AMERİKA’NIN YALANLARI
Attilâ İlhan, Batı’nın Deli Gömleği isimli kitabında, CIA
gizli işler sorumlusunun hazırladığı Bissel raporundan özet aktarmış:
“Sistem'e dahil bir
ülkede, yönetimi belirli bir şeye mecbur etmek istedi mi, 'sistem"in
lideri gizli örgütleri aracılığıyla o ülkedeki yandaş ve karşıt güçleri el
altından kışkırtır, iktidara karşıt olanları karşıt doğrultuda, yandaş olanları
karşıtlara itekleyerek! Bu ülkede ister istemez bir kargaşa doğuracak, sonunda
yıpranan iktidar, yerini 'sistem'in beğendiği türden bir başka iktidara
bırakacaktır. Onun birinci işiyse elbet, 'sistem'e karşıt olan güçleri
temizlemektir.”
Bu rapor, 12 Eylül darbesi öncesi karışıklıkları,
çatışmaları da anlamamızı kolaylaştırıyor. Kargaşa, çatışma o boyuta ulaşıyor
ki, Kenan Evren yönetimine halk kurtarıcı olarak bakıyor. Sistem’in istediği
bir iktidar yönetime egemen oluyor.
Amerika, çıkarlarını korumak ve ülkeleri sömürmek ve onların
kararlarına egemen olmak için sadece bu yöntemi kullanmıyor. Piyasanın kontrolü
ve mali denetimler, dış yardım, politik baskı ve askeri güç kullanımı da var.
Bunları hepsinin arkasında bıraktığı miras ise ölümler, göçler, kan, gözyaşı,
artan yoksulluk ve sefalet… Bu yöntemlerden en kanlı olanı ise, askeri
müdahaleler ve işgaller.
ÖNCE AMERİKAN HALKI İKNA EDİLİR
Amerika’da demokrasi olduğu söylenir. Seçimler vardır ama bu
seçimlerde halk büyük sermayenin CEO’larını belirler, o kadar. Gene de halkın
askeri müdahaleler konusunda ikna edilmesi gerekir. Adı başkan veya senatör olan
bu CEO’lar bu işi medya ile birlikte yapar. Bahaneler uydurulur, halk bunlara
inandırılır.
Amerika için bahaneden çok ne var? Bugüne kadar
kullandıklarından bazıları: Demokrasiyi savunmak, ABD çıkarlarını korumak,
dünya lideri olmanın sorumluluklarını yerine getirmek, Sovyet tehdidini
engellemek, terörizmle mücadele, diktatörlerden halkları kurtarmak, ülke
dışındaki Amerikalıları korumak, nükleer ve kimyasal silahlanmayı önlemek,
uyuşturucu trafiğini durdurmak…
BATI ASYA YALANLARI
Birinci körfez harekâtında Bush yönetiminin başlangıçtaki
gerekçesi, olası bir Irak işgaline karşı Suudi Arabistan’ı korumak için bölgede
Amerikan kuvvetlerine gerek duyulduğu oldu. Oysa hiç kimse Irak’ın Suudi
Arabistan sınırına askeri yığınak yaptığını görmedi.
Bush daha sonra Saddam’ın “dünyanın bütün büyük petrol
rezervlerini” kendi tekeline almasını önlemeye çalıştıklarını ileri sürdü. Bu
suçlama çok yanlıştı çünkü hiçbir üretici tek başına petrol piyasasını kontrol
etmesine imkân yoktu. OPEC bile bunu başaramazdı.
Beyaz Saray’ın bir gerekçesi de Irak’ın elinde nükleer ve
kimyasal silahlar olduğu idi. Bunun da yalan olduğunu Amerikalı yetkililer daha
sonra itiraf ettiler.
1990 yılının sonunda Amerika bazı ülkelerle birlikte Irak’a sudan
bahanelerle ve esas amacını gizleyerek askeri müdahalede bulundu. Bununla da
yetinmedi 2003 yılında Irak’ı tamamen işgal etti.
Amerikan’ın yalanları ortaya çıktı ama olan olmuştu. Bu
müdahalelerin sonucunda Irak’ın alt yapısı, tarihi eserleri, maddi kültürü
büyük ölçüde tahrip oldu. Bir milyondan fazla insan öldü. Binlerce kadının
namusu ile oynandı. Açlık, sefalet arttı. İnsanlar arasında onarılması son
derece zor düşmanlıklar oluştu.
Amerika, Suriye’ye müdahale
etmek için iki bahane ileri sürdü: Esat bir diktatördü ve halkını öldürüyordu.
Hatta bunun için kimyasal silah kullandığı bile iddia edildi. İkinci bahane
ise, başta IŞİD olmak üzere terör örgütlerinin eylemlerine son vermekti. İki
gerekçe de yalan. Esat ülkesini savunan bir kahraman devlet adamı. Terör
örgütlerini kuran, desteleyen, silahlandıran ve eğiten Amerika’nın bizzat
kendisi. Bu yalanlar Suriye’ye felaket getirdi. Yüzbinlerce insan hayatından,
evinden yurdundan oldu. Yalanlar ortaya çıktı ama Amerikan askerleri ve
piyonları, adı Kürdistan olan ikinci İsrail devletini kurma planları gereği,
Suriye’de kalmaya devam ediyor.
GÜNEY AMERİKA YALANLARI
Bu bölgede ABD’nin askeri müdahale için gösterdiği
bahanelerin başında uyuşturucu trafiğini engellemek var.
ABD, Peru’da uyuşturucu trafiğiyle mücadele adı altında
binlerce insanın hayatına mal olan bir siyasal karşı ayaklanmanın içinde yer
aldı.
Beyaz Saray 1989’daki Panama işgalinin amacının Başkan
Noriega’yı tutuklamak olduğuna, çünkü Noriega’nın uyuşturucu işiyle uğraştığına
kamuoyunu inandırmaya çalıştı. Televizyonlar Noirega’dan “düznebaz bir yılan”,
“lağım faresi” olarak söz etmeye başladı. Bu gerekçe ile ABD askerleri
Noriega’nın peşine düşmekle kalmadı; Panama City’de Noirega’ya büyü destek
veren işçi semtlerini bombaladı ve buraları zorla boşalttı. Binlerce insanı
tutuklattı. Üniversiteleri, sendikaları sol düşüncede olanlardan arınırdı.
Zengin kompradorların öncülüğünde yeni bir hükümet kurdu. Esas bu kompradorlar
gırtlaklarına kadar uyuşturucu işine batan kimselerdi.
Bolivya’da 1947-1952 yılları arasında çoğu maden ve tarım
işçisi 30 000 kişi ABD’nin desteklediği cunta tarafından katledildi. Che Guavera 1967 yılında Bolivya ve CIA
ajanları tarafından Bolivya’da kurşuna dizilip öldürüldü.
1980 yılında ise, CIA Bolivya’da demokratik yollarla
iktidara gelmiş olan devrimci hükümetin devrilmesine ve yerine kendi emellerine
evet diyecek bir cuntanın geçmesine yardımcı oldu. Kitlesel tutuklamalar,
işkenceler, cinayetler birbirini takip etti. Bu darbe tarihe “Kokain Darbesi”
olarak geçti.
1954 yılında Guetamal’daki mevcut hükümet United Fruit
Company’e ait toprakları millileştirdi. CIA devreye girdi ve demokratik bir
seçimle işbaşına gelmiş hükümeti askeri bir darbe ile düşürdü. Bu darbeden sonra
40 yıl boyunca istikrarsızlık ve vahşet dönemi yaşandı. Amerika’nın organize
ettiği terör ve ölüm mangaları 30 yıl içinde 100 000 kişiyi katletti.
Amerika’da bahane tükenmez. Dominik’teki askeri cuntanın
devrileceğini anlayan Lyndon Johnson “Amerikalıların hayatını korumak” için
Amerikan askerlerini bu ülkeye gönderdi. Bu ülkede çok sayıda Amerikalı vardı
ve bunların hayatı da tehlike değildi. Bunar rağmen 23 000 Amerikan askeri
adada 5 ay kaldı ve halk yararına olacak değişim engellenmiş oldu.
1983 yılında Reagan Granada’yı benzer bahanelerle işgal
etti. Tıp Fakültesinde okuyan Amerikalı öğrencilerin hayatının tehlikede olduğu
ileri sürüldü. Aslında onlar için herhangi bir tehlike yoktu ama asıl gerekçe
başkaydı. Devrimci New Jewel harekati parasız ilk ve orta öğretimi, sağlık
kliniklerini ve muhtaç kişilere gıda yardımıyla birlikte bir dizi eşitlikçi
reform başlatmıştı. Hükümet, kullanılmayan arazileri tarım kooperatiflerine
kiraya vermeye başlamıştı. İşgalden
sonra bu programlar rafa kalktı ve yoksulluk diz boyuna yükseldi. Gelişme
engellenmiş oldu.
Amerikan yalanlarının sonu yok. Vietnam, Küba, Kolombiya,
Libya, Mısır ve daha pek çok ülke çeşitli bahanelerle ya işgal edildi ya da CIA
organizasyonları ile kana bulandı.
“TARİHİ TOPLUMLAR YAPAR”
Allande ölmeden
önce radyo konuşmasında şöyle demişti: “Bu tarihi dönemeçte, halka olan
sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Ve onlara, binlerce Şilili’nin
tertemiz vicdanına serptiğimiz tohumların kuruyup gitmeyeceğinden şüphem
olmadığını söyleyeceğim. Güçlüler ve
bize üstün gelecekler, ancak toplumsal dönüşümler ne suçla ne de güçle
bastırılabilir. Tarih bizimdir, tarihi toplumlar yapar.”
Ve toplumların kurduğu yeni dünyada Amerika yalanlarla,
bahanelerle mazlum milletlere artık saldıramayacak.
Atatürk’ün ”…insanlığa müteveccih fikir hareketi er
geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabût
edecektir” günlere doğru gidiyoruz ama yavaş yavaş...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder