29 Ekim 2026 Perşembe

 

OSMANLI’DAN KALAN MİRAS

Adım adım kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlıdan kalan mirası sıralayalım:

Ekonomik durum içler acısı bir halde.

Kapitülasyonlar belimizi bükmüş.

Duyun-u Umumiye devlet içinde devlet durumunda.

Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz.

Şeker, un hatta kiremit bile dışarıdan geliyor.

Avrupa için açık pazar halindeyiz.

Toplam sanayi kuruluşu 282 adet. Bunların yalnızca %9'u devlete ait.

Bu kuruluşlardaki emek ve sermayenin %15'i Türklerin, % 85'i yabancıların ve azınlıkların.

Madenler, limanlar, demiryolları yabancıların elinde.

Sanayinin ağırlığını gıda, dokuma ve dericilik oluşturuyor.

Osmanlı'dan sadece dört fabrika kalmış: Hereke ipek dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri fabrikaları.

İktisatçımız, mühendisimiz yok denecek kadar az. Elektrik sadece İstanbul ve İzmir gibi, büyük kentlerde kısıtlı olarak var.

Çocukların sadece 1/4'i okula gidebiliyor.

Halk cahil. Erkeklerin % 93'ü, kadınların % 99'u okuma yazma bilmiyor.

Toplam 4770 ilkokul, 72 ortaokul ve 23 lise var.

İlkokullarda 337.618, ortaokullarda 5905 ve liselerde toplam 1241 öğrenci öğrenim görüyor.

Ortaokulda 543, liselerde ise 230 kız öğrenci var.

Medreseler askerden kaçma yeri ve bağnazlık yuvası olmuş. Hurafeler din diye öğretiliyor.

Medreselerde Türkçe yasak.

Ülkede bir üniversite (darülfünun) var. Bu kurum da çağın özelliklerinden uzak bir halde.

Akıl ve bilim unutulmuş.

Basılan ve okunan kitap sayısı çok az. 1729-1830 yıllarında Osmanlı'da basılan kitap sayısı 180; aynı sürede Batı'da basılan kitap sayısı 90.000. 

Kitap yok, kütüphane yok, müze yok, resim yok, heykel yok, tiyatro yok, spor yok

Halkı aydınlatacak, bilinçlendirecek, eğitecek kurumlar yok. Halk adeta kendi kaderine ve cami imamının, tarikat şeyhinin, medrese ehlinin, bilgisine terk edilmiş durumda. Akılcı ve bilimsel düşünce yok.

Halkta tarih bilinci yok. Tarih denince peygamberlerin ve padişahların hayat hikâyesi anlaşılıyor. Tarihi eserler yurt dışına kaçırılıyor, kıymeti bilinmiyor.

Türkçe ihmal edilmiş. Sözcükler unutulmuş. Türkçe, Osmanlıca denilen bir dile dönüşmüş. Arapça, Farsça ve Fransızca Türkçeyi adeta istila etmiş. Arap alfabesi kullanılıyor.

4 Kasım 1920'de Balıkesir milletvekili Vehbi Bey, TBMM'de yaptığı konuşma:

“Bir kasabada yalnızca Birkaç yüz hane gayrimüslim buna karşılık binlerce hane Müslüman yaşadığı halde, gayrimüslimlerin düzenli ilkokulları, ortaokulları, yükseköğrenim görmüş öğretmenleri olduğunu görüyoruz. Müslüman nüfusun ise bir tek okulu bile yok.”

Birçok dini cemaat hayata yön vermeye çalışıyor. Mezhep çatışmaları çok fazla. Falcılar, büyücüler, şeyhler, şıhlar ayrıcalıklı konumda. Din istismarı çok yaygın.

600 yıl boyunca Türkler ihmal edilmiş. Yönetim dönme ve devşirmelere bırakılmış. Türkler devlet yönetiminden dışlanmış, sadece köylü, asker, çiftçi olabilmiş.

Paşalar, zadegânlar, kompradorlar yalılarda yaşarken; halkın büyük çoğunluğu toprak damlı, kerpiç evlerde yaşıyor.

Halk sefil, yoksul ve toplumun yarısından daha fazlası hasta. Açlık, sıtma, verem, trahom, çiçek, ishal çok yaygın.

Halkın (bulursa) yediği ekmek, bulgur; giydiği bez, çaput, paçavra…

 

Hiç yorum yok: