1 Mart 2025 Cumartesi

 

PKK KAYBRETMEDİ KAZANDI

ABD’nin derin adamı Graham Fuller diyor ki, “…PKK’nın çökertilmesi, Kürt sorununun bitmesi anlamına gelmiyor, Kürt sorunu, temelde, Kürt kimliğinin tanınması, ifade edilmesi talebedir.”

Kürt kimliğinin tanınması görevini ise Amerika PKK’ya ve onun uzantısı olan siyasi partilere vermişti 

Son gelişmeler iyi değerlendirildiğinde şu gerçek anlaşılıyor: Amerika’nın daha doğrusu Batı emperyalizminin 100 yılı aşkın bir süredir yürüttüğü çalışmalar meyvesini vermiş ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ve Türk kamuoyunun bir kısmı ülke içinde iki ayrı millet yaşadığını, DEM’in Kürtlerin siyasi örgütü ve temsilcisi olduğunu ve PKK’nın da Kürtlerin silahlı gücü olduğunu kabul etmiştir. 

Bu durum ne yazık ki, PKK’nın kahraman ordumuzca bitme noktasına getirmesine rağmen olmuştur. 

İki milletli devletin sonu bölünmedir. Emperyalizm milli devletleri tam da böyle parçalamaktadır. 

Bu anlayış Lozan’ın reddidir ve Sevr’e davetiyedir.

Emperyalizm, Lozan’da başaramadığını PKK’yı kullanarak başarmıştır. PKK’nın silahlı mücadelesine artık gerek kalmamıştır. PKK da artık silahlı mücadele yürütecek durumda değildir.  

Bundan sonrası emperyalizmin yumuşak güçlerine kalmıştır. Göründüğü kadarıyla onlarda kendilerine verilen görevi şimdilik başarı ile yerine getirmektedir.

Dün Sakarya’da, Dumlupınar’da, Lozan’da emperyalizme tokatı nasıl attıysak, yakında benzer tokatı tekrar atacağımızdan eminim. Sorumlulardan elbette hesap sorulacaktır.

Türk milletinin kahraman ve uyanık evlatlarına inancım tamdır.

Şu da unutmamalıdır; “Son gülen iyi güler”.

27 Şubat 2025 Perşembe

 ÖCALAN’IN DEĞİL AMERİKA’NIN ÇAĞRISI

Öcalan’ın çağrısı aslında Amerika’nın Türkiye’ye bir dayatmasıdır. PKK’yı kuran, silahlandıran, yöneten esas olarak Amerika’dır. Öcalan’ın PKK üzerinde herhangi bir otoritesi yoktur. Amerika’ Türkiye’den ne istediğini Öcalan’ın ağzında dile getiriyor.
Bu onun bir yöntemidir; daha önce de nasıl bir Türkiye arzu ettiğini Graham Fuller isimli CIA ajanı aracılığıyla duyurmuştu. Aslında bu duyurular Amerika’nın bize dayatmalarıdır. Ne diyor Fuller okuyalım:
“…Türkiye nüfusunun iç yapısı geçmişte, genel olarak açıkça kabul edilmeyen bir şekilde, çok ‘etnik’ görünüyor: Türkiye ‘çok’ etnik unsurlu, çok ‘dinli’ bir toplumun sorunlarını nasıl halledeceğini sorusuyla uğraşıyor.”
“…evet! Türkiye çok ‘etnik’ bir ülkedir ve bu gerçeği kabul etmelidir; bu gerçeğin kabulü daha gürbüz, çekici ve başarılı ‘yeni’ bir Türk devletinin başlangıcı olabilir…”
“…Türkiye, Kürt sorununu ve siyasette İslâm sorununu ‘demokratik yollardan’ çözmelidir.”
“…PKK’nın çökertilmesi, Kürt sorununun bitmesi anlamına gelmiyor, Kürt sorunu, temelde, Kürt kimliğinin tanınması, ifade edilmesi talebedir.”
Amerika, PKK’ya iki görev yüklemişti: Birinci ve esas görevi, Kürt kimliğini Türkiye kamuoyuna ve devlet yetkililerine kabul ettirmek.
İkincisi, silah kullanarak ve terör yaratarak Türkiye’nin Güneydoğu’sunda Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine son vermek ve Batı emperyalizminin 1900’li yıllardan beri kurmak istediği kukla devlet Kürdistan’a toprak sağlamak.
Amerika, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk Emniyet Teşkilatı’nın özellikle 2014 yılı, temmuz ayından itibaren yürüttüğü silahlı mücadele sonunda PKK’nın ikinci görevini yerine getiremeyeceğini anladı, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’ne bu çağrıyı yaptı.
PKK kendisine verilen esas görevi ise başarı ile tamamladı, Öcalan’ın çağrısı bu başarının sonucudur.
Bu çağrıyı Süleyman Sıtkı Önder’in şu açıklamasıyla birlikte değerlendirmek lazım: “Pratikte PKK’nın silahları bırakması, kendini feshi, hukuki boyutların tanınmasını gerektirir.”
Hukuki boyutların tanınmasından amaç, Türkiye Cumhuriyeti’nin tek milletli milli devlet olma özelliğinden vazgeçmesidir.
Binali Yıldırım’ın çağrının hemen arkasında Anayasadaki vatandaşlık tarifinin değişmesi gerekir demesi durumun vahametini gösteriyor. Graham Fuller’in yani Amerika’nın isteği de tam da budur.
Türkiye’yi bölme projesinin gerçekleşmesi için önce Türk milletinin Türk-Kürt diye bölünmesi gerekiyordu. Geldiğimiz noktada bunun gerçekleşmek üzere olduğunu görüyoruz. İki milletli devletin sonu önce özerk yönetimler, arkasından iki devlete ayrılmadır.
Güneydoğumuzun bizden koparılmasına Türk milletinin izin vermeyeceğini bildikleri için, “sakaldan kıl koparma taktiği” uyguluyorlar. Bir insanın sakalını bir günde yolmaya kalkarsanız, büyük tepki alırsınız ama her gün bir kıl koparırsanız, bir kıl için tepki almazsınız; bir süre sonra adam sakalsız kalır.
İlk olarak Anayasa değiştirilir, mahalli idarelerin yetkileri artırılır, eğitim yerel yönetimlere verilir, anadilde eğitim serbest hale getirilir, yerel yönetimlerin gelir kaynakları artırılır, mali özerklik verilir, bazı iller bir araya getirilerek güneydoğuda bir eyalet oluşturulur ve bu bölgeye yerel özerklik verilir. Daha sonra, Irak, Suriye ve Türkiye’deki yerel yönetimler bir federasyon altında birleştirilir ve devlete dönüştürülür.
Irak’ta ve Suriye’de fiilen iki özerk yönetim oluşmuş durumdadır. Bu iki özerk bölgeye Güneydoğu Anadolu’da kurulması düşünülen özerk yönetim katılırsa Sevr hortlamış olur.
10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr Anlaşmasının 62, 63 ve 64. maddelerinde, bu istek, daha açık şekilde ortaya konulmuştur. Sevr antlaşmasına göre Fırat’ın doğusunda İtilaf devletlerinin kontrolünde mahalli muhtariyet oluşturulacak; bir yıl sonra ise Kürt ahali eğer isterse ve Cemiyeti Akvam da onaylarsa Türkiye bu bölgede hiçbir hak iddia etmeyecekti. Yani Fırat’ın doğusu Türkiye’den koparılıp alınacaktı. Böylece kukla Kürdistan kurulacaktı.
Bu çağrıdan anlaşılıyor ki, amaçlarına silahlı güçleri kullanarak ulaşamayan Batı emperyalizmi bu çağrı ile yeni bir aşamayı başlattı. Sert güç olarak kullandığı PKK’yı feshetmiş gibi gösterecek ve yumuşak güçlerin faaliyetlerini hızlandıracak ve sonuca yumuşak güçler aracılığı ile gidecek.
Kimdir bu yumuşak güçler derseniz sıralayalım: Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, gazeteler, televizyonlar, akademisyenler, sosyal medya grupları ve troller.
Emperyalist güçler, bunları kullanarak ve sakaldan kıl koparma taktiği uygulayarak Türkiye’yi bölecekler, tabii güçleri yeterse.
Sert güç ile başaramadıklarını yumuşak güçle de başaramayacaklar. Biz Türk milletine güveniyoruz. Onun milli güçleri birleşecek ve Sevr’e doğru giden süreci siyaseten durduracaktır.
Gafillere ve hainlere Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatalım:
Atatürk bir coğrafya kitabında şunları yazmış:
“Türkiye bugün yalnız Türklerin yerleşmiş olduğu araziden mürekkeptir. Türk olmayanlar, Türklüğe yabancı olanlar vatan haricinde kalmış veya çıkarılmış bu suretle milli birlik temin edilmiştir. Fakat birçok Türk vatandaşımız Lozan müdahalesiyle çizilen yeni hudutlarımız haricinde kalmıştır. Türkiye’de ekalliyet teşkil eden unsurlar Rumlar, Ermeniler ve Musevilerden ibarettir.”
Ve bir konuşmasında da şöyle diyor:
“Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri, propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar birkaç düşman aleti, mürteci, beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde elemden başka bir tesir hasıl etmemiştir.”
“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı; hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”
Ve son söz:
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Eyup S. Karakaş

13 Şubat 2025 Perşembe

 Nazmi haklı, Amasya Türk tarihinde önemli bir yere sahip. Osmanlı padişahlarının birçoğu burada yaşamış ve görev yapmış. Amasya, bunun için "şehzadeler şehri" olarak biliniyor. Bu şehzadeler arasında Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıd da var. I. Beyazıt'ın Timur'a yenilmesi sonrası başlayan fetret devrinde, Çelebi Mehmet Amasya'ya yerleşir ve mücadelesini buradan yürüterek, birliği sağlar ve padişah olur.

Atatürk Amasya'ya gelmeden önce 25 Mayıs 1919'da Havza'ya gelir. Burada büyük bir miting düzenler. 28 Mayıs'ta bir genelge yayınlar. Bu genelge ile milli şuur uyandırılarak halkın işgallere karşı direnmesi ve dağınık askeri birliklerin toparlanması amaçlanmıştır.

Atatürk Amasya'ya 5 kere gelir. Amasya Tamimi ilk gelişinde yayınlanır. 12 Haziran'da Amasya'ya gelen Atatürk, 21 Haziran'da Saraydüzü Kışlası'nda  kumandanları toplar ve bu tarihte görüşmeler başlar. 22 Haziran sabahına kadar görüşmeler devam eder ve sonuçta Amasya Tamimi hazırlanır ve yayınlanır.

Toplantıya Mustafa Kemal Paşa’den başka Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay, Refet Bey ve bazı daha düşük rütbeli subaylar katılmış. Kazım Karabekir Paşa Cafer Tayyar Bey, Mersinli Cemal Paşa da toplantıya telgraf başında katılmışlar. 

A couple of men standing in front of a building

AI-generated content may be incorrect.

Saraydüzü Kışlası

Amasya Tamimi'nin ilk maddesinin başlangıcı şöyle:

"1- Vatanın tamamı, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet merkezi İtilaf Devletleri'nin etkisi ve denetimi altında bulunduğundan, sahip olduğu sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi adı var, kendi yok durumuna düşürüyor.

"Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Milletin durumunu ve davranışını göz önünde bulundurarak haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir milli heyetin varlığı gerekmektedir. Bunun için her taraftan vuku bulan teklif ve milli istek üzerine Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Amasya'da çok kalmaz, Sivas üzerinden Erzurum'a gider ve Erzurum kongresini toplar.

Amasya Tamimi anısına Yavuz Sultan Selim meydanında, 1981 yılında Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından  Atatürk Anıtı yapılmış. Heykelde Atatürkten başka diğer paşalar, askerler ve amasya halkını temsil eden kişiler var. 

A statue of a person on a horse with many flags

AI-generated content may be incorrect.

Amasya Tamimi Heykeli 

 

A statue of people with flags

AI-generated content may be incorrect.

Amasya Tamimi Heykeli

 

Osmanlı döneminden kalan çok sayıda eser var. Bunlardan gördüklerimizi anlatalım:

GÜMÜŞLÜ CAMİİ

Caminin ilk yapım tarihi 1326, yaptıranı Taceddin Mahmud Çelebi’dir. Cami 1688 yılında bir kez daha onarımdan geçirilmiştir. Camiye bugün kullanılan adı bu onarımı gerçekleştiren Gümüşlüzade İbrahim Bey isminden geliyor, Onarımdan bu yana camiye Gümüşlü Camii deniyor.

 

image.jpeg

Gümüşlü Camii

MEHMET PAŞA CAMİİ

Mehmet Paşa Cami; 1486 yılında II.Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmet’in Lala’sı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

A building with arches and trees

AI-generated content may be incorrect.

Mehmet Paşa Camii

HATUNİYE CAMİİ

II. Bayezid’in eşi Bülbül Hatun tarafından 1510 senesinde yaptırılan külliyenin içerisinde yer alır. Fotoğrafta Yeşilırmak'ın karşı kıyısında cami ve yanındaki hamam görülüyor.

A river with a flag on it

AI-generated content may be incorrect.

Hatuniye camii ve yanında Yıldız hamamı

II. BÂYEZİD KÜLLİYESİ

1485-1486 yılları arasında Osmanlı Sultanı II. Bâyezid’in talimatıyla Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Külliye ilk inşa edildiğinde; imaret olarak bilinen yapı, mut’ime-hâne (yemekhane), matbah (mutfak), kiler, fırın ve ahır olmak üzere beş ayrı bölümden oluşmakta iken; günümüze cami, medrese ve imaret kısımları ulaşmıştır.

A building with many arches and columns

AI-generated content may be incorrect.

Bayezid Camii

A building with a tower and a lawn

AI-generated content may be incorrect.

Beyazıd Camii ve Tarihi Çınar

AMASYA SAAT KULESİ VE HELKIS KÖPRÜSÜ


Amasya’nın merkezinde, Yeşilırmak'ın üzerinde yer alan Helkıs Köprüsü’nün yanında inşa edilen Amasya Saat Kulesi, 1865 senesinde şehrin yöneticisi olan Şair Ziya Paşa'nın emriyle yapılmıştır. 

Saat Kulesi.JPG

Helkıs Köprüsü ve Saat Kulesi



AMASYA (1)

Sabuncuoğlu’ndan bahsedince Amasya’dan söz etmemek olmaz. Ancak birkaç saat görebildiğimiz Amasya’yı kendi çektiğim fotoğraflar eşliğinde anlatmaya çalışacağım:

Amasya, Hititlerden zamanımıza kadar çok sayıda medeniyetin geliştiği, çok sayıda devletin egemenliğinde kaldığı bir yerleşim birimi. 1071’den sonra Türklerin egemenliğine girmiş ve Türk-İslam medeniyetine büyük katkılar sunmuş.

Selçuklulardan sonra Osmanlı devleti burayı yönetmeye başlamış. Çok sayıda şehzade burada yaşayarak tecrübe kazanmış. Bu nedenle Amasya’ya “Şehzadeler Şehri” deniyor.

Dünyanın ilk coğrafyacısı kabul edilen Strabon, kendi kentini şöyle anlatıyor: 

“… Benim kentim içinde İris (Yeşilırmak) nehrinin aktığı geniş ve derin bir vadide kurulmuştur. İnsan emeği buraya hem kent, hem kale karakterini kazandırmıştır. Çünkü burası çok yüksek ve sarp kayalardan oluşmakta ve bu kaya kütleleri dimdik bir biçimde nehre doğru inmektedir... Ve nehrin sahilinde kentin kurulmuş olduğu bölümünde bir duvar ve her iki tarafta da sivri tepelere doğru uzanan duvarlar vardır. Kayadan oluşan bu tepeler iki tane olup doğal bir şekilde muhteşem birer kule gibi yükselmektedir. Bu çevre içinde kralların hem sarayları hem de mezar anıtları bulunmaktadır. Her ne kadar şimdi bir eyalet ise de Amaseia (Amasya) bir zamanlar krallara aitti...”

 

A statue of a person at a table

AI-generated content may be incorrect.

 

Strabon’un Yeşilırmak kıyısındaki heykeli

Strabon’un yazdığı gibi; Sivas Suşehri’nden doğan Yeşilırmak Samsun’un Çarşamba kazasında deniz dökülür ve bu yolculuğu sırasında Amasya'dan geçer ve kent merkezini ikiye ayırır.

 

 

A building next to a body of water

AI-generated content may be incorrect.

Yeşilırmak

Yeşilırmak’ın kuzey kıyısındaki yamaçlarda çok sayıda kaya mezarı var. Pontus Kral Kaya Mezarları 2015 yılında UNESCO “Dünya Mirası Geçici Listesi” ne kabul edilmiş. Amasya’nın Pontus Krallığı’nın başkenti olmasıyla birlikte, dağın güney yamacına anıtsal kaya mezarları inşa edilmiştir. İlk beş Pontus kralına ait olan ve anıtsal ölçülerde düzenlenen mezarlar ana kayadan galerilerle ayrılarak U biçiminde oyulmuşlar. Kaya mezarları; dünyada kaya mezarı geleneğinin seçkin örnekleri arasında kabul edilir.

 

A cave building in a mountain

AI-generated content may be incorrect.

Kral mezarları

 

image.jpeg

Kaya mezarları ve Yeşilırmak kenarındaki Amasya’ya has evler.

Biraz da Alçak Köprü ’den söz edelim. Roma Devleti’nin Amasya’da hüküm sürdüğü dönemde Yeşilırmak üzerine inşa edilmiş, düzgün kesme taşlardan dört yüksek kemer üzerine yapılmış. Zamanla ayakları ırmağın içine gömülerek yalnızca köprü bölümü yüzeyde kalmış. Osmanlı Devleti döneminde yeniden inşa edilmiş. Günümüzde de kentin iki yakasını birbirine bağlamaya devam ediyor.

 

A bridge over a river with buildings in the background

AI-generated content may be incorrect.

Yeşilırmak, Alçak Köprü ve Amasya evleri.

 

Yeşilırmak kıyısında görülmeye değer çok güzel evler var. Kendine özgü mimari geleneğe sahip olan bu evler Osmanlı döneminde yapılmış ve günümüze kadar ulaşabilmiş. Bitişik şekilde sıralanan evler, haremlik ve selamlık olarak ayrılmıştır. Roma döneminden kalma surların üzerinde, ahşap malzemeden yapılmış ve beyaza boyanmış haliyle çok güzel bir görüntü sunuyor.

A river with houses on the side

AI-generated content may be incorrect.

Yalıboyu Evleri ve Yeşilırmak

Amasya'ya devam edeceğim; az sonra...

12 Şubat 2025 Çarşamba

 Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar zamanında farklı şehirlerde darüşşifâlar yapılmış. Bunlardan en eski olanı Kayseri'deki Gevher Nesibe Darüşşifâsı. Amasya'daki şifahane de Osmanlı öncesi yapılmış. Şerafettin Sabuncuoğlu  Amasya'da yaşadığı için onun şifahaneye onun adı verilmiş. 


Osmanlı döneminde 8 şifahane yapılmış; beşi İstanbul^da, diğerleri Edirne, Manisa ve Bursa'da Bunlardan en büyüğü İstanbul'daki Fatih Darrüşifâsı ama ne yazık ki depremlerle yıkılmış ve günümüze ulaşmamış. Edirne'de olanı ben de görmüştüm. 


6 sene önce Samsun'dan Kayseri'ye dönerken yolu uzattık ve Amasya'ya uğradık. Şerafettin Sabuncuoğlu Şifahanesini de o zaman gezdik, gördük. Sabuncuoğlu uzun yıllar bu şifahanede çalışmış.  Bina 2011'den bu yana Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak hizmet veriyor. Cerrahiyyetü-l Haniye kitabındaki çizimlerden yola çıkarak yaptırılan 10 ayrı branştaki tıp ve cerrahi aletlerinin sergileniyor ve tedavi yöntemlerinin gösteriliyor. 

 

Sabuncuoğlu, en önemli eseri olan Cerrâhiyye-i İlhaniye'yi bitirdikten sonra İstanbul'a gitmiş ve eseri Fatih'e takdim etmiş. Kitabın en önemli özelliği, tıp tarihinde ilk defa cerrahî müdahaleleri gösteren minyatür tekniğinde yapılmış çeşitli resimler içermesi vesade bir Türkçe ile kaleme alınmış olmasıdır.


Mücerrebnâme onun bir diğer önemli eseridir. . İlk Türkçe deneysel tıp eseridir. Sabuncuoğlu bu eserde tıpta kullanılan ilaçları hazırlanış şekillerine (hap, merhem, şurup, toz, lavman, macun, yakı..) göre on yedi bölüm altında inceleyip bu ilaçları etki, endikasyon ve nasıl kullanılacağına göre düzenlemiştir. Bu ilaçları çeşitli hayvanlar, insanlar ve kendi üzerinde denemiştir


Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü olarak bu eseri yeni yazıya çevirmiştik. Ben Ortopedi dalını ilgilendiren bölümü İlahiyat Fakültesinden eski yazıyı bilen bir arkadaşla beraber yazmıştım. 


Sevgili Nazmi'nin dediği gibi bazı hastalar şifahanelerde müzikle tadavi edilmeye çalışmış ama yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi ilaç ve cerrahi tedaviler de uygulanmış. Sabuncuöğlu'nun kitabinda uyguladığı cerrahi yöntemleri minyatürlerle anlatmaya çalışmış. 


Ekte benim çektiğim fotoğraflar ve bazı minyatürlerin görüntüleri var. 


26 Ocak 2025 Pazar

 

32 YIL ÖNCE YAZDIKLARIM

Bu yazıyı 32 yıl önce yazmıştım. O günden bu yanan ne yazık ki Türkiye adım adım Sevre doğru gitti; gitmeye de devam ediyor.

Suriye’deki son gelişmeler, Batı’ emperyalizminin Sevr’i gerçekleştirmek için attığı önemli bir adımdır.

33 Yıl önce yazıp yayımladığım yazı:

 Yeni Türkeli Gazetesi Sayı:8 Yıl:1 15 Mayıs 1993

 SERV VEYA LOZAN

  “Güneydoğu Sorunu” bugün için Türkiye’ni en önemli meselesidir. Çünkü milli birliğimiz veya toprak bütünlüğümüz tehdit altındadır. Her gün bir çok vatan evladı hayatını kaybetmektedir. Cumhuriyet’in ilanından beri, M. Akif’in “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diye vasıflandırdığı vatan toprağının bir kısmı, ilk defa bu kadar ciddi bir şekilde kaybedilme tehlikesi içindedir.

 Meselenin asıl kaynağı batılı ülkelerin menfaatlerini iki yönde geliştirme istek ve çabasıdır. Bunlardan birincisi, Ortadoğu’ya dolayısıyla bu bölgedeki petrollere ve diğer yer altı zenginliklerine hakim olmak için bir kukla devlet kurma arzusu; İkincisi ise onların “Şark Meselesi” olarak isimlendirdileri sorunlarını çğzme isteğidir.

“Şark Meselesi” 19. yüzyılda emperyalist Avrupa’nın ortaya attığı politik bir terimdir. Bu meselenin aslı ise Hıristiyan Batı’nın Müslüman Türkleri Avrupa ve Anadolu’da istememeleridir…

 …Haçlı zihniyeti içerisinde Türkleri geldikleri topraklara geri gönderme çabaları başarılı olmaya başlamıştır ve 1. Cihan Harbi’nden sonra orduları Sakarya’ya kadar gelmişse de kahraman milletimiz onları bugünkü sınırlarımız dışına atmasını bilmiştir.

 Emperyalist Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğunu yıkmakta gösterdikleri başarıda İmparatorluğun içerisindeki azınlık milliyetçiliği akımlarını destekleme politikalarının büyük rolü oldu.

 KÜRTÇÜLÜK NASIL BAŞLADI

 Aynı şekilde 19. yüzyılda başlatılan “Kürtçülük İdeolojisi” de bu anlayıştan doğdu. Osmanlı Türk devletini yıkmak için bazı aşiret ve oymaklara Kürt oldukları empoze edilerek Türklerden ayrı bir millet oldukları şuurunun verilmesi bu taktik anlayıştan sonucudur.

 Kürtçülük faaliyeti içinde olanlar dün de bugün de Türk devletinin parçalamasından menfaat bekleyen kişi ve gruplardır.

 İngiltere, 1800’lü yıllardan beri Kürtçülük hareketi ile yakından ilgilenmiştir. 1800’lü yılların başından itibaren bölgeye ajanlar görevlendirerek, bölgedeki aşiretlere “farklı milliyete mensup oldukları şuurunu” vermeye başlamıştır. Bu arada yeraltı zenginliklerini de tespit etmişlerdir.

 İngilizlerin en çok uyguladıkları taktik, “böl ve yönet” taktiğidir. Bu taktiği yürütebilmek için Osmanlı İmparatorluğu içerisinde, ‘Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Kürt Teali Cemiyeti’ni ve Ermeni-Kürt işbirliğini artırmak için Hayben cemiyetini faaliyete geçirmişlerdir.

 İngiltere’nin bölgede tesirleri I. Dünya Savaşı sonrasında çok daha fazla hale gelmiştir. Loyd George 30 Ocak 1919 tarihinde Paris Konferansında Kürt meselesini gündeme getirmiş ve konferans metnine “Ermenistan, Suriye, Mezopotamya, Kürdistan, Filistin ve Arabistan Osmanlı Türk İmparatorluğundan ayrılmalıdır.” maddesini koydurmuştur.

 10 Ağustos 1920 de imzalanan Serv Anlaşmasının 62, 63 ve 64. maddelerinde, bu istek, daha açık şekilde ortaya konulmuştur. Serv antlaşmasına göre, Fırat’ın doğusunda İtilaf devletlerinin kontrolünde mahalli muhtariyet oluşturulacak; bir yıl sonra ise Kürt ahali eğer isterse ve Cemiyeti Akvam da onaylarsa Türkiye bu bölgede hiçbir hak iddia etmeyecekti. Yani Fırat’ın doğusu Türkiye’den koparılıp alınacaktı. Böylece kukla Kürdistan ve Ermenistan devleti kurulacaktı.

 Birinci Cihan Harbi’ni takip eden yıllarda ve milli mücadele yıllarında İngilizler Kürtler ile ilgili yoğun faaliyette bulunmuşlardır. Başlıca iki amaca yönelik propaganda yapmışlardır. Birincisi yöre ahalisi arasında İngiliz sempatisini geliştirmek, ikincisi Kürtler’in ayrı bir millet olduğu fikrini yaymak.

 Binbaşı Noel bu yıllarda en fazla çalışan İngiliz ajanıdır. Onun raporlarına göre bölgede bir siyasi ünite olarak Kürdistan mevcut değildir fakat zamanla gerekli zemin oluşturularak millet şuuru gerçekleşebilecektir.

 Sonuç olarak İngilizler Kürtleri menfaatleri ölçüsünde desteklemiş ve kullanmışlar menfaat beklemedikleri zaman desteklerini çekmişlerdir. Fakat işledikleri “Kürtlerin ayrı bir millet olduğu” teması yeşermiş, Türk ve Dünya kamuoyunca benimsenir hale gelmiştir.

 ABD DEVREDE

 A.B.D.nin Ortadoğu olayları ile ilgili esas faaliyetleri İkinci Cihan Harbi sonrası başlamıştır. Muhammed Molla Barzani ile İran Şahı arasındaki mücadelede Şah’a yardım etmiş 1946 da Barzani’nin yenilmesini sağlamıştır. Aynı Amerika, 1960 yılından itibaren Barzani’yi desteklemiş, Irak’taki isyana yardım etmiştir. Irak yönetiminin büyük tepkisi sonucu bu destekten vazgeçmiştir. Barzani, CIA kontrolünde ABD’de ölmüştür.

 ABD’nin Kürtlerle ilgisi devam etmiş ve 1980’li yılların başından itibaren bu ilgi giderek artmıştır. A.B.D. Dışişleri bakanlığının her yıl yayınlanan insan hakları komisyonu raporunda 1982 yılında Kürtlerden iki cümle ile bahsedilirken 1986 yılı raporunda Kürtler’in durumu 12 paragraf ile bahsedilmiş ve Türk Hükümeti bu raporda tenkit edilmiştir. 1987 yılında ise 11 sayfa Kürtlere ayrılmıştır. Takip eden yıllarda da, raporda Kürt azınlığın insan haklarından yararlandırılmadığı ısrarla bahsedilmiştir.

 Böylece Serv ile bize kabul ettirilemeyen (Lozan’da ret edildi) Kürtlerin ayrı bir millet olduğu ve azınlık olduğu fikri işlenilerek kukla Kürdistan devletinin kurulmasına çalışılmaktadır.

 ABD, PKK ile ASALAnın (Ermeni) işbirliğini de desteklemiştir. ABD sadece PKK ile değil diğer örgütlerle de işbirliği yapmaktadır. 1988 yılında Irak Kürdistan Yurtsever Birliği Lideri Celal Talabani’yi ABD yönetimi kabul etmiş ve resmi görüşmeler yapmıştır. Talabani ise Abdullah Öcalan ile ittifak protokolü yapmış bir kimsedir. Bu yıllardan sonra PKK’lı teröristlerde Amerika yapımı silahlar görülmeye başlanmıştır. ABD, PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etmekle birlikte bu örgütün siyasi, sosyal teorilerini çok büyük oranda paylaşmaktadır.

İSYANLAR VE İSTEKLER

T.C.nin kuruluşu sonrasında ve daha sonraki yıllarda 3 önemli isyan hareketi olmuştur: 1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1938 Dersim hareketleri aslında bir milli isyan hareketi değildir. Özellikle 1925 Şeyh Sait İsyanı’nın Musul ve Kerkük meselesinin İngilizlerle müzakereye girişilip T.C. lehine halledileceği zamana gelmesi tesadüfi değildir. 1938 Dersim harekatının ise Hatay meselesi sonrasında doğan gergin zamanda olması tahriklerin dış kaynaklı olduğunu göstermektedir.

 Avrupa’da kurulmuş bulunan Kürt Cemiyeti’nin 1961 yılında zamanın devlet başkanı Cemal Gürsel’e gönderdiği telgrafta şu istekler vardı:

  1. Kürdistan vilayetleri tek ülke halinde birleşmeli ve Cumhuriyet içinde muhtariyet verilmeli;
  2. Kürtçe resmi öğrenim dili haline getirilmeli;
  3. Kürtçe basın ve yayına müsaade edilmeli.

1961 yılında Silopi’de kurulan Irak Kürdistan Partisi ise programına şunları almıştır:

1. T.C. Anayasa’sı değiştirilmelidir.

2. Anayasa’ya Türk ve Kürt terimleri konulmalıdır.

3. Türk Devleti’nin iki milletten oluştuğu kabul edilmelidir.

4. Kürtçe yayın yapılmasına müsaade edilmelidir. Okullarda Kürtçe okutulmalı, radyoda Kürtçe neşriyat yapılmalıdır.

Devrimci Doğu Kültür Dernekleri’nin 1969’da yayınladıkları bildiri’de ise şunlar vardı:

  1. Sivas il hududundan itibaren Doğu’da bir Kürt devleti kurulması çalışmaları yapılmalıdır.
  2. Kürtlerin etnik bir grup olduğu propaganda edilmelidir.
  3. Türk ordusu işgal ordusu olarak gösterilmektedir.
  4. Eylemler Türk Solu ile birlikte yapılmalıdır. 

Zamanımızda ise bu görüşleri vatan ve milletin bölünmez bütünlüğü için yemin edenler (millet vekilleri) kolaylıkla savunmaktadır.

PKK

1984 yılında PKK ilk defa ilçe basarak terörist ve bölücü faaliyetlere hız kazandırmıştır. Körfez harekatı ile de durum daha vahim bir hal almıştır.

Bugün artık her gün birkaç vatan evladı güvenlik görevlimiz şehit edilmekte, devlet daireleri kurşunlanmakta, bombalanmaktadır. Bu olayların esas sebebi daha önce belirttiğimiz gibi Doğu ve Güneydoğumuzu da içine alacak kukla bir Kürdistan devletinin kurulmak istenmesidir.

Bir devletin kurulması için üç unsur gereklidir.

  1. Birbirleri ile yaşamaya karar vermiş, müşterek kültür, tarih v.s. gibi değerlere sahip bir topluluk yani millet,
  2. Bu milletin üzerinde yaşayacağı topraklar yani vatan,
  3. Bu topraklar üzerinde bu milletin hakim olması, otoritesini kullanabilmesi yani hükümranlık. 

DEVLETİN ÜÇ UNSURU 

İşte Kürt Devleti’ni oluşturmak için bu üç unsurun gerçekleşmesine çalışılmaktadır.

Daha önce bahsedildiği gibi İngiltere başta olmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren propaganda edilen, “Kürtlerin ayrı bir millet olduğu” görüşü dünya kamuoyunca kabul görmüştür. Türk Kamuoyunda da bu düşünce kabul görür hale gelmiştir. Bu görüşün kabul görmesinde “Türkçe’den başka dillerde yapılacak yayınlar hakkında kanunun” iptali ile birlikte başlayan resmi ağızlı beyanların büyük rolü olmuştur.

Herkes anadili ile konuşabilmelidir şeklinde gerekçe gösterilerek 12 Eylül yönetimi ile getirilen kanun iptal edilmiştir. Bu iptal işlemi esnasında Kürtlerin ayrı bir millet olduğu ve nüfuslarının en az 12.000.000 olduğu şeklinde resmi beyanlar olmuştur.

Devlet için ikinci unsurunun ‘Hükümranlık’ olduğunu söylemiştik. Kürdistan olarak isimlendirilecek Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunda ve Irak ve Suriye’nin kuzeyinde TürkiyeSuriye ve Irak Devletinin hakimiyeti ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 

Irak’ın kuzeyinde, körfez harekatından sonra, (36.paralel) Irak devletinin hakimiyeti müttefik ülkelerin gayreti ile ortadan kalkmıştır. Kukla Kürdistan kurmak isteyen ABD ve müttefikleri bu bölgede Irak’ın denetimi yeniden kazanmaması için Çekiç Gücü Silopi’ye yerleştirmişlerdir. Bahane olarak Irak’ın bu bölge halkına olan kötü muamelesini önlemek gereğini ileri sürmüşlerdir. Yani tez şudur: “Kuzey Irak’ta Kürtler yaşamaktadır. Irak bunların haklarını vermemektedir. İsyan eden bu insanlara kötü davranmaktadır. İnsan haklarına kötü davranmaktadır. İnsan hakları savunucusu ABD ve müttefiklerinin de bu insanları kazanmak için Çekiç Gücü T.C. Güneyine yerleştirmişlerdir.”

Yeni deblet için, Güneydoğu’muzda devlet otoritesinin de kalkması gerekir (hükümranlık). Bunun içinde terör metot olarak kullanılmaktadır. PKK, terör eylemleri ile bölge halkına esas gücün kendisinde olduğunu göstermeye ve halkta ve devlet kademelerinde yılgınlık doğmasına çalışmaktadır.

Kuzey Irak’ta ABD kontrolünde bir devletin kurulması gerçekleşmek üzeredir. Seçim yapılmıştır; Hükümet kurulmuştur; Ordu kurulmaktadır.

ATATÜRK VE KÜRTÇÜLÜK 

Bu devlet kuruluktan sonra korkarım ki Çekiç Güç T.C. deki Kürtlerin korunmasını üstlenir ve T.C. otoritesi Güney Doğudan kaldırarak kürt devletinin sınırları genişletilmiş olur. Bunu önlemek uygulanan şimdiki politikalar ile zordur. Çünkü biz de bu insanların farklı bir millet olduğunu kabullenmiş bulunuyoruz.

Atatürk ve daha sonraki devlet adamları Kürtlerin ayrı bir millet olduğu fikrini asla kabul etmemişlerdir ki doğrusuda budur.

Atatürk bir coğrafya kitabında şunları yazıyor:

“Türkiye bugün yalnız Türklerin yerleşmiş olduğu araziden mürekkeptir. Türk olmayanlar, Türklüğe yabancı olanlar vatan haricinde kalmış veya çıkarılmış bu suretle milli birlik temin edilmiştir. Fakat birçok Türk vatandaşımız Lozan müdahalesiyle çizilen yeni hudutlarımız haricinde kalmıştır. Türkiye’de ekalliyet teşkil eden unsurlar Rumlar, Ermeniler ve Musevilerden ibarettir.”

Atatürk döneminde şekillenen bu milli politika zamanla terkedilmiş hatta zamanımızda bununla da yetinilmemiş “Kürtçe” ve “Kürt Irkı” devamlı gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Hatta T.B.M.M. çatısı altında Kürtlere özgürlük isteyen milletvekilleri çıkabilmiştir.

PKK’YA VERİLEN GÖREV

Son olarak Terör Örgütü PKK’nın lideri ateşkes ilan ettiğini belirtmiş ve bazı haklar verildiği takdirde ateşkesin devam edeceğini bildirmiştir. Onun Türkiye’deki uzantısı olanlar ve bazı gafil kimseler de Apo ve militanlarına yeni bir siyasi sıfat ve hüviyet kazandırmaya çalışmaktadırlar. PKK’nın ateşkes ilanı bir taktik anlayış gereğidir. PKK’nın görevlerinden biri silahlı propagandadır. Bu propaganda ile Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğusunda, Türklerden ayrı bir Kürt Milleti yaşadığını dünya ve maalesef Türk kamuoyuna kabul ettirmiştir. Dolayısıyla görevlerinden birini başarı ile tamamlanmıştır.

İkinci görevini ise, bu bölgede T.C.nin otoritesini ortadan kaldırarak kendi hükümranlıklarını kabul ettirmeyi, güvenlik güçlerimizin ve yöre halkının mücadelesi sonucu başaramamıştır. Bu sebeple de PKK lideri ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Ateşkesin devamı için ileri sürdüğü istekler ise bölücü örgütlerin 1960’lı yıllarda yazdıkları ile aynıdır.

SEVR YA DA LOZAN

Türkiye’nin önünde şimdi iki yol vardır. Biri Sevr’e diğer Lozan’a gitmektedir. 

Türkiye eğer Sevr’e gitmek istiyorsa yapacağı işlemler şunlardır:

  1. T.C. Devleti’nin üniter yapısı tartışmaya açılmalı, federatif devlet modeli üzerinde durulmalıdır.
  2. T.C. Devleti içinde farklı iki millet olduğu belirtilerek I. Cumhuriyet tartışılmalı, II. Cumhuriyet kurulması için propaganda yapılmalıdır.
  3. Kürtçe TV, gazete, kitap, gibi yayınların yapılması kolaylaştırılmalıdır.
  4. Anadolu’nun Güney Doğusunda muhtar bir bölge kurulmalıdır. Bu bölgede güvenlik ve asayişi PKK militanları sağlamalıdır.
  5. Her ihtimale karşı Çekiç Güç’ün göreve devam etmesi sağlanmalı, bu bölgedeki halkın hakları bu güce emanet edilmelidir.
  6. Irak Devletinin 36. paralelin kuzeyinde otoritesinin kalmaması sağlanmalıdır.
  7. Irak’ın kuzeyi ile Anadolu’nun güneydoğusu bileştirilerek Kürt Devleti kurulmalıdır.
  8.  

Türkiye elbetteki Sevr yolunu seçemeyeceğine göre ikinci yolu seçmelidir ve şunları yapmalıdır:

  1. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Rum, Ermeni, ve Yahudilerden başka bir azınlık grubu olmadığı bütün dünyaya ilan edilmelidir.
  2. T.C. vatandaşlarının hepsinin bu devletin birinci sınıf vatandaşı olduğu, etnik temeli ne olursa olsun herkesin Yüce Türk Milleti’nin birer ferdi olduğu anlatılmalıdır.
  3. Devletin üniter (tekil) yapısı tartışma konusu yapılmamalı federatif bir yapıdan söz dahi edilmemelidir.
  4. Devletin resmi otoritesi ülkenin her karış toprağında hakim kılınmalıdır.
  5. Devletin şefkati her vatandaşa ulaşmalı, bölgeler ve insanlar arası gelir dağılımındaki bozukluk düzeltilmelidir.
  6. Resmi dilin Türkçe olduğu ve bu dilden başka bir dille eğitimin mümkün olmadığı anlatılmalıdır.
  7. Apo veya PKK adına konuşan hiçbir kimse devletin muhatabı olarak kabul edilmemelidir. Bu hususta Türk adaleti son söz sahibi kılınmalıdr.
  8. Irak’ın toprak bütünlüğü savunulmalıdır. Bu ülkede demokratik devlet yapısının kurulması teşvik edilmelidir.
  9. Çekiç Gücün bölgeden uzaklaştırılması sağlanmalıdır.
  10. Batılı ülkelerin bölgedeki faaliyetleri yakından takip edilmelidir. 

Bütün bunları gerçekleştirmeye kalkarken Apo tekrar kan dökebilir endişesi yersizdir. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunu anlattığı Büyük Nutku’nun sonunda şunları söylüyor: “Bugün vasıl olduğumuz netice milli musibetlerin intihabı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk Gençliğine emanet ediyorum.”

T.C. Devleti’ni kurmak için vatanın her köşesini kanları ile sulamasını bilen milletimiz onu ebediyete kadar yaşatmak için de gerekirse şimdi de asil kanını aziz vatan topraklarına dökmekten çekinmez.

 

 

9 Ocak 2025 Perşembe

 ÇOK ÖNEMLİ

Üç taraftan kuşatıldık ve yalnızlaştırıldık.
Kürdistan'ı daha doğrusu Büyük İsrail'i kurmak için bizden Güneydoğu'muzu istiyorlar.
Türkiye bunun için Amerika, Yunanistan ve İsrail ile savaşmak mecburiyetinde kalacak.
Türkiye hızla milli hükümetini kurmalı ve Rusya, İran, Irak, Türk Cumhuriyetleri ve Çin ile askeri ve siyasi ittifak içine girmelidir.
Her geçen gün aleyhimizedir.