1 Eylül 2015 Salı

SAVAŞ VE BARIŞ

İlk insanlar savaş nedir bilmeden yaşamışlar. Savaşmak için neden yokmuş çünkü toprak, orman, ağaçlar, dereler, hayvanlar herkesin malıymış. Ne zaman ki mülkiyet kavramı gelişmiş savaşlar da başlamış.

Savaşların temel nedeni, sahip olma ve hakim olma arzusudur. İnsanların ve toplumların  tatmin olmaz arzuları savaşların nedeni olmuş.

İrili ufaklı bütün savaşların altında bu sahip olma ve hakim olma duygusu yatar.

Emperyalist ülkelerin diğer ülkeleri sömürmek, insanlarını köleleştirmek istemeleri  kendi aralarında çekişmeye ve paylaşım savaşlarına yol açmıştır. Birinci ve İkinci Cihan Harpleri emperyalist ülkelerin paylaşım savaşlarıdır. Bu paylaşım savaşlarının en büyüğü ve en kanlısı 1 Eylül 1939 tarihinde Almanların Polonyayı işgali ile başlamış ve milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır.

Bu kanlı ve insafsız savaşın başladığı gün olan 1 Eylül "Dünya Barış Günü" olarak kabul edildi.


Elbette savaş arzu edilecek bir şey değildir ama bazen hak almanın ve zorbalığa karşı durmanın tek çaresi olmaktadır.

Temel insan hak ve hürriyetleri, halk egemenliği, hukukun üstünlüğü gibi kazanımlar verilen savaşların ve dökülen kanların bedelidir.  Fransız ihtilalinden sonra ikinci demokrasi dalgası emperyalizme karşı verilmiş milli bağımsızlık savaşları ile gelişmiştir. Bunun en iyi örneği Türk Milletinin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazandığı Kurtuluş Savaşıdır. 30 Ağustos olmasaydı Türk Milleti özgür ve bağımsız olamaz, haklarını emperyalistlere karşı koruyamazdı.

İkinci Cihan Harbinden sonra batılı ülkeler kendi aralarında anlaşmış, sömürülecek ülkeleri bu anlaşmalar doğrultusunda paylaşmışlardır. En büyük pay da ABD'ye düşmüş. Bu paylaşımın sonucu kendi aralarında savaşmayan emperyalist ülkeler gelişmekte ülkeleri yönetmek ve sömürmek için kan dökmekten hiç sakınmamışlar. Bu da yetmezmiş gibi ülkelerin halklarını dini inanç, mezhep ve etnik köken farklılıklarını kışkırtarak düşmanlıklar yaratmışlar ve iç savaşları kışkırtmışlardır. Böl, parçala, yönet en önemli ilkeleri olmuştur.

Emperyalist güçler "böl, parçala, yönet" yöntemini kullanarak Türk milletinin bağımsızlığını sınırlamaya, Türkiye Cumhuriyetini bölmeye ve Güneydoğu'da ikinci İsrail projesi olan kukla devleti oluşturmaya çalışıyorlar. ABD güdümündeki PKK,  AKP iktidarının çok yanlış politikaları sonucu büyümüş, azmış ve ülkede can ve mal emniyetini büyük oranda tehdit eder hale gelmiştir.

TSK ve emniyet güçlerimiz, Türkiye Cumhuriyetinin otoritesini  özerklik adı altında belirli bölgelerde yok etmek için kan dökmekten çekinmeyen bu ABD piyonu terör örgütüne karşı büyük bir mücadele başlattı. Bu mücadelede her Türk vatandaşı Mehmetçiklerimizin arkasında olması gerekir fakat ne zaman PKK terör örgütüne karşı ciddi bir temizlik harekatı başlasa, Türkiye'de bazı insanlar ve dernekler barış havarisi kesilmektedir. Bu seferde böyle oldu.

Vatansız ve ABD güdümündeki solcular, Soros beslemeleri, liboşlar ve bilinç düzeyi düşük bazı sözüm ona aydınlar bir bildiri yayınlayarak barış istediklerini belirtmişler. Bu istek aslında TSK'nin ve emniyet güçlerinin elini kolunu bağlamaya yöneliktir; bir nevi PKK hamiliğidir.

Emperyalizme karşı verilecek savaşlar mazlum milletler için bir haktır. son günlerde PKK'ya karşı yürütülen mücadele de aslında ABD ve AB emperyalizmine karşı verilen bir vatan savaşıdır ve Türk Milleti olarak bu savaşı devam ettirme mecburiyetimiz vardır.

Elbetteki barış en büyük arzumuzdur ama şunu biliyoruz ki, barış için en önemli şart, etnik kimlik ve dini inanç farklılıklar dikkate almaksızın milli birliğin korunması ve vatanın her karış toprağında bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin timsali olan şanlı bayrağımızın dalgalanmasıdır.

Barışı sağlayacak güç Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer güvenlik güçlerimizdir.. Barış isteyen herkesin Mehmetçiklerimiz desteklemesi şarttır. Barış da, huzur da PKK temizlenince ve ABD güdümündeki iş birlikçiler susunca gelecektir.

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Vatan Partisi Kayseri İl Örgütü olarak Türk Milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyoruz.


30 Ağustos Zafer Bayramı Türk Milletinin en büyük bayramlarından birisidir. Büyüklüğü öneminden kaynaklanmaktadır. 30 Ağustos Türk İstiklal savaşının son aşamasıdır. Bu savaş 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile başlayan ve  İzmir'e Yunan askerinin çıkması ile en ileri derecesine ulaşan düşman işgalinden Türk vatanını ve Türk milletini kurtaran bir savaştır. Bu savaşın kazanılması ile Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve milletimiz istiklaline kavuşmuş, millet egemenliği tesis edilmiştir.


Mustafa Kemal Atatürk bu büyük zaferi şöyle değerlendiriyor:


“Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta hey'etinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir âbidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”


Bu zaferi kazanarak bize hür ve müstakil bir vatan bırakan, başta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa, Garp Orduları Komutanı İsmet Paşa ve Milli Savunma bakanı Kazım Paşa olmak üzere, neferinden, en üst düzeydeki komutanına kadar ordumuzun tüm mensuplarına,  şehitlerimize, gazilerimize ve ordumuzun galip gelmesi için her türlü fedakarlığı gösteren kadın, erkek tüm milletimize şükranlarımızı ve minnetlerimizi sunuyoruz.


Bu savaş bir vatan savaşı idi. Türk milleti bu savaşı sadece Yunanlılar karşı değil, yedi düvele yani emperyalist ülkelerin tümüne karşı verdi ve kazandı.


Türk milletini ve vatanını bölmek ve vatan topraklarımızın bir kısmınında Kürdistan ve Ermenistan isimli kukla devletler kurmak isteyen, başta İngiltere olmak üzere, emperyalist ülkeler, Sevr Antlaşmasını bize zorla kabul ettirmek istediler. Bunun için Yunanlıları üzerimize saldırttılar.


Biz Dumlupınar'da sadece Yunanlıları değil tüm emperyalist devletleri yendik.


Vatanımızı bölmek için dün Yunanlıları kullanan emperyalist güçler, son yıllarda da PKK denilen terör örgütünü kullanıyorlar. Sevr'i kabul etmemiz için Yunanlıları bize saldırtan güçler şimdi de BOP'u kabul ettirmek için PKK üzerinden aynı oyunu tezgahlamaya çalışıyorlar.


Dünkü savaşımız da vatan savaşı idi; bugün PKK'ya ve emperyalistlerin yerli işbirlikçilerine  karşı yürüttüğümüz mücadele de bir vatan savaşıdır.


Dün, milletimizin büyük desteği ile vatan savaşını kazanan kahraman ordumuz, Yunanlıları nasıl denize döktü ise, bugün de PKK'yı, belki denize değil ama tarihin çöplüğüne dökecektir.

Dün emperyalistlere karşı verdiğimiz Vatan savaşını nasıl kazandıysak, bugünkü vatan savaşını da öyle kazanacağız.


Milletimize ve ordumuza güveniyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hiçbir güç, Türk milletinin bağımsız ve özgür yaşama arzusu ve vatan sevgisi kadar kuvvetli değildir.

Eyup S. Karakaş.
Vatan Partisi İl Başkanı

"ASIL OLAN İÇ CEPHEDİR"

Biz İstiklal savaşını yaptık çünkü Türk vatanın her karışı bizim olsun; her karış toprağında milletimiz bağımsız olsun, özgür olsun ve milli egemenlik olsun. Bunun için Sevr'i yırttık, Lozan'ı imzaladık. İstiklal Savaşını yapmasaydık, esarete razı olacaktık, vatan topraklarının bir  kısmını yabancıların egemenliğine bırakacaktık. Bırakmadık, bundan sonra da bırakmayız. Kararımız kesindir.

24 Temmuz'da PKK'ya karşı başlatılan mücadele işte bu kararlılığın gereğidir. Vatanın her karış toprağında Türk Milleti egemen olacak, özgür olacak ve bağımsız olacak. Amaç budur. Onun için bu mücadele de bir vatan savaşıdır.

Bu savaştan ya Türk milleti galip çıkacak ve milli birlik sağlanıp, vatan topraklarını bölme heveslerine dur diyecek ya da ABD güdümündeki PKK kazanacak ve Sevr hortlamış ve yaşama geçmiş olacak. 30 Ağustos da anlamını yitirmiş olacak.

Bu savaşı kaybetmek istemiyorsak iç cepheyi sağlam tutmalıyız ve mehmetçiklerimizle birlikte olduğumuzu onlara anlatacağız.

Bu savaşı sadece TSK veya emniyet güçleri vermiyor, bu savaşı millet olarak hepimiz veriyoruz. Savaş milletin azim ve kararı ile kazanılır. Hiç kimsenin milletin azim ve kararını bozmaya çabalamasını hoş görmeyiz.

’’Asıl olan iç cephedir. Bu cephe, bütün memleketin ve bütün milletin vücuda getirdiği cephedir. Zahiri (görünen) cephe ise; doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silah cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir. Fakat bu hal hiçbir vakit bir memleketi mahvedemez. Mühim olan, memleketi temelinden yıkan ve milletimizi esir ettiren, iç cephenin düşmesidir. Bu hakikati bizden iyi bilen düşmanlar, bu (iç) cephemizi yıkmak için asırlarca çalışmış ve çalışmaktadırlar.”  Bu gerçekleri Atatürk dile getirmiş. Her savaşın bir de psikolojik boyutu var. Bu boyut ihmal edilirse iç cephe düşer ve zafer hayal olur.

24 Temmuz'dan itibaren iç cepheyi zayıflatmaya yönelik propaganda başladı. Bu mücadelenin Saray savaşı olduğu, Tayyip Erdoğan'ın başkan olmak için başlattığı, uçaklarımızın dağı taşı boşuna bombaladığı fikri yayılmaya çalışıldı.

Bu ifadeler köyde, şehirde, dağda, düzde her türlü koşulda PKK'ya karşı mücadele eden Mehmetçiklerimiz için  "bu savaş sizin savaşınız değil, milletimizin savaşı değil, Tayyip'in savaşıdır; savaşmazsanız da olur  anlamını" taşır. Şehit yakınları için de "eşiniz, oğlunuz, kardeşiniz vatan uğruna değil; AKP uğruna öldü" anlamını taşır. Milletimizin kendi askerine destek olmaması için çağrı yapmak anlamını taşır.

Bir iç cephe daha nasıl düşürülebilir ki?

Türkiye'nin bu noktaya gelmesinde en büyük sorumlu ABD güdümündeki PKK ile gizli açık koalisyon kuran AKP ve onun lideri Tayyip Erdoğan'dır. Bunu biliyoruz ve zamanı gelince de hesap sorulacağından eminiz.  PKK'ya karşı verilen bu mücadelede, TSK'nin ve emniyet güçlerimizin arkasında durmak AKP'yi aklamak anlamına gelmez.AKP ve Tayyip Erdoğan'ın bu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyetinin yanında olmuş, onun kazanımlarını korumak için yazları ile mücadele etmiş bazı yazarlarımızın iç cepheyi düşürme tehlikesine yol açan yazılarını okudukça, çok üzülüyoruz.

Bugünkü yazısında Bekir Coşkun da aynı hatayı yapmış. Bu kutsal mücadeleyi Tayyip'e mal etmiş. Bu şekilde Tayyip'e hizmet etmiş. Bekir Coşkun dolaylı olarak şunu söylemiş oluyor:  Bu mücadeleden Türk Milleti başarılı bir şekilde çıkarsa, zafer Tayyip'indir. Bundan daha büyük Tayyip Erdoğan yandaşlığı olabilir mi? Umarız Bekir Coşkun bu hatadan kısa süre içinde döner.

Bize göre, bu savaş Erdoğanların, Davutoğullarının savaşı değildir. Bu savaş Türk Milletinin savaşıdır. Bu savaşı Türk Milleti TSK ve emniyet güçleri vasıtasıyla yürütmektedir. Sonuç  zafer olacaktır ve bu zafer de öncelikle mücadeleyi yürüten askerlerimize, polislerimize ve tüm Türk Milletine ait olacaktır. Gün gelecek Erdoğan'dan da hesap sorulacaktır.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

BİR BÜYÜK ZAFERİN MÜJDECİSİ: 26 AĞUSTOS

Ya istiklal ya ölüm parolası ile başlayan Türk'ün kurtuluş mücadelesinde 26 Ağustos 1992 çok önemli bir dönüm noktasıdır. İstiklal savaşının başladığı günden bu tarihe kadar hep savunmada kalan Türk Ordusu, bu tarihte düşman askerlerini yurdundan kovmak ve Cumhuriyete giden yolu açmak için taarruza başlar.

Taarruz 26 Ağustos sabahı top atışları ile başlar. Mustafa Kemal Atatürk o sabahı şöyle anlatır:

"Arkadaşlar! Topçularımız bu mevzilere gece geldiler ve karanlık içinde mevzi aldılar ve fecirle beraber bütün dünyanın gözlerinin açıldığı zaman ateşe başladılar. Kemali takdirat ve hürmetle bunu zikretmek isterim ki, topçularımızın o gün göstermiş olduğu maharet ve vukuf, bütün dünya topçuları için misal olacak mahiyetteydi. Hayat-ı askeriyemde bu kadar mükemmel bir topçu ve bu kadar mükemmel idare edilmiş bir topçu ateşi nadiren gördüm. Topçularımız saat 4.30’da endahta başladılar; bilirsiniz ki, topçulukta evvelâ ateş tanzim etmek için, endaht yapılır. Yarım saat zarfında bütün bu cephe üstünde endaht tanzim edilmiş ve saat beşte yani yarım saat sonra, bu saydığım nikat üzerine şiddetle tesir endahtına başlanmıştır"

26 Ağustos sabahı başlayıp beş gün beş gece devam eden Afyon-Karahisar ve Dumlupınar Meydan Muharebesinin sonunda düşmanın asıl kuvvetleri imha edilmiştir. Yunan Ordusu'nun kalan kıtaları yakarak, yıkarak ve sivil halkı öldürerek İzmir'e doğru kaçmış ve İzmir'de de denize dökülmüştür.

Ordumuz Afyon ile İzmir arasındaki 400 kilometrelik mesafeyi meydan muharebeleri yaparak 15 günde katetmiştir.  "Topçularımızın, piyadelerimizin, süvarilerimizin, makineli tüfeklerimizin, tayyarecilerimizin ve her sınıf askerlerimizin gösterdikleri gayret ve kahramanlık her türlü takdiratın fevkindedir. "

4 Ekim 1922 tarihinde Atatürk TBMM'ne savaş ile ilgili bilgiler verir: ""Milletin mukadderatını doğrudan doğruya deruhde ederek yeis yerine ümit, perişanlık yerine intizam, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimizin, civanmert ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu meserretle dolu olarak pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve istiklâl fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum"

Bu büyük zafer 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyetinin müjdecisi olmuştur. Bu zafer, aynı zamanda Misak-ı Milli sınırları içerisinde Türk Milletinin hür ve bağımsız olarak sonsuzluğa kadar yaşayacağının tescildir.

Türk Milleti, ecdadın büyük fedakarlıklarla vatan kıldığı bu toprakları da, bağımsızlığının ve egemenliğinin en büyük güvencesi olan Türkiye Cumhuriyetini de korumaya kararlıdır. Son günlerde ABD güdümündeki PKK terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadele bunun en güzel örneğidir. Dün nasıl emperyalistlerin piyonu Yunanlıları Dumlupınar'da imha ettiysek, emperyalistlerin yeni piyonu eli kanlı PKK örgütünü de öyle yok edeceğiz. Ordumuza ve emniyet güçlerimize güveniyoruz ve kahramanlarımızı destekliyoruz.

25 Ağustos 2015 Salı

YA  MÜCADELE EDECEĞİZ YA DA BÖLÜNECEĞİZ

Sormak istiyorum: Şunlar birer gerçek değil mi?

100 yılı aşan bir süreden bu yana emperyalist güçler Fırat'ın doğusunda bir kukla devlet kurmak istemiyorlar mı? Sevr'in en önemli maddesi bu değil mi? Bu amaçla Güneydoğu Anadolu'da sürekli isyanlar çıkartmadılar mı? Şeyh Sait İsyanının, Dersim olaylarının arkasında hep bu batılı güçler yok mu?

1980'li yıllardan sonra kurulan PKK, ABD'nin bir piyonu ve maşası değil mi? ABD yetkilileri PKK ve PYD için bunlar bizim kara gücümüzdür demedi mi? PKK terör örgütünün bölücü eylemleri sonucu Türkiye'de binlerce insan ölmedi mi? PKK yöre halkını bebek, yaşlı, kadın erkek demeden öldürmedi mi? Bu bölgeye hizmet götürmek isteyen öğretmenleri, mühendisleri, teknik adamları öldürmedi mi? Askerlerimizi, emniyet görevlilerimizi şehit etmedi mi?

2002 yılında sıfırlanma noktasına gelen PKK terörü AKP'nin yanlış politikaları sonucu tekrar azmadı mı? ABD, AKP ve PKK ortaklığının beraber yürüttüğü çözüm süreci sonucunda Türkiye bölünme noktasına gelmedi mi?

ABD'nin kanlı planları sonucunda Irak ve Suriye parçalanma noktasına gelmedi mi? Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyinde Kürdistan isimli ikinci İsrail'in kurulması için ABD, Barzani PKK ve PYD iş birliği içinde değil mi?

Bu süreç böyle giderse vatan topraklarının bir kısmı bizden koparılıp kukla devlete verilmeyecek mi?

Bütün bu soruların cevabı evet olduğuna göre esas görevi vatan savunması olan Türk Silahlı Kuvvetleri olaya seyirci kalabilir miydi? Elbette kalamazdı. Nitekim kalmadı da.

24 Temmuzdan itibaren yurt içi ve yurt dışı terör yuvaları dağıtılmaya başlandı. PKK militanlarının  en az 800'ü etkisiz hale getirildi. Bu rakamdan daha fazlası yaralanıp saf dışı bırakıldı.

AKP-PKK ortaklığının ABD güdümündeki "Kürt Açılımı"  sonucu güçlenen, silahlanan terör örgütü yaptığı kalleşçe saldırılar sonucu askerlerimizi, güvenlik kuvvetlerimizi şehit etmeye başladı. Hiç bir vatandaşımızın ölmesini istemeyiz ama şehit kanları ile vatan kıldığımız toprakları da ABD istiyor diye ona buna teslim etmeyiz.

TSK'nin ve güvenlik güçlerimizin PKK'ya karşı yürütüğü bu mücadeleyi "saray savaşı" olarak göstermek ve yapılan operasyonları AKP'nin tek başına iktidar olmak isteğine bağlamak fevkalade yanlıştır. Bu propaganda Mücadeleyi yürüten askerlerimize "savaşmayın, vatan topraklarını PKK'ya teslim edin" demektir. Milletin kendi silahlı güçlerini desteklemesine engel olmak demektir.

Yukarıda sıraladığım gerçeklere rağmen bunu yapanlar ABD'nin yani emperyalizmin yanında yer almış olurlar.

Bu hataya Tayyip düşmanlığından sağlıklı düşünemeyenler düşmektedir. TSK'ni desteklemek ayrı bir konudur, AKP iktidarını desteklemek ayrı bir konudur. İkisi birbirine karıştırılmamalıdır.  Emperyalizmin güdümüne girmiş sözde solcuların, liberal kafalıların oyuna gelinmemelidir.

Türk Milleti büyük bir çoğunlukla TSK'nin arkasında durmasını bilmiştir. Milletimizin artan desteği ile PKK denilen eli kanlı örgüt yok edilecektir. Vatanın ve milletin birliği korunacaktır. Yöre halkı bu örgütün baskısından ve tahakkümünden kurtarılacaktır. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Bütün bu sürecin sonunda da Türkiyeyi bu duruma sürüklüyenlerden hesap sorulması kaçınılmazdır.

21 Ağustos 2015 Cuma

EY AKP'YE OY VEREN ARKADAŞIM!

Her gün yeni şehit haberleri geliyor. PKK azmış, yakıyor, yıkıyor, askerlerimize saldırıyor. Emperyalizmi arkasına almış olan hain ve alçaklar ülkemizi bölmeye uğraşıyor.  Vatan savunmasını kutsal bilen ve askere kınalanarak, davulla, zurna ile giden   yavrularımız al bayrağa sarılıp silah arkadaşlarının omuzunda geri geliyor.

Dış borcumuz 400 milyar doların üzerie çıkmış. Dolar 3 lira olmak üzere. Dolardaki bir kuruş artış bile borç yükümüzü milyonlarca lira artırabiliyor. Ekonomi sarsıntı içinde. Yoksulluk, işsizlik artıkça artıyor.

Şimdi yıllardır AKP'ye oy veren vatandaşlarıma sesleniyorum:

AKP iktidarının ve Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her türlü kötülüğü aslında sen yaptın. Çünkü sen AKP'ye sadece oy vermedin, vekalet verdin, yetki verdin; onlar da memleketi kan çanağına döndürdü. Ülkeyi bölünme aşamasına getirdi.  Bu durumdan sen sorumlusun. Senin "şehitler ölmez, vatan bölünmez" diye bağırmana hakkın yok. Şehitlerin kanı sana da bulaştı.

Gelişmeleri iyi takip edemedin. Her seçimde oyunu götürüp AKP'ye verdin Olanlardan sen sorumlusun. Unutma, vekilin yaptıklarından asil sorumludur. Vekaleti sen verdin, yapan da sensin.

Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpası sen kurdun. Çok değerli subaylarımızı sen tutsak ettin. Ordumuzu sen tasfiye etmeye kalktın. Aydınlarımız sen hapsettin. Yazarları, gazetecileri sen susturdun. Haber alma özgürlüğünü sen yok ettin. F tipi örgüte ne istedilerse verdin. Milletini değil, CIA’yı sevindirdin. Milletin güzide evlatlarına tuzakları sen kurdun. Yargıya güveni sen yok ettin.

Cumhuriyet’in temellerini sen sarstın. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye utanmadan sen ayyaş dedin. Atatürk’ü, sen Yezit ilan ettin.

Yoksulluğu, sefaleti sen artırdın. Gelir, fırsat ve servet eşitsizliğini sen artırdın. Parası olmayanın gittiği okula bak, parası olanın gittiği okula bak. Bu farkı sen yarattın. Yoksulun çocuğu üniversite önlerinde beklerken, zenginin çocuğu özel üniversiteleri bitirip meslek sahibi oluyor. Fakirin çocuğu üniversiteyi bitirse bile iş bulmak için aylarca, yıllarca bekliyor. Parası olan çok donanımlı, lüks hastanelerde tedavi görüyor. Parası olmayan sıralarda bekliyor. Bütün bu durumlara sen sebep oldun.

Devlet, millet borca batmış durumda. Ülke sömürge ülkesine döndü. Sürekli dış ticaret açığı veriyoruz. Açığı borçla kapatıyoruz. Sanayi üretimi yavaşladı, tarım üretimi geriledi. Dışarıdan yiyecek almazsak aç kalacağız. Bunu yapan da sensin. Ekonomiyi sen bu hale getirdin.

Kamuya ait ne varsa yok pahasına sattın. Fabrikaları, işletmeleri, bankaları, hastaneleri,  ormanları, dereleri, madenleri yok pahasına ona buna verdin. Eli zengin ettin, kendini fakir düşürdün. Devlet eliyle zengin yarattın. İhaleleri hep belirli kişilere yüksek fiyattan verip devleti zarara uğrattın.

Komşularımızla arayı sen bozdun. Irak’ta yüz binlerce insan katledilirken, Müslüman kadınların ırzına geçilirken ABD askerleri için sen dua ettin. Onlara sen yardım ettin. Suriye’nin iç işlerine karıştın,  terörü besledin, binlerce insanın ölümüne, binlerce insanın evinden yurdundan göç etmesine sen sebep oldun. Ermenistan ile iyi geçineceğim diye Azeri kardeşlerimizi sen küstürdün.

Egedeki 16 edayı sen Yunanistan'a verdin. Bak şimdi oralarda Yunan bayrağı dalgalanıyor. Bunu sen yaptın. Kıbrıs’ta Rauf Denktaşı sen yalnız bıraktın. Güney Kıbrıs’ı sen AB üyesi yaptın.

Rüşveti yöneticiler almadı, sen aldın, hırsızlığı vekillerin değil sen yaptın. Yalanı sen söyleyip halkı kandırdın. Bunları vekilin yaptı ama aslında sen yaptın. Vebalin çok büyük.

Eline bulaşmış bu şehit kanlarını nasıl temizleyeceksin?

1 Kasım'da yeni bir seçim var. Bu sefer bari doğru karar ver.  Kendini bağışlatmak istiyorsan, vekilini iyi seç. Unutma, vekalet verdiklerinin yaptığı her şeyi aslında sen yapacaksın.

Ülkeyi bölmeye çalışanlara vekalet verme. Gencecik çocuklarımızın şehit olmasına izin verme. Siyaseti meslek edinip, halkı kandırarak oy toplayıp, sonra da cebini dolduranlara vekâlet verme. Katillerle birlikte Türk'e anayasa yapanlara vekâlet verme. Ülkenin kıymetlerini, sermayesini, topraklarını yabancılara teslim edenlere vekâlet verme. Türkiye’nin geleceğini karartanlara vekâlet verme. Eğer verirsen, olacaklardan sen sorumlusun. Unutma vekil ne yaparsa yapsın, o yapılanların hesabını asil verir.



19 Ağustos 2015 Çarşamba

HDP KAPATILMALIDIR
Son acı haber Siirt'en geldi, 8 vatan evladını daha kaybettik. PKK denilen ihanet ve katliam şebekesi kanlı eylemlerine devam ediyor ve onun siyasi uzantısı da TBMM'de oturmuş, hükumete ortak olmanın hesaplarını yapıyor. Türk milleti her gün bir kaç evladı bu alçaklar tarafından şehit edilirken, bu hainlerin TBMM'nde ve hükumette olmasına izin veremez, vermemelidir.
Ne acıdır ki, gencecik çocuklarımız şehadet şerbeti içerken HDP'liler bazı çevrelerce hala itibar görmeye devam ediyor. HDP'nin siyasi parti olma özelliği kalmamıştır. En kısa zamanda kapatılmalıdır. Meclis bu hainlerden temizlenmelidir.
Yazıklar olsun bunlara oy veren gafillere ve hainlere. Yazıklar olsun, ABD uşaklarını meclise sokan sözüm ona solculara. Yazıklar olsun, bunları ve bunların sözcülerini televizyonlarda konuşturanlara. Yazıklar olsun, bunları parti diye kabul edip, beraber hükumet kurmayı düşünenlere. Yazıklar olsun ellerinde şehit kanı olanların elini sıkanlara.
Neden kapatılmıyor?
Anayasamızın 68 maddesinin 4. fırkası şöyle diyor:
"Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez."
Peki bu işleri yaparsa ne olur; onu da 69. madde belirlemiş:
"Bir siyasi partinin 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır."
Şimdi Yargıtay Başsavcısına sormak lazım: Daha ne bekliyorsunuz? HDP'yi kapatma davası açmak için delil mi bulamıyorsunuz? Bulamıyorsanız, parti yöneticilerinin yaptıklarına bakın, söylediklerini dinleyin, yazılanları okuyun. Daha ne bekliyorsunuz? Açın şu kapatma davasını artık. Kovalım bu hainleri meclisten.
Ne bekliyorsunuz? Yetmedi mi yaptıkları? HDP'nin eylemleri, "devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı " değil mi? Görevinizi yapmazsanız akan kanların sorumluluğu size de ulaşır.
HDP kapatılıncaya ve PKK'nın beli kırılıncaya kadar seçimler ertelenmelidir. Gerekli görülen il ve ilçelerde sıkıyönetim ilan edilmlidir. PKK ile mücadele amansızca yürütülmelidir. HDP asla hükumete ortak yapılmamalıdır.
Herkes ayağını denk almalı, aklını başına devşirmelidir. Gün birlik ve beraberlik günüdür. Kürt-Türk ayırımı yapılmadan hain, katil, alçak kim ise onun üzerine gidilmelidir.
İşin acı olan bir yanı da şu: Türkiyeyi bu karanlık günlere taşıyan kişi Cumhurbaşkanı olarak hala yönetimde söz sahibidir ve eski partisi de hala % 40'ın üzerinde oy alabilmektedir. Milletimiz bu PKK (HDP) belasından da Erdoğan'dan da kurtulmadan rahat etmeyecektir. Yargıya güveniyoruz. Umarız, bizi bunlardan Cumhuriyet savcıları ve hakimleri kurtaracaktır.
Milletimize baş sağlığı ve şehitlerimiz rahmet diliyorum.
Eyup S. Karakaş
Vatan Partisi MKK üyesi ve Kayseri İl Başkanı