3 Kasım 2022 Perşembe

ATATÜRK İLE ALDATMAKTAN VAZGEÇİN ARTIK! 

Sırtını ABD’ye ve AB’ye dayamış, ümidini Chatham House’a, Beyaz Saray’a, Brüksel’e bağlamış, bir eli ile HDP/PKK’yı tutmuş, diğer eli ile Atatürk posteri taşıyor ve “Atatürk yükselişe geçti” diye beyanat veriyor.

Doğrudur, bugün yükselen değer Atatürk’tür. Ama biz, senin gibi insanların ellerinde Atatürk posterleri taşıdığı, meydanlarda zeybek oynadığı, salonlarda dans ettiği, beyaz leblebi ile rakı içtiği, ‘Türkiye Laiktir laik kalacak’ diye alanlarda bağırdığı için bu yargıya varmıyoruz. Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri (Atatürk’ün yaptığı gibi) bilimsel yöntemleri kullanarak ve nesnel gerçeklere bakarak değerlendirdiğimiz için bu sonuca ulaşıyoruz.

Atatürk bugün artık hatıra olmaktan çıkmış, bir eylem kılavuzu haline gelmiştir. Türk milleti, yükselen bir değer olan bu kılavuz eşliğinde Atlantik sitemine kendisini bağlayan zincirleri kırmış ve Asya’daki onurlu yerini almaya başlamıştır.

ATATÜRK BİR KILAVUZDUR

Türk milletinin Atatürk’ün kılavuzluğu ile yapıklarını sıralayalım da Atatürkçülük ne imiş anlaşılsın:

2014’te Silivri duvarlarını yıktık ve Türk Ordusunu özgürleştirdik.

2015’de Doğu Perinçek-İsviçre davasını kazanarak emperyalistlerin Ermeni soykırım yalanını bitirdik.

24 Temmuz 2015’te Kandil’i bombalamaya başladık ve sonrasında PKK’yı açtıkları çukurlara gömdük.

Yurt içinde, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde PKK’yı ezdik, ezmeğe de devam ediyoruz.

15/16 Temmuz gecesi FETÖ denilen hain örgütü ezdik. Devletimizi bu Amerikancı örgüt mensuplarından temizledik. Ezmeğe de devam ediyoruz.

Amerikancı generalleri, subayları, emniyet ve yargı mensuplarını hapislere attık, atmaya da devam ediyoruz.

Suriye’nin kuzeyinde yaptığımız askeri harekâtlarla Amerika’nın ikinci İsrail devletini kurma planını bozduk.

Doğu Akdeniz’deki ve Ege’deki mavi vatanımızdaki tüm hak ve çıkarlarımızı korumaya başladık.

Tam Bağımsızlık ilkesi doğrultusunda savunma sanayimizi geliştirdik, geliştirmeye de devam ediyoruz.

Kendi gemimizi, kendi uçağımızı, kendi helikopterimizi, kendi otomobilimizi yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için hidroelektrik, rüzgâr, güneş santralleri kurduk, kurmaya da devam edeceğiz.

Üniversitelerimizi, AR-GE merkezlerini , okullarımızı yurt sathına yaydık, yaymaya da devam edeceğiz.

Karabağ’ı düşman işgalinden kurtardık.

Federasyon istemediğimizi, KKTC’nin bağımsız bir devlet olduğunu tüm dünyaya ilân ettik.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük ettik.

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmak için çalışmalar başlattık.

Afrika’da, Asya’da, Güney Amerika’da emperyalist güçlere karşı mazlum halkları destekledik.

KEMALİST DEVRİMİ TAMAMLAMA AŞAMASINDAYIZ

Bunlar yeterli mi? Elbette değil!

Türk milleti, Atatürk’ün gösterdiği yolu bilimin aşığı ile aydınlatarak ileri doğru hareketine hızla devam edecek ve öncelikle ‘Milli Demokratik Devrimi’, başka bir değişle Kemalist Devrimi tamamlayacaktır.

Kemalist devrimin tamamlanması için Vatan Partisi’nin içinde bulunduğu ve yönlendirdiği “Üreticilerin Milli Hükümeti” en kısa zamanda kurulacaktır. Türkiye bunun eşiğine kadar gelmiştir. Bu eşik en kısa zamanda aşılacaktı

20 Ekim 2022 Perşembe

MEDYANIN AYŞE HANIMI

 Birkaç sene önceydi, muayene odama dizlerinde oldukça fazla ağrısı olan yaşlıca bir kadın hasta geldi. Muayene ve değerlendirmeden sonra, ağrılarının geçmesi için dizlerinden ameliyat olması gerektiğini söyledim. Yaşlı kadın, “Şimdi mevsim kış, yaz gelsin, bizim komşu Ayşe hanım var, o dedi ki, meşe yaprağını kaynat suyunu iç, kaynamış yaprağı da dizine sar, ağrın filan kalmaz. Ben yazı bekleyeceğim, Ayşe hanımın dediğini yapıp da ağrım geçmezse tekrar gelirim” dedi. 

Ne zaman gazetelerde ve televizyonlarda Canan Karatay ile ilgili bir haber görsem veya duysam aklıma hep bu bizim hasta ve onun çok güvendiği Ayşe Hanım gelir.

Ayşe Hanım ile Canan Karatay’ın arasındaki tek fark, Karatay’ın tıp Fakültesini bitirmiş olmasıdır. Karatay fakültede öğrendikleri bazı bilgileri ve terimleri konuşmalarının arasına sokuşturup sözlerine inanılmasını sağlıyor. Ayşe Hanım’ın bu şansı yok.

Ayşe Hanımın sağlık konusundaki önerileri  bilimsel gerçeklere ve kanıtlara ne kadar dayanıyorsa, Karatay’ın ki de o kadar dayanıyor. Çoğu uydurma ve palavra.

Her ne hikmetse Karatay’ın her sözü her tavsiyesi mutlak doğruymuş gibi bizim medya tarafından halka ulaştırılıyor. Benim hastanın Ayşe Hanımı varsa, bizim medyanın da Canan Hanımı var.. Onun için ben Canan Karatay’a  ‘Medya’nın Ayşe Hanımı’ diyorum. Siz ‘Medya’nın Canan Hanımı’ da diyebilirsiniz.

Bu yazıyı doktorluk anlayışımın bir gereği olarak kaleme aldım. Bir yalancının halkın sağlığı ile oynamasına sessiz kalamazdım.

CANAN HANIMIN  PALAVRALARI

İşte size Medyanın Ayşe Hanımının Bilimsellikten uzak, insan sağlığı ile oynayan önerilerinden bazıları:

“İstediğimiz kadar kurban kavurması yapılabilir, ızgarası yapılabilir. Kuyruk yağı içilebilir en doğal, en sağlıklı şeydir.”

“Virüsten neden korkuyorsunuz ki? Virüslerden korkmayın. C vitamini yüksek doz virüsleri öldürür. İlaca gerek yok, virüsleri ilaçlar öldürmez.” 

“Virüsler asitli ortamları severler ve asitte çoğalırlar. Dolayısıyla vücudun asitli olmaması lazım. Alkali ortamda virüsler ölür, yaşamaz.”

“Meyvelerden alınan şeker olan früktoz da tehlikeli. O nedenle meyve  yemek de sağlıklı değil.”

“Dost bakteriler vücudumuzda ‘seratonin’ adı verilen mutluluk hormonunu bağırsaklarda üretiyor. Yani mutluluğumuz bağırsaklarımızda! Bağırsaklarda üretilen seratonin beynimize gidiyor ve o şekilde kullanılıyor. Yeni nesil antidepresanlar beyinde seratoninin azalmaması ve tekrar kullanılması için veriliyor. Az olan şey bitse ne olur, bitmese ne olur? Seratoninin bitmemesi lazım, onu da üreten bağırsaklarımız…”

” Ev yoğurdu, ev turşusu, sirke, tarhana, kelle paça ve dahası… Bunlarda canlı bakteri var ve hepsi doğal probiyotik.”

“İşlenmiş tüm yemeklere karşı olduğunu belirten Canan Karatay, yulafın tiroidi bozduğunu ve kilo aldırdığını ifade etti. 

“Zeytin ve yağı kanser, mide ve bağırsak rahatsızlıklarının yanı sıra birçok hastalığın da şifasıdır. Soğuk sıkım zeytinyağı bol bol tüketilirse, kilo almazsınız. Zeytinyağı karaciğer yağını yok eder. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, zeytinyağı kanser hücrelerini yok ediyor. Zeytinyağı eklem ağrılarını yok ediyor, baş ağrılarını yok ediyor, cildi yumuşatıp kadife benzeri yapıyor."

“Zeytin, yüksek oranda kalsiyum içerir. Kalsiyum kemiklerin yapı taşıdır. Bitkisel yağ olan zeytinyağı kemikleri güçlendirir ve korur. Zeytinyağı mineral bakımından da zengindir onun bu etkisi kemiklerin güçlenmesine katkı sağlar.”

“Zeytinyağı, kan şekeri seviyesini düşürür. Diyabet hastaları için insülin görevi görür ve sorunlara pozitif etki sağlar.”

"Veganlar kısa ömürlüdür. Veganlar yalnız tahıl yiyor tavşan ve koyun gibi. Veganlık hastalıktır"

"Aşıların içinde alüminyum var. Alüminyum Alzheimer nedenidir. Aşı vurulmaya gerek yok. Bunun yerine D vitamini kullanımı çok önemlidir. 

“Sık sık yemek yemek ve deli gibi danalar gibi koşmak da insülin direncini yükseltir. Bize senelerce yumurtanın sarısını yedirmediler. O yüzden hepimiz aptallaştık.”

“Vitamini dışarıdan almak tamamen ticari. D vitamini köy tereyağında ve sakatatlarda da var.”

 ''Kolesterol en yüksek antioksidandır. Vücutta bir bozukluk olduğu zaman kolesterol vücuttaki yangını söndürmek için yükselir. Kolesterol ilacı kullanmak demek, bu yangını söndürmeye barikat kurmak demektir"

“Bir meyve yersen 5 kilometre koş ki toksik etkisini vücuttan atabilesin.” 

"Şimdi gebelere şeker yüklemesi yapıyorlar. Karaciğer yağlanmasına, alzaymıra, obeziteye neden oluyor. Bu yasaklanmalıdır. Zavallı kadınlara bu yüklenir mi?"

“Gut hastalığı şeker zehirlenmesinin belirtisidir, sebebi kırmızı et değildir. Meyve suyu ve fruktoz gut hastalığının nedenidir. Taze sıkılmış dahi olsa meyve suyu içilmeyecek.” 

“Rafine tuzlardan da uzak duracağız. Bu sofra tuzları, rengi açılsın diye içine kimyasallar eklenmiş, akışkan olsun diye alüminyum eklenmiş tuzlardır. Kristal kaya tuzu rafine olmamıştır. Kristal olarak kullanılır. Sağlık kaynağıdır, saftır, mineral topluluğudur. Kristal kaya tuzu ömrü uzatır. Bu tuzu suya katıp sabah akşam gargara yapın, hastalanmazsınız." 

Bir insan vücudunun 24 saat içinde yalnızca 5 gram şekere ihtiyaç duyduğunu söyleyen Karatay, bunun fazlasının kanser hücrelerini beslediğine vurgu yaptı.

Soğuk sıkım zeytinyağının ana sütünden farkı yoktur. Yağ değildir, zeytin meyvesinin suyudur ve yetişkinlerin ana sütüdür. Zeytin altındır, zeytinyağı altın suyudur." 

“Ekmek  en tatlı zehirdir. Beyni uyuşturur, vücuttaki trigliseriti yükseltir.”

“Rafine unlarda aminopeptin şekeri bulunur, insan metabolizmasında bunu hazmedecek enzim yok.”

 "'Ekmek kutsal değil mi, yemeyecek miyiz?' diyorlar. Yemeyeceksiniz kardeşim. Ekmek yenmeyecek." 

"Meyve yenmeyecek, bitti. Merak etmeyin aç kalmayacaksınız. Ben tüccar değilim, üretici değilim. Hekim ve sağlıkçı olarak konuşuyorum. Meyve şekeri de çocukların karaciğerini yağlandırır.” 

"Turp yerseniz turp gibi olursunuz. Doğal probiyotiktir, ömrü uzatır." 

”Kavurmayı yağı ile beraber yemelisiniz. Kuyruk yağı ile birlikte yenmeli. O zaman dinç olur, dağlara çıkar inersiniz.”

“Şifa kaynağı olan bal, kalbi kuvvetlendirir. Şeker ve tatlandırıcı yerine kullanılabilen bal sıcakla etkisini kaybettiğinden ılık ya da soğuk besinlerde kullanılmalı.” 

“Zeytinyağı eklem ağrılarını gideriyor, baş ağrılarını gideriyor, cildi yumuşatıp kadife gibi yapıyor." ifadelerini kullandı.”

“Kelle paça o kadar süperdir ki bizim gibi bütün yaşlıların ağrılarını giderir. Diz ağrısı, kalça ağrısı, bel ağrısı. Kışın hastalıkları önler. Corona virüsü önler. Corona virüsü ve diğer, bütün virüsler aynıdır zaten. Farklı bir virüs değil. Mangalda kül bırakmıyorlar ama vücudumuzun bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman hiçbir virüs hastalandırmaz sizi. Onun için sabah akşam kelle paçayı yemeyi ihmal etmeyiniz"


14 Ekim 2022 Cuma

 RUHAT MENGÜ YALNIZ DEĞİL

Okumuşsunuzdur, görmüşsünüzdür Ruhat Mengü isimli gazeteci kendisine gelen ve çok açık bir şekilde yalan olduğu belli olan bir WhatsApp mesajını gerçek sanıp kendi sosyal medya hesabından paylaşmıştı ve alay konusu olmuştu. 

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Ruhat Mengü yalnız değil; onun gibi apaçık yalan haberlere kolaylıkla inanan ve bu yalanları gerçek sanarak büyük bir heyacan içerisinde paylaşan milyonlarca insan var. 

Sayıları milyonlara ulaştığını tahmin ettiğim bu kitle kendiliğinden oluşmadı.Uzun zamandır uygulanan bu nefret siyaseti ile Türkiye'de büyük bir 'Psikolojik kitle' oluştu. ‘Psikolojik’ diyorum çünkü insanlar akıllarından çok duygularının itmesi ile bu kitleye katılıyor. O duygunun adı da "Erdoğan nefreti".

Kendi aklını nefretinin emrine vermiş bir kimse, nefret duygularını besleyecek her türlü habere hemen inanır. Şüphe duymaz, araştırmaz, soruşturmaz. İnandığı bu haber onun kişisel çıkarlarını yok edecek de olsa mutlu olur. O kadar mutlu olur ki, haberi veya bilgiyi doğruluğunu araştırmadan arkadaşları ile paylaşır; mutluluğu daha da artar. Bu nedenle, sosyal medya yalan nehrine dönüşmüş durumda. Bu nehrin kaynağı ise belli; Amerika.

Bu kitlenin içinde kendisini Atatürkçü ilan edenleri, milliyetçiliği kimseye bırakmayanları, Türkiye'yi bölme hevesi içinde çırpınanları, ümidini Amerika'ya bağlamış liberalleri görmek mümkün. 

Dünya  görüşleri farklı, ama nefret aynı. Bu nefret onları tekleştiriyor. Nefret tek, fikir tek: ‘Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin.’

PSİKOLOJİK KİTLENİN ÖZELLİKLERİ

Böyle duygusal kitlelerde, ilk okul mezunu ve en üst düzeyde eğitim almış birisi, olayları nesnel olarak değerlendirme yeteneği bakımından aynı seviyeye iner. Bu insanlarda, nesnel gerçeklerin yerini nefretlerini besleyecek yalanlar alır.

Edinilen yanlış bilgi kişiyi kendi özüne yabancılaştırır. Yanlış bilgiler, yanlış seçimlere yol açar. Yanlış seçimler, sadece nefret yobazının kendi geleceğini değil milletin de geleceğini riske sokar ama o farkına varmaz...

Muhakeme yok olunca, çok büyük yalanlar bile psikolojik kitle içindeki insanlar için mutlak gerçeğe dönüşür. Mutlak gerçeğe dönüşmüş yalanlar, insanları yönlendirmeye ve sürüklemeye başlar. İnsanlar öyle sürüklenirler ki, kendilerine, içinden çıktıkları millete ve ülkeye yabancılaşırlar ama farkına bile varmazlar.

AMERİKA'NIN SÜRÜSÜ

Bu  duygusal kitle içindeki insanlardaki Erdoğan nefreti, Türkiye nefretine dönüşmüş ama haberleri yok. Türkiye aleyhine sandığı her haberi her bilgiyi büyük bir memnuniyetle paylaşıyor. Böylece Erdoğan’a zarar verdiğini sanıyor. Oysa hem ülkeye hem kendisine zarar veriyor. 

Eleştiri yok, araştırma yok, sorgulama yok, peşin kabul ve benimseme var. Öylesine benimsiyorlar ki, duydukları ve okudukları düşüncelerin başkasına ait olduğunu unutuyorlar ve kendi özgün düşünceleri sanıyorlar.

Eleştirel düşünceden uzaklaştıkları için, kendi özgün düşünce, duyum ve arzuları da kayboluyor. Bunların yerini, katıldığı sürünün veya bir parçası olduğu robotlar topluluğunun düşünce, duyum ve arzuları alıyor.

Sürüye katılan koyun, özgürce dolaşmaktan vazgeçer ve sürüye katılarak kendisini güvende hisseder. Çoban nereye derse oraya gider. İtiraz etmeden gider, çünkü çobanın kararını kendi kararı sanır ve o bunun farkında değildir. 

Duygularının esiri olanların oluşturduğu bu psikolojik kitleye "Amerika'nın sürüsü" demek uygun olur. Çünkü sürünün çobanı besbelli ki Amerika...

NEDEN PSİKOLOJİK KİTLE OLUŞTURULDU?

Amerika’nın yıllardır uyguladığı yöntemdir bu: Bir ülkeye egemen olmak isterse, ilk yaptığı şey mevcut iktidarı yıpratmak, ülkeyi seçime götürmek ve bu şekilde uzlaşacağı (!) bir yönetimi iktidar yapmak. Bunun için, ülke içinde kaos oluşturur, ekonomik saldırılarda bulunur, terör örgütlerinden faydalanır ve iktidarı yıpratır ve seçim ortamı yaratır.

Bütün bunları yapabilmesi için, kendisine sorgusuz sualsiz hizmet edecek insanlara ihtiyacı var. Bu nedenle, nefret duygusu ile bir insanları bir araya getirir ve böylece amaçları için kullanacağı  'psikolojik kitleyi' oluşturur. 

VATANSEVERLERE DÜŞEN GÖREV 

Olayları nesnel gerçeklerden hareket ederek değerlendiren ve gerçeklere bu şekilde ulaşan vatanseverlere büyük görev düşüyor. 

Nefretinin esiri olmuş ve gaflet uykusuna dalmış insanları sarsarak uyandırmak görevi onlara düşüyor.. Kuvvetli uyarıcılar olmadan bu gaflet uykusu son bulacak gibi görünmüyor. 

Ortamdaki bilgi kirliliğinin temizlenmesine gayret etmek gerek. Bunu yaparken de nesnel gerçekler gür bir sesle çekinmeden ve korkusuzca her ortamda dile getirilmelidir.

Türk milletinin geleceği için, bu hastalıklı ‘psikolojik kitlenin’ bilinçli kitleye dönüşmesi lazım. Türkiye’nin duygularının esaretinde olmadığı için sağlıklı düşünebilen insanlara ihtiyacı var, nefret yobazlarına değil!

13 Eylül 2022 Salı

 

BU NASIL ATATÜRKÇÜLÜK? NASIL MİLLİYETÇİLİK?

Her şey gün gibi ortada; 1940’lı yıllardan beri Amerika Türkiye’ye saldırıyor, egemen olmaya, hatta parçalamaya çalışıyor.

Şehit kanları ile vatan kıldığımız Anadolu’nun güney doğusunu bizden koparmak ve adı Kürdistan olan ikinci İsrail devletini kurmak için bizimle savaşıyor. Savaşı, kara gücümüz dediği, eğitip donattığı, her türlü siyasi desteği verdiği PKK ile birlikte yürütüyor.

PKK eliyle askerlerimize, polislerimize, sivillerimize yaşlılarımıza, çocuklarımıza saldırıyor, şehit ediyor.

Yer altı, yer üstü her türlü değerimize saldırıyor, el koymaya çalışıyor.

Kendisine evet demeyen iktidarları değiştirmek için darbeler yapıyor. Milli egemenliğimize saldırıyor.

Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik, Yerli-Sığınmacı ayırımcılığı üzerinden kışkırtmalar yapıyor, kaos ortamı oluşturmaya çalışıyor.  İnsanların bir birlerini kırsın istiyor.

Suikastlar yapıyor, Amerika karşıtı askerleri, aydınları katlediyor.

Silahsız ve savunmasız kalalım diye silah ambargoları koyuyor.   

Ekonomimizi çökertmek için yaptırımlar ve ekonomik ambargolar uyguluyor.

Kıbrıs’ta Rumları, Ermenistan konusunda Ermenileri savunuyor. Bunların tezlerine ortak oluyor. Türk milletini soykırım yapmakla suçluyor.

Yunanistan’da, kurduğu ve büyüttüğü üslerle Türkiye’yi tehdit ediyor.

Doğu Akdeniz’de namluları Türkiye’ye yöneltilmiş harp gemileri ile tatbikatlar yapıyor, gözdağı vermeye çalışıyor.

Ege’de Yunan tezlerini destekliyor, arka çıkıyor ve Yunanlıları bize karşı silahlandırıp kışkırtıyor.

Nevada’da ‘Bin Yılın Meydan Okuması’ (Millennium Challenge) adı altında Türkiye’yi işgal etme senaryosu ile tatbikat yapıyor.

Komşularımızla aramızı açmaya uğraşıyor. Kendisine rakip gördüğü ve düşman kabul ettiği ülkelere biz de düşman olalım diye projeler yürütüyor. 

FETÖ denen ihanet örgütünü kurup insanlarımız hainleştiriyor, kendisine uşak yapıyor.

Vatansever askerlerimizi ve aydınlarımızı hapislere atıyor.

Etkisi altına aldığı medya ve televizyonlarla kültürümüze, saldırıyor. Milli kültürü yok edip yerine Hollywood kültürünü hayat tarzı olarak kabul ettirmeye çalışıyor.

Bütün bunlar olurken, kendisinin kötülüklerini, düşmanlıklarını görmeyelim diye kontrol altına aldığı, beslediği, fonladığı kurumları, yazarları, televizyon programcılarını, siyasileri kullanıyor, Amerika’yı dost ve müttefik gibi göstermeye çalışıyor, sahte düşmanlar üretiyor. Halkın öfkesini kendisine evet demeyen siyasilere, medya kuruluşlarına, aydınlara yöneltmeye çalışıyor.

Amerika’nın yaptığı ve yapmaya çalıştığı bu kötülükler, alçaklıklar ortada iken bazı kendisini Atatürkçü, ya da milliyetçi olarak tanımlayan kimseler ağızlarını açıp da Amerika aleyhine tek laf etmiyorlar. Etmedikleri gibi içeride ve dışarıda Amerika kimi düşman görüyorsa onlar da onu düşman biliyor ve tavırlarını, eylemlerini ona göre düzenliyor.

Türk milletine yönelik düşmanlıkları, hainlikleri alçaklıkları görmeyenden ve gerekeli tepkiyi vermeyenden Atatürkçü de milliyetçi olamaz. 

Bunların Atatürkçü ve milliyetçi olduklarına ancak ‘Erdoğan düşmanlığı’ ile beyinleri Amerika tarafından esir alınmış olanlar inanır. Beyinleri esir düşmüş kimselerin gerçekleri görme kapasiteleri de artık bitmiştir.

 

27 Ağustos 2022 Cumartesi

 

AMERİKA’NIN GÜLŞENİ

 

Şarkıcı olarak takdim edilen kadının İmama Hatip mezunlarını çok çirkin bir şekilde tahkir etmesini değerlendirirken olaya çok geniş açıdan bakmak gerek. Hadise basit bir hakaret olayı değildir. Tartışmaların tutuklanma konusuna indirgenmesi ise,  Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunları gizlemek olur.

 

Önce şu tespiti yapalı: Türkiye son 200 yıldır Batı’nın psikolojik saldırısı altında. O günden bugüne bir kültür savaşıdır devam edip gidiyor.

 

Bu kültürel saldırının iki amacı var: Birincisi, kültürel üstünlük sağlamak ve ikincisi milli değerleri yok etmek. Emperyalist güçler, bu amaçlara ulaşılınca hedef devleti kolaylıkla sömüreceklerini ve hatta o devleti parçalayıp yok edeceklerini çok iyi biliyorlar.

 

KÜLTÜR SAVAŞLARI

 

Milletler arası mücadelelerde “kültürel üstünlük” büyük önem taşır. “Kültürel üstünlük” kavramını ilk ortaya atan İngilizlerdir.

 

İngiltere bu kavramı çok etkili bir şekilde kullandı. Sömürdüğü ülkelerde İngilizceyi ana dili haline getirmeye çalıştı. Kendi kültürünü çağdaş ve evrensel kültür olarak takdim etti. Böylece İngiltere’ye karşı bir hayranlık uyandırdı.  Ayrıca, hedef ülkenin kültürel değerlerini yozlaştırdı. Ülkeleri bu şekilde kolaylıkla sömürdü.

 

Mandela’nın şu sözünü hatırlatma fayda var: “Ben bir İngiliz okulunda eğitim ve öğretim gördüm. Şöyle bir düşünceye kapıldım: İyi olan her şeyin anavatanı İngiltere’dir.”

 

Amerika, 1940’lı yıllardan beri, ”kültürel üstünlük” yöntemini Türkiye’ye karşı ne yazık ki başarılı bir şeklide uyguluyor. Bir yandan Amerika’nın ne kadar gelişmiş, ileri düzey bir ülke olduğunun propagandasını yapılırken diğer yandan da Türkiye ve Türk milletini aşağılayan, hor gören yayınlar yapılıyor, yazılar yazılıyor.

 

Şunu da iyi bilmek gerekir: Emperyalizm, bir ülkede etkili olmaya başlayınca, ilk planda o ülkeyi az gelişmişlik düzeyinde tutmaya çalışır; gelişmişliği ise kendi kültürünü ve yaşama biçimini benimsetmek olarak kabul ettirir. Tanzimat döneminde de, 1940’lı yıllardan sonra da yapılan budur.

 

Memleketin hammaddeleri ucuza kapatılsın, halk sömürülsün, fabrikaları elinden çıksın, yabancı sermaye ekonomiye egemen olsun; bunlar önemli değil, halk sömürgeci ülkenin kültürünü benimsedi mi ilerleme başlamıştır, halk çağdaşlaşmıştır.

 

Aydınlarımız, Tanzimat’tan bu yana maalesef emperyalizmin bu oyununa gelmektedir.

 

Amerika’nın kültürel saldırısından etkilenenler, tıpkı Mandela gibi, iyi olan her şeyin anavatanı Amerika sanıyor. Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı fenalıkları görmüyor, diğer ülkelerde gerçekleştirdiği katliamlara seyirci kalıyor.

 

Özellikle son yıllarda, Amerika’dan her türlü kötülüğü gördük. Vatanımızı parçalamak istedi, darbeler yaptı.  FETÖ, PKK gibi silahlı terör örgütlerini kurdu, büyüttü, destekledi. Binlerce insanımızın ölmesine, kahramanlarımızın şehit olmasına sebep oldu.  Bütün bunları yaptı da Türkiye’den Amerika’ya karşı ciddi, büyük ve şiddetli bir tepki oluştu mu? Hayır! İşte kültürel ve psikolojik savaşın sonucu bu!

 

EMPERYALİZMİN SAVŞÇISI GÜLŞEN

 

Kültürel saldırının ikinci amacının o ülkenin milli, manevi değerlerini tahrip etmek olduğunu söylemiştim. İşte Gülşen’in görevi de tam da burada başlıyor.

 

Sahnede soyunarak, yarı çıplak şarkı söyleyerek ve uygunsuz şarkı sözleri yazarak, seyircilerin kucağına oturarak, LGBT bayrağı açarak kendisine verilen görevi başarılı bir şekilde yapıyor. 

 

Bu yaptıkları milli ahlakımıza, milli seciyemize, milli terbiyemize ve edebimize, ananelerimiz, milli benliğimize yönelik saldırılardır.  Bu saldırıları esas hedefi Türk milletidir.

 

Gülşen’in milletimize ve devletimize yönelik bu saldırıları, bu ahlaksızlıkları, bu edepsizlikleri, bu küstahlıkları onu emperyalizmin savaşçısı yapmıştır.

 

İmam Hatip mezunları için söyledikleri ise, geniş bir çevre tarafından yürütülen İslamiyet, din, din adamı,  imamlar, dindar insanlara ve camilere yönelik tahkir ve aşağılama kampanyasının bir parçasıdır.

 

Gülşen tutuklandıktan sonra, kendisine büyük bir destek kampanyası başlatıldı. Adeta kahraman ilan edildi. Türk milli benliğine, Türk kültürüne bu denli saldıran biri adeta kahraman ilan edildi. Bunu yapanların büyük çoğunluğu ise kendisini Atatürkçü olarak takdim eden çevreler ve insanlar oldu. Beyinleri esir alındığı için Atatürkçülüğü Batı tarzı yaşamak sanan bu insanlara Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatmak isterim:

 

“Dünyanın bize hürmet etmesini istiyorsak, evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün fiil ve hareketimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikârıdır(avı).”

 

İşte bu şarkıcı, kucak dansçısı, eşcinsellik propagandacısı, striptiz yıldızı Gülşen, bizi avlamak isteği ve eylemi içinde olan Amerika’nın, milli benliğimizi yok etmek için kullandığı bir piyondan başkası değildir.

 

10 Ağustos 2022 Çarşamba

 

İNGİLİZ MUHİPLERİ BİTTİ AMERİKAN MUHİPLERİ EYLEMDE

Açıkça yazalım; 75 yıldır başımıza gelen tüm kötülüklerin kaynağında Amerika var. 

Amerika neler yaptı:

Faili meçhul cinayetler, katliamlar, darbeler suikastlar yaptı.

Kahramanmaraş’ta, Çorum’da 1 Mayıs’ta ülkemizi kana buladı Madımakta canlarımızı yaktı, Başbağlar’da köylümüzü kurşuna dizdi.

12 Eylül’de, 12 Mart’ta işkenceler yaptı Demokrasiyi rafa kaldırdı.

PKK, FETÖ, DEAŞ’ı ı kurdu, üstümüze saldı.

Ergenekon-Balyoz tertipleriyle Türk ordusunu hapsetti, Türkiye’yi esir almaya yeltendi.

Canlı Bomba saldırıları, terör eylemleri yaptı. Savunma sanayimizi baltaladı, parasını ödediğimiz silahları vermedi.

Sözde Kürdistan devletini kurmaya kalktı. PKK’ya on binlerce tır silah verdi. Kahraman Mehmetçiklerimizi, polislerimizi, halkımızı şehit etti.

Yunanistan’ı ABD üssüne çevirdi.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi işgal tatbikatları yaptı.

Şu anda da Amerikan emperyalizmine karşı bir vatan savaşı veriyoruz. Emperyalizmin saldırısı altındayız. Amerika, PKK olup saldırıyor, FETO olup saldırıyor, PYD olup saldırıyor. Yetmezmiş gibi Yunanistan’da, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de silahlarının namlusunu Türkiye’ye çevirmiş bekliyor. Türkiye’yi silahlı güçleri ile kuşatmaya çalışıyor. 

AMERİKAN MUHİPLERİ

Amerika ile vatan savaşı veriyoruz ama içimizde çok sayıda Amerika’ya hizmet eden gafil ve hainler var. Bunlara ‘Amerikan Muhipleri’ demek mümkün.

Ülkemizdeki bu Amerikan Muhiplerini anlamak için Mütareke dönemindeki İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne dönüp bakmak lazım. Atatürk’ün bu dernek hakkındaki tespiti şöyle:

“Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi.”

Mütareke döneminde bu menfur faaliyetleri yürüten İngiliz Muhiplerinin yerini, zamanımızda Amerikan Muhipleri aldı. Bunlar tek bir dernek halinde değiller. Ya bazı partileri ele geçirmişler ya da yeni partiler kurup buralarda örgütlenmişler. Bazı STK’lar da bunlarla birlikte hareket eder durumda…

Biden, Erdoğan iktidarını devirmek için bunlara çok güveniyor. Bu muhipler de geçmişteki İngiliz muhipleri gibi gizli, açık faaliyetler yürüterek İktidarı Amerika lehine değiştirmeğe çabalıyor.

Yöntem benzer; memleket içinde karışıklık, çatışma çıkarmak, milli şuuru felce uğratmak, Amerika’nın arzuladığı iktidarı gerçekleştirmek.

MUHİPLERİN GÖREVLERİ 

Bunlara verilen ve bunların yerine getirmeye uğraştıkları görevleri sıralayalım: 

Halkın devlete olan güvenini sarsmak, devlet kurumlarını itibarsızlaştırmak;

Yargı kararlarını tartışılır hale getirmek, yargıya güveni sarsmak; 

Sürekli ‘Türkiye artık yaşanmaz bir ülke oldu’ diyerek, özellikle gençleri, kendi vatanlarına bağlılıklarını ve sevgisini azaltmak;

Mezhep ve etnik kimlik farklılıklarını kullanarak düşmanlıklar yaratmak, kargaşa çıkarmaya çalışmak;

Terör örgütleri aracılığı ile Mehmetçiklerimiz, polislerimizi, halkımızı şehit etmek, ülkenin

güneydoğusunda devlet otoritesini kaldırmaya uğraşmak;

Farklı televizyon programlar, diziler ve filimler yolu ile milli kültürü ve bilinci yok etmek; 

LGBT ve İstanbul Sözleşmesi propagandaları yapmak ve bunlar üzerinden toplum yapısını ve ahlak anlayışını bozmak 

Halkımızı sığınmacılar aleyhine kışkırtmak, çatışma çıkarmaya çalışmak;

Çin, Rusya, İran ve Venezuela gibi Amerika’nın düşman ilan ettiği ülkeleri karalamak, bunlar aleyhine kampanyalar yürütmek; bu ülkeleri Türkiye karşıtı gibi göstermek;

Akla gelebilecek her türlü provokasyonu yapmak; 

Diyanet İşleri Başkanı ve müftülerin ağzından yalanlar uydurup İslam’a saldırmak;

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Amerika olduğunu halktan gizlemek;

PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerinin Amerika’ya bağlı olduğunu ve Amerika tarafından desteklendiğini saklamak;

FETÖ ve HDP/PKK mensuplarını masum göstermeye çalışmak;

Arap düşmanlığı yapıp, İsrail’i masum göstermek;

Amerika’ya karşı mücadele mevziine giren herkese saldırmak, düşman ilan etmek; 

Bir de yapmadıkları var ki bu da çok önemli: Amerika ve İsrail aleyhine tek söz söylememek. 

BUNLARI TANIYALIM

Bunların kim olduğunu anlamak için yukarıda yazdıklarımı değerlendirmek yeterli olur.

Bu muhipler farklı farklı partilerde örgütlenmişlerdir. Bu şekilde, kimisi Atatürkçüleri, kimisi Türkçüleri, kimisi dindarları, kimisi Kürt kökenli vatandaşlarımızı, kimisi de solcuları avlamaya çalışıyor. Ne yazık ki başarılı da oluyorlar.

Zaman zaman bir masa etrafında toplanırlar ve bir birlerine av hikâyeleri anlatırlar. Avlamak istedikleri kimseler ürkmesin diye bir partiyi masanın altında saklarlar. 

Avladıklarının öncelikle beyinlerini esir alırlar. Onları yoğun propaganda yöntemleri ile robot haline getirirler. Bu robotlar da artık birer Amerikan Muhibbi olmuştur ama çoğu bunun farkında bile değildir. Kendisini Atatürkçü, milliyetçi filan sanır, kendisi gibi düşünmeyenleri de sürekli aşağılar.

AMERİKAN MUHİPLERİNE ALDANMAYALIM

Halkımızı buradan uyarıyorum; bu Amerikan muhiplerinin sözlerine aldanmasınlar, yazdıklarını dikkate almasınlar. Zamanımızın Damat Feritlerinin, Ali Kemallerinin, Sait Mollalarının peşlerinden gitmesinler. Devletimize, milletimize güvensinler. Kaos, kargaşa bölünme planlarına alet olmasınlar. 

Ve şunu asla unutmasınlar; şu anda biz Amerika ile silahlı mücadele içindeyiz. Amerika sadece silahla da değil, ekonomik ve psikolojik yöntemlerle de saldırıyor. Böyle ciddi bir saldırı altında iken Amerika’ya, Batı emperyalizmine ağızlarını açıp da tek söz etmeyenlere dikkat edelim. Bunların çok büyük ihtimalle Amerikan muhibbi olduğunu bilelim. 

MAZLUMLAR ÇAĞI BAŞLIYOR

Her yerde yenilen Amerika, Türkiye’de de hüsrana uğrayacaktır. Kazanan, Amerika ve muhipleri değil, milletini ve bayrağını seven vatanseverler olacaktır.

Milli güçlerin bir araya gelmesi ve ‘üreticilerin milli hükümetinin’ kurulması ile Türkiye’de yeni bir devir açılacaktır.

Batı emperyalizminin egemen olduğu çağın sonuna geldik; “Mazlumlar Çağı” başlıyor. Kutlu olsun.

 

6 Ağustos 2022 Cumartesi


AVRASYA'YA DOĞRU...

Soçi görüşmeleri, Biden'ın endişelerinin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Amerika açısından, Erdoğan iktidarı devrilmesi şart oldu.

Bunun için de muhalefetin Amerika tarafından desteklenmesi lazım.

Türkiye-Rusya birlikteliği ve işbirliği giderek Amerika aleyhine gelişiyor.

Putin'in Erdoğan'ı Eylül ayında yapılacak olan Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısına davet etmesi ve Erdoğan'ın da daveti kabul etmesi, Türkiye'nin yönünün ne tarafa doğru olduğunu da net gösterdi.

Türkiye'nin yönünü değiştirmek için 6+1 ittifakına çok iş düşecek ama başarılı olmaları artık mümkün değil. Türkiye gemisi, bağlandığı Atlantik denizinde 'vira demir' dedi ve Avrasya'ya doğru hızla yol almaya başladı. Pruvası neta olsun..