6 Ağustos 2022 Cumartesi


AVRASYA'YA DOĞRU...

Soçi görüşmeleri, Biden'ın endişelerinin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Amerika açısından, Erdoğan iktidarı devrilmesi şart oldu.

Bunun için de muhalefetin Amerika tarafından desteklenmesi lazım.

Türkiye-Rusya birlikteliği ve işbirliği giderek Amerika aleyhine gelişiyor.

Putin'in Erdoğan'ı Eylül ayında yapılacak olan Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısına davet etmesi ve Erdoğan'ın da daveti kabul etmesi, Türkiye'nin yönünün ne tarafa doğru olduğunu da net gösterdi.

Türkiye'nin yönünü değiştirmek için 6+1 ittifakına çok iş düşecek ama başarılı olmaları artık mümkün değil. Türkiye gemisi, bağlandığı Atlantik denizinde 'vira demir' dedi ve Avrasya'ya doğru hızla yol almaya başladı. Pruvası neta olsun..


31 Mayıs 2022 Salı

 

SİSTEMİN ROBOTLARI

Yüzyıllardır yapılan tüm devrimlere rağmen insanın insanı sömürmesine son verilemedi.

Yıllarca krallar, hükümdarlar, ağalar beyler önce kendi halkını sömürdü, yetmedi daha sonra da vantuzlarını diğer milletlere yerleştirdi.

Kapitalizmin gelişmesiyle sömürenler değişti; sermaye birikimi yeni sömürgenler yarattı.

Kapitalist ülkelerin büyük sermayesi, parayı siyasi, askeri, ekonomik güce dönüştürmüş durumda. Askeri gücünü kullanarak ülkeleri işgal ediyor, asıyor, kesiyor, öldürüyor, eziyor o ülkeyi ucuz ham madde, ürettiği mallar için pazar ve ucuz iş gücü kaynağına dönüştürüyor.

Siyasi ve ekonomik gücünü kullanarak ve psikolojik yöntemlere başvurarak darbeler yapıyor, iktidarlar belirliyor.

Kapitalist sistem, kompradorları ve işbirlikçileri çok iyi kullanır. Bir de farkında olmadan saf bir şekilde emperyalizme hizmet eden kimseler vardır ve bunlar çoğunluktadır. Bunlar neoliberal sistemin robotlarıdır.

Neoliberal sistem, psikolojik yöntemleri kullanarak, insanları kendisine hizmet eden robotlara dönüştürür. Bu robotlar kapitalizmin hizmetkârları haline gelirler ama bunun bilincinde değillerdir.

Bu robotlar birbirlerine çok benzerler çünkü hepsi aynı propaganda aygıtı tarafından programlanmışlardır.

ROBOTLAŞMANIN TARİHİ GEÇMİŞİ

Emperyalist sistemin bu robotlaştırma eyleminin tarihi geçmişi de var:

Emperyalizm, Osmanlı İmparatorluğu’nu 19. Yüzyıl içinde yemeye karar verince, sadece askeri değil, ekonomik ve siyasi yöntemleri de yoğun biçimde kullanmış. Özellikle Kırım savaşından sonra aşırı miktarda borçlanan Osmanlı, emperyalizmin ‘Tanzimat’ tuzağına düşmüş. Bu dönemde, yabancı dilde eğitim yapan okullar ülkenin her tarafına hızla yayılmış. Rahipler, papazlar, rahibeler ülkenin her yanına dağılmış. Bunların gayretiyle, o zamana kadar Türk ve Müslümanlarla kardeş kardeş yaşayan Hristiyan ve Museviler, Batılı ülkelerin hizmetine girmiş. Osmanlı içindeki komprador burjuvazi bunlardan oluşmuş. Bu kompradorlar, Batılı firmaların Türkiye içindeki maşaları olmuş.

Bu komprador burjuvazinin benimsediği yabancı kültür ‘çağdaşlaşma’ adı altında Türk aydınlarına benimsetilmeye Tanzimat ile başlanmış. Böylece kendi kültürüne yabancılaşmış, halkından uzaklaşmış, Batı hayranı bir kitle oluşmuş. Emperyalist sistemin kullandığı ilk robot topluluğu bu şekilde kurulmuş.

ROBOTLAŞMA NASIL SAĞLANIR

Sistem, çoğu zaman hükmetmek ve sömürmek için silah kullanmak yerine, sömürmek ve egemen olmak istediği ülkede psikolojik yöntemlerle robotlar oluşturmayı ve amacına sert müdahalelerle değil, yumuşak dokunuşlarla ulaşmayı tercih ediyor. İnsanları psikolojik yöntemlerle özgür olduğuna inandırıyor ama beyinlerini tutsak ediyor ve onları kolaylıkla yönlendiriyor, kullanıyor ve hükmediyor.

İnsanlar, ideallerinin, inançlarının, ideolojilerinin tutsağıdır. Bu nedenle, sistem, insanlara inanç, ideal ve ideoloji yükleyerek esir alabiliyor.

Bunun için başta ABD olmak üzere Batılı ülkelere karşı hayranlık uyandırılır. Neoliberal görüşleri savunanlar maddi ve manevi olarak ödüllendirilir.

Robotlaştırılmak istenen bireylerin beyinleri çalınır ve yalan yanlış bilgilerle doldurulur. Beyinleri sisteme tutsak olan bireylerin özgür olma şansları kalmaz. Bunlar sömürünün aleti ve aracı haline gelirler.

Bu robotlar sömürüldüklerinin farkında olmadan kendilerini ya da başka insanları suçlarlar ama sistemin kötülükleri asla akıllarına gelmez. Sisteme boyun eğmişlerdir ama kendilerini özgür hissederler. Böylece Sistem’e karşı durma direnci yok edilir.

Ülkeler değil, beyinler işgal edilir. İnsanlara inanç, fikir, duygu ve amaç yüklenir.

ROBOTLARIN ÖZELLİKLERİ

Aynı propaganda aygıtı tarafından programlanmış bu insanlar birbirlerine çok benzerler. Aynı fikirleri savunurlar, aynı kişilerden nefret ederler, aynı kişileri sever ve takdir ederler.

Bunlar yaptıklarının farkında değildir. Neyi savunduklarının, neye karşı çıktıklarının bilincinde değillerdir.

Bu robotlar yaptıklarını, söylediklerini, savunduklarını kendim yaptım, kendim söyledim, kendim savundum sanır ama aslında bunları robotlar yapmıştır. 

Böyle insanlar, özgür değildir, başka kimselerin veya güçlerin empoze ettiklerini kendi düşüncesi sanır ve şahsiyet olmaktan çıkar, kendisine yabancılaşır.

Bu robotlar öğrenilmiş cehalet içindedirler. Bu cehalet onları gerçeklerden, doğrulardan uzak tutar.

Üretilmiş nefret, sevgi ve kaygı gibi duygularla insanlar yönlendirilir. Duygular robotları yönlendirmek ve yönetmek için dizgin ve kamçı olarak kullanılır.

Akademik kariyerlerinin en üst noktasına gelmiş ama sistemin robotu olmaktan kurtulamamış çok sayıda insan var. Kendi alanlarında bilgililer ama günlük hayatta bilimsel yöntemlerle gerçeği araştırmayı öğrenememişler. Bu robotlaşan kimseleri kendilerine öğretilen gerçek dışı bilgiler, dışardan yüklenen duygular ve geliştirilen tutkular yönetir ve yönlendirir.

İnsanlar şartlandırılarak özgürlükleri ellerinden alınır. Şartlandırılanlar proje insan olur ve robota dönüşür. Robotların ne yapacağını, neden nefret edeceğini, neyi ve kimi seveceğini bu şartlandırmalar belirler.  Şartlanmış insan özgür düşünemez. Böyle robotlardan oluşan toplumlarda insanlar seçimlerini şartlandırmalar doğrultusunda yapar.

Eleştirel düşünceden uzaklaşınca kişinin özgün düşünce, duyum ve arzuları da kaybolur. Bunların yerini, katıldığı sürünün veya bir parçası olduğu robotlar topluluğunun düşünce, duyum ve arzuları alır.

Özerkliği öğrenememiş, özgün düşüncelere sahip olamamış insanlardan oluşan toplumlar sorunludur.

Kimlik, insanın normlarını, seçimlerini, değerlerini içerir. İnsanları robotlaştıran otorite,  kimlikleri de değiştirir ve toplumları farklılaştırır.

Robotlardan oluşan bir kitle yaratılınca farklı düşünenler bu kitleden dışlanır. CHP’den gerçek Atatürkçülerin ve İP’den gerçek ülkücülerin dışlandığı gibi…

ROBOTLARI TANIYALIM

Küreselleşmiş neoliberal sitemin egemen gücü olan büyük sermayenin piyonu olmuştur.

Öğretilmiş yanlışlıklar içerisindedir; bu yanlışları doğru sanır.

Geniş halk kitlelerinin, emekçi sınıfların, üreten kesimlerin savunucusu olmaktan çıkar, rant peşinde koşanlara hizmet eder.

Milli devlete yönelik tehditleri algılayamaz ve bilerek veya bilmeyerek dış güçlere hizmet eder.

Milletini hor görür, yabancı hayranlığı içerisindedir.

Vatanını bölmek, milli birliğini bozmak isteyenlere karşı cephe alacağına, onlarla birlikte hareket eder.

Paranın siyasal, ekonomik güç olduğu bir toplumu benimsemiştir; emekçilerin bu güce sahip olanlar tarafından ezilmesine, sömürülmesine ses çıkarmaz. 

Ülke içindeki toplumsal sorunların çözümü için emperyalist ülkelerden destek ve yardım bekler.

Tam bağımsızlık diye bir ilkesi, arzusu yoktur.

NEOLİBERAL SİSTEMİN PROPAGANDA ARAÇLARI

İsteklerimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın ne ölçüde biz ait olduğunu ve ne oranda dışardan empoze edildiğini anlamamız için gerçekten özgür olmalıyız. Günümüzde özgürlüğün önündeki en büyük engel neoliberal sistemin propaganda araçlarıdır.

Devrimlerle kralın, ağanın, derebeyinin otoritesi bitti ama sermaye sahiplerinin otoritesi düşünceler ve duygular üzerinde baskın rol oynamaya başladı. Sistem’in kendisi düşünce ve inanç özgürlüğünü yok eden otoriteye dönüştü.  Toplumu yönlendirecek, gerçek dışı bilgiler yükleyecek araçlar silaha dönüştü ve sermayenin eline geçti.

Sistemin insanları robotlaştırmak için kullandıkları en önemli silahları: Gazeteler, dergiler, kitaplar,  televizyonlar(Fox TV, CNN TV, Bloomberg) TV, filimler (Hollywood, Netflix, Disnayland ), sosyal medya…

Bu araçları kullanan emperyalizm, robotlardan oluşmuş sürüleri kolaylıkla kullanabiliyor ve ülkesine, milletine ihanet edecek duruma getirebiliyor.

Bunun en iyi örneği FETÖ terör örgütü. FETÖ mensuplarının ne ölçüde vatan, millet haini olduklarını, Amerikan askerlerinden bir farkları olmadığını 15/16 Temmuz gecesi gördük.

TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ GERÇEKTEN ÖZGÜR OLANLAR BELİRLEYECEK

 Türkiye’nin geleceği için, ikinci istiklal savaşını zafer ile taçlandırmamız için ve üretim devrimini gerçekleştirmemiz için özgürce ve eleştirel olarak düşünen, “Müdafaa-i Hukuk” ve “Hakimiyet-i Milliye” ülküsünü benimsemiş kadrolara ihtiyacımız var. Robotlaşmış, sürüye dönüşmüş, emperyalizmin piyonu haline gelmiş, sahte Atatürkçülerden, sahte milliyetçilerden, sahte solculardan, sahte dindarlardan bu ülkeye hayır yok.

18 Mayıs 2022 Çarşamba

 

19 MAYIS’TA ATATÜRK’Ü ANMAK

Türk Milleti’nin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.

19 Mayıs 1919 Türk Devrim tarihinin en önemli günlerinden birisidir. O gün milletimizin büyük devrimci önderi Mustafa Kemal Paşa ve ona inanmış bir avuç vatanseverin Samsun’a çıkması ile birlikte Türk Bağımsızlık Savaşının ikinci dönemi başladı.

19 Mayıslarda Atatürk’ü anmak ve günümüzün sorunlarını onun ışığında değerlendirmek bu bayramın ruhunun gereğidir.

Atatürk’ü Can Dündar, Yılmaz Özdil gibilerden öğrenenler çok muhtemeldir ki Atatürk’ü şöyle anacaklardır:

Bunlar, Atatürk’ün suya sabuna dokunmayan bazı sözlerini paylaşırlar. Çocukları çok sevdiğini, çok iyi giyindiğini, ayakkabılarının hep boyalı olduğunu, çok yalnız bir hayat yaşadığını, çok müşfik birisi olduğunu, rakıyı leblebi ile içtiğini, kahveyi şekerli sevdiğini filan birbirlerine anlatırlar. Hayran oldukları Batı’nın hayat tarzına uyup yaşayarak Atatürkçülük yaptıklarını sanırlar.

ATATÜRK’Ü EYLEMLERİ İLE ANMAK GEREK

Kemalizm’i anlamadan Atatürk anılırsa eksik ve yanlış olur.

Atatürk’e ‘Kemalizm’ nedir diye sorulduğunda ‘Yaptıklarımızdır’ diye cevap vermiştir.

Atatürk’ün yaptıkları denince, onun üç önemli eylemi akla gelir: Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı, egemenliği padişahtan alıp millete vermek ve Türkiye halkını ümmet aşamasından millet aşamasına dönüştürmek.

Bütün bunlar iç içe geçmiş, birbirinden bağımsız olmayan eylemlerdir. Bunların birleşimi ise, Türk Devrimi’dir.

Atatürk’ün yaptığı bu büyük devrim maalesef kurtuluş savaşının gölgesinde kaldı. Çocuklarımıza Atatürk’ün devrimci kimliğini tam olarak anlatamadık. Onu, bir savaş kahramanı olarak bıraktık. Savaşın ise, Yunanistan ile bizim aramızda olduğunu anlattık. Kurtuluş savaşımızın emperyalizme karşı kazanıldığını adeta gizledik.

Bugünlerde bunun acısını çekiyoruz; kendisini Atatürkçü ilan eden önemli bir kesim, ne yazık ki, emperyalizmin planlarında bilinçsizce piyon oluyor.

KALKIŞMALAR VE ATATÜRK

Madem ki Atatürk’ü anıyoruz, bugüne ışık tutması için onun iç isyanlara karşı tavrını da hatırlayalım.

Bağımsızlık savaşı verdiğimiz yıllarda ve daha sonrasında çıkan kalkışmalara bakıyoruz, hepsinde emperyalist güçlerin parmağı var. Taktikleri ise, etnik farklılıkları kaşıyarak ve din elden gidiyor propagandası yaparak insanları isyana teşvik etmek. Düzce, Şeyh Sait, Seyit Rıza, Dersim isyanının özünde emperyalistlerin parmağı olduğu açık.

Atatürk bu isyanları en sert biçimde ezmiş, asla müsamaha göstermemiş ve isyanın elebaşlarını da asmıştır. Bu tavır tam bir devrimci tavırdır. Devrimden tavizler verilerek Cumhuriyet korunamaz.

Gelelim günümüze, PKK ve FETÖ iki kanlı örgüt; ikisi de Türkiye’yi bölmek ve egemenlikleri altına almak için emperyalistlerin kullandığı birer araç. İkisi de karşı devrim hizmetçisi.

Dünün Batıcıları gibi bugünün Batıcıları da devrimden yana değil, emperyalizmden yana bir tavır içindeler. Türkiye’yi bölmeye çalışan PKK/HDP ile işbirliği yapmaya devam ediyorlar.  Ne acıdır ki, bunu da sırtlarına Atatürk resimli tişörtler giyerek ve ellerinde Atatürk posterli bayraklar sallayarak yapıyorlar. Karşı devrimin enstrümanı haline gelmişler ama haberleri yok.

DEVRİM-KARŞI DEVRİM

Atatürk ancak devrimlerle anılır. O, dünyanın en büyük devrimcilerinden birisidir.

Türk Devrimi’nin özünde Müdafaa-i Hukuk vardır. Müdafaa-i Hukuk yani başta Türk milleti olmak üzere mazlum milletlerin haklarını savunmak ve korumak. Bunun iki ayağı var: İstiklal-i Tam (Tam Bağımsızlık) ve Hakimiyet-i Milliye (Millet Egemenliği). O günkü şartlar içerisinde bu amaca milli demokratik devrim ile ulaşılmış.

Atatürk’ün vefatından itibaren, onun devrimci anlayışı kaybolmuş hatta karşı devrim diyebileceğimiz gelişmeler oldu: Topraklarımızda yabancılara üs verdik, ikili anlaşmalar yaparak bağımsızlığımızı zedeledik, milli ordumuzu yabancı güçlerin emrine verdik, ekonomimizin milli özelliğinden tavizler verip yabancı sermayeyi söz sahibi kıldık. Ve bunları da Atatürkçü geçinen yönetimlerin zamanında yaptık. Sözüm ona Atatürkçülerin, günümüzde de bu eylemleri savunmaya devam etmesi ise gerçekten ibret verici!

Oysa bakın Atatürk ne diyor: “Milletimizin kurduğu yeni devletin mukadderatına, istiklâline, unvanı ne olursa olsun hiç kimseyi müdahale ettirmeyiz! Milletin kendisi, kurduğu devleti ve onun istiklâlini muhafaza ediyor ve ilelebet edecektir.”

Bir ayakları Amerika’da, diğer ayakları Londra’da olanların, iktidara gelmek için, Amerika’dan destek bekleyenlerin, Amerikan ve AB ülkeleri büyükelçileri ve IMF yetkilileri ile otel odalarında gizlice görüşenlerin, Amerika ile 2 sayfa, 9 maddelik anlaşma yapanlarla beraber olanların Atatürkçülüğünden ve cumhuriyetçiliğinden söz edilemez.

SÜREKLİ DEVRİM

Atatürk’ün bir de şu sözlerine bakalım: “…millet zikrettiğim değişimlerin ve devrimlerin tabii ve zaruri bir hakikati olarak, umumi idarenin ve bütün kanunların, ancak dünya ihtiyaçlarından ilham almasını ve ihtiyaçlarını gelişme ve değişmeleriyle aralıksız değişmesini kabul eden ‘dünyevi bir idare’ anlayışını ‘hayati’ saymıştır.”

Bu ifade ile anlatılan ‘sürekli devrim’ değildir de nedir? Müdafaa-i Hukuk amacına, o günkü şartlar içerisinde milli demokratik devrim ile ulaşılmıştı.

Türk milleti olarak öncelikle Atatürk’ün ölümünden sonra karşı devrimlerle yaralanan Milli Demokratik Devrimi tamamlamalıyız.  Yarın ise, sürekli devrimin gereği olarak, ‘sosyalizm’ neden olmasın?

 

5 Mart 2022 Cumartesi

 

SORULAR VE CEVAPLAR

1. Rusya'nın harekâtını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika, Ukrayna’yı piyon olarak kullandı ve ateşe attı. Esas amacı, dünya egemenliğini kaybetmesinde büyük rol oynayan Rusya’yı cezalandırmaktı. Ukrayna’yı kışkırttı, Rusya ile uzlaşmasına izin vermedi.

İzin vermedi çünkü Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaş başlatmasını istiyordu. Böylece Rusya’yı ekonomik olarak zayıflatacağını hesap ediyordu. Bu hususta kendisi ile birlikte hareket edecek diğer Batılı devletlere güveniyordu.

Ukrayna, Amerika’ya vekâleten Rusya ile savaşıyor. Esas mücadele ABD ve Rusya arasında cereyan ediyor.

Daha doğru bir ifade ile, Batı’nın emperyalist güçleri ile Doğu’nun emperyalizme direnen güçleri arasında bir savaş var. Rusya’ya karşı yaptırım uygulamaya karar verenlere ve Rusya’ya destek olmaya çalışanlara bakınca bunu açıkça görmek mümkün.

Rusya’nın harekâta başladığını duyunca Atatürk’ün şu sözünü hatırladım:

“... Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir...”

Rusya da şimdi ‘Şark’ adına mücadele ediyor. Dileğimiz, Rusya’nın başarılı olması ve NATO güçlerinin doğuya doğru ilerlemesini durdurmasıdır.

NATO deyince, şunu da söylemek isterim:

NATO, Batı'nın, özellikle Amerika'nın çok büyük sermayesinin jandarmalığını yapmaktadır. Türkiye, en kısa zamanda NATO'dan çıkmalıdır. TSK Amerikan sermayesinin askeri olamaz. Türkiye'nin yeri "mazlum milletlerin" yanıdır, emperyalistlerin değil... NATO'dan çıkmakla Türkiye'nin savunması asla zayıflamaz, tem tersi daha da güçlenir. 'Tam Bağımsız Türkiye'nin gereği de budur.

2. Özellikle İyi Parti çevrelerinde Tatar ve Kırımlı soydaşlarımızın öne çıkarıldığı fanatik bir Ukrayna taraftarlığı var. MHP'de de benzer yaklaşımlar cılız olsa da var. Rusya kınandı ama İyi Parti gibi fanatiklik yok. Ama Ocakçı gençlerde biraz soydaşlık ve Rus düşmanlığı var. Türk milliyetçileri gelişmeleri özellikle nasıl değerlendirmeli?

Şunu baştan söyleyeyim: Rus düşmanlığı zemininde Türk Milliyetçiliği yapmak sadece Amerika’ya hizmet eder. Aslında buna Türk milliyetçiliği demek de doğru değil.

Ukrayna’da olan Türklerden daha fazlası Rusya’da var. Sayın Putin’in eşi Türk, Rusya Savunma Bakanı Tuva Türkü.

Bazı milliyetçiler ne yazık ki, geçmişe saplanıp kalmışlar. Sovyetler döneminden kalan bir Rus düşmanlığı sergiliyorlar. Oysa şartlar çok değişti. Kararları bugünkü şartlara göre vermek gerek.  Türk Dünyası, bugün gerek ekonomik gerekse güvenlik açısından Rusya ve Çin ile yakın ilişki içerisinde. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine destek veren ülkelerin başında Türk Cumhuriyetleri geliyor.

Şu da önemli: Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan ve İran tam üye; Türkiye ve Azerbaycan ise ‘Diyalog Ortağı Ülkeler’ arasında.

Ben Türk milliyetçisiyim diyenlerin bu gerçekleri göz önüne alarak yönünü belirlemesi lazım. Hem Turancı olup hem Amerikancı olunmaz. Amerikan gemisine binen Turan’a değil, Pensilvanya’ya gider. FETÖ’nün hizmet eri olur.

3. BBP lideri Mustafa Destici Türk dünyasının tehdit altında olduğunu ileri sürdü. Öyle mi?

Türk dünyasının tamamı değil ama Türkiye tehdit altında. Bu tehdit, ABD-İsrail kaynaklı. Amerika, Karadeniz’de, Akdeniz’in doğusunda, Bulgaristan’da, Romanya’da, Gürcistan’da, Suriye’de, Güney Kıbrıs’ta ve özellikle de Yunanistan’da kurduğu üslerle ve depoladığı silahlarla Türkiye için en büyük tehdittir. Türkiye bu tehdide doğal müttefikleri ile karşı durmalıdır.

Tehdit, üyesi olduğumuz NATO’dan ve müttefikimiz dediğimiz Amerika’dan geliyor. Aynı Amerika Rusya’yı ve Çin’i de düşman olarak görüyor. Bu da bizim kiminle işbirliği yapmamız gerektiğini gösteriyor.  Bu ortamda Rusya ve Çin düşmanlığı yapanlar Amerika’ya hizmet eder.

Türkiye, Amerikan tehditlerine karşı Türk dünyasına kalkan olmaktadır.

Azerbaycan, önce Türkiye ile birlikte Suşa Beyannamesi’ni imzaladı ve daha sonra da Rusya ile müttefiklik antlaşması yaparak tehdidin Batı kaynaklı olduğunu göstermiş oldu.

4. Türk dünyasından Azerbaycan başta olmak üzere Kırgızistan, Özbekistan ve Macaristan Rusya'ya açık destek verdi. Türk dünyası Türkiye'deki milliyetçilerin aksine niçin böyle davrandı? Türk dünyası yeteri kadar Türk milliyetçisi değil mi?

Tam tersi, Rusya’ya destek olan ülkeler tehdidin Batı kaynaklı olduğunu biliyorlar ve milliyetçiliklerinin gereği olarak da Rusya’ya açık destek veriyor. Onlar şunu da biliyor; Rusya, bu müdahalesi ile Türk dünyasını da savunmuş oluyor.

Temennimiz, Türk dünyası ile birlikte, Batı hegemonyası dışında kalan ve Batı ile çatışan ülkelerin daha yakın iş birliği içine girmesidir. Batı tehditleri bertaraf edilirse, barış esas o zaman gerçekleşir. 

 

26 Şubat 2022 Cumartesi

AMERİKA'NIN OYUNU BOZULMALIDIR

Amerika, çok iyi düşünülmüş bir senaryoyu sahneye koydu. Ukrayna’yı kullanarak Rusya’yı, güvenliğini tehlikeye atacak şekilde, sıkıştırdı. Rusya’yı askeri harekâta mecbur kıldı. Ukrayna’ya silah verdi, cesaretlendirdi ve Rusya’ya kafa tutmasını sağladı.


Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesi, şimdilik Amerika’nın çıkarına hizmet ediyor. Rusya başarılı olsa bile çok şey kaybetmiş olacak.

Ukrayna halkı, bundan sonra Rusya’ya nefret dolu duygularla bakacak.

Amerika Rusya’yı müdahale etmeye mecbur kılarak yaptırım uygulamalarının yolunu açmış oldu. Rusya, Amerika ile birlikte birçok ülkenin değişik yaptırımlarına muhatap olacak.

Amaç, Rusya’yı ekonomik olarak yıpratmak, zayıf düşürmek. Başarılı olursa esas darbeyi o zaman indirebilir.

İnsanların ölmesi, yaralanması, sakat kalması, Ukrayna’nın kayıpları Amerika’yı hiç ilgilendirmiyor.

Amerika’nın bu oyununu bozmak Putin ve Zelenski‘nin elinde. Esas düşmanlarının Amerika’nın başını çektiği Batı olduğunu anlayıp en kısa zamanda ateş kes ilan etmeleri gerekir. Ukrayna, Batı'nın egemenliğinden kurtulmalıdır.

Şunu dikkate almalılar: Ukrayna ve Rusya düşmanlığı sadece Amerika’ya ve diğer emperyalist güçlere yarar. Her iki ülkeye ise zarar verir. İki ülkenin dostluğu ise sadece kendilerine değil, tüm mazlum milletlerin çıkarınadır; Amerika ve onun dostlarının ise zararınadır.

9 Şubat 2022 Çarşamba

 İMGESEL ATATÜRKÇÜLÜK

Samsun'da iki provokatörün Atatürk heykeline saldırı girişiminde bulunması, benim "İmgesel Atatürkçüler" dediğim kesimi ayağa kaldırdı. Bunlara neden "İmgesel Atatürkçü" diyorum, anlatayım:
Bilinen bir hikayedir; birileri yakaladıkları leyleği Nasrettin Hoca’ya getirir. Hoca, bu nedir diye sorar. Leyleği getirenler, “Bu kuştur hocam” derler. Hoca bu kuşa hiç benzemiyor der ve leyleğin bacaklarını, gagasını, kuyruğunu keser ve “Hah şimdi kuşa benzedi” der.
Öncesi de var ama özellikle 1980’den sonra insanlarımızın kafasında bir Atatürk imajı yaratıldı. Bu imajın gerçek Atatürk ile pek fazla ilgisi yok; tamamen hayali bir kişilik.
Atatürk bir imgeye dönüştürüldü. “Atatürk” denildiğinde, artık bazı insanlar, Hoca’nın leyleğe yaptığı gibi, Atatürk’ün temel görüşlerini ve ilkelerini kesip atıyorlar ve kendilerine öğretilen ‘İmgeyi’ düşünüyorlar.
Atatürk denilince akıllarına gelen bu imgede devrimcilik yok, emperyalizme karşı duruş yok, mazlum milletlerle birlikte olma yok, halkçılık yok, milliyetçilik yok, devletçilik, vatanın bütünlüğüne ve milletin birliğine sahip çıkma yok.
Gerçek Atatürk bir imgeye dönüşünce, Atatürkçülük de ‘İmgesel Atatürkçülüğe’ dönüşmüş oldu. Toplumun büyük bir kesimi de bu ‘İmgesel Atatürkçülüğü’ benimsedi. İmgesel Atatürkçüler de halkı Atatürk ile aldatmak isteyenlerin peşinden sürüklenmeye başladı.
GERÇEK ATATÜRK’Ü İMGESİNDEN AYIRD ETMEK GEREK
Bu insanları uyarmak için, önce Atatürk’ün yaptıklarını hatırlatacağım ve sonra soracağım:
Atatürk’ün üç büyük eylemi var:
1. Emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı savaşmış ve sınırlarını Mehmetçik kanı ile çizilmiş bir devlet kurmuş.
2. Demokratik bir devrim gerçekleştirmiş ve egemenliği padişahtan alıp, millete vermiş.
3. Yaptığı devrimle, Türkiye’nin ‘feodal ümmet’ toplumunu ‘millet’ aşamasına taşımış. Bunun için de ağalık, şeyhlik gibi orta çağ kalıntılarını temizlemiş.
Bunları gerçekleştirirken de acımasız davranmış ve direnenlere karşı devlet otoritesini tavizsiz kullanmış.
Şimdi soruyorum:
Türkiye’yi bölmek için emperyalistlerin kurduğu, maddi olarak desteklediği, silahlandırdığı, askeri eğitim verdiği PKK/HDP ile birlikte hareket edenler, onlarla birlikte hükumet kurma çalışmaları yapanlar, bu örgüt meclise girsin diye her evden bir oy isteyenler, topluma bu örgütü hoş göstermeye çalışanlar, örgütün hapisteki eş başkanını ziyaret edip ona başarılar dileyenler gerçek Atatürkçü olabilir mi?
Emperyalistlerin kurmak istediği kukla devlet için vatanımızı bölmeye kalkan, teröristlere yardım eden, onlara eleman sağlayan, belediyenin her türlü imkanını terör örgütünün emrine veren belediye başkanları görevden alınınca ta İzmir’den, Ankara’dan, İstanbul’dan koşup gidip bu hain başkanları ziyaret edenler, onlara destek sunanlar Atatürkçü olabilir mi?
Tunceli ilinde kendi feodal düzenini devam ettirmek için Cumhuriyet’e karşı ayaklanan ve yöre halkına her türlü zulmü uygulayan, Mehmetçiklerimizi ve devlet görevlilerini şehit eden Seyit Rıza’nın heykelini dikenler, bu heykel önünde saygı duruşunda bulunup açıklamalar yapanlar Atatürkçü olabilir m?
Mehmetçiklerimizi şehit edenlere ‘Özgürlük Savaşçısı’ diyenler Atatürkçü olabilir mi?
Türkiye'nin geleceğini Amerika ve diğer batılı ülkelerin elçileriyle birlikte planlayanlar Atatürkçü olabilir mi?
Amerika'nın içimizde örgütlediği vatan, millet düşmanı FETÖ mensuplarını hapisten çıkarma sözü verenler, onları devletteki eski görevlerine iade edeceklerini söyleyenler Atatürkçü olabilir mi?
Milli siyaseti terk edip, Batıcı zihniyet içinde, “Türkiye, ancak Batı ittifakı içinde güvenliğini koruyabilir” diyenler; savunmamızı NATO’ya havale etmek isteyenler Atatürkçü olabilir mi?
Ülke ekonomisini IMF’nin egemenliğine terk etmek isteyenler, IMF yetkilileri ile otel odalarında gizli gizli görüşenler; Chatham House’u ziyaret edip, oralardan nasihatler alıp destek talep edenler Atatürkçü olabilir mi?
Türkiye’de insan hakları ve demokrasi yok deyip Amerika’nın ve Avrupa’nın müdahalesini talep edenler; onlardan demokrasi dilenenler Atatürkçü olabilir mi?
İç cephemizi yıkmak ve zayıflatmak için, etnik ve dinsel inanç temelinde siyaset yapanlar; milli birliğimizi bozmaya çalışanlar; milletimizin özgüvenini sarsmak isteyenler; millet sevgisini ve kardeşlik duygusunu yok etmenin gayreti içinde olanlar Atatürkçü olabilir mi?
Türk milletini Kürt, Laz, Boşnak gibi etnik kimlikler üzerinden bölmeye çalışanlar; “HDP’nin 6 milyon Kürt oyu var”, “HDP Kürtleri temsil ediyor” gibi ifadelerle bazı vatandaşlarımızı Türk milletinin dışına itenler; etnik ve dinsel temelde partilerin bulunmasını onaylayanlar Atatürkçü olabilir mi?
Cevap: Elbette olamaz!

26 Ocak 2022 Çarşamba

NEFRET SİYASETİ VE PSİKOLOJİK KİTLE

Gazeteci kılıklı kadının yaptığı hakaretler 'nefret' siyasetinin bir gereğidir. Bu siyasetin mimarı ise Biden'ın Amerikasıdır, Batı'nın büyük sermayesidir. 

Time, Der Spiegel, Atlantic, Economist, Guardian, Financial Times, New York Times,  Batılı devletlerin yayın organları, DW, France 24, VOA, BBC… Yıllardır Erdoğan’ı, Putin'i, Xi'i, Orban'ı, Maduro'yu hedef tahtasına koymuşlar. Bu isimlerin müşterek özelliği kendi ülkelerini emperyalizme ve Batı'nın hegemonyasına karşı korumaya çalışmaları.  

Bu liderlerin iktidarlarına son vermek için özel programlar hazırlanmakta ve uygulamaya konulmaktadır. 

Türkiye'de bu özel programın adı şu: 'Nefret ettir ve Kaos yarat'.

Nefret siyasetinden amaç, Erdoğan'a karşı nefret duyguları ile donatılmış bir kitle  yaratmak ve bu kitleyi kullanarak Erdoğan'ı devirmek. 

Emperyalizm tam da bunu istiyor.

PSİKOLOJİK KİTLE!

Uzun zamandır uygulanan bu nefret siyaseti ile Türkiye'de büyük bir 'Psikolojik kitle' oluştu. ‘Psikolojik’ diyorum çünkü insanlar akıllarından çok duygularının itmesi ile bu kitleye katılıyor. O duygunun adı da "Erdoğan nefreti".

Bu kitlenin içinde kendisini Atatürkçü ilan edenleri, milliyetçiliği kimseye bırakmayanları, Türkiye'yi bölme hevesi içinde çırpınanları, ümidini Amerika'ya bağlamış liberalleri görmek mümkün. 

Dünya  görüşleri farklı, ama nefret aynı. Bu nefret onları tekleştiriyor. Nefret tek, fikir tek: ‘Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin.’

NEDEN PSİKOLOJİK KİTLE OLUŞTURULDU?

Amerika’nın yıllardır uyguladığı yöntemdir bu: Bir ülkeye egemen olmak isterse, ilk yaptığı şey mevcut iktidarı yıpratmak, ülkeyi seçime götürmek ve bu şekilde uzlaşacağı (!) bir yönetimi iktidar yapmak. Bunun için, ülke içinde kaos oluşturur, ekonomik saldırılarda bulunur, terör örgütlerinden faydalanır ve iktidarı yıpratır ve seçim ortamı yaratır.

Bütün bunları yapabilmesi için, kendisine sorgusuz sualsiz hizmet edecek insanlara ihtiyacı var. Bu nedenle, nefret duygusu ile bir insanları bir araya getirir ve böylece amaçları için kullanacağı  'psikolojik kitleyi' oluşturur. 

PSİKOLOJİK KİTLENİN ÖZELLİKLERİ

Kendi aklını nefretinin emrine vermiş bir kimse, nefret duygularını besleyecek her türlü habere hemen inanır. Şüphe duymaz, araştırmaz, soruşturmaz. İnandığı bu haber onun kişisel çıkarlarını yok edecek de olsa mutlu olur. O kadar mutlu olur ki, haberi veya bilgiyi doğruluğunu araştırmadan arkadaşları ile paylaşır; mutluluğu daha da artar. (Bu nedenle, sosyal medya yalan nehrine dönüşmüş durumda. Bu nehrin kaynağı ise belli: Amerika.)

Böyle duygusal kitlelerde, ilk okul mezunu ve en üst düzeyde eğitim almış birisi, olayları nesnel olarak değerlendirme yeteneği bakımından aynı seviyeye iner. Bu insanlarda, nesnel gerçeklerin yerini nefretlerini besleyecek yalanlar alır.

Edinilen yanlış bilgi kişiyi kendi özüne yabancılaştırır. Yanlış bilgiler, yanlış seçimlere yol açar. Yanlış seçimler, sadece nefret yobazının kendi geleceğini değil milletin de geleceğini riske sokar ama o farkına varmaz...

Muhakeme yok olunca, çok büyük yalanlar bile psikolojik kitle içindeki insanlar için mutlak gerçeğe dönüşür. Mutlak gerçeğe dönüşmüş yalanlar, insanları yönlendirmeye ve sürüklemeye başlar. İnsanlar öyle sürüklenirler ki, kendilerine, içinden çıktıkları millete ve ülkeye yabancılaşırlar ama farkına bile varmazlar.

AMERİKA'NIN SÜRÜSÜ

Bu  duygusal kitle içindeki insanlardaki Erdoğan nefreti, Türkiye nefretine dönüşmüş ama haberleri yok. Türkiye aleyhine sandığı her haberi her bilgiyi büyük bir memnuniyetle paylaşıyor. Böylece Erdoğan’a zarar verdiğini sanıyor. Oysa hem ülkeye hem kendisine zarar veriyor. 

Eleştiri yok, araştırma yok, sorgulama yok, peşin kabul ve benimseme var. Öylesine benimsiyorlar ki, duydukları ve okudukları düşüncelerin başkasına ait olduğunu unutuyorlar ve kendi özgün düşünceleri sanıyorlar.

Eleştirel düşünceden uzaklaştıkları için, kendi özgün düşünce, duyum ve arzuları da kayboluyor. Bunların yerini, katıldığı sürünün veya bir parçası olduğu robotlar topluluğunun düşünce, duyum ve arzuları alıyor.

Sürüye katılan koyun, özgürce dolaşmaktan vazgeçer ve sürüye katılarak kendisini güvende hisseder. Çoban nereye derse oraya gider. İtiraz etmeden gider, çünkü çobanın kararını kendi kararı sanır ve o bunun farkında değildir. 

Duygularının esiri olanların oluşturduğu bu psikolojik kitleye "Amerika'nın sürüsü" demek uygun olur. Çünkü sürünün çobanı besbelli ki Amerika...

HEDEFTE ERDOĞAN YOK, TÜRKİYE VAR

Gazeteci kılıklı provokatörün Sayın Cumhurbaşkanı'na hakaret ederek nefret siyasetini devam ettirdi. Bu hareketinin iki amacı olabilir: Birincisi, oluşmuş olan psikolojik kitlenin nefretini artırmak ve Amerika'nın güdeceği sürüyü daha da büyütmek; ikincisi ise, Erdoğan'ı sevenleri kışkırtarak ederek bir çatışma ortamı, dolayısıyla kaos yaratmak. 

Olayları nesnel gerçeklerden hareket ederek değerlendiren ve gerçeklere bu şekilde ulaşan vatanseverlere büyük görev düşüyor. 

Nefretinin esiri olmuş ve gaflet uykusuna dalmış insanları sarsarak uyandırmak görevi onlara düşüyor.. Kuvvetli uyarıcılar olmadan bu gaflet uykusu son bulacak gibi görünmüyor. 

Ortamdaki bilgi kirliliğinin temizlenmesine gayret etmek gerek. Bunu yaparken de nesnel gerçekler gür bir sesle çekinmeden ve korkusuzca her ortamda dile getirilmelidir.

Türk milletinin geleceği için, bu hastalıklı ‘psikolojik kitlenin’ bilinçli kitleye dönüşmesi lazım. Türkiye’nin duygularının esaretinde olmadığı için sağlıklı düşünebilen insanlara ihtiyacı var, nefret yobazlarına değil!