazında debeleniyorlar.
Bu düzen değişecek, başka çare yok!

BİRLEŞEN TÜRKİYE
ÜRETEN TÜRKİYE

Türkiye, büyük çözümün eşiğindedir.
Türk milleti, önümüzdeki süreçte kesinlikle tarihî kararını verecektir.
Önümüzde iki büyük görev var:
Bir: Bölücü terörü bitireceğiz! Vatanımızı ve milletimizi bütünleştireceğiz! Yurtta barış olacak! Güneydoğu’da halkın can ve mal güvenliğini sağlayacağız!
İki: Üretim ekonomisini kuracağız! İşsizliğe son veriyoruz! Herkes çalışacak! Herkes üretecek! Çarşılara şenlik gelecek! Ülkemizi borç batağından çıkarıyoruz!

ARTIK VATAN PARTİSİ

Büyük Türk Milleti,
Artık çıkmazlarda, çırpınışlarda ısrar etmenin bir anlamı yok.
Artık denenmiş, eskimiş, batağa saplanmış partilerden vazgeçmenin zamanı gelmiştir. Artık Vatan Partisi!
Türkiye, yeniden 7 Haziran çıkmazına dönemez. Vatan Partisi’nin bulunmadığı bir Meclis, yalnız ve yalnız çözümsüzlük üretir.
Yeni ufuklara açılmanın zamanı gelmiştir. Artık Vatan Partisi!
Artık vatanı bütünleştirme ve üretim zamanıdır.
Bu görevleri başarmak için, bize Ankara’dan yönetilen, başı dik bir hükumet gerekli.
Artık Vatan Partisi!
 Vatan Partisi olarak, 1 Kasım seçimine bütün seçim çevrelerinde 550 adayla giriyoruz. Aday listelerimizi Yüksek Seçim Kurulu’na bugün veriyoruz.
Büyük Türk milleti,
Bataktakileri bırak, Artık Vatan Partisi’ne görev ver!
Çaresizleri ve çırpınanları bırak, artık Vatan Partisi’ne kuvvet ver!
Türkiyemizi aydınlıklara çıkarmaya hazırız.
 Böyle gitmez, artık Vatan Partisi!"

16 Eylül 2015 Çarşamba

ÖLÜM VE GÖÇ

Kan, göz yaşı ve göç; Ortadoğu'nun halini bu üç kelime ile özetlemek mümkün.  Cahillik ve bu cahilliği fırsat bilip ortalığı karıştıran batılı emperyalist güçlerin yarattığı tablo bu işte. 

Yüz yıllardır sömürmeye doyamayan bu güçler için en büyük engel, kendi içinde barışı ve halkın birliğini sağlamış, bağımsızlığını ilan etmiş milli devletlerdir.  Milli devletler bu güçlerin en büyük hedefidir.  Ekonomik yöntemlerle, siyasi baskılarla ve yerli işbirlikçileri kullanarak ülkelerin doğal kaynaklarına el koyarlar, bu ülkeleri kendileri için açık pazar haline getirirler,  halkın emeğini sömürürler. 

ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin sadece Ortadoğu'da değil, tüm dünyada uyguladıkları yöntem bu. Bu sömürü düzenine direnen ülkeler olursa da hemen iç karışıklık çıkarırlar, ülkeyi parçalarlar ve her bir parçayı ayrı ayrı sömürürler. 

Ülkeleri parçalamanın yolunu da bulmuşlar; etnik ve dini inanç farklılıkların düşmanlığa dönüştürürler. Düşmanlıkları kışkırtırlar, insanları silahlandırırlar, iki tarafı da şu veya bu şekilde yönetirler.

Milli devletlerin direnme gücünü azaltmak ve gerekirse parçalamak için terör örgütlerini kullanmaktan çekinmezler. Hatta kendileri terör örgütü kurar ve uzaktan yönetirler. El Kaide, PKK, PYD, IŞİD ABD'nin ve AB'nin kurdurduğu ve kullandığı terör örgütleridir. Bunların  her biri farklı bir etnik topluluğun veya mezhebin savunucusu gibi görünürler ama esas savundukları şey emperyalistlerin çıkarlarıdır. Bu örgütlerin ABD veya AB aleyhinde  bir faaliyetleri olmaz. Bulundukları ülkenin insanlarını öldürürler, zulüm ederler, milli devleti zayıflatırlar ama batılı devletlere dokunmazlar. 

Suriye'nin hali ortada. Zavallı Suriye halkı ya ölüyor ya da memleketinden, köyünden, yuvasından  göç edip güvenli yerler ulaşmaya çalışıyor. Binlercesi yollarda ölüyor, denizlerde boğuluyor. 

Maalesef Türkiye'de bu tuzağa düştü. PKK denilen, ABD'nin kuklası olduğu aşikar olan terör örgütü Kürtlerin haklarını savunuyormuş iddiası içinde Türkiye'ye vermediği zarar kalmadı. Bu eli kanlı örgüt  etnik farklıklar üzerinden siyaset yapanlar ve fikir beyan edenlerle birlikte Türkiye'yi bölünme aşamasına getirdiler. Milli devletimizi zayıf düşürdüler. Binlerce insanımızın ölümüne neden oldular.  En büyük zararı da Güneydoğu halkına verdiler. Yatırımlar durdu, eğitim aksadı, tarım ve hayvancılık geriye gitti ve sonuçta açlık, sefalet ve yoksulluk arttı. 

Kanın, göz yaşının en önemli sebebi etnik kimlik ve dini inanç üzerinden siyaset yapmak ve insanlara dostluğu, kardeşliği değil, düşmanlığı aşılamaktır.  Kurtuluş ise,  milli devleti, milli birliği korumaktan, kanun önünde insanları eşit  kılmaktan ve kardeşlik fikrini kabul ettirmekten geçiyor. 

Bu ülkede her kim ki etnik kimlik veya mezhep  üzerinden politika yürütüyor, o kimse ABD'nin ya oyununa gelmiştir ya da ABD'nin bilinçli işbirlikçisidir. Türkiye'nin bunlardan kurtulması gerekir. 

Çabalar bölünen değil, birleşen Türkiye için sarf edilmelidir. ABD ve AB'ye karşı omuz omuza mücadele etmemiz gereken günlerde bize lazım olan düşmanlık değil, kardeşliktir; bölünme değil, birleşmedir. Hepimizin refahı Türkiye Cumhuriyet'nin ebediyen yaşamasına bağlıdır. Her türlü gayret onu yaşatmak için olmalıdır.