32 YIL ÖNCE YAZDIKLARIM
Bu yazıyı 32 yıl önce yazmıştım. O günden bu yanan ne yazık
ki Türkiye adım adım Sevre doğru gitti; gitmeye de devam ediyor.
Suriye’deki son gelişmeler, Batı’ emperyalizminin Sevr’i gerçekleştirmek
için attığı önemli bir adımdır.
33 Yıl önce yazıp yayımladığım yazı:
Yeni Türkeli Gazetesi Sayı:8 Yıl:1 15 Mayıs 1993
SERV VEYA LOZAN
“Güneydoğu
Sorunu” bugün için Türkiye’ni en önemli meselesidir. Çünkü milli birliğimiz
veya toprak bütünlüğümüz tehdit altındadır. Her gün bir çok vatan evladı
hayatını kaybetmektedir. Cumhuriyet’in ilanından beri, M. Akif’in “Şüheda
fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diye vasıflandırdığı vatan toprağının bir
kısmı, ilk defa bu kadar ciddi bir şekilde kaybedilme tehlikesi içindedir.
Meselenin
asıl kaynağı batılı ülkelerin menfaatlerini iki yönde geliştirme istek ve çabasıdır.
Bunlardan birincisi, Ortadoğu’ya dolayısıyla bu bölgedeki petrollere ve diğer yer
altı zenginliklerine hakim olmak için bir kukla devlet kurma arzusu; İkincisi ise
onların “Şark Meselesi” olarak isimlendirdileri sorunlarını çğzme isteğidir.
“Şark
Meselesi” 19. yüzyılda emperyalist Avrupa’nın ortaya attığı politik bir
terimdir. Bu meselenin aslı ise Hıristiyan Batı’nın Müslüman Türkleri Avrupa ve
Anadolu’da istememeleridir…
…Haçlı zihniyeti içerisinde Türkleri geldikleri topraklara
geri gönderme çabaları başarılı olmaya başlamıştır ve 1. Cihan Harbi’nden sonra
orduları Sakarya’ya kadar gelmişse de kahraman milletimiz onları bugünkü
sınırlarımız dışına atmasını bilmiştir.
Emperyalist
Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğunu yıkmakta gösterdikleri başarıda
İmparatorluğun içerisindeki azınlık milliyetçiliği akımlarını destekleme
politikalarının büyük rolü oldu.
KÜRTÇÜLÜK NASIL BAŞLADI
Aynı şekilde 19. yüzyılda başlatılan “Kürtçülük İdeolojisi”
de bu anlayıştan doğdu. Osmanlı Türk devletini yıkmak için bazı aşiret ve
oymaklara Kürt oldukları empoze edilerek Türklerden ayrı bir millet oldukları
şuurunun verilmesi bu taktik anlayıştan sonucudur.
Kürtçülük faaliyeti içinde olanlar dün de bugün de Türk
devletinin parçalamasından menfaat bekleyen kişi ve gruplardır.
İngiltere,
1800’lü yıllardan beri Kürtçülük hareketi ile yakından ilgilenmiştir. 1800’lü
yılların başından itibaren bölgeye ajanlar görevlendirerek, bölgedeki
aşiretlere “farklı milliyete mensup oldukları şuurunu” vermeye
başlamıştır. Bu arada yeraltı zenginliklerini de tespit etmişlerdir.
İngilizlerin
en çok uyguladıkları taktik, “böl ve yönet” taktiğidir. Bu taktiği yürütebilmek
için Osmanlı İmparatorluğu içerisinde, ‘Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Kürt
Teali Cemiyeti’ni ve Ermeni-Kürt işbirliğini artırmak için Hayben cemiyetini
faaliyete geçirmişlerdir.
İngiltere’nin
bölgede tesirleri I. Dünya Savaşı sonrasında çok daha fazla hale gelmiştir.
Loyd George 30 Ocak 1919 tarihinde Paris Konferansında Kürt meselesini gündeme
getirmiş ve konferans metnine “Ermenistan, Suriye, Mezopotamya, Kürdistan,
Filistin ve Arabistan Osmanlı Türk İmparatorluğundan ayrılmalıdır.” maddesini
koydurmuştur.
10 Ağustos
1920 de imzalanan Serv Anlaşmasının 62, 63 ve 64. maddelerinde, bu istek, daha
açık şekilde ortaya konulmuştur. Serv antlaşmasına göre, Fırat’ın doğusunda
İtilaf devletlerinin kontrolünde mahalli muhtariyet oluşturulacak; bir yıl
sonra ise Kürt ahali eğer isterse ve Cemiyeti Akvam da onaylarsa Türkiye bu
bölgede hiçbir hak iddia etmeyecekti. Yani Fırat’ın doğusu Türkiye’den
koparılıp alınacaktı. Böylece kukla Kürdistan ve Ermenistan devleti
kurulacaktı.
Birinci
Cihan Harbi’ni takip eden yıllarda ve milli mücadele yıllarında İngilizler
Kürtler ile ilgili yoğun faaliyette bulunmuşlardır. Başlıca iki amaca yönelik
propaganda yapmışlardır. Birincisi yöre ahalisi arasında İngiliz sempatisini
geliştirmek, ikincisi Kürtler’in ayrı bir millet olduğu fikrini yaymak.
Binbaşı
Noel bu yıllarda en fazla çalışan İngiliz ajanıdır. Onun raporlarına göre
bölgede bir siyasi ünite olarak Kürdistan mevcut değildir fakat zamanla gerekli
zemin oluşturularak millet şuuru gerçekleşebilecektir.
Sonuç
olarak İngilizler Kürtleri menfaatleri ölçüsünde desteklemiş ve kullanmışlar
menfaat beklemedikleri zaman desteklerini çekmişlerdir. Fakat işledikleri “Kürtlerin
ayrı bir millet olduğu” teması yeşermiş, Türk ve Dünya kamuoyunca
benimsenir hale gelmiştir.
ABD DEVREDE
A.B.D.nin
Ortadoğu olayları ile ilgili esas faaliyetleri İkinci Cihan Harbi sonrası
başlamıştır. Muhammed Molla Barzani ile İran Şahı arasındaki mücadelede Şah’a
yardım etmiş 1946 da Barzani’nin yenilmesini sağlamıştır. Aynı Amerika, 1960
yılından itibaren Barzani’yi desteklemiş, Irak’taki isyana yardım etmiştir.
Irak yönetiminin büyük tepkisi sonucu bu destekten vazgeçmiştir. Barzani, CIA
kontrolünde ABD’de ölmüştür.
ABD’nin
Kürtlerle ilgisi devam etmiş ve 1980’li yılların başından itibaren bu ilgi
giderek artmıştır. A.B.D. Dışişleri bakanlığının her yıl yayınlanan insan
hakları komisyonu raporunda 1982 yılında Kürtlerden iki cümle ile bahsedilirken
1986 yılı raporunda Kürtler’in durumu 12 paragraf ile bahsedilmiş ve Türk
Hükümeti bu raporda tenkit edilmiştir. 1987 yılında ise 11 sayfa Kürtlere
ayrılmıştır. Takip eden yıllarda da, raporda Kürt azınlığın insan haklarından
yararlandırılmadığı ısrarla bahsedilmiştir.
Böylece Serv ile bize kabul ettirilemeyen (Lozan’da ret
edildi) Kürtlerin ayrı bir millet olduğu ve azınlık olduğu fikri işlenilerek
kukla Kürdistan devletinin kurulmasına çalışılmaktadır.
ABD, PKK
ile ASALAnın (Ermeni) işbirliğini de desteklemiştir. ABD sadece PKK ile değil
diğer örgütlerle de işbirliği yapmaktadır. 1988 yılında Irak Kürdistan
Yurtsever Birliği Lideri Celal Talabani’yi ABD yönetimi kabul etmiş ve resmi
görüşmeler yapmıştır. Talabani ise Abdullah Öcalan ile ittifak protokolü yapmış
bir kimsedir. Bu yıllardan sonra PKK’lı teröristlerde Amerika yapımı silahlar
görülmeye başlanmıştır. ABD, PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etmekle
birlikte bu örgütün siyasi, sosyal teorilerini çok büyük oranda paylaşmaktadır.
İSYANLAR VE İSTEKLER
T.C.nin
kuruluşu sonrasında ve daha sonraki yıllarda 3 önemli isyan hareketi olmuştur:
1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1938 Dersim hareketleri aslında bir milli isyan
hareketi değildir. Özellikle 1925 Şeyh Sait İsyanı’nın Musul ve Kerkük
meselesinin İngilizlerle müzakereye girişilip T.C. lehine halledileceği zamana
gelmesi tesadüfi değildir. 1938 Dersim harekatının ise Hatay meselesi
sonrasında doğan gergin zamanda olması tahriklerin dış kaynaklı olduğunu
göstermektedir.
Avrupa’da
kurulmuş bulunan Kürt Cemiyeti’nin 1961 yılında zamanın devlet başkanı Cemal
Gürsel’e gönderdiği telgrafta şu istekler vardı:
- Kürdistan
vilayetleri tek ülke halinde birleşmeli ve Cumhuriyet içinde muhtariyet verilmeli;
- Kürtçe
resmi öğrenim dili haline getirilmeli;
- Kürtçe
basın ve yayına müsaade edilmeli.
1961 yılında Silopi’de kurulan Irak Kürdistan Partisi ise
programına şunları almıştır:
1. T.C. Anayasa’sı değiştirilmelidir.
2. Anayasa’ya Türk ve Kürt terimleri konulmalıdır.
3. Türk Devleti’nin iki milletten oluştuğu kabul
edilmelidir.
4. Kürtçe yayın yapılmasına müsaade edilmelidir. Okullarda
Kürtçe okutulmalı, radyoda Kürtçe neşriyat yapılmalıdır.
Devrimci Doğu Kültür Dernekleri’nin 1969’da yayınladıkları
bildiri’de ise şunlar vardı:
- Sivas
il hududundan itibaren Doğu’da bir Kürt devleti kurulması çalışmaları
yapılmalıdır.
- Kürtlerin
etnik bir grup olduğu propaganda edilmelidir.
- Türk
ordusu işgal ordusu olarak gösterilmektedir.
- Eylemler
Türk Solu ile birlikte yapılmalıdır.
Zamanımızda ise bu
görüşleri vatan ve milletin bölünmez bütünlüğü için yemin edenler (millet
vekilleri) kolaylıkla savunmaktadır.
PKK
1984 yılında PKK ilk defa ilçe basarak terörist ve bölücü
faaliyetlere hız kazandırmıştır. Körfez harekatı ile de durum daha vahim bir
hal almıştır.
Bugün artık her gün birkaç vatan evladı güvenlik görevlimiz
şehit edilmekte, devlet daireleri kurşunlanmakta, bombalanmaktadır. Bu
olayların esas sebebi daha önce belirttiğimiz gibi Doğu ve Güneydoğumuzu da
içine alacak kukla bir Kürdistan devletinin kurulmak istenmesidir.
Bir devletin kurulması için üç unsur gereklidir.
- Birbirleri
ile yaşamaya karar vermiş, müşterek kültür, tarih v.s. gibi değerlere
sahip bir topluluk yani millet,
- Bu
milletin üzerinde yaşayacağı topraklar yani vatan,
- Bu
topraklar üzerinde bu milletin hakim olması, otoritesini kullanabilmesi
yani hükümranlık.
DEVLETİN ÜÇ UNSURU
İşte Kürt Devleti’ni
oluşturmak için bu üç unsurun gerçekleşmesine çalışılmaktadır.
Daha önce bahsedildiği gibi İngiltere başta olmak üzere 19.
yüzyıl başlarından itibaren propaganda edilen, “Kürtlerin ayrı bir millet
olduğu” görüşü dünya kamuoyunca kabul görmüştür. Türk Kamuoyunda da bu düşünce
kabul görür hale gelmiştir. Bu görüşün kabul görmesinde “Türkçe’den başka
dillerde yapılacak yayınlar hakkında kanunun” iptali ile birlikte başlayan
resmi ağızlı beyanların büyük rolü olmuştur.
Herkes anadili ile konuşabilmelidir şeklinde gerekçe
gösterilerek 12 Eylül yönetimi ile getirilen kanun iptal edilmiştir. Bu iptal
işlemi esnasında Kürtlerin ayrı bir millet olduğu ve nüfuslarının en az
12.000.000 olduğu şeklinde resmi beyanlar olmuştur.
Devlet için ikinci unsurunun ‘Hükümranlık’ olduğunu
söylemiştik. Kürdistan olarak isimlendirilecek Türkiye’nin Doğu ve
Güneydoğusunda ve Irak ve Suriye’nin kuzeyinde TürkiyeSuriye ve Irak Devletinin
hakimiyeti ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Irak’ın kuzeyinde, körfez harekatından sonra, (36.paralel)
Irak devletinin hakimiyeti müttefik ülkelerin gayreti ile ortadan kalkmıştır.
Kukla Kürdistan kurmak isteyen ABD ve müttefikleri bu bölgede Irak’ın denetimi
yeniden kazanmaması için Çekiç Gücü
Silopi’ye yerleştirmişlerdir. Bahane olarak Irak’ın bu bölge halkına olan kötü
muamelesini önlemek gereğini ileri sürmüşlerdir. Yani tez şudur: “Kuzey Irak’ta
Kürtler yaşamaktadır. Irak bunların haklarını vermemektedir. İsyan eden bu
insanlara kötü davranmaktadır. İnsan haklarına kötü davranmaktadır. İnsan
hakları savunucusu ABD ve müttefiklerinin de bu insanları kazanmak için Çekiç
Gücü T.C. Güneyine yerleştirmişlerdir.”
Yeni deblet için, Güneydoğu’muzda devlet otoritesinin de
kalkması gerekir (hükümranlık). Bunun içinde terör metot olarak
kullanılmaktadır. PKK, terör eylemleri ile bölge halkına esas gücün kendisinde
olduğunu göstermeye ve halkta ve devlet kademelerinde yılgınlık doğmasına
çalışmaktadır.
Kuzey Irak’ta ABD kontrolünde bir devletin kurulması
gerçekleşmek üzeredir. Seçim yapılmıştır; Hükümet kurulmuştur; Ordu
kurulmaktadır.
ATATÜRK VE KÜRTÇÜLÜK
Bu devlet kuruluktan
sonra korkarım ki Çekiç Güç T.C. deki Kürtlerin korunmasını üstlenir ve T.C.
otoritesi Güney Doğudan kaldırarak kürt devletinin sınırları genişletilmiş
olur. Bunu önlemek uygulanan şimdiki politikalar ile zordur. Çünkü biz de
bu insanların farklı bir millet olduğunu kabullenmiş bulunuyoruz.
Atatürk ve daha sonraki devlet adamları Kürtlerin ayrı bir
millet olduğu fikrini asla kabul etmemişlerdir ki doğrusuda budur.
Atatürk bir coğrafya kitabında şunları yazıyor:
“Türkiye bugün yalnız
Türklerin yerleşmiş olduğu araziden mürekkeptir. Türk olmayanlar, Türklüğe
yabancı olanlar vatan haricinde kalmış veya çıkarılmış bu suretle milli birlik
temin edilmiştir. Fakat birçok Türk vatandaşımız Lozan müdahalesiyle çizilen
yeni hudutlarımız haricinde kalmıştır. Türkiye’de ekalliyet teşkil eden
unsurlar Rumlar, Ermeniler ve Musevilerden ibarettir.”
Atatürk döneminde şekillenen bu milli politika zamanla
terkedilmiş hatta zamanımızda bununla da yetinilmemiş “Kürtçe” ve “Kürt Irkı”
devamlı gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Hatta T.B.M.M. çatısı altında
Kürtlere özgürlük isteyen milletvekilleri çıkabilmiştir.
PKK’YA VERİLEN GÖREV
Son olarak Terör Örgütü PKK’nın lideri ateşkes ilan ettiğini
belirtmiş ve bazı haklar verildiği takdirde ateşkesin devam edeceğini
bildirmiştir. Onun Türkiye’deki uzantısı olanlar ve bazı gafil kimseler de Apo
ve militanlarına yeni bir siyasi sıfat ve hüviyet kazandırmaya
çalışmaktadırlar. PKK’nın ateşkes ilanı bir taktik anlayış gereğidir. PKK’nın
görevlerinden biri silahlı propagandadır. Bu propaganda ile Anadolu’nun Doğu ve
Güneydoğusunda, Türklerden ayrı bir Kürt Milleti yaşadığını dünya ve maalesef
Türk kamuoyuna kabul ettirmiştir. Dolayısıyla görevlerinden birini başarı ile
tamamlanmıştır.
İkinci görevini ise, bu bölgede T.C.nin otoritesini ortadan
kaldırarak kendi hükümranlıklarını kabul ettirmeyi, güvenlik güçlerimizin ve
yöre halkının mücadelesi sonucu başaramamıştır. Bu sebeple de PKK lideri
ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Ateşkesin devamı için ileri sürdüğü
istekler ise bölücü örgütlerin 1960’lı yıllarda yazdıkları ile aynıdır.
SEVR YA DA LOZAN
Türkiye’nin önünde
şimdi iki yol vardır. Biri Sevr’e diğer Lozan’a gitmektedir.
Türkiye eğer Sevr’e
gitmek istiyorsa yapacağı işlemler şunlardır:
- T.C.
Devleti’nin üniter yapısı tartışmaya açılmalı, federatif devlet modeli
üzerinde durulmalıdır.
- T.C.
Devleti içinde farklı iki millet olduğu belirtilerek I. Cumhuriyet
tartışılmalı, II. Cumhuriyet kurulması için propaganda yapılmalıdır.
- Kürtçe
TV, gazete, kitap, gibi yayınların yapılması kolaylaştırılmalıdır.
- Anadolu’nun
Güney Doğusunda muhtar bir bölge kurulmalıdır. Bu bölgede güvenlik ve
asayişi PKK militanları sağlamalıdır.
- Her
ihtimale karşı Çekiç Güç’ün göreve devam etmesi sağlanmalı, bu bölgedeki
halkın hakları bu güce emanet edilmelidir.
- Irak
Devletinin 36. paralelin kuzeyinde otoritesinin kalmaması sağlanmalıdır.
- Irak’ın
kuzeyi ile Anadolu’nun güneydoğusu bileştirilerek Kürt Devleti
kurulmalıdır.
-
Türkiye elbetteki Sevr yolunu seçemeyeceğine göre ikinci yolu
seçmelidir ve şunları yapmalıdır:
- Türkiye
Cumhuriyeti içerisinde Rum, Ermeni, ve Yahudilerden başka bir azınlık
grubu olmadığı bütün dünyaya ilan edilmelidir.
- T.C.
vatandaşlarının hepsinin bu devletin birinci sınıf vatandaşı olduğu, etnik
temeli ne olursa olsun herkesin Yüce Türk Milleti’nin birer ferdi olduğu
anlatılmalıdır.
- Devletin
üniter (tekil) yapısı tartışma konusu yapılmamalı federatif bir yapıdan
söz dahi edilmemelidir.
- Devletin
resmi otoritesi ülkenin her karış toprağında hakim kılınmalıdır.
- Devletin
şefkati her vatandaşa ulaşmalı, bölgeler ve insanlar arası gelir
dağılımındaki bozukluk düzeltilmelidir.
- Resmi
dilin Türkçe olduğu ve bu dilden başka bir dille eğitimin mümkün olmadığı
anlatılmalıdır.
- Apo
veya PKK adına konuşan hiçbir kimse devletin muhatabı olarak kabul
edilmemelidir. Bu hususta Türk adaleti son söz sahibi kılınmalıdr.
- Irak’ın
toprak bütünlüğü savunulmalıdır. Bu ülkede demokratik devlet yapısının
kurulması teşvik edilmelidir.
- Çekiç
Gücün bölgeden uzaklaştırılması sağlanmalıdır.
- Batılı
ülkelerin bölgedeki faaliyetleri yakından takip edilmelidir.
Bütün bunları gerçekleştirmeye kalkarken Apo tekrar kan
dökebilir endişesi yersizdir. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunu
anlattığı Büyük Nutku’nun sonunda şunları söylüyor: “Bugün vasıl olduğumuz netice milli musibetlerin intihabı ve bu aziz
vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk Gençliğine
emanet ediyorum.”
T.C. Devleti’ni kurmak için vatanın her köşesini kanları ile
sulamasını bilen milletimiz onu ebediyete kadar yaşatmak için de gerekirse
şimdi de asil kanını aziz vatan topraklarına dökmekten çekinmez.