29 Ekim 2020 Perşembe

 CUMHURİYET’İ KORUMA VE KOLLAMA

Bir büyük isyan, bir büyük savaş, nihayetinde bir büyük devrim ve Türkiye Cumhuriyeti.

Bu büyük devrimi gerçekleştiren yüce Türk milletinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum ve bu bayramı bize hediye ve emanet eden, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm gazi ve şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

Müdafaa-i Hukuk, İstiklâl-i Tam, Hâkimiyet-i Milliye ve Misak-ı Milli; bu dört husus Türkiye Cumhuriyeti’nin özüdür, esasıdır.

Müdafaa-i Hukuk yani Türk milletinin haklarının savunulması!

Müdafa-i Hukuk, vatan bütünlüğünün savunulmasını, Türk milletinin egemenliğinin ve tam bağımsızlığının savunulmasını, toprağın altındaki ve üstündeki tüm değerlerin, doğal kaynakların vb.. savunulmasını kapsar.

İyi de, o dönemde haklar kime karşı savunuldu? Düvel-i Muazzama’ya karşı! Düvel-i Muazzama nedir derseniz sıralayalım: İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika yani Batı, yani Atlantik sistemi!

Atatürk, milli mücadeleyi Düvel-i Muazzama’ya (Batı sistemi) karşı yürütmüş, milli ekonominin temellerini atmış, ölünceye kadar da Batı sistemi ile yakın ilişki kurmaktan kaçınmıştır.

O günlerde, bir yabancı gazeteye söyledikleri önemli: “…Avrupa ve Türkiye birbirine karşı durumdadır. Bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, yıkılmamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmıştır.”

Bir başka demecinde ise şöyle demiş: “…eğer ecnebi düşmanlığından, o kadar pahalı elde bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa; bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir. (…) Henüz güvenimiz yerinde değildir, evvelce Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin, ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar, bütünüyle ortadan kalkmamıştır.”

“Yıkılmamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmış Batı”, bugün de farklı bir şey yapmıyor.

Vatanın bütünlüğüne kasteden Batı, Mavi Vatanımıza saldıran Batı, yer altı ve yer üstü değerlerimize el koymak isteyen Batı, milli birliğimizi parçalamak isteyen Batı ama hâlâ bu gerçeği görmeyen, Batı’nın projelerine piyon olan, sözde Atatürkçüler, milliyetçiler ve dindar geçinen insanlar var.

Bu Batıcı insanların çabaları beyhudedir. Atlantik sistemi içinde kalarak, Cumhuriyet korumanın ve kollamanın imkânsız olduğu anlaşılmıştır. Türkiye, yeniden Mustafa Kemal’in devrimci rotasına girmiştir ve Atlantik sitemine kendisini bağlayan zincirleri kırıp, Avrasya’daki onurlu yerini almaktadır.

 

9 Eylül 2020 Çarşamba

AMERİKAN PROJELERİNİN TAŞERONLUĞU KILIÇDAROĞLU’UNA KALMIŞ

Kılıçdaroğlu Parti Meclisi’nin açılışında 42 dakika konuştu. Biz de bu konuşmayı dikkatle, hayretle ve büyük bir üzüntü içinde dinledik. 100 yıl önce emperyalistlerle karşı vatan savaşı veren Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin devamı olan CHP, nerelere savrulmuş, çok acı! Emperyalistlerin Türkiye üzerinde oynadıkları oyunun bir parçası haline gelmiş.

İçerik felaket, üslup ise, CHP genel Başkanı’nın ağzına hiç yakışmamış: “Saray ve beslemeleri Türkiye'yi krize soktu”, “5 maskeyi dağıtamadılar. Sağlık Bakanına güvenmiyorum”, “Saray'ın kibirlisi herkesi köle görüyor”, “Erdoğan 83 milyona zulüm yapıyor”, “Malvarlığını korumak için Trump'tan emir alıyorlar”, “Varlık Fonu Erdoğan ve damadının çiftliğidir”, “Devleti çürütüyorlar”, “Totaliter rejim var mücadele edeceğiz.”

Türkiye şu anda büyük bir tehditle karşı karşıya. Bütün dünya bunu konuşuyor. Türkiye’ye Doğu Akdeniz’den, Kıbrıs’tan, adalardan, Ege Denizi’nden, Libya’dan, Fırat’ın doğusundan ve batısından yönelen tehditler var. Ana muhalefet partisinin genel başkanı Kılıçdaroğlu, böyle bir ortamda Türkiye mevziinde değil. Türkiye’ye yönelik tehditlere karşı, Amerika’dan, Fransa’dan, Yunanistan’dan, Güney Kıbrıs’tan, İsrail’den gelen silahlı tehditlere karşı hiçbir tavır ve konumlanma yok. Bu konularda en küçük bir sözü yok. Bu tehditleri anlatmıyor ama bu tehditlere karşı çok önemli olan iç cepheyi bölmeye çalışan kışkırtıcı sözler söylüyor.

DEMİRTAŞ ÜZERİNDEN PKK’YA MADALYA TAKMAK

Kılıçdaroğlu, Konuşmasında HDP’yi masum ve şirin göstermeye çalıştı. Onunla da yetinmedi, Demirtaş’a şeref madalyası taktı. Sormak lazım: Bu madalyayı Demirtaş’ın hangi hizmeti için takıyorsun?  PKK’nın Mehmetçiğe sıktığı kurşunlar, patlattığı bombalar için mi Demirtaş’a şeref madalyası takıyorsun? HDP teşkilatları ve belediyeleri PKK’ya erzak, lojistik, militan sağladığı için mi Demirtaş’a madalya takıyorsun? Bu eylemleri yapanlarda şeref ne arar?

Türk ordusuna madalya yok, Türk polisine madalya yok ama Demirtaş’a var. Yazıklar olsun!

Demirtaş’a madalya takmak, kahraman Mehmetçiklerimize, emniyet mensuplarımıza yapılan bir hakaret değil mi? Türk ordusuna karşı psikolojik bir saldırı değil mi? Kime hizmet ediyorsun Kılıçdaroğlu?

AMERİKA’NIN İKTİDAR PLANI DEVREYE SOKULUYOR

Öyle anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu, gölge CIA’nın (Rand Corporation) ve en son Biden’ın ilan ettiği Tayyip Erdoğan’ı yıkma planını uygulamaya çalışıyor. 

ABD bu iktidar modelinin merkezine CHP’yi oturtmuştu. Bu projeye göre, CHP’nin bir yanında HDP, diğer yanında İYİP olacak, bunlara Davutoğlu ve Babacan’ın partisi katılacak. Abdullah Gül de destekçileri olacak. 

Emperyalistlere karşı büyük bir savaş kazanmış Atatürk’ün partisi, emperyalistlerin umudu olmuş, bu umudu boşa çıkarmamak için çabalıyor. Gerçek Atatürkçüler elbette buna izin vermeyecektir.

UYARIYORUZ

Ben Atatürkçüyüm, ben milliyetçiyim diyenler, ‘Erdoğan düşmanlığı’ tuzağına, oradan da Amerika’nın projelerinin içine düşmüşler, ilkelerinden uzaklaşmışlar. Ne yazık ki, bunun farkında da değiller. 

Onlara sesleniyoruz: Amerika, Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için sizleri kullanmaya çalışıyor. Görün bu tuzağı ve Türkiye cephesindeki yerinizi alın. Emperyalistlerin mevziinde durmak size yakışmıyor. Aksi takdirde, çökecek olan Amerikan projesinin altında sizler de kalırsınız.

2 Eylül 2020 Çarşamba

 

HEM EVLAT NÖBETİ HEM VATAN NÖBETİ

Diyarbakır annelerinin dağa kaçırılan evlatları için HDP Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde 3 Eylül 2019'da başlattığı oturma eyleminde bir yıl geride kaldı. Anneler günlerdir, aylardır hatta senelerdir görmedikleri çocuklarını HDP’den istiyor. Çünkü onlar HDP binalarının PKK’nın askere alma dairesi gibi çalıştığını biliyorlar. Doğru adresteler, doğru kapının önündeler. 

Anneler Diyarbakır HDP binası önünde sadece evlat nöbeti tutmuyorlar, bu kahraman anneler aynı zamanda vatan nöbeti de tutuyorlar. Vatan savaşının en ileri mevziinde kahramanca direniyorlar. 

Vatan Partisi Kayseri İl Örgütü olarak kahramanlarımızı geçen eylül ayı içerisinde ziyaret etmiştik. Onları desteklediğimizi, onların acılarına ortak olduğumuzu anlattık. Direndikçe kazanacaklarına dair onlara güven verdik. 

Her birinin hikayesi farklı ama hepsinin tek gayesi var: Yokluklar içerisinde, bin bir emekle yetiştirdikleri çocuklarına tekrar yavrum deyip sarılmak. Onların kokusunu tekrar hissetmek.

Hepsi acılı ama hepsi kararlı ve şuurlu.

Hepsi şuna inanıyor: Çocukları HDP kandırıyor, onları dağa götürüyor ve PKK'ya teslim ediyor. HDP'nin arkasında ise Amerika var.

Bir babanın "Devleti ilk defa yanımızda görüyoruz. Devlet yanımızda olmasaydı bu adamlar (HDP) bizi burada tarar öldürürdü. Yıllardır biz bu desteği bekledik. Bu destek daha önce gelseydi çocuklarımızı kimse dağa götüremezdi." sözü çok dikkat çekiciydi. 

Anne ve babalar, HDP binası için esas Kandil burası diyorlar ve bize HDP'nin neden kapatılmadığını sordular. 

“SÖZLERİ ALTIN DEĞERİNDE”

 Sayın Perinçek onlar için “Konuşmaları şiir gibi, sözleri altın değerinde” diyor.

 Televizyonlardan dinlediklerimizin ve ziyaretimiz esnasında duyduklarımızın bazılarını yazalım da Perinçek’in ne kadar doğru söylediği anlaşılsın:

 "Senin oğlun dağa gitsin, bakalım sen oturuyor musun, oturuyor musun? Bizim canımız gitmiş, senin umurunda mı? Gönderdiniz çocukları, yalan mı? Kaç tane genç toprağın altında. Diyarbakır'da genç bırakmadınız ya cezaevinde ya toprağın altındalar.

 “Başlarım sizin Kürdistan davanıza. 'Fakir fukaranın çocuğu dağa, ben koltuklarda.' Alıştınız insanları dağa göndermeye. Size verecek çocuğumuz yok, getirin.”

 “Bunların çocukları lüks okullarda okuyor. Yeter artık toprağın altı genç doldu, nereye kadar?”

 “Yavrularımızı ABD’ye uşak yapıyorsunuz.”

 “HDP İsrail’dir. Bunlar Kürt değil, bunlar gavur. Bunların bizim üzerimizde ne hakları var, bunlar gavur. Müslüman olsalardı, oğlumu kaçırmazlardı bizi perişan etmezlerdi.”

 “Bunlar Kürtler için çalışmıyorlar. Bunlar Kürt değil. Bunlar Amerika için çalışıyor. Bunlar Kürt değil, Amerika’nın adamlarıdır.”

 “Yüreğimizi yaktılar, Allah da onların yüreğini yaksın. Oğlumu HDP’den istiyorum. HDP oğlumu götürmüş onların eline vermiş. Onların çocukları Amerika’da okuyor, niye çocuklarını göndermiyorlar. Çocuklarımızı alıp Kandile götürüyorlar.”

 “Burası, HDP Kandil’dir. HDP oğlumu nereden getiriyorsa getirsin. Ben oğlumu istiyorum. Buradan gitmeyeceğim, vallahi burayı yıkarım.”

 "Oğlumun ter kokusunu özledim, onun teri çok güzel kokardı, keşke bir daha koklayabilsem".

 "Oğlum kendi iradesi ile gitmiş diyorlar, 10 yaşındaki çocuğun iradesi mi olur?"

 "Oğlum Kuran kursuna gidiyordu, aldı götürdüler, din düşmanı Amerika'ya teslim ettiler.”

"Kızım üniversiteye gidiyordu, ben onu ne zorluklar içinde büyüttüm. Mezun olacağı gün kına yakacaktım.”

 "Ben çocuğuma çorbayı bile üfürerek yedirirdim, şimdi dağlarda aç susuz geziyor.”

 "Beni ölümle tehdit ediyorlar, çocuğumu elimden aldıktan sonra ben zaten öldüm.”

 "Oğlum askerdi, vatana hizmet ediyordu, onu kaçırdılar, el kızına nasıl vereceğim diye düşündüğüm yavrum şimdi kimlerin elinde?”

 "Yavrumu bir kere daha göreyim, sonra hemen öleyim, razıyım.”

 "Bu HDP'nin neden kökünü kazımıyorlar? Onlar kazımazlarsa ben bu binayı yıkacağım".

 AYNI NÖBETTEYİZ

 Diyarbakır annelerine destek olmak için bugün (3 Eylül 2020) saat 13:00’de Cumhuriyet meydanında toplanacağız ve “AYNI NÖBETTEYİZ” diyerek analarımıza destek vereceğiz.

 Tüm vatansever Kayseri halkını nöbete davet ediyoruz. Bilelim ki bu bir vatan nöbetidir!

31 Ağustos 2020 Pazartesi

 

AMERİKA’NIN UMUDU DOSTLAR KOALİSYONU

Kılıçdaroğlu, CHP’nin son kurultayında “dostlarımızla ilk seçimlerde iktidar olacağız” dedi. Dostlar bir araya gelecek ve iktidar olacaklar yani Erdoğan’ı devirecekler.

Peki bu “Dostlar Koalisyonu” kimlerden oluşuyor?

Biraz geriye gidelim, aylar önce Amerikan devletini önemli bir kurumu olan Rand Corporation’ın Amerika-Türkiye ortaklığının geleceği ile ilgili olarak “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” (Turkey's Nationalist Course) başlıklı bir rapor yayınladı.

Rapor, bir yandan Türkiye’nin milliyetçi bir rota takip etmeye başladığını ve Amerika ve NATO’dan uzaklaştığından söz edip bu durumdan duyulan rahatsızlığı yazarken, diğer yandan da Amerika’nın ümidini üç muhalefet partisinin 2023’te iktidar olmasına bağladığını anlatıyor. Bunu bir not edelim.

Gelelim Biden’ın sözlerine: Gazetelerden öğrendiğimize göre bir konuşmasında Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef almış ve muhaliflere destek vererek, Türkiye'deki iktidarı değiştirebilecekleri yönünde skandal sözler söylemiş.

Söyledikleri özetle şöyle: "Bence ona (Erdoğan'a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça göstermemiz lazım. Yani çok endişeliyim. Ama benim yaptığım gibi onlarla (muhalif liderlerle) doğrudan temasa geçip Erdoğan'ı yenecek duruma gelmeleri için hala var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile…”

Akşener’e bir televizyon programında Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki görüşü sorulduğunda şöyle cevap verdiğini öğreniyoruz: “Sayın Gül benim arkadaşım. Kendisiyle ilgili olumsuz bir düşüncenin sahibi değilim”.

Bu cevaptan anlaşıldığına göre kimin cumhurbaşkanı adayı olacağı konusunda ihtilaf kalmamış; aday ya Gül ya da onun yedeği, muhtemelen de Babacan olacak.

KILIÇDAROĞLUNUN DOSTLARI

Yukarıda yazdıklarımı ve diğer gelişmeleri değerlendirince, Erdoğan’ı devirmek için bir araya gelen ‘dostların’ kimler olduğu netleşiyor:

Kraliçenin şövalyesi Gül,

FETÖ’nün kasetinden mamul, sözüm ona Atatürkçü Kılıçdaroğlu,

Milliyetçilerin, Türkçülerin, Turancıların ablası Akşener,

Dini bütünlerin bilge adamı Mollaoğlu,

Apo’nun heykeltıraşı, vatan, millet bölücüsü Demirtaş,

Amerika’nın Ankara’daki adamı Davutoğlu,

Para babalarının tahsildarı Babacan,

Azılı Türk düşmanı senatör Biden ve

Amerika’nın kan içici şahinleri.

AMERİKA’NIN ARZULADIĞI İKTİDAR

Amerika’nın yıllardır uyguladığı yöntemdir bu: Bir ülkeyi egemenliği altına almak isterse, ilk yapacağı şey uzlaşacağı (!) bir yönetimi iktidar yapmaktır. Bunu başaramazsa sıra darbelere ve askeri müdahalelere gelir. Geçmiş yıllarda bunun çok örneğini gördük.

RAND Corporation’nın rapordan anlaşılacağı üzere, Amerika, Türkiye üzerindeki egemenliğini kaybetmenin telaşı ve endişesi içerisindedir. Bu amaçla, Türkiye’de yeni bir iktidar istemektedir. Umudunu ise muhalefet partilerine bağlamıştır.

Sırtlarında Atatürk resimli tişörtler, ellerinde Atatürk posterleri eksik olmayan CHP’li sözde Atatürkçülerin, İYİP’in Türkçü, milliyetçi geçinen sevdalılarının, SP’nin dindar görünümlü yandaşlarının HDP/PKK’lı bölücü teröristlerle ve Amerika ile İngiltere’nin Batı Asya projelerini gerçekleştirmek için özel olarak yetiştirdiği ve görevlendirdiği birisi ile birlikte Amerika’nın umudu haline gelmesi çok acıdır.

Amerika boşa umutlanmasın. Türkiye’de artık Amerikan dostlarının iktidar olma şansı kalmadı. Bundan sonra, iktidarı Amerikan dostluğu değil, düşmanlığı belirleyecek. Bunu herkesin iyi kavraması ve yanlış yollara sapmaması lazım.

29 Ağustos 2020 Cumartesi

 

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

Türk milletinin bu büyük zafer gününü kutluyorum.

Cumhuriyet’e giden yolun kapısını bugün açtık.

Başını İngilizlerin çektiği Batı’nın emperyalist güçlerini bugün mağlup ve perişan ettik.

Mazlum milletlere emperyalist güçlerin de yenileceğini bugün gösterdik.

Bu zaferle 23 Nisan 1920’de Atatürk’ün önderliğinde kurduğumuz cumhuriyeti tüm dünyaya Kabul ettirdik.

Bu zaferle Türk milleti şehit kanları ile vatan kıldığı bu topraklara egemen oldu ve özgür ve bağımsız yaşamaya başladı.

“ZAFER, ZAFER BENİM DİYENLERİNDİR”

Bu zaferi bize armağan eden, Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos’u şöyle değerlendiriyor:

“Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta hey'etinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir âbidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

Bu zaferi kazanarak bize hür ve müstakil bir vatan bırakan, başta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa, Garp Orduları Komutanı İsmet Paşa ve Milli Savunma bakanı Kazım Paşa olmak üzere, neferinden, en üst düzeydeki komutanına kadar ordumuzun tüm mensuplarına, şehitlerimize, gazilerimize ve ordumuzun galip gelmesi için her türlü fedakârlığı gösteren kadın, erkek tüm milletimize şükranlarımızı ve minnetlerimizi sunuyoruz.”

EMPERYALİSTLERE KARŞI SAVAŞTIK

Bu savaş bir vatan savaşı idi. Türk milleti bu savaşı sadece Yunanlılar karşı değil, yedi düvele yani emperyalist ülkelerin tümüne karşı verdi ve kazandı.

Türk milletini ve vatanını bölmek ve vatan topraklarımızın bir kısmında Kürdistan ve Ermenistan isimli kukla devletler kurmak isteyen, başta İngiltere olmak üzere, emperyalist ülkeler, Sevr Antlaşmasını bize zorla kabul ettirmek istediler ve bunun için Yunanlıları üzerimize saldırttılar.

Biz Dumlupınar'da sadece Yunanlıları değil tüm emperyalist devletleri yendik.

MAVİ VATANIMIZ İÇİN DE SAVAŞIRIZ

Batılı güçler, geçmişte olduğu gibi, bugün de Yunanlıları üzerimize salıyorlar. Bu sefer amaç mavi vatanımızdaki haklarımızı elimizden almak ve bizi Anadolu’ya hapsetmek. Yunanistan dün yediği tokayı bir daha yemek istemiyorsa, emperyalistlerin oyuna gelmemelidir. Aksi takdirde bedelini çok ağır bir şekilde ödetmeye hazırız. 

YENİDEN VATAN SAVAŞI

Vatanımızı bölmek için dün Yunanlıları kullanan emperyalist güçler, son yıllarda da PKK, PYD, FETO, DEAŞ, DHKP-C denilen terör örgütlerini kullanıyorlar. Sevr'i kabul etmemiz için Yunanlıları bize saldırtan güçler, şimdi de vatan topraklarımızda kukla bir devlet kurulmasını kabul ettirmek için bu kukla örgütler üzerinden aynı oyunu tezgahlamaya çalışıyorlar.

Dünkü savaşımız da vatan savaşı idi; bugün FETO’ya PKK'ya ve emperyalistlerin yerli işbirlikçilerine karşı yürüttüğümüz mücadele de bir vatan savaşıdır.

Dün, milletimizin büyük desteği ile vatan savaşını kazanan kahraman ordumuz, Yunanlıları nasıl denize döktü ise, bugün de PKK'yı da FETO’yu da belki denize değil ama tarihin çöplüğüne dökecektir.

Dün emperyalistlere karşı verdiğimiz vatan savaşını nasıl kazandıysak, bugünkü vatan savaşını da öyle kazanacağız.

Milletimize ve ordumuza güveniyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hiçbir güç, Türk milletinin bağımsız ve özgür yaşama arzusu ve vatan sevgisi kadar kuvvetli değildir.

22 Ağustos 2020 Cumartesi

 

TAM BAĞIMSIZLIĞA DOĞRU ÖNEMLİ BİR ADIM

 Türkiye’nin Karadeniz açıklarında 320 milyar metreküp gibi önemli miktarda doğal gaz rezervinin bulunması ve bunun da diğer keşiflerin habercisi olarak değerlendirilmesi milletimizin geleceği açısından çok büyük önem taşıyor. Bu müjdeyi Türkiye’deki diğer gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde ileriye doğru olan ümidimiz daha da artıyor.

 Türkiye bu önemli kefe giden yola yıllar önce girdi. Türkiye, 2013 yılında satın alınmış olan Barbaros Hayreddin Paşa sismografik araştırma gemisi ve 2015’te yapımı tamamlanan Oruç Reis araştırma gemisinin yanına 2017 yılında Fatih derin deniz sondaj gemisini, 2019’da onun ikiz kardeşi olan Yavuz sondaj gemisini ve 2020 yılında da Kanuni sondaj gemisini dahil ederek Akdeniz ve Karadeniz’de enerji kaynağı aramaya başladı. Fatih gemisi, mayıs sonunda Karadeniz’de göreve gönderildi ve 15 Temmuz itibarıyla ilk sondaja başladı. Daha önceden bölgede yapılan sismik araştırmalar neticesinde orada olduğu tahmin edilen rezerv için sondaja başlayan Fatih, kısa süre içerisinde 3 bin 500 metre derinliğe inerek doğal gaz rezervlerine ulaştı.

 GENİŞ AÇIDAN BAKINCA

 Konuya geniş açıdan bakınca şunları görüyoruz:

1.       Türkiye, emekli Amiral Cem Gürdeniz’in isim babalığı yaptığı kamunun gündemine taşıdığı ve Emekli Amiral Soner Polat’ın şiddetle savunduğu “Mavi Vatan” kavramı ile tanıştı. Türk milleti vatan sınırlarının deniz kıyılarında bitmediğini anladı. ‘Kıta sahanlığı’, ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ gibi kavramların önemi anlaşıldı. Türkiye, kendi tersanelerinde, kendi mühendislerince, kendi işçilerince ürettiği, yerli silahlarla, füzelere donattığı muhriplerle, denizaltılarla mavi vatanını korumaya ve sahip çıkmaya başladı.

2.       Silah sanayiinde çok önemli gelişmeler oldu. Türkiye, kendi helikopterini, zırhlı araçlarını, obüslerini, toplarını, piyade tüfeklerini, mühimmatlarını, muharip gemilerini, denizaltılarını, sahil koruma botlarını, eğitim uçaklarını, silahlı ve silahsız insansız hava araçlarını kendisi üretmeye başladı. Savunma sanayinin dışa bağımlılığı azaldı. S 400’leri alarak hava savunma sistemlerini geliştirdi. Tuzlada yapımı devam eden uçak gemisini suya indirdi. ASELSAN, TUSAŞ, BMC, ROKETSAN, STM, FNSS, HAVELSAN dünyanın en büyük 100 silah şirketi arasına girdi.

3.       TSK’dan, MİT’ten Amerikan gladyosunun (FETÖ) temizlenmesi ile savunmamız çok güçlü hale geldi.

4.       Mavi vatanımızdaki petrol, doğal gaz gibi zenginlikleri kendi sismik araştırma ve sondaj gemisiyle aramaya ve çıkarmaya başladı. Enerji konusunda dışa bağımlılığını azaltarak tam bağımsızlık yolunda önemli bir adım attı.

5.       Türkiye, kendisini bölmeye kalkan ve borç batağına iten ekonomik programlar dayatan Atlantik siteminden dışına çıktı. Amerikan emperyalizmine karşı başı dik, bağımsızlıkçı bir yola girdi. Asya’da yerini almaya başladı. Yükselen Asya uygarlığının önder ülkelerinden biri oldu.

 BONZAİ İÇENLER VEYA ATLANTİK EROİNMANLARI

 Karadeniz’de bulunan doğal gaz milletimizin çok önemli bir kısmını sevindirip mutlu ederken bazılarını da telaşlandırdı, adeta yasa boğdu.

 Sayın Perinçek’in Bonzai içmiş ve Sayın Gürdeniz’in Atlatik eroinmanları dediği bu insanlar, olayı küçümseyerek, alay ederek, “7-8 seneden önce çıkarılamaz”, “zaten verimli delmiş”, “maliyeti çok yüksek”, “yandaş firmalar kazanacak”, “seçim yatırımı”, “rezerv de çok azmış” diyerek acılarını hafifletmeye ve birbirlerini teselli etmeye çalışıyorlar.

 Karadeniz’de doğal gaz bulunmasının, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığa ve oradan da tam bağımsızlığa giderken attığı çok önemli bir adım olduğunu anlamıyorlar.   

 Sırtlarından Atatürk resimli tişörtlerini, ellerinden Atatürk posterlerini ve dillerinden Atatürk sözcüğünü düşmeyen bu sahte Atatürkçülere Atatürk şu sözlerini hatırlatmak istiyorum:

 “Biz yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. İstiklâl-i tam denildiği zaman tabii ki siyasi, mali iktisadi adli, askeri, her hususta istiklâl-i tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalin mahrumiyeti demektir.”

 

16 Ağustos 2020 Pazar

 

RAND CORPORATİON RAPORU BIDEN’IN SÖZLERİ VE KILIÇDAROĞLU’NUN DOSTLARI

 Önce Amerikan devletini önemli bir kurumu olan Rand Corporation’ın Amerika-Türkiye ortaklığının geleceği ile ilgili olarak hazırladığı “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” (Turkey's Nationalist Course) başlıklı raporunu değerlendirelim:

 Rapor, bir yandan Türkiye’nin milliyetçi bir rota takip etmeye başladığını ve Amerika ve NATO’dan uzaklaştığını yazıp bu durumdan duyulan rahatsızlığı yazarken, diğer yandan da Amerika’nın ümidini üç muhalefet partisinin 2023’te iktidar olmasına bağladığını anlatıyor.

 60 yılı aşkın bir süredir, Akdeniz bölgesinde ve Batı Asya’da Türkiye ve Amerika’nın stratejik ortak olduğu yazılarak başlayan raporun bir yerinde şöyle deniyor: “Önümüzdeki beş ila on yıl boyunca Erdoğan, MHP’li ortaklarının teşviki ile farklı derecelerde ABD ve diğer NATO müttefiklerinin çıkarlarına ters düşen iddialı dış politika ve savunma politikaları izleyecek gibi görünüyor. Türkiye’de bu dönemde uygun bir koalisyon ortaya çıkacak, Erdoğan ve AKP’yi 2023’ten sonra iktidardan ayıracak olursa, 2018 seçimlerinde NATO müttefikleri ve Avrupa Birliği ile ilişkileri canlandırmayı savunan siyasi programlar açıklayan önde gelen üç muhalefet partisinden daha uzlaşmacı bir yaklaşım beklenebilir.”

 JOE BIDEN’İN HAYALLERİ

 Gazetelerden öğrendiğimize göre bir konuşmasında Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef almış ve muhaliflere destek vererek, Türkiye'deki iktidarı değiştirebilecekleri yönünde skandal sözler söylemiş.

 Söyledikleri özetle şöyle: “"Bence ona (Erdoğan'a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça göstermemiz lazım. Yani çok endişeliyim. Ama benim yaptığım gibi onlarla (muhalif liderlerle) doğrudan temasa geçip Erdoğan'ı yenecek duruma gelmeleri için hala var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile... Partisi, İstanbul'dan dışarı atıldı. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.”

 Bunları sadece Biden sözleri olarak değerlendirmemek gerek; bu sözler Amerika’nın Türkiye ile ilgili tutumunu ve planlarını anlatıyor.

 KILIÇDAROĞLU’NUN DOSTLARI

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 37'nci Olağan Kurultayı'nda "Önümüzdeki ilk seçimlerle birlikte dostlarımızla birlikte iktidar olacağız" dedi. Daha önceki söylemlerinden ve eylemlerinden dostlarını bilmek de hiç zor değil: HDP/PKK, Akşener, Gül, Babacan, Davutoğlu ve Karamollaoğlu. Biden’in konuşmasından anladığımıza göre Kılıçdaroğu’nun sınır ötesinde de dostları varmış.

 Biden’in konuşmasında bahsettiği muhalefet liderleri de Kılıçdaroğlu ve dostları olsa gerek.

 AMERİKA’NIN ARZULADIĞI İKTİDAR VE TALEPLERİ

 Amerika’nın yıllardır uyguladığı yöntemdir bu: Bir ülkeyi egemenliği altına almaya isterse, ilk yapacağı şey uzlaşacağı (!) bir yönetimi iktidar yapmaktır. Bunu başaramazsa sıra darbelere ve askeri müdahalelere gelir. Geçmiş yıllarda bunun çok örneğini gördük.

 Bu rapordan da anlaşılacağı üzere, Amerika, Türkiye üzerindeki egemenliğini kaybetmenin telaşı ve endişesi içerisindedir. Bu amaçla, Türkiye’de yeni bir iktidar istemektedir. Rand Corporation raporunda muhalif diye nitelendirilen üç parti var: CHP, İYİP ve HDP. Bunlara DEVA ve Gelecek partileri de eklendi.

 Erdoğan’ı devirip yeni bir iktidar oluşturma peşinde olan Amerika kurulması için uğraştığı koalisyondan daha doğrusu Türkiye’den ne istiyor, sıralayalım:

 İran’dan, Irak’tan ve Suriye’den toprak alıp, bizim Güneydoğu’muzu da içine katarak adı Kürdistan olan ikinci bir İsrail devletini kurmasına Türkiye’nin izin vermesini;

 Türkiye’nin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki haklarından vaz geçmemizi ve bu bölgedeki zengin hidrokarbon yataklarına el koymasına ses çıkarmamızı;

 Bizi borç batağına sürükleyen ve sömürülmemize yol açan borçlanma ekonomisine devam etmemizi;

 Ermenililere soy kırım yaptığımız yalanını kabul etmemizi (bu kabulden sonra sıra tazminat ve toprak talebine gelecek);

 Rusya, Çin ve Batı Asya’daki komşu ülkelerle yakın işbirliği içine girmememizi;

 Bizi bölünmeye götürecek yasal düzenleler yapmamızı ve buna uygun olarak idari yapılanmayı değiştirmemizi…

 TÜRKİYE GEMİSİ AVRASYA ROTASINA GİRDİ

 Şunu Biden’ın ve herkesin anlaması lazım: Türk milleti, Amerika’nın dolayısıyla Atlantik sisteminin gerçek yüzünü görmüş ve yüzünü Avrasya’ya çevirmiştir. Amerika’nın Türkiye’de iktidarı belirleme gücü kalmamıştır. Türk milleti asla buna izin vermez. Amerika bu topraklarda yenilmiştir.

 Atlantik sistemi içinde kalarak vatan bütünlüğümüzü korumaya ve ihtiyaç duyduğumuz üretim devrimini yapmamıza imkân yoktur.

 Bu sistem, Türkiye’yi yıllardır sömürüyor. Vatan bütünlüğümüze kastediyor. Mavi vatanımızı elimizden almak istiyor. Bizi soykırımcı ilân ediyor. Onun için diyoruz ki, Atlantik devri kapanmıştır. Geleceğimiz Avrasya’dadır. Yeni bir işbirliği ortamı doğmuştur.

 Türkiye’nin dışında, 100 milyonun çok üzerinde soydaşımız da bu coğrafyada yaşıyor. Türk kardeşlerimiz de orada bizi bekliyor.

 Biden’ın ve Amerika’nın endişe duyması beklenen bir şey çünkü ümidini bağladığı güçlerin iktidar olma şansı kalmadı.

 Türkiye gemisi, 1945’den bu yana bağlı olduğu Atlantik limanında vira demir demiş ve rotasını Avrasya çevirmiştir. Bu rotada ilerlemeye devam etmektedir. Pruvası neta, ufku ve bahtı açık olsun.