14 Şubat 2017 Salı

BAŞARININ SIRRI

İkinci istiklal savaşımın yapıldığı bugünlerde ortaya bir anayasa değişikliği teklifinin gelmiş olması çok yanlış oldu. Bu teklifi hazırlayanlar keşke Türk Milletinin bağımsızlığını nasıl kazandığını araştırsalardı.

Bağımsızlık savaşında düşmana son darbe 30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar’da vuruldu. Bu zafer Türk Milleti’nin ebediyete kadar yaşatmaya kararlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kapı açtı.

Bu büyük zaferin nasıl kazanıldığını başkumandan Mustafa Kemal Atatürk 4 Eylül 1922 tarihinde TBMM’ne şöyle anlatıyor:

“…Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım.”

Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim.

Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.”

Bu büyük başarının sırrı işte bu cümlelerde saklı.

Başarı Türk Milleti’ne ait ama bu başarıyı millete kazandıran “Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran meclis” var.

Meclisin de yiğit ve kahraman orduları var. Bu orduların da bir asker sadakat ve itaatiyle meclisin emirlerini yerine getirmiş bir başkumandanı var.

Atatürk arkasına Türk milletinin tamamını temsil eden meclisi alarak orduları zafere taşımıştır.

Ordular meclisin ordusudur, kumandan meclisin emrindedir.

Yapılmak istenen anayasa değişikliği sonucu seçilecek cumhurbaşkanı asla güçlü olamaz. Tek yetkili adam bile olmaz; yalnız adam olur.

İkinci istiklal savaşı milletin yarısı ile kazanılamaz. Tıpkı 94 yıl öncesinde olduğu gibi, milletin tamamını temsil eden bir milli meclis ve milli hükümet ile başarı elde edilir.

Bu anayasa değişikliğine evet denirse meclis de millet de ordu da zaafa uğrar. Türk milleti buna izin vermemelidir. 

12 Şubat 2017 Pazar

NEDEN HAYIR!

Değişiklik teklifini gündeme getiren AKP'nin halk oylamasında evet denmesi için öne sürdükleri temel gerekçe şu: PKK, HDP ve FETO değişikliğe hayır diyor, o halde evet demek gerek. Bahçeli'nin gerekçesi ise çok garip Perinçek hayır dediğine göre Erdoğan'ın dediğini yapmak ve evet demek gerek.

Türkiye Cumhuriyeti'nin temel özeliklerini değiştirirken ileri sürülen bu gerekçelerin iler tutar tarafı yok. Değişiklikleri savunamayınca böyle komik gerekçeler ileri sürülüyor.

Evet demek için doğru dürüst bir sebep bulmak mümkün değil. Oysa hayır demek için çok sebep var, sıralayalım:

1.Devletin Anayasa'nın 3. maddesi gereğince değiştirilmesi mümkün olmayan "Demokratik, laik, hukuk devleti" olma özelliği kaybolacak.

2. TBMM'nin yetkileri kısıtlanacak, sadece mecliste ait olması gereken yasama yetkisi bir şahsa devredilecek. Meclisin bakanları ve cumhurbaşkanını denetleme hakkı yok edilecek. Milletvekilleri sözü soru, gensoru, güvensizlik oyu ile artık bakanları görevden alamayacak. Bakanlar meclis dolayısıyla millete hesap vermeyecek.

3. Yetkileri kısıtlanmış milletvekilleri mecliste adeta konu mankenine dönüşecek.

4. Hükümet ve başbakan olmayacak. Bakanları cumhurbaşkanı belirleyecek. Bu bakanlar için meclisten güven oyu istenmeyecek.

5. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecek. Meclisin bu konudaki yetkisi kalmayacak. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile "Kamu tüzel kişiliği" kurulabilecek. Yürütme tamamen cumhurbaşkanının elinde olacak. Devletin temel yapısını cumhurbaşkanı yani tek bir kimse değiştirebilecek.

6. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun 13 üyesinden 6'sını cumhurbaşkanı geri kalanını meclis belirleyecek. Dolayısıyla devletin yargı kuvveti de Cumhurbaşkanına ait olacak. Böylece kuvvetler ayrılığı kalmayacak, devletin 3 kuvveti tek bir adamda toplanacak.


Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti ve millet egemenliği büyük yara alacak, ülke fermanlarla yönetilecek. Türk milleti bu hak gaspına asla izin vermeyecektir. 

10 Şubat 2017 Cuma

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

Atalarımız yıllar önce “Adalet Mülkün (Devletin) Temelidir” demiş.

Anayasamızın değiştirilmez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “demokratik, laik, hukuk devleti olduğu yazar. Yazar yazmasına ama her geçen gün hukuk dışı uygulamalara tanık oluyoruz. Devletin temeli çatırdıyor.

Eğer anayasa değişikliği gerçekleşirse, hukuk devleti filan kalmayacak. Hukuk siyasetin gölgesinde kalacak.

Daha anayasa değişikliği gerçekleşmeden bu değişikliği önerenlerin hukuk dışı uygulamaları Türkiye’de hukuk devletinin ağır yaralandığını gösteriyor.

Neden hukuk devleti ağır yaralıdır diyoruz, gerekçelerimizi sıralayalım:
1.       
Anayasa değişiklik paketi TBMM’de usulsüzlükler sergilenerek kabul edilmiştir.
2.       
Kabul edilen değişiklikle rejimin “demokratik, hukuk devleti” özelliği kalkacaktır. Bu durum anayasanın değiştirilemez hükümlerine aykırıdır; mecliste tartışılması bile hukuk dışıdır.
3.     
  Ettiği yemin ve yasalar gereği tarafsız olması gereken cumhurbaşkanı bir parti başkanı gibi hareket etmektedir.
4.      
Cumhurbaşkanı “Ben anayasa mahkemesi kararlarına saygı duymuyorum, uymuyorum da” diyebilmiştir.
5.      
İktidar Danıştay kararlarını hiçe saymakta, Sayıştay’ın raporlarını TBMM’ye getirmemektedir. Böylece varsa usulsüzlükler halktan gizlenmekte, yürütme Türk Milleti adına karar veren Sayıştay’ın denetiminden çıkarılmaktadır..
6.       
OHAL bahane eden hükümet, OHAL ilanını gerektiren gerekçeleri hiç dikkate almadan, hemen her konuda Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yayınlayarak TBMM’ye ait yetkileri sınırsız biçimde kullanmaktadır.
7.       
İnsanlar düşüncelerinden dolayı cezalandırılmakta, medya büyük oranda iktidarın kontrolüne girmiş durumda. Haber alma ve düşünce özgürlüğü kısıtlandığı ortamda hukuk devletinden söz edilemez.
8.     
  Devletin bankaları, işletmeleri, arazileri ve daha birçok maddi zenginlikleri bir şirkete (Varlık Fonu Şirketi) devredilmiş ve milletin ve Sayıştay’ın denetiminden çıkarılmıştır.
9.       
Yargı, yürütmeyi denetleyemez hale gelmiştir.

SEÇMENE NE SORULACAK?

Hukuk devletinin büyük yaralar aldığı bir dönemde halk oylaması yapılacak. Seçmene “demokratik hukuk devleti” tamamen yok olsun mu, yoksa kör topal devam etsin mi diye sorulacak.

Seçmen evet derse, yargı, yürütme ve yasama tek kişide toplanacak; demokratik, hukuk devleti filan kalmayacak.


Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir devlet artık Türkiye Cumhuriyeti olmaktan çıkmış demektir. 

7 Şubat 2017 Salı

BAHÇELİ YANLIŞ YÖNTEM UYGULUYOR

Resmen MHP Genel Başkanı olan ama MHP’lilerin ev ülkücülerin liderliğini kaybetmiş olan Sayın Devlet Bahçeli anayasa değişikliğine neden evet dediğini Erdoğan hayranlığı ile açıklamış.

Öyle anlaşılıyor ki, bu değişikliği planlayıp uygulamaya kalkanlar değişiklik paketindeki 18 maddenin hiçbirisini savunacak durumda değil.

Başbakanın ve Bahçeli’nin son beyanatları nasıl zor durumda ve nasıl bir acizlik içinde olduklarını gösteriyor.

Değişikliği savunamıyorlar, hayır demeyi düşünenleri aşağılamaya çalışıyorlar. Bence acınacak bir durumdalar.

TÜRK MİLLİYETÇİSİ NEYE EVET DEMELİ?

Sayın Bahçeli soruyorum size;

Bir Türk milliyetçisi milli egemenliği milletten alıp tek bir adama verecek olan bir anayasaya evet diyebilir mi?

Bir Türk milliyetçisi yargı bağımsızlığını zedeleyecek, hukukun üstünlüğüne gölge düşürecek bir anayasaya evet diyebilir mi?

Bir Türk milliyetçisi hükümet kurumunun yok edilip baklanların meclisin kontrolünden yani Türk Milletinin denetiminden çıkarılmasına evet diyebilir mi?

Bir Türk milliyetçisi milletin parasını yani bütçeyi tek bir adamın emrine terk edilmesine evet diyebilir mi?

Bir Türk milliyetçisi Türk Milleti adına kanun yapma yetkisini tek bir adama teslim eden bir anayasaya evet diyebilir mi?

“PERİNÇEK VE YOLDAŞLARI”

Sayın Bahçeli bu sorulara cevap vermek yerine “Perinçek ve yoldaşlarına” çatıyor.

Sayın Bahçeli’ye sormak lazım, siz Perinçek’in yoldaşları kim biliyor musunuz? Ben hatırlatayım:

Perinçek Ermeni soykırımı yalanına karşı savaşırken Lozan sokaklarında Rauf Denktaş, Mehmet Gül, Yaşar Okuyan vardı.

Bugünlerde Perinçek’in yoldaşları arasında Emekli General ve amirallerden İsmail Hakkı Pekin, Soner Polat, Beyazıt Karataş, Naci Beştepe, Cem Gürdeniz var.

Apo’yu sorgulayan Albay Atilla Uğur, Apo’nun idamına karar veren hakim Turgut Okyay ve daha pek çok vatansever, Atatürk ilklerine inanmış, milliyetçi, devrimci aydınlar Vatan Partisi bünyesinde siyaset yapıyor. Bunların hangisini beğenmiyorsan söyle de bilelim.

Sayın Bahçeli, Perinçek’in Türkiye’ye dayatılan Ermeni soykırımı iddiasını Avrupa insan hakları mahkemesinde bu iddiayı mahkûm ettiren başarısına benzeyen onunla kıyaslanabilecek millete bir hizmetiniz var mı? söyleyin de bilelim.

CIA’NIN AĞZI

Amerika ve onun yandaşlarına vatan savaşı verdiğimiz bugünlerde CIA’nın kalemşörlerinden Micheal Rubin’in ağzıyla konuşmak hiç hoş değil.

Rubin de Bahçeli gibi Erdoğan ve Perinçek’i sürekli karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Onları iki zıt kuvvetin lideri gibi gösteriyor ve iki lideri çarpıştırmak istiyor.

Bahçeli’nin bu beyanatı Rubin’in bu gayretlerini çağrıştırıyor ve bir Türk Milliyetçisine yakışmıyor.

Zor günlerden geçiyoruz. İkinci istiklal savaşı veriyoruz. Bu zor günlerde liderlere düşen görev milli birliği sağlamak ve korumak olmalı. Bu halk oylaması süresince insanlarımızı birbirine düşman edecek söylemlerden özellikle liderlerin kaçınması gerek. Umarız bu konuya sayın Başbakan da Sayın Bahçeli de bundan sonra dikkat ederler.

6 Şubat 2017 Pazartesi

OLMADI SAYIN BAŞBAKAN

Başbakan Binali Yıldırım söylediğine göre kendisine yakıştırmış ama şu sözler bir başbakana asla yakışmıyor.

Okuyalım bakalım:

“Neden ‘Evet’ diyoruz? PKK ‘Hayır’ diyor, onun için biz ‘Evet’ diyoruz. FETÖ ‘Hayır’ diyor, onun için ‘Evet’ diyoruz. HDP ‘Hayır’ diyor, onun için evet diyoruz. ‘Hayır’cılara bakın ona göre kararınızı verin. Bölücülüğe ‘Evet’ diyenler, FETÖ’ye ‘Evet’ diyenlere bu millet Nisan’da referandumda dersini verecek”.

Oldu mu şimdi başbakan? Siz bu milletin en az yarısına terörist diyorsunuz. Bunu en son söyleyecek insan sizsiniz. Aslında bu sözü söylemey hakkınız da hiç yok.

Unutmayın, bu ülkeyi tehdit eden üç büyük terör örgütü yani PKK, FETO ve IŞİD sizin başkanı bulunduğunuz partinin iktidar olduğu dönemde müsamaha gördü hatta destek buldu.

Sizin iktidarınız PKK ile bir masa etrafında oturup bu milletin geleceğini planlamaya kalktı.

Sizin iktidarınızda PKK silahlandı, örgütünü büyüttü, dağları bir yana koyun kentlerde egemenlik kurdu.

Sizin iktdarınızda PKK mehmetçiklerimizi, polislerimizi, korucularımız şehit etti.

Sizin iktidarınızda Habur rezaletini yaşadık.

Sizin iktidarınızda FETO devletin en üst kurumlarına kadar geldi yerleşti.

Sizin iktidarınızda FETO çocuklarımızı, gençlerimizi, savcılarımzı, hakimlerimizi, öğretmenlerimizi, subaylarımızı CIA'nın elamanı yaptı.

Sizin iktidarınızda FETO'ya ne istedilerse verildi.

Sizin iktidarınızda CIA'nın uşakları TSK'nin kozmik odasına kadar girip en mahrem sırlarımızı yurt dışına taşıdı.

Sizin iktidarınızda IŞİD güçlendi, silahlandı ve askerlerimzi, polislerimzi şehit etti.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok, herkes de biliyor ki, bu üç terör örgütü siz 2002 tarihinde iktidara geldiğinizde bu denli güçlü ve etkin değildi.

Bu gerçekler ortada iken;

Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşasın diye;

Bu vatan toprağında Türk Milleti'nin kayıtsız şartsız egemenliği devam etsin diye;

Cumhuriyet'in aydınlığı kararmasın diye;

Milli birliğimiz bozulmasın diye;

Vatan ve milletin kaderi tek bir adamın izanına, vicdanına, bilgisine ve niyetine kalmasın diye;

Bu meclisin yetkilerini kısan, kanun yapma yetkisini tek bir insana veren; yüksek yargı organlarını siyasetin emrine bırakan bir anaysa değişikliğine HAYIR oyu verecekleri terör örgütlerinin destekçisi gibi gösteremezsiniz.

Sayın Başbakan,

Hayır diyecek olanlara da, evet diyecek olanlara da saygı göstermeniz bulunduğunuz makamın gereğidir.

Çok zor dönemden geçmekte olan ülkemizin insanlarını bir birine düşman haline getirmeyin, milli birliği bozmayın. Haddinizi ve görevinizi bilin.

3 Şubat 2017 Cuma

UYU YAVRUM UYU

Filan dizide kız oğlanı çok seviyor ama oğlan kızın en yakın arkadaşı ile birlikte oluyormuş; uyu yavrum uyu.

Filan manken filan erkekle arabada öpüşürken yakalanmış; uyu yavrum uyu.

Filan artistin selülitleri çoğalmış; uyu yavrrum uyu.

Filan adam filan yarışmadan elenmiş, sevenleri ağlamış; uyu yarum uyu.

Filan takım milyonlarca avro verip filan futbolcuyu transfer edecekmiş; uyu yavrum uyu.

Filan takımın golü ofsaytmış ama hakem görmemiş; uyu yavrum uyu.

Türkiye o kadar hızlı gelişiyormuş ki, ABDve AB Türkiye'yi çok kıskanıyormuş; uyu yavrum uyu.

BUNLAR OLUYOR

Seni neden uyutmaya çaışıyorlar biliyor musun? Şunları görmeni istemiyorlar.

Amerika Türkiye'yi bölmek için saldırılarını artırdı. Bombalar patlatıyor, askerlerimzi, polislerimzi, yaşlımızı, gencimizi şehit ediyor.

Kuzey Suriye'de ABD 5 yeni askeri üs kuruyor.

ABD PKK'nın uzantısı PYD'ye zırhlı araçlar ve modern silahlar veriyor.

İran, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarının bir kısmını içine alacak şekilde kurulması düşünülen İkinci İsrail devleti için batı sistemi elinden ne geliyorsa yapıyor.

Yunanistan Ege'deki Türkiye'ye ait ada ve kayalıkları işgal ediyor.

Uluslar arası antlaşmalara göre silahsız olması gereken adalara askeri üsler kuruluyor.

Türkiye'nin açık denizlere açılacak yolları kapanıyor.

Kıbrıs'ta cumhurbaşkanı sıfatı olan birisi ne kadar toprak ve hak versem de Rumları tatmin etsem diye çabalıyor.

Doğu Akdeniz'deki doğal gaz ve petrol rezervleri başka ulusların egemenliğine terk ediliyor.

Türkiye'de milyonlarca insan yoksulluk sınırı ve yüzbinlerce insan açlık sınırı altında yaşıyor.

İnsanlar evlerine eti bırak ekmek götürmede zorlanıyor.

Türkiye'nin biç ve dış borçları milyarlarca dolara ulaşmış ama Türkiye'nin ödüyecek parası kalmadı.

Derecelendirme kuruluşları, Türkiye'yi ve 4 büyük bankayı yatırım yapılamaz özellikte olduğunu ilan etti.

Sanayi ve tarım üretimi bir türlü artmıyor. İhracat ithalatı karşılıyamıyor.

Turizm gelirleri düştü, düşmeye de devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin nimetlerinden faydalanan bazı kimseler Osmanlı hayalerine kapılmış, Türkiye'yi fermanlarla yönetmenin yollarını açmaya çalışıyor.

Bazı insanlar çocuklarımızın kafasına aklın ve bilimin verileri yerine batıl inançları, hurafeleri sokuyor.

Biliyorum, sen bütün perdelemelere rağmen bu gerçekleri görecek ve milletin ve devletin geleceğine el koyacaksın. Lütfen elini çabuk tut, iş işten geçmesin.

2 Şubat 2017 Perşembe

YALNIZ ADAM GÜÇSÜZDÜR

Savaşın tam ortasındayız. Saldırı büyük. Bizden toprak isteniyor. Irak'tan başlayıp Suriye'nin kuzeyini içine alıp Akdaniz'e uzanacak ikinci İsrail devletine evet dememiz bekleniyor.

Biz hayır dedikçe saldırının şiddeti, boyutu büyüyor.

Bombalar, roketler, kurşunlar yetmedi, ekonomik saldırı da başladı.

EKONOMİK SALDIRI VAR

Türkiye yıllardır yanlış ekonomik programlar uyguladı ve bunun sonucunda artan borç yükü altında kaldı. Ekonomi kırılgan hale geldi.

Türk ekonomisinin bu zayıf hali dış güçlerin müdahalesini kolaylaştırdı. Derecelendirme kuruluşları atağa kalktı. Önce Türkiye'nin daha sonra 4 büyük bankamızın kredi notunu düşürdüler.

Türkiye artık kolay kolay döviz bulamaz. Krediler ve sıcak para girişi azalır. Türkiye geçmişte olduğu gibi 70 sente muhtaç hale gelebilir.

İÇ İSTİKRAR BOZULMAMALI

Türkiye kaos ortamına son verip, içi istikrarı sağlarsa bu hücumlara karşı durabilir.

Bu savaşta kahraman askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız büyü bir mücadele yürütüyor. Onlar bu canlarını ortaya koyup savaşırken iç cephemiz zayıf düşerse bu kahramanlara yazık olur.

İç cephenin güçlenmesi milli birlikten ve beraberlikten geçer.

İşte tam da bu durumda MHP destekli AKP ne yapıyor? Milleti bölen, berberliğimize darbe vuran bir anayasa değişikliğini önümze getiriyor.

GÜÇ MİLLET MECLİSİNDE OLMALIDIR

Bu değişiklik iktidarı güçlendirmez zayıflatır. Meclisin yetkisizleştirilmesi ve devletin tüm güçlerinin tek adamda toplanması o insanı güçlü kılmaz.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in dediği gibi, “Cumhurbaşkanı” tek adam olmaz; yalnız adam olur.

Tüm milletin temsil edildiği meclis güçlüdür, dış güçlere karşı milletin direncini artırır. Yalnız adamdan başarı beklemek hayaldir.

PROPAGANDA YÖNTEMİNE DİKKAT

Madem ki, önümüze bir değişiklik paketi geldi, yapılacak iş bellidir. Hayırda hayır vardır anlayışı ile halkımızı uyarmamız ve halk oylaması sonucunu milletin lehine çevirmemiz gerekir. Muhalefete ve aydınlarımıza düşen görev budur.

Bu görev yanlış propaganda yöntemleri ile yürütülürse “evet”e hizmet edilir.

Şunları anlatmalıyız:

Halkımız şunu bilmelidir: Bu değişiklik kabul edilirse, Türkiye güçlenmez zayıf düşer. Yalnız adam yönetimi Türkiye'nin dertlerine çare bulamaz. Çare güçlü meclis ve güçlü hükmettedir.

İktidarın milli seferberlik çağrısı doğruydu ama bu halk oylaması bu seferberliği engelledi. Umarız cumhurbaşkanı bu gerçekleri görür ve değişiklik paketini meclis geri gönderir.

Saldırı büyük, saldıranlar çok güçlü. Bu durum top yekun savunmayı gerektirir. Topyekun savunma için meclis içinde ve dışındaki tüm partilerin temsil edildiği bir milli seferberlik hükümeti kurulmalıdır. Zaman dardır, gecikmenin maliyeti yüksek olabilir.