9 Ekim 2026 Cuma

EKİM AYININ HATIRLATTIKLARI

Ekim ayı bana hep İstiklal Harbini, Cumhuriyeti ve Kemalist ihtilali (darbe) ve inkılapları (devrimler) hatırlatır.

29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilan edildiği gün ama 29’ekim’in öncesi de var, sonrası da…

Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardığında amacının “milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!” olduğunu Büyük Nutkunun başında ifade etmiştir.

Samsun’a ayak bastıktan sonraki çalışmaları iyi tahlil edilirse amacın Cumhuriyet olduğu anlaşılır. Bazı örnekler verelim:

Havza Genelgesi: İzmir’den sonra devam eden Manisa ve Aydının işgâli, tehlikelidir. Vatan sınırlarının bütünlüğü için, milli tepkiler daha canlı tutulmalı. Milletin katlanamayacağı bu işgâllere bir son verilmeli

Amasya Genelgesi: Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Erzurum Kongresi: Kuva-i Milliye'yi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.

Sivas Kongresi:  Kuva-i Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır. Manda ve himaye kabul olunamaz.”

Genelgelerdeki ifadelere ve kongrelerde alınan kararlara bakılınca Mustafa Kemal’in aklında Cumhuriyet olduğu anlaşılır. Buna rağmen Mustafa Kemal’in etrafındaki mücadele arkadaşlarının birçoğu amacın saltanatın ve hilafetin korunması ve kurtarılması için yapıldığını sanmaktadır.

Mustafa Kemal ‘in esas niyetinin ne olduğunu ise Mazhar Müfit Kansu bilmektedir.  Erzurum Kongresi günlerinde (7-8 Temmuz 1919 sabaha karşı) gizli bir konuşma sırasında şu notu yazmasını Mazhar Kansu’dan istemiştir: Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince işlem yapılacaktır.

 23 Nisan 1920 tarihinde “…milletimizin iç ve dış tam istiklâl içinde kaderini bizzat eline aldığını ve idare etmeğe başladığını bütün cihana ilân ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi...” açılır böylece Cumhuriyet fiilen kurulmuş olur.

Meclis-i Mebusan gitmiş yerine Büyük Millet Meclisi gelmiştir. 

Sıra saltanatın kaldırılmasındaydı.

1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilen 308 numaralı kanun ile gerçekleşti.

TBMM’nin toplanması ve saltanatın kaldırılması ile bir İhtilal gerçekleşmiş oldu. Sonra sıra zaferlere ve devrimlere gelecekti.

Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kazanılan zaferlerden sonra, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanır. Yok olan Osmanlı Devleti yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı bu antlaşmayla kabul edilir. Ülke artık Batı’nın her türlü kontrolünden kurtulmuş, mandalardan arınmış kendi anayasasını, yapabilir, hukuk, eğitim, kültürel konularda köklü değişiklikler yapabilir hale gelmişti.

Mustafa Kemal artık Atatürk’tü.

 Dün Mustafa Kemal olarak bir büyük ihtilalin liderliğini yapmıştı, şimdi artık Atatürk olarak inkılaplar dizisini başlatacaktı. Nitekim öyle de oldu, devrimcilik ilkesi gereği artarda devrimler yapıldı.

Atatürk İdeolojisi kapsamı Türkiye’ye özgü bir ideolojidir. Diğer ülkelerin hiç birisinin ideolojilerinde bulunmayan devrimcilik ilkesi iki temel özellikten ayrı düşünmemek gerekir. Bu iki özellikten biri laiklik, diğeri geri kalmışlıktan kurtulma yolu olan ekonomik bağımsızlık ilkesidir.

Savaşın başında da sonunda da aydınların büyük çoğunluğu, geçmişte olduğu gibi, dışardan alınacak yardımlarla ülkenin kurtulacağını sanıyordu. Ekonomik bağımsızlığın alınan paralarla yok olduğunu idrak edemiyorlardı.

Atatürkçülüğün bir diğer özelliği ki bu büyük ölçüde unutulmuştur, geri kalmışlığın sorumluluğunu sadece ileri ülkelerin sorumluluğuna bırakmaz. Bu özellik Kemalizm’i diğer anti-emperyalizm türlerinden ayıran bir özelliktir.

Bir kurtuluş savaşı kazandıktan sonra, zamanı geçmiş geleneklere, alışkanlıklara dönerek, kendilerini ileri ülkelerin sömürüsüne izin vererek geri kalmışlıktan çıkma ihtimali yoktur. Kurtuluş savaşı ile kazanılan özgürlüğü sürekli kılma gücünü eski dönemlerden kalan bağımlılıklara dönmekle kaybederler. Atatürk devrimciliğinin esas anlamı budur.

Emperyalizme karşı yapılan savaş kazanılmış olsa bile yeterli değildir. Gerçek kurtuluş tam bağımsızlıktadır. Ülke, kendi istekleri ve kendi güçleri ile yenilenme yollarını bulmalsı gerekir. İleri ülkelerle arasındaki boşluk ancak kendi belirledikleri yollardan giderek kapatmak şarttır.  Atatürk’e göre bu istiklal savaşını kazanmış milletlerin kendi sorumluluğudur. Başka milletlerin yardımına bağlı kalanlar özgürlüklerini yitirirler.

Devrimcilik ilkesinin özü de budur.

Ne yazık ki 11 Kasım1938’den bu yana bu anlayıştan uzaklaşılmış bu sebeple bağımsızlığımız zedelenmiş ve devrimler aksamıştır. Yeniden Atatürk devrimciliğine dönme zamanı gelmiştir. Ancak bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak ilelebet payidar kalabilir.

 

Hiç yorum yok: