3 Ocak 2026 Cumartesi

 

AMERİKA’NIN YALANLARI

Attilâ İlhan, Batı’nın Deli Gömleği isimli kitabında, CIA gizli işler sorumlusunun hazırladığı Bissel raporundan özet aktarmış:

“Sistem'e dahil bir ülkede, yönetimi belirli bir şeye mecbur etmek istedi mi, 'sistem"in lideri gizli örgütleri aracılığıyla o ülkedeki yandaş ve karşıt güçleri el altından kışkırtır, iktidara karşıt olanları karşıt doğrultuda, yandaş olanları karşıtlara itekleyerek! Bu ülkede ister istemez bir kargaşa doğuracak, sonunda yıpranan iktidar, yerini 'sistem'in beğendiği türden bir başka iktidara bırakacaktır. Onun birinci işiyse elbet, 'sistem'e karşıt olan güçleri temizlemektir.”

Bu rapor, 12 Eylül darbesi öncesi karışıklıkları, çatışmaları da anlamamızı kolaylaştırıyor. Kargaşa, çatışma o boyuta ulaşıyor ki, Kenan Evren yönetimine halk kurtarıcı olarak bakıyor. Sistem’in istediği bir iktidar yönetime egemen oluyor.

Amerika, çıkarlarını korumak ve ülkeleri sömürmek ve onların kararlarına egemen olmak için sadece bu yöntemi kullanmıyor. Piyasanın kontrolü ve mali denetimler, dış yardım, politik baskı ve askeri güç kullanımı da var. Bunları hepsinin arkasında bıraktığı miras ise ölümler, göçler, kan, gözyaşı, artan yoksulluk ve sefalet… Bu yöntemlerden en kanlı olanı ise, askeri müdahaleler ve işgaller. 

ÖNCE AMERİKAN HALKI İKNA EDİLİR

Amerika’da demokrasi olduğu söylenir. Seçimler vardır ama bu seçimlerde halk büyük sermayenin CEO’larını belirler, o kadar. Gene de halkın askeri müdahaleler konusunda ikna edilmesi gerekir. Adı başkan veya senatör olan bu CEO’lar bu işi medya ile birlikte yapar. Bahaneler uydurulur, halk bunlara inandırılır.

Amerika için bahaneden çok ne var? Bugüne kadar kullandıklarından bazıları: Demokrasiyi savunmak, ABD çıkarlarını korumak, dünya lideri olmanın sorumluluklarını yerine getirmek, Sovyet tehdidini engellemek, terörizmle mücadele, diktatörlerden halkları kurtarmak, ülke dışındaki Amerikalıları korumak, nükleer ve kimyasal silahlanmayı önlemek, uyuşturucu trafiğini durdurmak…

BATI ASYA YALANLARI

Birinci körfez harekâtında Bush yönetiminin başlangıçtaki gerekçesi, olası bir Irak işgaline karşı Suudi Arabistan’ı korumak için bölgede Amerikan kuvvetlerine gerek duyulduğu oldu. Oysa hiç kimse Irak’ın Suudi Arabistan sınırına askeri yığınak yaptığını görmedi.

Bush daha sonra Saddam’ın “dünyanın bütün büyük petrol rezervlerini” kendi tekeline almasını önlemeye çalıştıklarını ileri sürdü. Bu suçlama çok yanlıştı çünkü hiçbir üretici tek başına petrol piyasasını kontrol etmesine imkân yoktu. OPEC bile bunu başaramazdı.

Beyaz Saray’ın bir gerekçesi de Irak’ın elinde nükleer ve kimyasal silahlar olduğu idi. Bunun da yalan olduğunu Amerikalı yetkililer daha sonra itiraf ettiler.

1990 yılının sonunda Amerika bazı ülkelerle birlikte Irak’a sudan bahanelerle ve esas amacını gizleyerek askeri müdahalede bulundu. Bununla da yetinmedi 2003 yılında Irak’ı tamamen işgal etti.

Amerikan’ın yalanları ortaya çıktı ama olan olmuştu. Bu müdahalelerin sonucunda Irak’ın alt yapısı, tarihi eserleri, maddi kültürü büyük ölçüde tahrip oldu. Bir milyondan fazla insan öldü. Binlerce kadının namusu ile oynandı. Açlık, sefalet arttı. İnsanlar arasında onarılması son derece zor düşmanlıklar oluştu.

Amerika, Suriye’ye müdahale etmek için iki bahane ileri sürdü: Esat bir diktatördü ve halkını öldürüyordu. Hatta bunun için kimyasal silah kullandığı bile iddia edildi. İkinci bahane ise, başta IŞİD olmak üzere terör örgütlerinin eylemlerine son vermekti. İki gerekçe de yalan. Esat ülkesini savunan bir kahraman devlet adamı. Terör örgütlerini kuran, desteleyen, silahlandıran ve eğiten Amerika’nın bizzat kendisi. Bu yalanlar Suriye’ye felaket getirdi. Yüzbinlerce insan hayatından, evinden yurdundan oldu. Yalanlar ortaya çıktı ama Amerikan askerleri ve piyonları, adı Kürdistan olan ikinci İsrail devletini kurma planları gereği, Suriye’de kalmaya devam ediyor.  

GÜNEY AMERİKA YALANLARI

Bu bölgede ABD’nin askeri müdahale için gösterdiği bahanelerin başında uyuşturucu trafiğini engellemek var.

ABD, Peru’da uyuşturucu trafiğiyle mücadele adı altında binlerce insanın hayatına mal olan bir siyasal karşı ayaklanmanın içinde yer aldı.

Beyaz Saray 1989’daki Panama işgalinin amacının Başkan Noriega’yı tutuklamak olduğuna, çünkü Noriega’nın uyuşturucu işiyle uğraştığına kamuoyunu inandırmaya çalıştı. Televizyonlar Noirega’dan “düznebaz bir yılan”, “lağım faresi” olarak söz etmeye başladı. Bu gerekçe ile ABD askerleri Noriega’nın peşine düşmekle kalmadı; Panama City’de Noirega’ya büyü destek veren işçi semtlerini bombaladı ve buraları zorla boşalttı. Binlerce insanı tutuklattı. Üniversiteleri, sendikaları sol düşüncede olanlardan arınırdı. Zengin kompradorların öncülüğünde yeni bir hükümet kurdu. Esas bu kompradorlar gırtlaklarına kadar uyuşturucu işine batan kimselerdi.

Bolivya’da 1947-1952 yılları arasında çoğu maden ve tarım işçisi 30 000 kişi ABD’nin desteklediği cunta tarafından katledildi.  Che Guavera 1967 yılında Bolivya ve CIA ajanları tarafından Bolivya’da kurşuna dizilip öldürüldü.

1980 yılında ise, CIA Bolivya’da demokratik yollarla iktidara gelmiş olan devrimci hükümetin devrilmesine ve yerine kendi emellerine evet diyecek bir cuntanın geçmesine yardımcı oldu. Kitlesel tutuklamalar, işkenceler, cinayetler birbirini takip etti. Bu darbe tarihe “Kokain Darbesi” olarak geçti.

1954 yılında Guetamal’daki mevcut hükümet United Fruit Company’e ait toprakları millileştirdi. CIA devreye girdi ve demokratik bir seçimle işbaşına gelmiş hükümeti askeri bir darbe ile düşürdü. Bu darbeden sonra 40 yıl boyunca istikrarsızlık ve vahşet dönemi yaşandı. Amerika’nın organize ettiği terör ve ölüm mangaları 30 yıl içinde 100 000 kişiyi katletti.

Amerika’da bahane tükenmez. Dominik’teki askeri cuntanın devrileceğini anlayan Lyndon Johnson “Amerikalıların hayatını korumak” için Amerikan askerlerini bu ülkeye gönderdi. Bu ülkede çok sayıda Amerikalı vardı ve bunların hayatı da tehlike değildi. Bunar rağmen 23 000 Amerikan askeri adada 5 ay kaldı ve halk yararına olacak değişim engellenmiş oldu.

1983 yılında Reagan Granada’yı benzer bahanelerle işgal etti. Tıp Fakültesinde okuyan Amerikalı öğrencilerin hayatının tehlikede olduğu ileri sürüldü. Aslında onlar için herhangi bir tehlike yoktu ama asıl gerekçe başkaydı. Devrimci New Jewel harekati parasız ilk ve orta öğretimi, sağlık kliniklerini ve muhtaç kişilere gıda yardımıyla birlikte bir dizi eşitlikçi reform başlatmıştı. Hükümet, kullanılmayan arazileri tarım kooperatiflerine kiraya vermeye başlamıştı.  İşgalden sonra bu programlar rafa kalktı ve yoksulluk diz boyuna yükseldi. Gelişme engellenmiş oldu.

Amerikan yalanlarının sonu yok. Vietnam, Küba, Kolombiya, Libya, Mısır ve daha pek çok ülke çeşitli bahanelerle ya işgal edildi ya da CIA organizasyonları ile kana bulandı.

“TARİHİ TOPLUMLAR YAPAR”

Allande ölmeden önce radyo konuşmasında şöyle demişti: “Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Ve onlara, binlerce Şilili’nin tertemiz vicdanına serptiğimiz tohumların kuruyup gitmeyeceğinden şüphem olmadığını söyleyeceğim. Güçlüler ve bize üstün gelecekler, ancak toplumsal dönüşümler ne suçla ne de güçle bastırılabilir. Tarih bizimdir, tarihi toplumlar yapar.”

Ve toplumların kurduğu yeni dünyada Amerika yalanlarla, bahanelerle mazlum milletlere artık saldıramayacak.

 Atatürk’ün ”…insanlığa müteveccih fikir hareketi er geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabût edecektir” günlere doğru gidiyoruz ama yavaş yavaş...

 

Hiç yorum yok: