EKİM AYININ HATIRLATTIKLARI
Ekim ayı bana hep
İstiklal Harbini, Cumhuriyeti ve Kemalist ihtilali (darbe) ve inkılapları
(devrimler) hatırlatır.
29 Ekim 1923
Cumhuriyet’in ilan edildiği gün ama 29’ekim’in öncesi de var, sonrası da…
Mustafa Kemal, 19
Mayıs 1919’da Samsun’a vardığında amacının “milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız
şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!” olduğunu Büyük Nutkunun
başında ifade etmiştir.
Samsun’a ayak
bastıktan sonraki çalışmaları iyi tahlil edilirse amacın Cumhuriyet olduğu
anlaşılır. Bazı örnekler verelim:
Havza
Genelgesi: İzmir’den
sonra devam eden Manisa ve Aydının işgâli, tehlikelidir. Vatan sınırlarının
bütünlüğü için, milli tepkiler daha canlı tutulmalı. Milletin
katlanamayacağı bu işgâllere bir son verilmeli
Amasya
Genelgesi: Vatanın
bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı
sorumluluğu yerine getirememektedir. Milletin istiklâlini, yine milletin
azim ve kararı kurtaracaktır.
Erzurum Kongresi: Kuva-i Milliye'yi tek kuvvet olarak
tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.
Sivas
Kongresi: Kuva-i Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve
milli iradeyi hâkim kılmak esastır. Manda ve himaye kabul olunamaz.”
Genelgelerdeki
ifadelere ve kongrelerde alınan kararlara bakılınca Mustafa Kemal’in aklında
Cumhuriyet olduğu anlaşılır. Buna rağmen Mustafa Kemal’in etrafındaki mücadele arkadaşlarının birçoğu
amacın saltanatın ve hilafetin korunması ve kurtarılması için yapıldığını
sanmaktadır.
Mustafa Kemal
‘in esas niyetinin ne olduğunu ise Mazhar Müfit Kansu bilmektedir. Erzurum
Kongresi günlerinde (7-8 Temmuz 1919 sabaha karşı) gizli bir konuşma sırasında şu
notu yazmasını Mazhar Kansu’dan istemiştir: Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet
olacaktır. Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince işlem yapılacaktır.
23 Nisan 1920 tarihinde “…milletimizin iç ve
dış tam istiklâl içinde kaderini bizzat eline aldığını ve idare etmeğe
başladığını bütün cihana ilân ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi...” açılır
böylece Cumhuriyet fiilen kurulmuş olur.
Meclis-i
Mebusan gitmiş yerine Büyük Millet Meclisi gelmiştir.
Sıra saltanatın
kaldırılmasındaydı.
1 Kasım 1922
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilen 308
numaralı kanun ile gerçekleşti.
TBMM’nin toplanması
ve saltanatın kaldırılması ile bir İhtilal gerçekleşmiş oldu. Sonra sıra
zaferlere ve devrimlere gelecekti.
Mustafa Kemal
Paşa önderliğinde kazanılan zaferlerden sonra, 24 Temmuz 1923’te Lozan
Antlaşması imzalanır. Yok olan Osmanlı Devleti yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin
varlığı bu antlaşmayla kabul edilir. Ülke artık Batı’nın her türlü
kontrolünden kurtulmuş, mandalardan arınmış kendi anayasasını, yapabilir, hukuk,
eğitim, kültürel konularda köklü değişiklikler yapabilir hale gelmişti.
Mustafa Kemal
artık Atatürk’tü.
Dün Mustafa Kemal olarak bir büyük ihtilalin
liderliğini yapmıştı, şimdi artık Atatürk olarak inkılaplar dizisini
başlatacaktı. Nitekim öyle de oldu, devrimcilik ilkesi gereği artarda devrimler
yapıldı.
Atatürk İdeolojisi
kapsamı Türkiye’ye özgü bir ideolojidir. Diğer ülkelerin hiç birisinin ideolojilerinde
bulunmayan devrimcilik ilkesi iki temel özellikten ayrı düşünmemek gerekir. Bu
iki özellikten biri laiklik, diğeri geri kalmışlıktan kurtulma yolu olan ekonomik
bağımsızlık ilkesidir.
Savaşın başında
da sonunda da aydınların büyük çoğunluğu, geçmişte olduğu gibi, dışardan
alınacak yardımlarla ülkenin kurtulacağını sanıyordu. Ekonomik bağımsızlığın
alınan paralarla yok olduğunu idrak edemiyorlardı.
Atatürkçülüğün
bir diğer özelliği ki bu büyük ölçüde unutulmuştur, geri kalmışlığın
sorumluluğunu sadece ileri ülkelerin sorumluluğuna bırakmaz. Bu özellik Kemalizm’i diğer anti-emperyalizm
türlerinden ayıran bir özelliktir.
Bir kurtuluş
savaşı kazandıktan sonra, zamanı geçmiş geleneklere, alışkanlıklara dönerek, kendilerini
ileri ülkelerin sömürüsüne izin vererek geri kalmışlıktan çıkma ihtimali
yoktur. Kurtuluş savaşı
ile kazanılan özgürlüğü sürekli kılma gücünü eski dönemlerden kalan
bağımlılıklara dönmekle kaybederler. Atatürk devrimciliğinin esas anlamı budur.
Emperyalizme
karşı yapılan savaş kazanılmış olsa bile yeterli değildir. Gerçek kurtuluş tam
bağımsızlıktadır. Ülke, kendi istekleri ve kendi güçleri ile yenilenme
yollarını bulmalsı gerekir. İleri ülkelerle arasındaki boşluk ancak kendi belirledikleri yollardan
giderek kapatmak şarttır. Atatürk’e göre
bu istiklal savaşını kazanmış milletlerin kendi sorumluluğudur. Başka milletlerin
yardımına bağlı kalanlar özgürlüklerini yitirirler.
Devrimcilik ilkesinin
özü de budur.
Ne yazık ki 11
Kasım1938’den bu yana bu anlayıştan uzaklaşılmış bu sebeple bağımsızlığımız
zedelenmiş ve devrimler aksamıştır. Yeniden Atatürk devrimciliğine dönme
zamanı gelmiştir. Ancak bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet
olarak ilelebet payidar kalabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder