13 Eylül 2015 Pazar

24 TEMMUZ YALANLARI

24 Temmuz Türk Milleti için tam bir dönüm noktası oldu. ABD güdümündeki AKP-PKK (HDP) koalisyon Türkiye'yi bölünme noktasına getirdi. Sevr hortlatılmak istendi. 24 Temmuz sabahı kahraman ordumuz, polislerimiz ve korucularımız vatan savunması başlattı. Vatan savunmasının başlaması ile birlikte harekatı baltalamak için kamuoyuna yalanlar da servis edilemeye başlandı.

Bu yalanları sırası ile yazmak isterim:

1. PKK'ya karşı başlatılan ve ülkede birliği, düzeni ve vatan topraklarını savunmayı  amaçlayan mücadele "saray savaşı" olarak gösterilmeye çalışıldı.  RTE'nin kendi geleceğini kurtarmak için Mehmetçikleri feda ettiği söylendi. Bu en büyük yalanlardan birisidir. Ülke bölünme noktasında gelmişti. Türk Milleti'nin  ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kendini savunma refleksleri bu savaşı başlatmıştır. Türkiye'yi bu duruma sürükleyen kimselerin ve partilerin bu savaşı başlattığını iddia etmek yanlıştır. Onlar bu vatan savaşının başlatıcısı olamaz. Devlet, kendisini organları vasıtası ile korumaya başlamıştır. Zamanı gelince sorumlulardan da hesap sorulacaktır.

2. Bu savaşın kan dökülmesine neden olduğu yalanı da çok dillendirilmektedir. Doğrudur, şehitlerimiz var ama  kabul edelim ki bu mücadele yapılmasaydı PKK devlet kurma hayalini gerçekleştirmek için kan dökmeye devam edecekti. Bu savaş yıllardır dökülen kanları durdurmak için yapılmaktadır. Bu mücadele öncesi binlerce insan PKK terörü nedeni ile canından oldu. Binlerce insan sakat kaldı. İşte şimdi yapılan bu kanın durdurulma mücadelesidir. Hukuku hakim kılma mücadelesidir.

3. Bu savaş barışı bozmuş; Atatürk'ün "Yurtda barış, Cihanda barış" ilkesine aykırı imiş. Bu da yalan. Atatürk emperyalistlerin uşağı Yunanlılar ile savaşmış, onları denize dökmüş emperyalistlere gereken dersi vermiş; sonra da, "Yurda sulh, cihanda sulh" demiştir. Şimdi de ordumuz ve polislerimiz emperyalistlerin yeni piyonu olan PKK ve ona bağlı unsurlarla savaşmaktadır.  Bu savaş kazanılacak ve yurtda barış böylece sağlanacaktır. Bu savaş kazanılmadan ülkemize barış gelmez. Devlet içinde ikinci bir silahlı gücün olduğu bir durumda barış olur mu? bu savaş barışı sağlamak için yapılıyor.

4. Bir diğer yalan ise,  töre halkına devletin baskı uyguladığı ve özgürlükleri yok ettiği şeklindedir. Bu da büyük bir yalandır. Yöre halkına Türk, Kürt, Arap ayırımı yapmadan eziyet eden, haraç toplayan, çocuklarını dağa kaçıran, yol kesen, öldüren örgüt PKK'dır. Yöre halkını esir etmiş durumdadır. Bu savaş aynı zamanda bu bölge için yapılan bir özgürlük savaşıdır. Bu mücadelenin sonunda PKK-HDP egemenliği yok edilecek, esaret bitecek ve  halkımız özgürleşecektir.

5. Bir iddia da şu: "Askerler, polisler sivil vatandaşları çocuk büyük demeden kötü muamele ediyorlar hatta öldürüyorlar".  Bu iddiayı kanıtlamak için fotoğraflar yayınlıyorlar. Çok büyük yalan bu; güvenlik güçlerimiz sivil vatandaşlarımızı PKK'dan ayırarak mücadeleyi yürütüyor. Yöre halkını PKK'nın kanlı eylemlerine karşı koruyor. İddialarını kanıtlamak için sundukları fotoğraflar da Suriye'de, Irak'da veya başka bir yerde ve başka bir zamanda çekilmiş resimleridir.

6. Yöre halkı, özellikle de Kürtler PKK'yı ve HDP'yi destekliyormuş;  bu da kocaman bir yalan. PKK beklediği halk desteğini bulamıştır. Demirtaş'ın Cizre seferine 25-30 kişi ancak katılmıştır. HDP'nin aldığı oylar da büyük ölçüde korku oylarıdır. 1 Kasım'da HDP boyunun ölçüsünü görecektir.

Bu yalanlara inanmamak ve sosyal medyada paylaşmamak gerekir. Mehmetçik canla başla mücadele yürütüyor. Ona bu savaş senin savaşın değil,  Erdoğan'ın savaşıdır derseniz mücadele azmini kırarsınız. Buna ve Diğer yalanlara inanır ve paylaşırsanız, mücadelenin bir an önce bitmesini ve Türk, Kürt kardeşliğinin açığa çıkmasını geciktirirsiniz.

Son zamanlarda en doğru haberi Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal veriyor. Olayları ve gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz. Unutmayın ki mücadelelerin içinde psikolojik savaş da vardır ve savaşın psikolojik yanı çok önemlidir. Bu savaşta Mehmetçiğin arkasında durmak ve onu desteklemek hepimiz için bir vatan borcudur.

24 Temmuz 1923 Sevr'i yırtıp, Lozan'ı emperyalistlere kabul ettirdiğimiz gündür. 24  Temmuz 2015 tarihinde başlatığımız mücadele de BOP adı verilen yeni Sevr'i bize kabul ettiremeyeceklerini tüm dünyaya ilan ettiğimiz gün olmuştur.  Dün Yunanlıları  denize  döktük, bugün de PKK-HDP'yi tarihin çöplüğüne dökeceğiz. 

11 Eylül 2015 Cuma

1 KASIM 2015

Türk Tarihinde 26 Ağustos'un, 30 Ağustos'un, 9 Eylül'ün ve 1 Kasım'ın çok büyük önemi vardır. 26 Ağustos sabahı emperyalistlerin üzerimize saldırttığı Yunanlılara karşı topçularımız yoğun bir ateş başlatmışlar. Topçu atışını takiben ordumuz Yunan ordusuna karşı bir yok etme savaşı vermiş ve 30 Ağustos 1922 tarihinde Yunan ordusuna Dumlupınar'da ağır zayiat verdirilmiş ve kalanlar da Ataürk'ün “Ordular ile hedefiniz Akdenizdir” emri ile İzmir'e doğru kovalanmaya başlanmıştır. İzmir'e ulaşan düşman birlikleri de 9 Eylül'de denize dökülmüştür. 

Bu zaferleri takiben 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat kaldırılmıştır.

24 Temmuz sabahı, uçaklarımızın Kuzey Irakta'ki PKK yuvalarını bombalaması bir bakıma 26 Ağustos'da topçu birliklerimizin Yunan mevzilerini bombalamasına benziyor. Bu tarihten bu yana TSK'nin ve polislerimizin verdiği mücadele, PKK'nın bitirilmesi ile son bulacaktır. Ordumuz bu savaşı kazanınca sıra 1 Kasım'a gelecek.

Dün emperyalistlerin piyonu Yunanlıları nasıl 1 Kasım 1922 tarihinde yenip saltanatı kaldırdıysak, şimdi de önce PKK'yı yok edip 1 kasım 2015 tarihinde de Erdoğanların saltanatını yıkacağız.

Türk milletinin geleceğini düşünen her insan ve parti için 1 Kasım bir şanstır. Bu şansı iyi değerlendirmemiz gerekir.

Erdoğan bunun farkındadır. Oyunu artırmanın hesaplarını yapmaktadır. Gözünü vatansever, milliyetçi oylara dikti. Bu  kesime mesajlar vermeye çalışıyor. Yaptıklarını unutturmaya çalışıyor. Davutoğlu'nun mezar sulamasının sebebi budur.

Seçim ortamında hata yapmamamız gerekir. AKP karşıtı olduğunu söyleyen kimileri, PKK ile yapılan mücadeleyi Tayyip Erdoğan'ın oyunu artırmak için başlattığını söylüyor. Bu tespit aslında çok önemlidir. Çünkü biliniyor ki, PKK'ya karşı yürütülen mücadele seçmeni etkiliyor. Bu gerçek göz önüne alındığında, Erdoğan'ı yıkmak isteyenler bu mücadeleyi sahiplenmelidir. Tayyip Erdoğan'ın oy için yaptığını, vatan için yapmak gerekir.

PKK ve onun değişik şekilleri olan HDP, KCK gibi örgütlere karşı yapılan vatan savunmasına karşı çıkanların, bu seçimde oyları düşecektir. Kaldı ki, bu mücadele Tayyip Erdoğan'a bırakılamayacak kadar önemlidir. Söz konusu olan Türkiye'nin bütünlüğüdür, Türkiye Cumhuriyeti'nin korunup kollanmasıdır. Bu güne kadarki uygulamaları ile ülkeyi bölünme noktasına getiren bir zihniyet bu mücadeleyi yürütemez.

AKP'nin geçmişte yaptıkları halka iyi anlatılmalıdır. 24 Temmuz öncesine kadar AKP ile HDP (PKK) koalisyon halinde idi. Onların beraberce yürüttükleri ve bazı çevrelerinde gizli açık destekledikleri adına “çözüm süreci” denen politikaların Türkiye'de şehit kanlarının akmasına neden olduğu halka anlatılmazsa, AKP, ordumuzun yaptığı mücadeleye sahip çıkıp, vatanseverlerin oyunu alabilir ve bu şekilde milletvekili sayısını artırabilir.

CHP'nin son zamanlardaki tavrı ve söylemleri yerinde olmuştur. HDP'nin bulunduğu hükumete katılmama kararı, Suriye ve Irak için hazırlanan tezkereye müspet oy kullanması ve Kemal Kılıçdaroğlu ve Haluk Koç'un bazı beyanları bizce önemlidir ve faydalıdır.

MHP'nin HDP konusundaki tavrı ve Tayyip Erdoğan için suç duyurusunda bulunması iyi yöndeki gelişmelerdir.

AKP ve HDP yalnız bırakılmalı ve zamanı gelince hesap sorulmalıdır. Bu konuda yargıya büyük görevler düşecektir.


Şehit cenazelerinin gelmesi halkın öfkesini artırmıştır. Bu öfke AKP'den kurtulmanın yolunu açabilir. Halkın milli duyguları paylaşılmalı, vatan bütünlüğü konusunda taviz verilmeyeceği anlatılmalı ve AKP'nin açılım politikalarını uygulamak isterken yaptığı hatalar ve kötülükler halka iyi anlatılmalıdır.

Bunlar yapılırsa, 1 Kasım milletimize saltanatı yeniden yıkma şansını verir. 1 Kasım 2015 ikinci saltanatın yıkıldığı gün olarak tarihe geçer.

9 Eylül 2015 Çarşamba

KOLTUK DEĞİL VATAN SAVAŞI

Bölücü terör örgütü hergün bir kaç yiğidimizi şehit ederken Sayın Cumhurbaşkanımızın 400 milletvekil sözünü telafuz etmesi son derecede şansız bir beyan olmuştur.  24 Temmuz  tarihinden bu yana sürekli   söylenen "Bu mücadele koltuk savaşıdır, saray savaşıdır" iddiasını tekrar gündeme getirmiştir. Bu iddia son derece yanlış ve zararlıdır.

24 Temmuz öncesi hatırlanırsa bu savaşın saray savaşı olmadığı anlaşılır.

13 yıl önce sıfırlanmaya yakın hale gelen terör AKP'nin iktidar olması ile birlikte eskisinden de güçlü hale geldi. ABD güdümündeki bu örgüt dağda PKK olarak, şehirde KCK olarak ve siyasette de HDP olarak örgütlendi ve güçlendi. Fethullah, Erdoğan ve Apo üçlüsünün bu güçlenme ve azgınlaşmasinda çok büyük sorumluluğu var.  

Yapılan terör eylemlerini demokrasinin azlığına, hakların ve özgürlüklerin kısıtlanmasına bağlayarak PKK'nın istediği bir çok şey onlara verildi. Böylece silahlı bir örgüte kan dökme de biz ne istiyorsan verelim dendi.

Şunları bilmek lazım: Birincisi,  bir ülke içinde hak ve özgürlükler kişilere verilir.  Farklı  guruplara farklı haklar verilmez. Verilirse bu hak değil, imtiyaz olur. İkincisi silahlı bir terör örgütünün  dediklerini yaparsanız bunun sonu gelmez ve terör istedikçe ister, vermezseniz kanlı yüzünü hemen gösterir.

Nitekim öyle oldu, verilenleri yeterli görmeyen terör örgütü yeni bir devletin yolunu açmak için özerklik istemeye başladı. Çözüm süreci nedeni ile devletin güvenlik güçleri etkisizleştirilince yöre halkını silahla korkuttu. Dağa çocuk kaçırdı, vergi adı altında haraç topladı, yol kontrolü yapmaya başladı. Karşı çıkanları öldürdü. Yani Devlet içinde devlet oldu.

Bu bölgede can ve mal güvenliği kalmadı, mal ve hizmet üretimi durdu. İşsizlik arttı, insanlar  daha da yoksullaştı. Askerler kışladan, polisler karakollardan çıkamaz oldu.

Tam bir yol ayırımına gelmiştik. Ya vatan topraklarının bir kısmını bu ABD ve AB piyonu örgüte bırakacaktık ya da bu örgütün belini kırıp eylemlerine ve niyetlerine son verecektik.

Vatan toprakları azizdir, kimseye verilmez. kaldı ki, verilen sadece toprak da olmayacaktı; yöre halkı da Türkü ile, Kürdü ile ve Arapı  ile bu eli kanlı örgütün insafına terk edilecekti. Eğer örgüt bu bölgede tam olarak egemenlik kazansaydı yapılacak katliamların sonu gelmezdi. Kan esas o zaman akacaktı.

Buna izin verilemezdi ve verilmedi de. 24 Temmuz'da başlayan mücadele bu nedenle bir vatan savaşıdır. Terör örgütünün esaretinden kurtulacak olan yöre halkının özgürlük savaşıdır.

Kan dökme savaşı değil, kanı durdurma savaşıdır.

Bu savaş kazanılacaktır. Önemli olan en az kayıpla kazanılmasıdır. Bizim için her  vatan evladı asker sivil fark etmez değerlidir.

Atatürk "Birici vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa kadar korumak ve kollamaktır" demişti. Şimdi ifa edilen de bu görevdir. Kahraman ordumuza ve emniyet  güçlerimize başarılar diliyoruz. Onlara desteğimiz sonsuzdur.

7 Eylül 2015 Pazartesi

FAİLLER DE BELLİ SORUMLULAR DA BELLİ

Günlerdir Güneydoğu'dan gelen şehit haberleri ile canımız yanıyordu; bugün Dağlıca'da şehit düşen evlatlarımızın haberi bu içimizin yangınını  daha da artırdı. Artan sadece üzüntümüz değil, teröre karşı omuz omuza mücadele etme kararlılığımızı ve azmimiz de arttı.

Millet olarak ülkemizi bölmek isteyenlerden ve bunun için  şehitlerimizin kanını akıtanlardan hesap soracağımız günler yaklaştı. Yaşamaya doymadan, geride gözü yaşlı anne, baba, eş çocuk bırakarak aramızdan ayrılan şehitlerimizin katillerini ve bu katillere yardım eden gafil ve hainleri iyi bilmemiz lazım ki hesap sorabilelim.

Kimdir bu katiller, hainler ve gafiller?

Evlatlarımızın katilleri dağda PKK, şehirde KCK ve mecliste HDP adını alan terör örgütüdür. PKK ne ise, KCK da odur; KCK ne ise, HDP de odur. Bunlar gerçek faillerdir. Bu vatan hainlerinin kökü kurutuluncaya kadar mücadele edilmelidir. Bu mücadele bir vatan savaşıdır.

Bu katillerin en büyük yardımcısı ve destekçisi ise onları yöneten, silah, para, lojistik destek ve eğitim veren ABD ve AB'dir.  ABD ve AB'nin emperyalist güçleri sadece ülkemizi değil, sadece Ortadoğu'yu da değil tüm dünyayaı kan gölüne çevirdiler. Bunların emperyalist emelleri uğruna, Güneydoğu Asya'da, Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Afrika'da, Orta Amerika'da, Güney Amerika'da milyonlarca can yok oldu. Analar, babalar yavrusuz, erkekler, kadınlar eşsiz, çocuklar annesiz babasız kaldı.

Biz PKK ile mücadele ederken aslında ABD ve AB ile savaşıyoruz. PKK'nın silahları, mayınları, tanksavarları, bombaları, doçkaları, roketleri hep bu ülkelerden geliyor. ABD yetkilileri açıkça PKK ve PYD'nin ABD'nin kara gücü olduğunu beyan ettiler. Bizim çocuklarımızı işte ABD'nin bu kara gücü katlediyor. Savaşımızı emperyalizme karşıdır, ABD'ye karşıdır. ABD dün nasıl Vietnam'da Kamboçya'da, Orta ve Güney Amerika'da, Suriye'de yenildi ise Türkiye'de de yenilecektir. Unutulmasın ki, biz Türkiye Cumhuriyetini bu emperyalist güçlerle yaptığımız savaş sonucunda kurduk. Türkiye Cumhuriyetini korumak için de hiç tereddütsüz savaşırız ve vatanımızı, Cumhuriyetimizi, milli birliğimizi şehitler de versek savunuruz.

Cevap verilmesi gereken bir sorular da şunlardır:  2002 yılında sıfırlanma noktasına gelmiş bir terör örgütü nasıl oldu da her gün bir kaç evladımızı şehit edecek  kadar büyüdü? Bunun sorumluları kimlerdir?

Cevabı biz verelim:

Birinci sorumlu AKP iktidarı ve AKP'ye oy veren seçmenlerdir. ABD ve AB'nin istediği kanunları çıkarıp güvenlik güçlerinin elini bağladılar. 2002 yılında ölüm korkusu ile tir titreyen Apo ile Oslo görüşmeleri ile başlayarak,  Türk Milletine anayasa yapmaya kalktılar. Terör örgütü ile mücadele edeceklerine müzakere yaptılar ve örgüt ne istedi ise  verdiler. Milleti çözüm süreci ninnisi ile uyuttular, millet uyurken PKK'nın güçlenmesini, silahlanmasını sağladılar.

PKK'nın büyüyüp azgınlaşmasında diğer bir sorumlu da F tip örgüttür. AKP iktidarından destek alarak vatanın ve milletin birliğinden yana olan aydınlarımızı, siyaset adamlarımızı, gazetecileri, komutanlarımızı tutsak ettiler. Yıllarca hapislerde tuttular. Sahip oldukları medya ile bilgi kirliliği yarattılar.

Bir diğer sorumlu PKK ve HDP'yi allayıp pullayıp millete şirin göstermeye çalışan medyadır. Yandaş medya, Aydın Doğan medyası milletin gerçekleri görmesini engelledi. Etnik kimlik üzerinden politika yapmayı demokrasinin gereği gibi gösterdi. Birliği değil, ayrılığı körükledi. HDP'nin meclise girmesini, siyasette söz sahibi olmasını sağladı. Şehitlerimizin kanının akmasında bu medya kuruluşlarının ve televizyon televizyon gezip halka yalanlar söyleyen sözüm ona aydınların da büyük sorumluluğu vardır.

Bir diğer sorumlu ise, yargıdır. Suç ortada, suçlu ortada ama açılmış dava yok. PKK, HDP ve KCK silah zoru ile anayasayı değiştirmeye çalışıyor, devleti yıkmaya çalışıyor, toplumu bölmeye çalışıyor ama yargıdan ses yok. Yargıtay baş savcısı HDP'yi kapatmak için hala  neden dava açmadı, anlamak mümkün değil.

Bütün bu ihmaller,  gafletler ve ihanetler elbette cezasız kalmaz. Türk Milleti bunun hesabını soracaktır. Yapılması gereken öncelikle birlik be beraberlik içinde olmaktır.

Vatan bütünlüğü için en geniş birliği oluşturmalıyız. Bölücü teröre karşı tavır alan herkesle beraber hareket etmeliyiz.  Millet olarak Ordumuz ile olan bağımızı daha da güçlendirmeliyiz. PKK terör örgütünü Kürt vatandaşlardan ayrı tutmalıyız ve kavimsel, mezhepsel farklılıkları dikkate almadan tüm Türkiye halkını Türk Milleti olarak birleştirmeliyiz.

5 Eylül 2015 Cumartesi

VATAN'DAN ÇAĞRI

Kalbi vatan sevgisi ile dolu vatandaşlarımıza sesleniyorum:

Türk Milleti olarak çok zor günler yaşıyoruz.

ABD'nin Ortadoğu'daki piyonlarından birisi olan eli kanlı Terör örgütü PKK,   AKP'nin ABD ve AB'nin güdümünde kalarak  13 yıldır uyguladığı yanlış politikalar yüzünden büyümüş, azgınlaşmış ve vatanın ve ülkenin birliğini büyük ölçüde tehdit eder hale gelmiştir.

Her gün bir kaç vatan evladını bu teröre kurban vermekteyiz.

AKP'nin uyguladığı borçlanmaya, ülke varlıklarını satmaya ve piyasaları kontrol etmemeye dayanan ekonomik politikalar devletin, özel sektörün ve vatandaşların aşırı  borçlanmasına yol açmış. Beklen ve olması gerek kalkınma gerçekleşmemiştir. Ülke iflas etme noktasına doğru gitmektedir.

Bu gidişe dur demek gerekir. Türkiye ABD güdümündeki siyasetçilerin, cemaatlerin ve mafyanın yönettiği bir ülke olmaz.

Ülkenin ve milletin birliğini sağlama ve borçlanma ekonomisinden üretim ekonomisine geçme konusunda Vatan Partisi kararlıdır.

Vatan Partisi, milli hükumette yer almaya ve Türk Milletine hizmet etmeye taliptir.
Sizleri bu amaçla yola çıkmış olan Vatan Partisi'ne  üye olmaya ve maddi, manevi destek olmaya çağırıyorum.

Vatan Partisi'ne vereceğiniz her destek aslında Türk Vatanı'na verilen destektir.
Saygılarımla...

Eyup S. Karakaş          
Vatan Partisi M.K.K üyesi                                          
kayserivatanpartisi@yahoo.com      Tel: 0 532 4616020                                                                                          
Vatan Partisi İl Başkanlığı: Gevher Nesibe Mahallesi, İstasyon Caddesi, Tapınç-Ünlü İş Hanı,
Kat 6         Kocasinan  KAYSERİ

VATAN'DAN CAĞRI

Kalbi vatan sevgisi ile dolu vatandaşlarımıza sesleniyorum:

Türk Milleti olarak çok zor günler yaşıyoruz.

ABD'nin Ortadoğu'daki piyonlarından birisi olan eli kanlı Terör örgütü PKK,   AKP'nin ABD ve
AB'nin güdümünde kalarak  13 yıldır uyguladığı yanlış politikalar yüzünden büyümüş, azgınlaşmış ve vatanın ve ülkenin birliğini büyük ölçüde tehdit eder hale gelmiştir.

Her gün bir kaç vatan evladını bu teröre kurban vermekteyiz.

AKP'nin uyguladığı borçlanmaya, ülke varlıklarını satmaya ve piyasaları kontrol etmemeye dayanan ekonomik politikalar devletin, özel sektörün ve vatandaşların aşırı  borçlanmasına yol açmış. Beklen ve olması gerek kalkınma gerçekleşmemiştir. Ülke iflas etme noktasına doğru gitmektedir.

Bu gidişe dur demek gerekir. Türkiye ABD güdümündeki siyasetçilerin, cemaatlerin ve mafyanın yönettiği bir ülke olmaz.

Ülkenin ve milletin birliğini sağlama ve borçlanma ekonomisinden üretim ekonomisine geçme konusunda Vatan Partisi kararlıdır.

Vatan Partisi, milli hükumette yer almaya ve Türk Milletine hizmet etmeye taliptir.

Sizleri bu amaçla yola çıkmış olan Vatan Partisi'ne  üye olmaya ve maddi, manevi destek olmaya çağırıyorum.

Vatan Partisi'ne vereceğiniz her destek aslında Türk Vatanı'na verilen destektir.

Saygılarımla...
Eyup S. Karakaş          
Vatan Partisi M.K.K üyesi                                          

kayserivatanpartisi@yahoo.com      Tel: 0 532 4616020                                                                                          
Vatan Partisi İl Başkanlığı: Gevher Nesibe Mahallesi, İstasyon Caddesi, Tapınç-Ünlü İş Hanı,
Kat 6         Kocasinan  KAYSERİ

3 Eylül 2015 Perşembe

AYLAN NE İLKTİ NE DE SON

Masum bir yavrunun cansız bedeninin Bodrum sahilinde çekilen fotoğrafı hepimizi çok derinden üzdü. Eminim birçoğunuz göz yaşlarınızı tutamadınız. 
Bu içler acısı tablo aslında nasıl bir dünyada yaşadığımızın göstergesi oldu. 
Zalimlerin, gaddarların, muhterislerin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Zengin ülkelerin en zenginlerinin yönettiği bir dünya bu. Göz yaşı ile, kan ile ıslanmış paraların zengin ettiği zalimlerin yönettiği dünya bu.
Minik Aylan bu zalimlerin öldürdüğü ne ilk çocuktu, ne de son çocuk olacak.  emperyalist güçler tarihin son dört beş yüzyıllık dilimi içerisinde  bütün kıt'aları ve ülkeleri iliğine kadar sömürmek için her türlü rezaleti ve zulmü yapmışlardır.  Çocuk, büyük, yaşlı demeden milyonlarca insanı katletmişler, uygarlıklara son vermişleridir. 
Güneydoğu  Asya, Vietnam, Kamboçya, Endonezya, tüm Afrika kıt'ası, Orta Amerika, Güney Amerika tarihi bu emperyalistlerin katlettiği milyonların tarihidir. Sömürüp yoksul bıraktığı halkların tarihidir. Son kötülüklerini de Orta Doğu'da gerçekleştiriyorlar. 
Başta petrol ve doğal gaz olmak üzere yörenin doğal kaynaklarından faydalanmak ve İsrail'e daha güvenli bir ortam oluşturmak için   Irak'ta bir milyondan, Suriye'de 300 binden fazla insanın ölümüne neden oldular. Bu ölen zavallıların  kaçı Aylan gibi çocuktu, biliyor musunuz? Bombaların, kurşunların, füzelerin öldürdüğü çocukların Aylan'dan ne farkı var? Sömürüldükleri, hakları ellerinden alındığı için yoksul kalan ve açlıktan, hastalıktan ölen çocuklar da birer Aylan'dı. Hepsi masumdu, hepsi ana kuzusuydu. 
Aylan'ın katili kim diye tartışılıyor. Biz söyleyelim: Aylan'ın katili işte bu emperyalist güçler ve onların işbirlikçileridir. Daha zengin olmak için, daha güçlü olmak için, daha lüks yatlara ve otomobillere binmek için, daha büyük ve şatafatlı villalarda yaşamak için yüzyıllardır insanlar köle yapılmaya çalışılıyor, ellerinden doğal kaynakları alınıyor, küreselleşme adı altında ülkeler açık pazar haline getiriliyor. 
Geçmişte işgal ederek sürdürdükleri sömürüyü şimdilerde yandaş iktidarları başa getirterek devam ettiriyorlar. Daha olmazsa, etnik kimlik ve mezhep farklılıklarını kullanıp milli devletleri parçalıyorlar. Suriye'de yaptıkları da budur; Türkiye'de yapmak istedikleri de budur. 
Başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist ülkeler Suriye'yi kan gölüne döndürdüler. Suriye halkını kendi ülkelerinde yaşayamaz hale getirdiler. Milyonlarca Suriyeli evlerinden, yurtlarında göç etmek mecburiyetinde kaldı.  Zavallılar sefil oldu, yoksul oldu, göç yollarında can verdi. Aylan işte onlardan birisiydi. Emperyalistlerin bu alçaklığı olmasa Suriyeli çocuklar ölmeyecekti. 
Katil bellidir ve katliamlarına da devam etmektedir. 

Aylan'ın ölümünde bizim de büyük sorumluluğumuz var. Aylan'ın ölümü AKP iktidarının ABD güdümünde yürüttüğü Suriye politikasının bir sonucudur. AKP'ye oy veren ve destekleyenlerin de Aylan'ın katlinde sorumluluğu vardır. 
Her gün bir kaç kahraman evladımızı daha ABD güdümlü teröre kurban veriyoruz. Ülkemizi etnik kimlik farklılığı üzerinden bölmeye çalışan, PKK terör örgütünü başımıza bela eden de başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerdir. 

Şunu da unutmayalım ki, Aylan gibi çok çocuğumuzu  ve bebeğimizi PKK denilen bu kanlı örgüt öldürdü. Ne yazık ki, bu örgüt şimdi geldi TBMM'nin ortasına oturdu. Bu terör örgütünü meclise ve hükumete taşıyanların Aylan'ın ölümüne üzülmeye ve tepki vermeye hakları yoktur. Önce bebek katili bir örgütü meclise taşıdıkları için insanlıktan ve Türk milletinden özür dilesinler. 
Daha mutlu ve sağlıklı çocuklar için en büyük görevimiz  her durum ve ortamda emperyalizme karşı  mücadele etmektir. Bu mücadeleyi yapmazsak daha çok Aylanlar ölür.....